GÜMÜŞPALA-66





Keyifli okumalar❤️


Genç kadın aynadan yansıyan görüntüsünü şöyle bir süzdü. Üzerine giydiği bebek pembesi, hafif balon şeklinde inen yarım kol dökümlü kazağı ile ekru rengi bebe yakasına işlenmiş incileri hoş bir ahenk içerisindeydi. Diz kapaklarından aşağı doğru uzanan krem rengi çan eteği incecik belini vurgularken oldukça hanım hanımcık bir profil çiziyordu.

Açık kumral saçlarını çiçek desenli şık bir fularla hafif yukarıya yarım toplayıp kurdele yapmış; pembe renk allığı ve aynı tonlardaki parlak bitişli ruju, mermer beyazı teniyle mükemmel bir uyum yakalamıştı. 

Az miktarda far ve rimelle vurgulanmış mavi gözleri, heyecanlı ve bir miktar da tedirgin bakıyorlardı.

Aynanın önünden ayrılıp yatağın ucuna oturmuş; mevsime uygun şekilde tercih edilmiş arkası kapalı, oval burunlu ve eteğiyle neredeyse aynı zarif topukluklu ayakkabılarını giydiği sırada yatak odasının kapısı açıldı. 

Eğildiği yerden doğrulurken kocasıyla göz göze geldiler. 

"Sevgilim"

Ayağındaki topuklularla kocasına epeyce yaklaşan Bahar tebessümle karşıladı Gümüşpala'yı.

"Güzelim."

Karısının boynundan bir nefes çekip geri çekilirken güzel yüzünü izledi adam.

"Çok güzelsin"

Bahar şımarıkça bir tavırla eteklerini sağa sola savurarak sordu.

"Nasıl olmuşum?"

Pırıl pırıldı.

Işıl ışıldı.

Onun bu halleri şüphesiz en çok Hamza Mahir'i memnun ediyordu. 

"Küçük hanımefendi misin sen?"

Adamın sesi eğlenir gibi çıksa da beğeni ve memnuniyet doluydu.

"Mahir ya aşk olsun."

O sırada yanağından makas alan adamın bozduğunu düşündüğü allığını el yordamıyla düzeltmeye çalışıyordu.

"Çok güzel olmuşsun yavrum."

Memnuniyetle kollarını adamın boynuna doladı.

"Çok heyecanlıyım."

Güzel gözlerinden açık bir kitap gibi okuyordu zaten Hamza Mahir karısını.

"Bayramda babaannesinin elini öpmeye gidecek çocuklar gibi hazırlanmandan belli zaten güzelim."

Bahar kaşlarını ve dudaklarını büzüp sordu.

"Çok mu çocuk gibi olmuşum."

Gümüşpala genç kadının belindeki ellerini biraz daha aşağılara doğru kaydırarak hemen birkaç santim uzağındaki dudaklarına bakarak konuşmaya başladı.

"Sen istesen de çocuk gibi görünemezsin."

Bahar istemsizce alt dudağını dişlerinin arasına alırken ortamın atmosferine direkt uyum sağlamış gibiydi.

"O senin gözünden öyle Mahir ya!"

Boynuna kondurulan küçük küçük öpücüklerin etkisinde kendini anlatmaya çalışıyordu nazlı nazlı.

"Ömrü hayatında beni arama gereğinde bulunmamış, hayatıma dahil olmak istememiş ve beni tanımadığı birine emanet edip kaybolmayı tercih etmiş bir kadınla tanışmak için heyecanlanıyorum. 

Neden? 

Yalnızca babaannem diye."

Gümüşpala karısının başını göğüsüne yaslamış usul usul sırtından beline doğru okşarken sessizce dinliyordu.

"Sanki çocukluğum geri mi gelecek de böyle çocuk gibi giyindim? İstemiyorum vazgeçtim gitmeyeceğim ben Mahir."

Sözlerinde en çok kendine sitem vardı Bahar'ın. Bu haksızlığa daha fazla sessiz kalmak istemediği için kararlılıkla söze girdi adam.

"Güzelim öncelikle çocuk gibi görünmüyorsun. İçinde bulunduğun ruh haliyle şu an aynada görmek istediğini görüyorsun fakat ben karşımda dünya güzeli bir kadın görüyorum."

Bahar'ın özgüvensiz bakışları inanmak ister gibi doğrulmuştu kocasının kendisine bakan gözlerine.

Gelen misafire koltuğun arkasından saklanarak bakan çocuklar gibi hissediyordu kendisini. 

Tamam gidelim demişti ama sabah kalktığından beri günün akşamını düşünüyordu. 

Birçok kıyafet denemiş, nasıl davranması gerektiğinin provasını yapmıştı. Evet babaannesi olabilirdi fakat aynı zamanda bir yabancıydı. 

Bütün bu güvensizliğin, telaşın ve kararsızlıkların arasında çıkmazda hissederken kollarında olduğu adam sayesinde artık güvende ve sakinlemiş hissediyordu. 

Hamza Mahir Gümüşpala kesinlikle Bahar'ın güvenli limanıydı.

"Ama dersen ki gitmeyelim hemen arar iptal ederim benim için önemli olan sensin."

Aynı kararlılıkla devam etmişti adam konuşmasına.

"Yok tamam tamam iptal etmeyelim ayıp olur yaşlı kadın sonuçta. Ben içimde fazla büyüttüm bence bu olayı sonra baş edemedim ama şimdi senin kollarındayken her şeyle baş edebilirmişim gibi geliyor."

Gümüşpala karısının alnına tebessümle bir öpücük kondurdu. Bu sıcacık öpücük fazlasıyla duygu yüklüydü.

"Mahir ben kendime odaklandığım için bencillik ediyorum farkındayım neticede orası bir zamanlar babam olacak adamın yaşadığı ev. Belki de sen çok çok haklı olarak orada bulunmak istemezsin. Esas sen istemezsen gitmeyelim sevgilim."

Babasının konusu ne zaman açılsa Bahar'ın gözleri hep yere eğiliyordu çünkü babası diğer normal babalar gibi kızının göğsünü kabartacak değil başını öne eğecek şeyler yapmıştı.

Kısa bir sessizliğin ardından kocasının parmaklarını çenesinde hissetti Bahar. Yüzünü yukarı doğru kaldırmış bakışlarını buluşturmuştu. Çatık kaşlarının ardından bakıyordu kendisine.

"Ben sana başkalarının hatalarından sorumlu değilsin kimseye mahçup olmayacaksın demiyor muyum?"

Bahar üzgün çıkan sesiyle konuştu.

"Kimseye değil sana mahçup oluyorum. Hem gerçekten de gitmek zorunda değilsin Mahir sen kötü hissedersen benim iyi hissetmeme imkan yok ki."

Hamza Mahir'in gözünden benzerine az rastlanılır cinsten bir duygu gelip geçmişti. Şefkat duygusunu evlatları hariç kendinde uyandırabilen tek kişiydi Bahar.

Anlık duygusallığın ardından ortamın havasını değiştiren kişi yine adam kendisi olmuştu.

"Sen önden beni biraz iyi hissettir bakalım ben onlarla idare ederim artık."

Bahar'ın ayağındaki topuklu ayakkabılar sağolsun kaçma imkanını sıfıra indiriyordu. Dudaklarına kapanan dudaklarla itiraz hakkı da sıfıra inmişti.

Hararetli öpüşmeleri devam ederken elleri eteğinin bitim noktasına gelip yukarı doğru sıyırmaya başlayan kocasına itirazı gecikmemişti genç kadının.

"M-Mahir hayır!"

O eller bacaklarında gezinirken hayır demek oldukça zordu.

