GÜMÜŞPALA-20

Önceki gece yaptıkları alışveriş çılgınlığından sonra yorgunluktan adeta bayılan Bahar, henüz uykusunun en tatlı yerinde kocaman yatakta döne döne uyuyordu ki telefon sesiyle irkilerek uyandı. 

Daha önce Hamza Mahir'in telefonunun sesine bir kaç defa şahit olmuştu fakat bu ses farklıydı. 

Günlerdir bu evin içinde tembelliğe alışan vücudu yataktan kalkmamak için direnirken telefon da aç beni diye feryat ediyordu adeta. 

Kimin olduğuna anlam veremediği, işin aslı henüz beyni düşünme işlevini yerine getiremediği için pek de sorgulayamaz bir halde telefonu komidinin üzerinden aldı. 

Markanın kendine ait tanıdık sesi öyle yüksek çıkıyordu ki ya telefonun sahibinin işitme problemi vardı ya da birilerinin Bahar'ın kulaklarıyla zoru. 

Ekranda büyük harflerle 'KOCAM' yazıyordu. 

Bu evde kocam kelimesiyle rehberine kayıt edebilecek iki kadın vardı. Kendisinin telefonu dahil her şeyine el konulduğuna göre, yok artık Hafize teyze bu yaştan sonra? 

Bahar ısrarla bağıran telefona şaşkın şaşkın bakarken daha fazla dayanamayıp açtı. 

"Efendim?" 

Karşısındaki davudi ses konuşmaya başladığında hızlanan nabzından mütevellit Bahar'da uyku falan kalmamış, buharlaşıp gitmişti. 

"Efendin tabii ya saat kaç olmuş kadın, kocandan sonra uyanmak ne demek?" 

Bahar şimdi düşüp bayılacaktı. 
Bir gün normal uyandırsaydı ya bu adam kendisini! 

"Mahiir?" 
Genç kız hala şaşkın şaşkın idrak etmeye çalışıyordu. 

"Kim olacak yavrum başka?" 

Kızın sabah sabah daha ayılamamış haliyle eğleniyordu adam. 

"Kimin bu telefon kocam yazıyor?" 
Anında hesap sormaya geçmişti. 

Kendisine almış olabilir miydi? 
Hadi canım! 

"Zeki kızsın anlarsın sen" 

Adam sabahın bir vakti beynini ambale ettiği yetmezmiş gibi açıktan alay ediyordu. 
Yine de sesinin heyecanlı çıkmasına engel olamadan sordu. 

"Yaaa bana telefon mu aldın yoksa?" 
İlk defa telefon alınan bir çocuğun mutluluk ve heyecanından farklı değildi şu anda Bahar'ın sesi. 

"Bak hala duruyor orda!" 

Adamın yapmacık azarının üzerine koşarak odadan çıktı genç kız. Yine koşarak merdivenleri birer ikişer inerken kocasının salonda kahvaltı masasına oturduğunu gördü. 

Ahşap merdivenlerin üzerinde çıplak ayaklarının çıkardığı sesle başını çevirmiş kendisine bakan adamla göz göze geldi. 

Yüzünde kocaman gülümsemesiyle koşarak kocasına sarıldı. 

Küçük bir kız çocuğu gibi hevesle adamın boynuna adeta yapışırken bir yandan da teşekkür ediyordu. 

"Bana nasıl teşekkür etmen gerektiğini biliyorsun!" 

Bahar kollarını Hamza Mahir'in boynundan çözerken diğer yandan da gözlerini kaçırmakla meşguldü. 

"Ortalık yerde ayıp ama" 

Adam kızı belinden tutup yanlamasana dizlerinin üzerine oturttu. 

"Koynuma gir demedik zaten güzelim." 

Eli kızın saçlarına gitmiş güzelim bukleleriyle oynuyordu. 

"Sen iyice arsız oldun sevgilim!" 

Kızın kısık sesli isyanına gülen adam iyice arkasına yaslanıp Bahar'ı da beraberinde kendisine doğru çekti. 