"Ne var içinde geçen aldıklarından mı?"

İstemsizce gülmüştü genç kadın. O alışverişin kocası üzerinde bu kadar tesirli olabileceği aklına dahi gelmemişti. Dünyanın en meraksız adamı baya baya hangi iç çamaşırını giydiğini merak eder olmuştu.

"Gül sen gül. Göreceğim."

Kalçasının altından tutmuş havalandırmıştı genç kadını. Yatağa doğru geldiklerinde ne kadar itiraz etse de sırtı çarşaflarla buluşmuştu Bahar'ın. 

"Mahir ya kıyafetlerim buruşacak biliyorsun ütü konusunda ne kadar takıntılı olduğumu!"

Kime diyordu ki? 

O sırada Hamza Mahir'in telefonu çalmaya başladı. Cebinden çıkarıp arayan kişiye baktığında ağzının içinden söylene söylene karısının üzerinden doğruldu adam. Mühim bir telefon olmasa hayatta kalkmazdı da ilahi adalet Bahar'ın yeniden ütü yapmak zorunda kalmasını istememişti.

Biraz sonra üstünü başını yeniden toparlamış, rujunu sürmüş hazırdı genç kadın. Hamza Mahir'in odaya girmesiyle kapıya doğru yöneldi gülerek.

"Kaçıp kurtuldun mu sen şimdi elimden?"

Genç kadının gülümsemesi büyüdü.

"Asla öyle bir iddiam yok sevgilim ama senin de bazı merakların geceye kaldı."

Gümüşpala'nın bir kaşı havalanırken Bahar kıkırdıyordu.

"Eyvallah Bahar hanım."

Eğlendiği sesinden açıkça belli oluyordu genç kadının.

"Eyvallah kocacığım."

Yaklaşık on beş dakika içerisinde Hamza Mahir Bahar'ın kendisi için hazırladığı füme rengi takımını giymişti. 

Genç kadın çoğu zaman kocasının ne giydiğine karışmıyordu bile çünkü zevkini çok beğeniyordu. Ancak birlikte çıkacakları zaman özellikle kendisi hazırlamak istiyor bundan özel bir zevk duyuyordu. Bu konudaki beğenileri paralellik gösterdiği için Gümüşpala da hiç itiraz etmeden karısı ne derse giyiyordu.

"Hmm çok yakışıklı olmuşsun."

Elinde seçtiği saatle girdiği giyinme odasında; ayaklı boy aynasının önünde gömleğini düzelten adama iç çekerek baktı genç kadın.

Aldığı karşılık ufacık bir yan sırıtıştı. 

'Maalesef bu ukala hallerine bile aşığım' diye düşündü Bahar.

Yanına yaklaşıp kocasının sol elini elleri arasına aldı ve kadranı siyah gümüş renkli saatini taktı. 

Her an Bahar'ın ellerinin üzerinde olması her işini kendi yapan bir adam olarak Gümüşpala'nın hoşuna gidiyordu.

"Çok da güzel kokuyorsun."

Genç kadın adama diyordu ama kendisinin de bir farkı yoktu. 

"Sen niyeti bozmaya başladın gibi geliyor bana."

Göz kırparak 'hayırdır' manasında kurduğu cümle karşılığını göğsüne bir şaplak olarak almıştı.

Karşılıklı atışmalar eşliğinde odadan çıktıklarında Hamza Mahir'in adımları oğullarının odasına doğru yönlenmişti fakat karısı tarafından durduruldu.

"Sevgilim aslanlar gitmiyor."

Adam sorgularcasına bakarken Bahar açıklama yapmaya başlamıştı.

"Biz önce gidelim tanışalım. Görüşmeye devam edecek olursak tanıştırırız oğullarımızla."

Bahar anlaşılan o ki Bahriye hanıma karşı gardını almış bir şekilde gidiyordu.

"Haklısın yavrum önce bak bakalım bizim şehzadelerle tanışmaya uygun bir babaanne mi karar ver."

Genç kadın bir miktar gücenmiş çıkan nazlı sesiyle sitem etti kocasına.

"Dalga geçiyorsun."

Hamza Mahir bir kolunu karısının omuzlarının üzerine atıp kendine doğru çekerken sesi az öncekinin aksine kararlı çıkıyordu.

"Bu kadar güçlü durmanı taktir ediyorum güzelim yalnızca."

Önce yine de oğullarının odasına uğramışlar öyle merdivenlerden inmişlerdi.

Gümüşpala dışarıda koruma çocukların yanında oyalanırken Bahar Zeliha hanıma oğlanlarla ilgili bilgi vermek için mutfağa uğramıştı.

"Sultanım biz çıkıyoruz miniklerim uyanıklar ve toklar haberin olsun."

Zeliha hanım mutfak masasında Kur'an okuyordu. Ara verip genç kadının yanına doğru kalktı.

"Maşallah benim kızıma ne kadar güzel olmuşsun."

Kadının bakışları beğeni ve gurur doluydu.

"Teşekkür ederim. Olmuş değil mi?"

Bahar'a küçüklüğünden beri kolay nazar değmesine alışık olduğu için kadıncağız hemen hızlıca nas, felak okuyup üflemişti yüzüne.

"Hayırdır nereye böyle hanım hanımcık?"

Genç kadın son güne kadar kendisi de emin olamadığı için bu konuyu henüz Zeliha hanımla konuşmamıştı. Daha doğrusu emin olamadığı tek şey yemek mevzusu değildi. Önce gidip tanışmak ve duruma göre bahsetmek istemişti. Belki de ilk ve son olacaktı. Öyle bir durumda lafını etmeye bile lüzum yoktu.

"Sultanım babaannemle tanışmaya gidiyorum."

Karşısındaki yaşlı kadının beti benzi atmıştı.

"B-babaannenle mi?"

Gözlerindeki tedirginlik Bahar'ı üzmüştü.

"Mahir olacak yanımda sultanım endişe edecek bir şey yok merak etme sen."

Ellerini avuçlarının içine alıp teskin etmeye çabaladı.

"Gerçekten korkacağın bir durum yok yalnızca tanışacağız o kadar."

Dili tutulup kalmıştı Zeliha hanımın. Belki de bu kapıdan çıktığı şekilde girmeyecekti Bahar'ı. Kendisine olan bakış açısı değişecekti.

"Seni her şeyden herkesten daha çok seviyorum hiç unutma olur mu Bahar'ım? Sen benim en kıymetlimsin."

Gözleri dolan Bahar sarılmıştı kadına.

"Sen de benim canımın içisin sultanım."

Mutfakta bir hayli oyalandıktan sonra kendini arabaya atabilmişti Bahar.

Yol akıp giderken sessizlik genç kadının konuşmasıyla bozuldu.

"Mahir elimiz boş gitmeseydik ayıp olacak."

Geleneksel kurallar önemliydi Bahar için.

"Yiğit Ali gideceğimizi biliyordu güzelim çikolata yaptırmış koymuş arabaya."

Serseri falandı ama istediği an ince düşünceliydi bu çocuk.

"Mahir bak görüyor musun eve bile giremiyor ama aklı hep burada neleri düşünmüş çocuk. Diyorum ki artık..."

Lafın devamının nasıl geleceği belliydi.

"Her cümleyi cezayı bitire bağlama yavrum o ayrı mevzu."

Kötü kötü baktı Bahar.

"Kalpsiz adam."

Neredeyse duyulmayacak bir ses tonuyla karısını cevapladı Gümüşpala.

"Sana verdim."

Sebebi de suçlusu da sensin der gibiydi.

Suçu atmış, topu Bahar'ın kucağına koymuş kenara çekilmişti kocası. Aldığı cevap hoşuna giden Bahar ise kendi kendine sırıtarak susmayı tercih etmişti.

Bir müddet daha yolculuktan sonra evin muhitine ulaşmışlardı. Geneli bir yada iki katlı eski tip, nahif mimarilerin yer aldığı, cumbalı evlerin estetiği ile muhteşem deniz manzarasının birleştiği, gökdelenlerden arınmış eşsiz bir semtti burası. 

Bahriye hanımın yaşadığı ev dışarıdan bakıldığında bir köşkü anımsatıyordu. İki katlı, dış cephesi ahşap, zarif bir yapıydı. 

"Mahir buralar ne kadar güzel yerlermiş."

Arabanın camından hayran hayran etrafına bakıyordu genç kadın.

"Mahir ben çok heyecanlandım. Nasıl davranmalıyım görünce? Sence o bana nasıl yaklaşır? Babaannem ama tanımadığım biri sonuçta ay çok gerildim ben."

Günlerdir pek çok defa bu konuyu konuşmuşlardı ama genç kadının zihninde şu an hiçbir şey kalmamıştı. Bomboş ve biraz panik haldeydi.

"Bunca yıl beni arayıp sormadığı için ona iyi davranmak, yakınlık göstermek istemiyorum ama görünce yelkenleri indirirsem diye de korkuyorum. Baktın ben kendimi kaptırmaya başladım hemen uyar beni tama..."

Hamza Mahir genç kadının dudaklarına kapanıp usul usul öpmeye başlamıştı. Ayrıldıklarında gözlerinin içine bakarak tane tane konuşmaya başladı. Küçük bir çocuğa anlatır gibi.

"Sakin güzelim, yalnızca kendin ol. İçinden nasıl geliyorsa öyle davran. Ben senin her haline tavım."

Bahar'ın paniklediği an sonu gelmez bir şekilde konuşmaya başladığını iyi bilen adam sakinleşmesi için tekrar kapandı dudaklarına. Tüm korkularını ve heyecanını bedeninden çekip çıkarmak istercesine şefkatle öpüyordu karısını.

"Mahir dur tamam ayaklarımın üzerine basabilmek istiyorum."

Adamın bu kadar etkisi altına girdiğinde tüm vücudu pelte kıvamına geliyordu genç kadının.

Amacına ulaşan Hamza Mahir aracın da durmasıyla yavaşça ayrıldı karısının dudaklarından.

Arabadan indiklerinde şöyle bir üstüne başına çeki düzen veren Bahar gerginliğini görmezden gelmeye çalışıyordu ki imdadına kocasının sıcacık elleri yetişti. 

Bir eline Yiğit Ali'nin yaptırdığı paketi almış diğeriyle Bahar'ın elini kavramış bahçe içerisinde kapıya doğru ilerlemeye başlamıştı adam.

"Eğer erken kalkmak istersem oğlanları bahane edeceğim tamam mı?"

Gümüşpala gözlerini kısarak Bahar'dan yana yüzünü çevirdiğinde sesi alaylı çıkıyordu.

"Onu çözeli çok oldu zaten Bahar hanım."

Genç kadın tasvip etmez şekilde baktı.

"Ne zaman kullandım sana karşı?"

Tatlı atışmalarla bahçenin hemen az ilerisindeki eve geldiklerinde Bahriye hanımın işlemeli zarif, incecik bastonundan güç alarak kendilerini beklediğini gördüler. Bej rengi içerisinde gümüş ve açık pembe ip tellerinin bulunduğu, tüvit kumaştan dikilmiş eteğinin üzerine doğru dökülen ceketli takımının içerisinde geriden oldukça şık bir izlenim uyandırıyordu. Altın rengi büyük düğmeleri ceketine ayrı bir hava vermişti. Oldukça soft renkler barındıran ipek şalı saçlarının büyük bir kısmını kapatırken zamanın tel tel iz bıraktığı beyazlıklarının az bir miktarı ben buradayım diyordu.

Bahar'ın babaannesine doğru yaklaşırken ne kadar gerildiğini ellerini sıkışından anlıyordu Gümüşpala.

"Sakin ol istemediğin an dakikasına burada durmam."

Yanındaki adamın varlığı her zaman olduğu gibi tek başına yetiyordu.

Birkaç basamak merdivenden çıkıp yüz yüze geldiler yaşlı kadınla. Bir an bile gözlerini üzerinden ayırmıyordu Bahriye hanım kendisinin. 

Bahar ise aralarındaki bu denli benzerliğe şaşırmakla meşguldü. İki insanın gözlerinin renginin tonu bile aynı olabilir miydi?

Hamza Mahir'in bulunduğu yerden bir adım önde durdu.

Ne diyeceğini bilmiyordu. 

Belki de ilk kez ne diyeceğini bilmiyordu Bahar.

"Hoşgeldin kızım."

Lafa ilk giren Bahriye hanım olmuştu.

Onun başlangıcıyla devam etme cesareti bulmuştu genç kadın.

"Hoşbuldum."

Nasıl hitap edeceğini bilememişti. 

Bahriye hanımın elini uzatmasıyla kabalık etmek istemeyen Bahar eğilip elini öpmüştü. Tam doğrulacağı esnada yaşlı kadın sıkıca sarılmıştı.

Hiç tanımadığı fakat bu denli benzediği birinin kendisine büyük bir özlemle sarılıyor oluşunu her ne kadar garipsese de bilmediği bir duygu yoğunluğu kuşatmıştı etrafını.

"Hoşgeldin gözümün nuru."

Ayrılacakları sırada torununa fısıldamıştı Bahriye hanım.

"Hoşgeldin oğlum. Torunumun yeniden evinde olmasını sana borçluyum."

Gümüşpala kadının teşekkürünü bir baş selamıyla kabul ederken söze girdi.

"Hoşbulduk Bahriye hanım."

Bahar aklında bin bir soru işaretiyle içeriye girerken geçtiği her yere pür dikkat bakıyordu.Her ne kadar hiç bilmediği bir ev olsa da bu hayattaki en yakın akrabalarından birine aitti. 

Genel olarak sade fakat ihtişamlı bir yerdi. Örneğin girdikleri salon çok büyüktü. Cumbalı balkon buraya açılıyordu. Ceviz rengi, el oyması mobilyalar tarihi eser sayılabilirdi. Yemek masası, gümüşlüğü ve koltukları öyle şık duruyorlardı ki beğeniyle süzdü etrafı Bahar. 

Hamza Mahir Bahriye hanım tarafından baş köşedeki tekli koltuğa buyur edilirken Bahar hemen yanındaki üçlü olana geçip oturmuştu. 

Koltuğun bir ucunda Bahar diğer ucunda ise Bahriye hanım oturuyordu.

Evin içerisinde, yaşlı kadını gölge gibi takip eden elli beş altmış yaşlarında bir kadın daha vardı. Muhtemelen Bahriye hanımın yardımcısıydı. İçeri girdiğinden beri de gözü kendi üzerindeydi. 

Bahar'ın sorgulayan bakışlarını fark eden Bahriye hanım söze girdi.

"Gördün mü Gönül hanım gözümün nuru yıllar sonra evine geldi."

Bahriye hanım dışarıdan oldukça otoriter ve soğukkanlı görünen biriydi. Üstünün başının tertemiz nizami duruşu, tepeden tırnağa şıklığı, bembeyaz ellerindeki mücevherleri, şalını iki yanından arkaya doğru bol bir şekilde tutturuşu bile bir zerafetin ürünüydü. Tam anlamıyla İstanbul hanımefendisiydi.