"Ben hep arsızdım hakkımı yeme." 

Sırıtarak kıza bakıyordu. Bahar zaten Hamza Mahir'in karşısında daima eriyip gidiyordu bir de böyle çapkınca sırıtınca iyice güneşte kalan çikolata kıvamına gelmişti. 

Hızlıca adamın dudaklarına bir öpücük kondurup çekileceği sırada Hamza Mahir'in elleri tarafından beli ve kalçası kavranmış daha da adama doğru çekilmişti. 

Adamın alt dudağını emmesiyle kollarını boynuna dolayan kız kendini her zamanki gibi bir ateş girdabının içinde bulmuştu. 

Nefes nefese adamdan ayrıldığında alınlarını birbirlerine yaslamışlar sakinleşmeye çalışıyorlardı ki Hamza Mahir'in sert sesi tüm o romantik havayı yerle bir etmişti. 

"Bahar sen bu kılıkla niye indin aşağıya!" 

Hıh Bahar da zaten gerçek dünyaya döneceği anı bekliyordu. 

"Ben niye kendi evimde misafir gibi dolaşıyorum acaba? Pijamalarımla kahvaltı yapmak istiyorum ne var bunda Mahir?" 

Kız ister istemez adamın gönlüne dokunacak cümleler kuruyordu. 
"Kendi evin?" 

Bahar nazlı nazlı sordu. 
"Değil mi?" 

Hamza Mahir karısına öyle güzel bakıyordu ki sanki alıp içine sokmak istiyordu onun bu kabullenmiş halini, nazlanışını. 

"Ulan... sanma hep parmağımda oynatırım." 

Halinden hiç de şikayetçiymiş gibi görünmüyordu Gümüşpala. Bahar gülümsemesini bastırmak için alt dudağını dişleyip gözlerini masaya doğru indirdi. 

Kocasının kendisine zaafı varmış gibi davranması hoşuna gidiyordu.

Biraz sonra kendi yerine oturan Bahar, kocasının kahvaltı yapışını seyrediyordu. İzlendiğini fark eden adam göz kırparak kıza takıldı.

"Güzelim hadi ye beni sonra izlersin." 

Bahar'ı illa utandıracaktı. Gözlerini kısarak karşısındaki adamın gözünün içine bakarak söylendi. 
"Kendini beğenmiş" 

Sonrasındaysa mızmızlanmaya devam etti. 
"Sabahın sekizinde kahvaltı yapmak istemiyorum ama ben yaaa" 

Hamza Mahir kendi çatalıyla kızın ağzına salatalık tıkıştırırken konuşmaya başladı. 

"Bundan sonra sabahları benimle birlikte kahvaltı yapacaksın. Beni yolcu ettikten sonra istersen akşama kadar uyursun." 

Gümüşpala belli ki sabahları karısıyla birlikte kahvaltı yapmak, güne onunla başlamak istiyordu ama patronluk yapmaya o kadar alışmıştı ki duygularını asla olağan bir şekilde belli edemiyordu. 

Erkek adam duygularını belli etmezdi, o da böyle görmüştü babasından.

Bahar ise karşısında höd höd konuşan adama bakmakla meşguldü. İsteklerinin her birini emir şeklinde arka arka sıralıyordu. 

Kocasının kendisini her fırsatta yanında istemesiyle kadınsı bir haz ve mutluluk yaşarken aynı kadınsı taraf adamın biraz üzerine gitmek konuyu irdelemek istiyordu. 

"Neden kendin yapamıyor musun kahvaltını?" 

Normal bir soru sorar gibi dile getirmişti. 

Hamza Mahir ise kızın ne yapmaya çalıştığını elbette ki görüyordu. 

"Kocan böyle istiyor güzelim." 

Mükemmel laf aldın adamın ağzından Bahar gerçekten bravo! 

"Sabahın köründe kalkacaksam eğer geçerli bir sebep olması lazım kocacığım" 

Adam elindeki çatalı masaya bırakmış, ağzını peçeteye usulca silmiş ve Bahar'a dönmüştü. Elini kızın yüzünde gezdirip severken gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı. 

"Seninle yediğim her öğünde aile sıcaklığı hissediyorum. Yanıbaşımda güzelliğinle yemek yiyor olmak hoşuma gidiyor." 

Bahar pelte kıvamına gelmiş kocasının söylediklerini dinliyordu. 

Sahi bir insana en fazla ne kadar aşık olunabilirdi? El insaftı!

Hamza Mahir'in bu itirafı genç kıza dünyaları vermişti. Gerçi bu adamın söylediği her güzel söz kendisine dünyaları veriyordu ve Bahar artık evrenin büyüklüğü hakkında kafa yorar olmuştu gerçekten. 

Kızın heyecanla bakan pırıl pırıl gözleri adamı güldürmüştü. Nefes dahi almadan kendisini dinleyen karısı tüm şeffaflığıyla etkilendiğini belli ediyordu.

"Nefes al nefes sen bana lazımsın" 

Gerçekten nefesini tuttuğunu farkeden Bahar derin bir nefes çekti ciğerlerine. 

"Güzel şeyler söylediğin nadir anları önceden haber versen de kendimi hazırlasam mı sevgilim? Böyle aniden yakalanınca birazı israf oluyormuş gibi hissediyorum." 

Bir de ukala ukala sırıtmıyor muydu? Resmen 'seni etkilediğimi biliyorum Bahar' gülüşüydü bu.

"Ya neee ne gülüyorsun?" 

Adam kızı kendine çekip sımsıkı sarıldı.
"Senin o sivri dilini öperim." 

Bahar da sarıtarak Hamza Mahir'e sarılıyordu. 

Kahvaltıdan sonra yeni bir talimat üzerine ki Bahar halinden oldukça memnundu kocasını geçirmek için kapıya doğru yürüyorlardı. 

Sabahtan beri aklındaki soruyla kıvranıp duruyordu ve en sonunda sormaya karar verdi. 

"Mahiir?" 

Adam ceketini giyerken göz ucuyla kıza baktı. "Efendim yavrum?" 

Kendisine bu mesafeden konuşmak bile heyecan yaptırıyorken bu adam nasıl böyle dümdüz duygusuz bir sesle efendim diyebiliyordu acaba?

"Ben diyorum ki Zeliha sultanla Esra'nın bir sesini duysam. Telaştan ölmüşlerdir bir haftadır. Olur mu?" 

Hamza Mahir karısının edalı edalı adını söylemesinden anlamıştı zaten arkasından bir şey geleceğini. 

Ceketini giymiş Bahar'a doğru dönmüştü ki kız gömleğinin yakalarını düzeltmek için kendisine doğru sokulmuştu. 

Bahar'ın davranışları o kadar doğaldı ki sanki kırk yıllık kocasını işe uğurluyordu. 

"Yoktu sende numaraları?" 

Kız daha ağzını açmadan net bir uyarıda bulunmaya başladı. 
"Sakın bana o kılkuyruktan alır..." 

Bahar aniden adamın beline sarılarak susturdu ve hızlı hızlı konuşmaya başladı. 

"Yok sevgilim demiyorum öyle bir şey. Sen istersen bana bulursun onların numarasını değil mi?" 

Dibine dibine gibi sokulduğu yetmezmiş gibi bir de yalvaran gözlerle adama bakıyordu. 

Daha önceki zamanlarda Bahar'a gelecekten bir kesit gösterseler ve bir adamın karşısında aşktan şu hale geleceksin deseler kesin montaj derdi.

Fakat ortada su götürmez bir gerçek vardı ki aşk Bahar'ı hep o suratını buruşturarak baktığı sevgi pıtırcığı kızlara dönüştürmüştü!