Görüntüsünün aksine sesindeki sevgi dolu sıcaklık Bahar'ı etkisi altına almaya başlamıştı.

"Görmez olur muyum hanımım aynı yerine geçip oturmuş evimize baharı getirmiş."

Bu evden henüz yeni doğmuş bebekken ayrılan birine karşı fazla sevgi dolu değiller miydi? Babaannesi bir yerde kan bağıydı fakat Gönül hanım neden böyle ağlayacak gibi bakıyordu?

Üstelik aynı yerine geçip oturmuş derken neyi kast etmişti?

Gönül hanım masadaki eksik gedikleri tamamlamak için yanlarından müsade isteyip ayrıldıktan sonra Bahriye hanım ve Bahar'ın gözleri yeniden birbirine çevrilmişti.

"Nasılsın kızım?"

Genç kadın hafif bir tebessümle karşıladı soruyu.

"Teşekkür ederim iyiyim siz nasılsınız?"

Kadının gözlerinden bir bulut gelip geçmişti.

"Ömrümün son demlerinde dünya gözüyle seni gördüm ya daha iyi olamazdım evladım."

Babaannesinin dikkatli bakışlarından rahatsız olmak şöyle dursun beğeni dolu olduğunu fark ettiği için gururu okşanıyordu Bahar'ın.

Bahriye hanım Hamza Mahir'in de halini hatırını sorup bir kez daha torununu getirdiği için teşekkür ettikten sonra tekrar Bahar'a dönmüştü.

"Senin için bir yabancıdan farksızım kızım biliyorum. Eminim bunca yıldır neredeydin aklın yeni mi başına geldi diye geçiriyorsundur içinden. Oradan bakınca çok haklısın fakat bilmediğin pek çok şey olduğu konusunda seni temin ederim. Eğer benimle vakit geçirmeyi istersen dilimin döndüğünce anlatmak isterim."

Bahriye hanımın bu kadar alttan alışı Hamza Mahir'i bile şaşırtmıştı. O günkü tanıştığı kadından farklı biri vardı karşısında. Muhtemelen bu durum Bahar'a özeldi. 

"Ekrem Saruhanlı ile görüşüyor musunuz?"

Özellikle baba demiyordu genç kadın. Bu konudaki duruşu ve tavrı anlaşılsın istiyordu.

"Haftada bir arayıp iyi olduğunu söylemesi dışında yüz yüze neredeyse bir yıldır görmedim."

Demekki bir anne olarak o da oğlunun yaptıklarının arkasında durmuyordu.

"Peki ya annemi sever miydiniz?"

Bahar duracağı çizgiyi nereye çekeceğinin hesabını yapıyor gibiydi zihninde.

"Annen benim kızımdı. Birbirimizi çok severdik."

Annesi burada mı yaşamıştı yani? Duydukları karşısında heyecanlandı Bahar.

"A-annem burada mı yaşıyordu?"

Yaşlı kadın onayladı Bahar'ı.

"Elbette onun da eviydi burası."

Bahar duygularını gizleyemediği çocuksu bir tonla sordu.

"Peki sizde fotoğrafları ya da eşyaları var mı?"

Torununun gözündeki anne hasreti Bahriye hanımın ciğerini dağlamıştı. Konu annesi olunca nasıl da hemen kaptırıvermişti kendisini konuşmaya.

"Zeynep'in bazı özel eşyalarını herkesten habersiz müştemilata kaldırttım. Sen iste hepsini çıkarttırırım."

Olabilir miydi?

Ekrem Saruhanlı'nın annesiyle ortak bir noktada buluşabilirler miydi?

"Teşekkür ederim."

Biraz sonra Gönül hanım tekrar gelmiş ve masaya buyur etmişti konukları. 

El işçiliği olduğu tahmine yer bırakmayan büyük prinç avizenin kristallerinin yansıttığı ışıklar şimdilerde vintage olarak ifade edilen dantelli, ipek masa örtüsünün üzerinde dans ederken; alışık olduğu şekilde sofranın baş köşesinde oturan Gümüşpala için sessiz geçiyordu yemek.

Geldiklerinden beri Hamza Mahir gerekmedikçe konuşmuyordu. Bahriye hanım pek çok kere kendisine sorular yöneltmiş, müteşekkir olduğuna dair açıklamalarda bulunmuştu fakat adam her defasında saygıyla kadını dinlemiş devamında aynı kibar tavırla kısa ve net bir tavırla cevaplamıştı. 

Hiçbir şekilde Bahar'ı olumlu ya da olumsuz şekilde manipüle etmek istemiyordu. Biliyordu ki akıllı karısı kendi tavırlarından anlamlar çıkaracak ve babaannesine karşı duruşunda iyi veya kötü destekleyici nedenler bulacaktı. 

Gerektiği yerde elbetteki müdehale ederdi. Göz göre göre Bahar'ın yanlış bir şey yapmasına asla izin vermezdi ama bu yanlışlık yada doğruluk bir mesele değildi. Duygusal bir durumdu. Kalbi ısınırsa görüşmeye devam ederdi hepsi buydu adam için. 

Sofradaki her şeye öyle çok özenilmişti ki ikramlar ve ısrarlar karşısında ayıp olmasın diye her şeyden yemek zorunda kalmıştı Bahar.

"Her şey çok lezzetliydi ellerinize sağlık."

Gönül hanımın da içeriye girdiği sırada ortaya konuşmuştu Bahar.

"Afiyet şifa olsun kızım."

Babaannesi dile getirirken Gönül hanım gözleriyle konuşmayı tercih etmişti gülümseyerek.

Kahvelerden sonra Hamza Mahir sigara içmek için dışarı çıkmış iki kadını baş başa bırakmıştı.

Az önceki yerlerinde yan yana fakat yüzleri ve bedenleri karşılıklı birbirlerine dönük oturuyorlardı.

"Seninle ilgili her şeyi öyle çok merak ediyorum ki her yaşını, sende iz bırakan her anı anlatsan ben de usanmadan dinlesem keşke evladım."

Bu cümle üzerine Bahar'ın ağzından cümleler istemsizce döküldü.

"Beni bu kadar merak ediyordunuz madem öyle neden hiç arayıp sormadınız?"

Sorduğu soruyla sabahtan beri olan tedirginliğini üzerinden atmış rahatlamış hissediyordu. Hafiflemişti adeta.

"Benim bir tercih hakkım olsa seni yanımda büyütürdüm ama geleceğine dair korkularım kalbimle değil aklımda hareket etmek zorunda bıraktı beni."

Yaşlı kadın gözleri dolu dolu bir tebessümle konuşuyordu torunuyla. Sanki dünya üzerindeki herhangi bir şey bu anın kıymetinin önüne geçemez gibiydi.

"Sizin yanınızda büyümek beni nasıl bir tehlikeye atabilirdi ki? Dışarıdan oldukça güçlü birine benziyorsunuz oğlunuzdan bu denli çekindiğinize inanmak zor."

Yaşlı kadının oğlundan çekindiğini elbette tahmin ediyordu Bahar fakat annesiydi nihayetinde yeri geldiğinde dur diyebilmeliydi.

"Ekremle çözülebiliyor olsaydı sen bu evde büyürdün güzel kızım. 

Sacit beyi hiç tanımıyorsun. İyi ki de tanımıyorsun. Pek de hoş anılar biriktirilecek biri değildi kendisi.
Ben kaderime razı olup kan kusup kızılcık şerbeti içtim demeyi çok genç yaşlarda öğrendim ama o kadar vicdansız bir adamdı ki oğlumun kötü bir adam olmasına, torunumun bizden uzakta büyümesine sebep oldu. 