"Bak bak laflara bak" 

Bahar'ın burnunu iki parmağı arasına sıkıştırmış küçük bir kız çocuğu gibi seviyordu. 

"Yalnız asabımı bozacak kişilerden bahsetmek yok güzelim bilmem anlatabildim mi?" 

Adam resmen Ercü'ye takmıştı. 

"Tamam tamam anlaştık." 

Özlediği iki kadının sesini duyacak olmak Bahar'ı çok sevindirmişti. 

Hamza Mahir kızı başının üstünden öpüp gözleriyle kapı açılınca dışarıdan görülmeyecek bir yeri işaret etti. 

Allah muhafaza biri bacaklarını görürdü falan!

Genç kız dışarıdaki adamların canının sağlığı için mecburen kör tarafa geçti. 

Gümüşpala tam kapıdan çıkacağı sırada durup uyarma gereğinde bulundu. 

"Ben yokken evde uslu dur." 

Sonrasında cevap beklemeden gitmişti. 

Sanki evde küçük bir çocuğu yalnız bırakıp sakın ateşle oynama, balkona çıkma der gibi bir hali vardı kocasının. 

"Allahım bu adam beni kaç yaşında zannediyor?" 

Söylene söylene üzerini giyinmek için merdivenlere yöneldi.

Giyinme odasına girdiğinde dünden kalan yerleştirilecek onlarca paket vardı. 
Giyisi ve ayakkabı dolaplarına kendisine yer açmak için baktığında çoktan boşaltıldığını gördü. 
Anlaşılan Hamza Mahir dün alışverişe gittikleri sırada Hafize hanıma yaptırmıştı. 

Birinin sizden önce sizi düşünmesi ne büyük lütuftu. 

İçi sıcacık oldu genç kızın. 
Sözleriyle olmasa da davranışlarıyla her defasında kendisini ne kadar önemsediğini belli ediyordu Hamza Mahir.

İki saatlik uğraşın sonucunda kocasının kıyafetlerinin yanında yerini alan kıyafetleri gözüne daha bir güzel gelmişti. 

Onların öyle yan yana durup temas etmeleri sanki karı koca olduklarını anlatıyordu. 

Hoş Hamza Mahir'in kırk beş numara ayakkabılarının yanında kendi otuz beş numara ayakkabıları biraz komik duruyordu ama olsundu canım onlarınki de zaten zıtlığın uyumu değil miydi? 

Telefonunun sesiyle düşüncelerinin arasından hızlı bir çıkış yapan Bahar hemen gelen mesajı açtı. 

Hem Esra'nın hem de Zeliha hanımın numaraları vardı. 

Altında da 'Nasıl teşekkür etmen gerektiğini biliyorsun.' yazıyordu. 

Kocası bu arsızlıkla gecelerce yalnızca yatıp uyumaya iyi dayanmıştı doğrusu helal olsundu.

"Hatırlayamıyorum sahi nasıldı?" 

Sonuçta Hamza Mahir şuan burada değildi ve biraz kışkırtmaktan ne zarar gelebilirdi ki? 

Tam yirmi dakika sonra mesaj geldi. 
Koskoca yirmi dakika! 

Bu adam sevgili olma işinden gerçekten hiç anlamıyordu yada bir insan ekran karşısında sabırsızlıktan nasıl öldürülür çok iyi biliyordu.

Bahar'ın bilmediği şey ise evden çıkan Gümüşpala'nın doğruca depoya gittiği ve girecekleri büyük bir inşaat ihalesine fesat karıştırma hazırlığında olan şirketin ceo'su olacak adamı kendine has yöntemlerle konuşmaya ikna ediyor oluşuydu. 

Evden çıkar çıkmaz Nejat'ı aramış iki kadının numarasını istemiş ve depoya girmeden hemen önce göndermişti. 

Kızın karşılığında attığı mesajı görse de depodaki işini halletmek üzere telefonunu cebine atmıştı. 

Kan olan ellerini yıkayıp getirdikleri beyaz havluya sildikten sonra telefonunu yeniden eline alabilmişti. 

Tabii o süre içinde Bahar adama epey bir saydırmakla meşguldü. 

Gelen mesaj sesiyle hemen telefon ekranına bakan kız flörtöz bir cevap umarken resmen buram buram öküzlük kokan bir mesajla karşılaştı.

"Ben sana en sahisinden hatırlatacağım yavrum geceyi bekle sen" 

İşin kötü yanıysa şu mesaja dahi kan akışının hızlanmasıydı.

Daha fazla vakit kaybetmeden önce Zeliha hanımı aramaya karar verdi. 

Telefon bir kaç defa çalıp yaşlı kadının "Alo" sesi duyulunca hasretle konuşmaya başladı Bahar.

"Zeliha sultanım" 

Zeliha hanımın hemen açılmaya hazır musluklar açılmış ağlamaya başlamıştı. 

"Yavrum nerelerdesin sen? Bir gittin dönmedin neler yaptılar sana gözümün nuru?" 

Kadın panik halinde ardı arkası kesilmeyen sorular soruyordu. Arkadan da yanılmıyorsa Esra'nın sesi geliyordu. 

"Sultanım iyiyim ben. Hiç kimse bir şey yapmadı bana ama ancak arayabildim seni. Yeni numaram bu kaydet kapatınca. Esra mı var orda?" 

Kadın yatışmış değildi. 
"Esra kızım var her gün geliyor sağolsun. Bahar'ım asıl sen nerdesin şimdi gelip alalım seni? Kızım kaçırdılar dedi Ercüment oğlum beynimden vurulmuşa döndüm." 

Bahar, Zaliha hanımı ikna etmek için konuşmaya başladı. 

"Sultanım önce hoparlöre al da ikinizle de konuşabileyim." 

Kadının denileni yapması için bekledi bir süre. 

"Ben kendi isteğimle kalıyorum. Bana burada çok iyi davranıyorlar siz hiç endişe etmeyin olur mu sakın kendinizi üzmeyin." 

Yaşlı kadın, Bahar'ın söylediklerini algılamakta zorlanıyordu doğal olarak. 

Esra da duydukları karşısında şok olmuştu.

Konuşan Zeliha hanımdı. 
"Niye habersiz bir başıma bırakıp gittin beni buralarda hiç mi kıymetim yok? Günlerdir iki gözüm iki çeşme yolunu gözlüyorum." 

Yaptığı şey mantıklı değildi ki karşısındakilere nasıl anlatsındı?

"Hiç olur mu öyle şey sen benim kıymetlimsin. Kendi isteğimle gelmiş olsam seni orada mı bırakırım sultanım?" 

Zeliha hanımın da Esra'nın da kafası karışmıştı iyice. 

"E Bahar abla demedin mi kendi istediğimle kalıyorum diye?" 

Bahar kendini açıklamaya çalışıyordu. 
"Önce öyleydi ama sonra işler değişti. Ben kendim onunla yaşamak istediğime karar verdim." 

Zeliha hanım kızmaya başlıyordu artık. 
"Kızım senin hiç tanımadığın bilmediğin bir adamın evinde ne işin var? Hırsız mı, katil mi belli değil. Hadi hiç biri değil ben seni böyle mi yetiştirdim elin adamıyla nikahsız aynı evde yaşa diye mi!" 

Azar yemenin verdiği suçlulukla gözleri doldu Bahar'ın konuşamadı bir an. 

Esra ise Zeliha hanımın elinden bayrağı almış konuşmaya devam ediyor gibiydi. 

"Aşık mı oldun yoksa seni kaçırtan adama?" 

Bahar artık ağlamaya başlamıştı. 
"Aşık oldum Esra hem de öyle aşık oldum ki hiçbir şey düşünemiyorum. Saçmaladığımın farkındayım iki gündür tanıdığın adama güvenilir mi diyorsunuz onu da biliyorum ama kendime engel olamıyorum." 