Bize rağmen bir şansın olsun diye uzaklaştırdım bu evden seni kendi ellerimle. 

Bu hayatta en çok istediğim şey bir kız evlada sahip olmaktı. Hele ki bir kız torun... Gelişin bayram olmuştu, gidişinle bitmeyen bir yasa girdim. Bugün bu evdesin ya ne denli kıymetli olduğunun bir tarifi yok."

Bahar yaşlı kadının bakışlarında derin bir acı gördü o anda.

"Peki ya yabancı birine uzakta bir şehirde torununuzu emanet etmek sizce en mantıklı seçenek miydi?"

Nasıl güvenmişti bu kadın Zeliha sultana?

"Zeliha kendimden sonra seni emanet edebileceğim en güvenilir kişiydi. Ondan sana zarar gelmeyeceğini adım gibi bilirdim."

Sesindeki eminlik meraklandırmıştı Bahar'ı.

"Zeliha sultanla nasıl bir tanışıklığınız var? Ben sizi kendisinden hiç duymadım."

Sahi Zeliha sultan neden detaylıca bahsetmemişti babaannesinden bu yaşına kadar? Önceden bu soruya cevap aramazdı Bahar ne de olsa Ekrem Saruhanlı'nın annesi derdi. Zeliha sultanın bir bildiği vardır derdi ama hayatına dair bazı şeyleri sorgulamaya başladığı bir akşam oluyordu.

Evden çıkarken Zeliha hanımın yüz ifadesi de hiç hoşuna gitmemişti zaten ama endişe ettiğine yormak istiyordu.

Belki de derin bir uykunun uyanışıydı kim bilirdi.

"Konuşulacak çok konu var güzel torunum. Yaşlı bedenim bu kadar üst üste konuşmayı kaldırmıyor. Zamanla ne istersen sorarsın ben de anlatırım. Şimdi biraz kendinden bahset bana."

Usta bir manevrayla lafı çevirmişti Bahriye hanım.

"Diş hekimliği okuduğumu ve İstanbul'a gelmeden önce Konya'da çalıştığımı biliyorsunuzdur tahminimce."

Hayatının nereye kadar ki kısmına hakim olduğunu anlamaya çalışıyordu Bahar.

"Kocan seni alıp götürene kadar uzaktan da olsa haberim olurdu senden."

Sesinde bir miktar kıskançlık mı sezmişti Bahar? Şaşırmakla gülmek arasında gidip geldi fakat şaşkınlık ağır basmıştı.

"Nasıl yani benden haber mi alıyordunuz? Kimden peki?"

Kızın aklından geçeni anladığı için su serpmek amaçlı açıklama yapmaya girişti Bahriye hanım.

"Tanıdıklardan diyelim. Zeliha'dan değil aklından geçen oysa eğer ruhu bile duymamıştır eminim."

Bunca yıllık yaşantısında önünden ardından ne işler dönmüştü de Bahar'ın haberi dahi olmamıştı.

Konuyu fazla dağıtmadan kendinden bahsetmeye devam etti genç kadın.

"İstanbul'a geldiğimden beri sonu tatlıya bağlanan iyi kötü bir sürü durumla karşılaştım fakat güncel olarak üç tane oğlum, mutlu bir evliliğim ve etrafımda her bir ferdini ayrı ayrı sevdiğim bir ailem var."

Alt metinde 'beni mutsuz edecekseniz hayatıma dahil olmayın.' yazıyordu. Bahriye hanım akıllı bir kadındı ve bunu çok rahat okuyabiliyordu.

"Senin rahat ve huzurda olman beni çok mutlu eder kızım. Oğullarınla tanışmak, torunlarımı görmek çok isterim."

O sırada Hamza Mahir salona tekrardan giriş yapmıştı. Birlikte geldikleri Ferit ile dışarıda fazladan oyalanmış, birkaç sigara üst üste içmiş Bahar ve Bahriye hanıma baş başa geçirmeleri için zaman tanımıştı. 

"Bahar"

Kocasının sesiyle anında başı o tarafa doğru çevrilen genç kadının gözlerindeki ışıldamaya şahit olmuştu Bahriye hanım.  
Hamza Mahir Gümüşpala'dan yana bir kere daha içi rahat etmişti. Aralarındaki bağ güçlüydü daha da emin olmuştu bu akşam. 

Bir eş tarafından saygı görmenin, değer verilmenin dahası el üstünde tutulmanın ne demek olduğunu ömrü hayatında hiç tatmamış olan Bahriye hanım; biricik torunu kendi kaderini yaşamadığı için şükrediyordu. 

"Artık müsade isteyelim mi güzelim?"

Bu bir soru cümlesi değildi. Ses tonundan iki kadın da net şekilde anlamıştı.

"Olur canım nasıl istersen."

Genç kadın hareketlenmiş ayağa kalkmıştı. Eğilip babaannesinin elini öptü. İçeriye ilk girdikleri anda da elini uzatmıştı yaşlı kadın. Ona göre saygısızlık olan bir şeyi yapıp akşamı onu üzerek bitirmek istemezdi.

Dahası neredeyse kendisininkiyle aynı olan o bir çift göz ister istemez etkisi altına almıştı genç kadını.

Ailesiyle ilgili her konu genç kadın için kilitli bir sandıkta yıllar yılı hiç çıkarılmamış, rengi sararmaya yüz tutmuş çeyizlikler gibiydi. Yitip giden annesini geri getiremeyeceğine göre şu saatten sonra bir işe yarayacağından değildi ama yine de merak uyandırıyordu. 

Bahsi geçen bu sandığın anahtarı da kesinlikle Bahriye hanımdaydı. 

Bahar bu hayatta kimdi? Köklerinin bağlı olduğu kişiler nasıl insanlardı? Annesinin fotoğrafını gördüğü andan itibaren bunu düşünüyordu.

"Kabul edersen sana bir hediye vermek isterim."

Koltukta oturan kadının önünde dikilen Bahar bir anlığına kapıya daha yakın olan kocasıyla göz göze geldi.

"Zahmet etmeseydiniz."

Kibarlıkla çıkmıştı sesi.

"Ancak keyif olur." derken kapıya doğru seslendi.

"Gönül getir bakalım torunuma hazırladığım hediyeyi."

Koridordan hızlı adımlarla yetişti hemen Gönül hanım.

"Buyur hanımım."

İnci rengi kadife kutuyu Bahriye hanımın ellerine vermişti.

"Yanımda açarsan memnun edersin beni."

Hali hazırda zaten meraklanan Bahar kendisine uzatılan kutuyu açtı.

İlk olarak bir çerçeve vardı içinde. Eskitme altın rengi işlemeli bu çerçeve öyle şıktı ki bu durumda bile düşünmeden edemedi genç kadın. Yerleştirilen fotoğrafta artık annesi olduğunu ilk bakışta bildiği Zeynep hanım vardı. Kucağında beyaz örtüler içerisinde bir bebek sarılıydı. Tam da az önce kendi oturduğu koltukta oturuyordu. 

Adını henüz birkaç saat önce öğrendiği Gönül hanımın tanıştıkları dakikalarda kurduğu cümle anlamlı hale gelmişti. İçgüdüsel bir hareketle annesinin yerine geçip oturuvermişti. 

Annesinin kendisini saran kolları, sevgiyle bakan gözleri hepsi öyle özeldi ki sanki onun ellerini tekrardan omuzlarında hissetmişti o anda. İstemsizce aktı gözlerinden yaşlar birer ikişer.

Bahar'ın bu haline dayanamayan Bahriye hanım ise kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle ayağa kalkıp sardı torununu. 

Genç kadın için bu sarılış sanki çok eskilerden bir hissiyatı çağrıştırır gibiydi. İmkansızdı biliyordu ama öyle hissediyordu. Güven vermişti yaşlı kadının kolları.

"Mutlu olursun diye düşünmüştüm. Seni üzmek istemedim."

Bahar hızla başını salladı babaannesinin kollarından ayrılırken.

"Hayır hayır çok mutlu oldum aksine. Diğerlerine de bakabilir miyim?"

Kutunun içinde başka şeyler de vardı.

Birbirlerinin yalnızca iki nesil genç ve yaşlı hali gibi görünen iki kadın koltukta yan yana oturmuşlar Bahar'ın kucağındaki hediyelere bakıyorlardı.

Küçük ahşap kutuyu eline alan genç kadın kapağı açtığında damla şeklinde pırlantalarla çevrelenmiş bir çift elmas küpeyle karşılaştı.

Bu evdeki her şey babası ve dedesine rağmen nasıl bu kadar zarifti? Muhtemelen yanında oturan yaşlı kadının eseriydi.

"Bu küpeler bana rahmetli annemden hatıraydı. Ben de Zeynep kızıma hediye etmiştim. O da elbetteki sana vereceği zamanı bekliyordu. Eğer kabul edersen belki sen de ilerde kızına vermek istersin."

Bu cümleyi duyduğu an Hamza Mahir ile yeniden göz göze gelmişlerdi. Adamın gözlerinden geçen anlık parıldama bile Bahar'ın içindeki hüzün bulutlarını dağıtmaya yetiyordu. 

Şimdi kız çocuk için bir sebebi daha olmuştu kocasının. Söyler dururdu artık.

"Ederim hem de çok isterim."

Bu küpeler annesine dokunmuştu. Her şeyden çok isterdi.

En son kutunun en altında duran minicik bir yelek ve ona takım bir çift patiği vardı. El örgüsü olan beyaz renkli bu minik kıyafetin üzerine ve patiğine küçük pembe çiçekler işlenmişti. Öyle hoş ve sevimliydi ki insan dokunmaya kıyamazdı. Bunca yıl ne kadar iyi muhafaza edilmişti. 

"Patiklerini ben, yeleğini annen örmüştü. Onun ilk bebeği, benim ilk torunum nasıl hevesliyiz, nasıl sevinçliyiz..."

Gözlerinin içine bakarak söylediği cümleler genç kadının yelkenlerini artık neredeyse tamamen indirmesine sebep olmuştu. 

"Teşekkür ederim beni çok mutlu ettiniz."

Yüzünü iki eli arasına alan babaannesi bir süre yüzünü sevmişti Bahar'ın.

"Yine gel, hep gel. Bu ev senin. Kapıları sana hep açık."

Bahriye hanımın sıcak sesi karşılıksız bırakılmamıştı Bahar tarafından.

"Belki siz de bizim evimize gelmek torunlarınızla tanışmak istersiniz."

Genç kadının attığı bu adım Bahriye hanım için çok önemliydi. ilk görüşmeleri için Hamza Mahir kendi evlerine davet etmişti zaten ama Bahriye hanım bu evde görüşmelerinin daha doğru olacağını söylemişti. Ne de olsa torunu hatırlamasa bile eskiye dayanan tanışıklıkları ve hatıraları buradaydı. Üstelik Bahar kendisiyle görüşmeye devam etmek isterse evin hanımı olarak bizzat davet ederdi ve Bahriye hanım da o vakit seve seve icabet ederdi. 

"Gelirim elbette. En yakın zamanda diyelim inşallah."

Kapıya doğru yürüdüklerinde hemen kocasına doğru sokuldu Bahar. 

Gümüşpala'nın eli otomatik olarak karısının belini kavrarken; Bahriye hanımın muhattabı yeniden kendisi olmuştu.

"Torunum senin gibi güçlü bir adamla evlenmemiş olsaydı belki de dünya gözüyle onu bir daha bu evde ağırlamaya cesaret edemezdim. Allah seni olan ve olacak evlatlarına bağışlasın sağ ol oğlum."

Gümüşpala tanıştıkları günden beri Bahriye hanımın yaşına rağmen güçlü duruşunu ve hayatın kendisine verdiği şansı canla başla değerlendirmek isteyişini taktirle karşılıyordu.

"Misafirperverliğiniz ve bugünkü hassasiyetiniz için ben teşekkür ederim Bahriye hanım. Görüşmek üzere, iyi geceler."

Hassasiyetten kastının Zeliha hanım olduğunu elbetteki anlamıştı Bahriye hanım. Özellikle o mevzulara hiç dokunmamıştı kadın. 

Zeliha hanımın bunca yıllık emeği vardı Bahar üzerinde. Gerçekleri kendisinin anlatmasının hakkı olduğunu düşünüyordu yaşlı kadın da.

Arabaya bindiklerinde her ne kadar yüzünde hüzün olsa da içten içe bir mutlulukta vardı Bahar'ın içinde.

Yol akıp giderken ilk söze giren genç kadın olmuştu.

"Bir şey fark ettin mi Mahir?"

Gümüşpala göğsünde yatan karısının kafasını kaldırmasıyla yüzüne odaklanmıştı.

"Evet güzelim hayret uyandırıcı derecede benziyorsunuz."

Bahar'ın aklından da tam olarak bu düşünce geçiyordu. Nasıl oluyordu da kocası şıp diye anlıyordu?

"Bu kadar benziyor olmamız normal mi ya? İnsan babaannesine bu kadar benzer miymiş? Belki benim torunlarım da bana çok benzerler."

Gülerek tamamlamıştı son cümlesini.

"Belki de kızımız benzeyecek bilemeyiz."

Yine başlamıştı kocası. Gerçi içerideki konuşmalardan sonra bu başlangıç nihayete varmadan bitecek gibi değildi.

"Ay yok artık sevgilim sen de."

Hamza Mahir bir kaşını havaya kaldırıp küstah bir tavırla devam etti.

"Kucağına kız patiklerini koydu mu? Koydu. Kızına verirsin diye küpeleri verdi mi? Verdi. Doğacak olan evlatlarınız dedi mi? Dedi. Sen de üzerine düşeni yaparsın artık yavrum."

Ters ters baktı Bahar.

"Benim üzerime düşen de keşke senin ki kadar kolay olsa canım."

Hamza Mahir tam bir şey diyecekti ki Bahar'ın eli tarafından susturuldu. Avuç içini adamın ağzına bastırmış asla konuşturmuyordu.

"Ay tamam bir şey deme Allah bilir ne diyeceksin edepsiz edepsiz."

Gümüşpala gülerken Bahar elini çekmeden yeniden başını göğsüne yaslamış gecenin karanlığında yolu izliyordu. Az sonra adamın avuç içini öpüp elini avucunun içine almasıyla daha da sokulmuştu.

Tüm gece usul usul süzülüp duruyordu zihininde.

"Mahir"

Saçlarındaki eli iyice mayışmasına neden oluyordu.

"Sence bunca yıldır benimle iletişime geçmenin hiç mi bir yolunu bulamazdı?"

Hamza Mahir derince bir nefes alıp verip cevapladı karısını. Biliyordu ki bu sorunun cevabından emin olmadan rahat edemeyecekti.

"Kocası öleli çok zaman geçmemiş, oğlu da benimle yolu kesişene kadar her pisliği yapabilecek güçte biriydi.Bahriye hanım seni sakladığı yerden çıkartıp pişman olmaktan korkmuş olabilir. Başına bir iş gelse seni koruyamayacağını düşünmüş anlaşılan. 

İyi de yapmış kimseler görmeden ben buldum seni."