Sesi ağlarken kesikli çıkıyordu. Nefes alma mecburiyeti hissederek sustu ve yeniden konuşmaya başladı. 

"Ben daha önce hiç böyle hissetmemiştim." 

Esra jenerasyonu gereği daha olumlu yaklaşıyordu fakat Zeliha hanım kızı gibi sevdiği Bahar için fazlasıyla meraktaydı ve bu durum sesine hafiften öfke olarak yansımıştı. 

"Kızım ipsiz sapsız bir adama aşık olduysan başını duvarlara vurursun da iş işten geçmiş olur aklını başına al Baharım." 

Kocasına söylenen sözler hemen savunmaya geçirmişti kızı. 

"Hamza Mahir ipsiz sapsız biri değil! Aklınızdan nasıl biri geçiyor az çok tahmin ediyorum ama inanın öyle biri değil." 

Bu zamana kadar Bahar'ı gerçekten de bir erkek için hiç böyle ısrarcı görmemişlerdi. Bu kadar kısa zamanda genç kızın değişimini ağzı açık bir şekilde dinliyorlardı. 

"Aranıza bir şeyler geçti mi? Geçti kesin baksana Zeliha sultan hali hal değil uçmuş bu." 

Bahar cırlak bir sesle susturdu Esra'yı. 
"Esra! edepsizleşme kızım sanane ya hayret bir şey!" 

Zeliha hanım Esra'ya arka çıktı. 
"Ne var doğru söylüyor kız. Söyle bakayım aranızda bir şey oldu mu?" 

Bahar artık utançtan yerin dibine girmek üzereydi. 
"Oldu evet öğrendiniz rahatladınız mı?" 

İki kadın da bu cevabı bekliyordu ama yine de Bahar'ın ağzından duyunca bir şaşkınlık nidası çıkarmadan edemediler. 

"Bahar abla sen bu konularda böyle rahat değildin bu kadar mı kör etti aşk seni?" 

Bahar mecburen nikah meselesini söyleyecekti yoksa evlatlıktan ve ablalıktan men olmak üzereydi. 

"Yani aşkın gözüme bir perde indirdiği gerçeği var tabii de ben size bir şey söyleyeceğim. Eve geldiğim ilk gün Mahir dini nikah kıydırdı." 

Esra'nın ağzında "Haydaa" nidası duyulurken, Zeliha hanım şükür mü etse yoksa hiç tanımadığı bir adamla Bahar'ın Allah'ın huzurunda evlendiklerini duyduğuna mı şaşırsa bilemedi. 

"E bu adam sana daha ilk dakikadan göz koymuş abla." 

O iş pek öyle değildi ama Bahar uzun uzadıya anlatmak istemiyordu. 

"Neyse ne işte Esra. İçiniz rahatlasın diye söylüyorum ben yanlış bir şey yapmıyorum. Ne zaman görebilirim sizi şuan için bir fikrim yok ama söz veriyorum en kısa zamanda tekrar birlikte olacağız. Ben burada iyiyim merak edip üzülmeyin olur mu?" 

Kendini açıklama çabası biraz da olsa işe yaramış iki kadın da bir miktar rahatlatmışlardı. 

"Kızım beni merakta koyma sık sık ara." 

Döktüğü onca dilden sonra gönüllerini almayı başarmıştı. 
"Hiç merak etmeyin sık sık ararım ben. İkinizi de çok öpüyorum." diyip vedalaşmanın ardından telefonu kapattı. 

En azından iyi olduğunu bizzat kendisi söylemişti. 

Yirmi beş yıl boyunca kendi söz hakkı olmadığı bir hayatta yaşamıştı ve ilk defa kendini söz sahibi hissediyordu Bahar. 

Evet şuan hayata karşı epey büyük oynuyordu fakat kaybetse bile kazandığını bildiği bir şey vardı, aşktı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜMÜŞPALA-66

GÜMÜŞPALA - 1

GÜMÜŞPALA-14