Kocasının cümleyi bitiriş şekli güldürmüştü Bahar'ı.

"Canım beni gören çoktu da sana kısmet oldu diyelim."

Gümüşpala'nın bir kaşı anında havalanmıştı.

"Bak sen demek öyle"

Övünmeyi pek sevmezdi ama güzel olduğunun da gayet farkındaydı Bahar.

"Önemli olan şu an senin yanında oluşum sevgilim geçmiş defterler onlar boşver."

Kocasını nasıl şirazeden çıkaracağı iyi bildiği için eğleniyordu genç kadın.

"Hangi defterlermiş onlar ver de bir tutuşturayım."

Hamza Mahir, üzerine doğru eğilmiş sırtı neredeyse oturdukları koltuklara dümdüz yatar vaziyet almıştı Bahar'ın. 

"M-Mahir ne yapıyorsun arabanın içinde? Defter falan yok bilmiyorsun sanki aa kalk üzerimden!"

Allah'tan şoförle aralarında paravan vardı rezil olurlardı vallahi!

Boynuna kondurulan üç beş öpücükten sonra elinden kurtulabilmişti kocasının. 

Biraz sonra eve geldiklerinde büyük bir sessizlik hakimdi ortama. Anlaşılan Hafize hanım kendi evine geçmiş, Zeliha hanım da oğlanlarla yukarıdaydı. 

Usulca yukarıya odalarına yöneldiler. Öncelikle üzerini değiştirmek istemişti Bahar. Sonrasında minik aslanlara bakmaya gidebilirdi.

Kocası gömleğinin düğmelerini çözerken Bahar da topuklu ayakkabılarından kurtulmaya çalışıyordu.

"Bugün gittiğimiz yerler ne kadar güzelmiş sevgilim bayıldım."

Bahriye hanımın evi ve onun civarındaki yerlerden bahsediyordu genç kadın.

"Çok beğendiysen alalım sana da onlardan birini."

Gümüşpala'nın sesi gayet makul ve kararlı çıkıyordu.

"Sanki bir gün kalmama izin verirsin de ne yapacakmışım alıp?"

Genç kadının söylenmesi Hamza Mahir'i bıyık altından güldürdü. Bahar artık kendisini iyi tanıyordu. Büyük bir kabulleniş vardı sesinde kendisinin farketmediği. Şimdi bir şey söyleyip duruma uyandırsa hemen isyan bayraklarını açacağını bildiği için yaş tahtayı atlayıp devam etti konuya.

"Gayrimenkul listene eklersin güzelim."

Adamın söyledikleri bir hayli eğlendirmişti Bahar'ı. Gülerek sordu.

"Olur sevgilim birinci sıradan mı ekleyeyim?"

Gümüşpala ciddiyetini bozmadan devam etti.

"Üçüncü sıradan daha doğru olur."

Üç; bir ve ikiden sonra gelmiyor muydu?

"Bir ve ikiyi boş mu bıraktık kocacığım?"

Bahar'ın sesi neşeli çıktığı zamanlarda Hamza Mahir de huzur buluyordu. Kendisiyle dalga geçmesi bile eğlendiriyordu adamı.

"Onları dolduralı çok oldu güzelim."

Şaşkın şaşkın bakıyordu genç kadın sorarcasına. 

"Konya'daki ev."

O evin kendi üzerinde olduğunu şu an öğreniyordu Bahar.

"Aldım demiştin ama senin üzerine aldım dememiştin."

Çocukluğunun geçtiğe eve sahip olmak bir bakıma hoşuna da gitmişti.

"Senin evini kendi üzerime mi alsaydım yavrum?"

Kocasının içindeki hakkaniyetli yanı çok seviyordu. Kendi vicdan terazisinde tartmadan iş yapmıyordu. 

"Senini benim mi var sevgilim?"

Malum her defasında zorlamak da Bahar'ın işiydi.

"Benim olan her şey senin güzelim."

Bu cümleler Gümüşpala'nın ağzından bir an bile teklemeden çıkıyordu. Karısının yanında malın mülkün zerrece önemli olmadığı aşikardı.

"O zaman benim olan her şey de senin değil mi?"

Tatlı tatlı tespit yapıyordu.

"Senin olan her şey senin."

Keskin ve netti bu sınır Hamza Mahir için.

"Hala ilk günkü kadar maçosun Mahir."

Kabul ediyordu Bahar kocası oldukça ataerkil bir düzende büyümüştü. Ona göre 'erkek' olmanın bir takım değişmez kuralları vardı. 'Erkek dediğin hanım parasına el uzatmazdı' mesela. Tüm bunların yanına Hamza Mahir'in kendi karakteri de eklenince o sınırlara demirden bir duvar örülüyordu. 

"Sen benimsin."

Karısının belinden kavrayıp kendine doğru çekmiş ve boynunun en kuytu yerine sıcak bir öpücük kondurmuştu.

"Hı senin bu kadar rahat rahat konuşmanın sebebi komple her şeyi kendi üzerine almanmış."

Kıkırdayarak konuşan Bahar 'ın sesi adamı da gülümsetmişti. 

"Peki ikinci ne onu söyle?"

Gümüşpala pantolonunu da çıkarıp yalnızca baksırıyla kaldığında duş alacağını anlamıştı Bahar. Nitekim banyoya doğru yönelmişti adam.

"Önce benim merakım giderilecek."

Genç kadın anlayamadı ilk etapta.

"Ne sormuştun ki?"

Adamın bakışlarındaki alevden ve gözlerinin oyalandığı yerlerden elbette ki duruma uyanmıştı Bahar.

"İnanamıyorum bütün akşam bunu unutmadın mı sen?"

'Beni hiç tanımıyormuş gibi konuşuyorsun' der gibi bakıyordu adam.

"Geliyor musun?"

Banyo kapısının eşiğinde gözleriyle içeriyi işaret ediyordu adam.

"Mahir ama ya of önce sen söylesen merak ettim çok."

Sesindeki nazlı isyan gerçekten çok merak ettiğini ispatlar gibiydi.

"Gitmeden merakımı giderseydiniz Bahar hanım. Zamanında söyledik biz bunları hep size. Söz dinlemeyen bir tabiatınız var. Nasıl yapsak?"

Kocası gecenin bilmem kaçında, karşısında yarı çıplak heykel gibi dikilmiş kendisiyle alay ediyordu. 

"Aklından başka şeyler geçmesin sadece içimde ne olduğunu göstereceğim."

Başını havaya diken Bahar aynı zamanda kuyruğunu da dik tutmaya çalışıyordu.

"Tabi tabi önden buyrun."

Eliyle işaret eden adam açtığı kapıya buram buram dalga geçen ses tonuyla karısını buyur ediyordu.

Banyoya girdiklerinde kocasının kazağının eteklerinden tutup yukarı kaldırmasıyla Bahar da kollarını yukarıya kaldırmak zorunda kalmıştı.

"Tahmin ettiğim gibi pembe..."

Göğüs oluğuna anında bir öpücük kondurmuştu bile Gümüşpala.

"Oyuna çevirdin sen bu işi iyice sevgilim."

Bahar'ın sesi Hamza Mahir ile olan yakın temasından dolayı oldukça buğulu çıkıyordu.

"Oyunu başlatan sensin yavrum."

Elleri de bir yandan eteğinin fermuarını açıyordu.

"Hadi söyle"

Genç kadın irade kırıntılarıyla henüz gideremediği merakının peşindeydi.

"Çok güzelsin"

Kıkırdayarak itiraz etti Bahar.

"Mahir ya onu demediğimi biliyorsun."

Etek ayaklarının dibine düşerken kocasının yakıcı bakışlarını üzerinde hissediyordu.

"Ne aldın benden habersiz?"

Adamın cevap vermemesi üzerine ısrarla sordu.

"Habersiz değil."

Böyle bir konu konuştuklarını hiç hatırlamıyordu genç kadın. Önce belinde sonrasında daha aşağılarda dolanan eller de düşünmesine hiç yardımcı olmuyordu.

"Söylemezsen habire soracağımı biliyorsun değil mi sevgilim?"

Gümüşpala'nın bıkkınca nefes vermesi üzerinde Bahar'ın gülüşü büyümüştü.

"Yalı"

Hali hazırda zaten iri olan gözleri şaşkınlıkla açılmıştı genç kadının. 

"N-ne yalısı?"

Dini nikahlarının kıyıldığı gün kocası kendisine mehir olarak bir yalı verdiğini söylemişti ama o zamanlar için hayatında en son üzerinde duracağı konu belki de buydu. Çok da ciddiye almamıştı.

Dudakları boynunda gezen adamın yüzünü iki eli arasına alıp kendisine bakmaya zorladı.

"Sen gerçekten aldın mı o yalıyı?"

Bu mevzunun acilen kapatılıp karısının kendisine konsantre olması gerekiyordu.

"Sana inanamıyorum Mahir. Ne gerek vardı böyle bir şeye? Hiç de söylemiyorsun."

Sevdiği insanlarla maddi konularda konuşmak Gümüşpala'yı her zaman geriyordu. Ona göre ikili ilişkilerde hele ki karısıyla olan bağında paranın yeri yoktu. 

Konuyu uzatmamak adına Bahar'ı kucaklayıp duşa doğru yürüdü.

"Benim ağzımdan söz kaç defa çıkar Bahar hanım?"

Genç kadın aniden havalanmanın etkisiyle ufak bir çığlık atarken kollarını kocasının boynuna sımsıkı dolamıştı.

"Bu öyle geçiştireceğin bir konu mu sence aşkım?"

"Mahir diyorum..."

Yaklaşık bir saatin sonunda kocasını banyodan zar zor gönderen Bahar üzerinde bornozu saçını yukarıya topladığı kocaman baş havlusuyla cilt bakım rutinini yapmış yatak odasına girmişti.

Hamza Mahir ve Emir yatakta adeta güreşiyorlardı. Minicik haliyle kendini öyle bir kaptırmıştı ki bir yandan konuşma benzeri sesler çıkarırken diğer yandan babasının kendisini alıp alıp atmasına gülüyordu.

Manzaranın güzelliği karşısında bir müddet ses çıkarmadan sevdiği adam ve oğlunu tebessümle izleyen Bahar yanlarına doğru yaklaştı.

"Tabi tabi geç kalmıştınız zaten güreşe tutuşmak için."

Bahar'ın gülerek konuşan sesini duyar duymaz Emir'in dikkati o yöne doğru dağılmıştı.

"Oğlum sen uyumadın mı anneciğim bu saate kadar?"

Gümüşpala bir kolunun üzerine yatağa enine yan bir şekilde uzanmış hemen dibinde sırt üstü yatan oğlunun annesine heyecanlanışını seyrediyordu.

Genç kadın da minik oğlunun diğer yanına babası gibi uzanmıştı.

"Diğerlerini uyandırmasın diye getirdim bu aslan parçasını."

Eğilip tam gıdığını öpmüştü oğlunun Hamza Mahir.

"Bu aslan parçası yaramazlık yapmayı şimdiden çok seviyor."

Bahar da dayanamayıp oğlunun yüzüne gözüne her yerine öpücükler konduruyordu. Emir ise minicik elleriyle annesinin yüzüne dokunuyor hayran hayran mırıldanıyordu.

Çok geçmeden genç kadının bornozunun açık yakası Emir tarafından keşfedilmiş ve emme isteği tüm oyun ve sevgi gösterilerinin önüne geçivermişti. Elleriyle annesinin yakasını açmaya zorlarken onun bu hareketlerini Gümüşpala gülerek izliyordu.

"Artık çok eminim bu evin erkekleri beni meme olarak görüyor."

Hamza Mahir'in gülüşü büyürken Emir isteğine kavuşmuş hiç sesi çıkmadan emiyordu.

Tüm günün gerginliğinden arınmış Bahar, kocasının kendisine sevgiyle bakan gözleri eşliğinde odadaki tek ses olan oğlunun nefes alış verişlerini dinliyordu.

Huzur aşık olduğu bir çift kara gözde, evladının doyamadığı kokusundaydı. 

Huzur tam olarak buradaydı.

....


Yorumlar

  1. Çok güzelde 67 yazıyor bölüm yayinlandi mi yenisi 67 .bölüm lütfen sabırsızlıkla bekliyoruz ellerinize emeğinize sağlık bizi unutmadığınız için çok teşekkür ederiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 64. Bölüm iki part halinde olduğu için toplamda 67 bölüm görünüyor.

      Sil
    2. Yeni bölümü heyecanla bekliyoruz, ne zaman gelir acaba?

      Sil
    3. Yeni bölüm ne zaman gelecek merakla bekliyoruz

      Sil
    4. Hangi uygulama bu tam olarak

      Sil
  2. Yeni bölümler merakla bekliyorum

    YanıtlaSil
  3. Yeni bölüm gelsin Artık çok Merak ediyorum kalemine sağlık muhteşem bir hikaye

    YanıtlaSil
  4. Canım noktasına virgülüne kadar okuyup ezberledik yeni bölüm mi atsan artık 🥰🥰🥰

    YanıtlaSil
  5. Kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
  6. Yiğit Ali ve Esra'yı okumak istiyorum artık, lütfen yeni bölümde onlara da yer ver, heyecanla bekliyoruzz.

    YanıtlaSil
  7. Baharcığım artık 67 yi gönderir misin 😂

    YanıtlaSil
  8. Yeni yıldan önce yeni bölüm 🙏🙏🌸🌸

    YanıtlaSil
  9. Yeni bölüm lütfen

    YanıtlaSil
  10. Yeni bölüm

    YanıtlaSil
  11. Ayy yeni bölüm ne zaman meraktan çatlayanzii

    YanıtlaSil
  12. Yeni bölüm ne zaman gelecek acaba merakla bekliyoruz

    YanıtlaSil
  13. Yeni bölümleri yayınlamayacak mısınız
    Eğer öyleyse sürekli kontrol etmekten vazgeçeceğim

    YanıtlaSil
  14. Yeni bölümler ne zaman gelecek yazarcım

    YanıtlaSil
  15. 2018’den beri Gümüşpala’yı okuyorum, yıllarım bu kitabı beklemekle geçti resmen. Finale daha çok var mı?

    YanıtlaSil
  16. yeni bölüm ne zaman gelecek

    YanıtlaSil
  17. Bu hikâyeyi okumak için o kadar bekledim ki hiç bırakmadım neredeyse 7 yıl oldu en azından bie final yaz onu okuyalım karakterlerin sonlarını görelim bunu hak ediyoruz ya

    YanıtlaSil
  18. Her gün girip yeni bölüm var mı diye bakıyorum artık yeni bölüm gelse

    YanıtlaSil
  19. Sanırım yazmayı bıraktınız

    YanıtlaSil
  20. Yeni bölüm ne zaman gelecek keşke bir açıklama yapsanız

    YanıtlaSil
  21. Yeni bölümmmmmmmmmmmmm

    YanıtlaSil
  22. Yeni bölüm gelsin artık uzun zamandır bekliyoruz lütfen

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜMÜŞPALA - 1

GÜMÜŞPALA-14