GÜMÜŞPALA-16
Keyifli okumalar ♥️
Bahar yatağın ortasında altında yalnızca bir iç çamaşırı, üstünde boynuna kadar toplanmış bir tişörtle rezil bir halde kalakalmıştı.
Dalgın ve boş gözlerle sabit bir noktaya bakarken, adamın kapıyı çarpıp çıkması üzerine ürkek bir kuş gibi titremişti.
Aklında sürekli Hamza Mahir'in söyledikleri dolanıyordu.
"Demek bedenini sunacak kadar önemli o herif senin için."
Kollarını bacaklarının etrafına dolamış bir şekilde yatakta otururken kendini feci halde aşağılanmış hissediyor, gözlerinden yaşlar yağmur gibi akıyordu.
Kabul ediyordu yalan söylemek gibi bir hataya düşmüştü fakat böyle küçük düşürülmeyi hak edecek ne yapmıştı ki?
Oysa Bahar adam çok sinirli olduğu için öperek bir parça yumuşatmak istemişti o kadardı. Amacı gitmesini engellemek için sevişmek değildi.
Daha doğrusu amacı sevişmek değildi!
İlk defa yaşayacağı duyguları böyle sinirli ve de gergin bir anda neden yaşamak istesindi?
Bahar yalnızca her zamanki gibi adama kapılıp gitmişti.
Hamza Mahir gibi akıllı bir adam nasıl olurdu da bunu göremezdi?
"Demek bedenini sunacak kadar önemli o herif senin için."
Bu cümle aklında döndükçe kafayı yiyecek gibi oluyordu.
Yüksek sesli ağlamaktan boğazı acıyor, kıpkırmızı olmuş gözleri yanıyordu.
Ağır aksak adımlarla banyoya doğru yöneldi.
Hızla üzerindekileri çıkararak kendini duşa attı. Yarım saat kadar yukarıdan akan suyun altında kalıp sakinleşmeye çalışırken bugün yaşadığı şeyler aklına geldikçe bir taraftan da sinirlerine hakim olmakta zorlanıyordu.
Duştan çıkıp kocaman bornozu üzerine giydi.
Bu bornoz dahi o öküz herifindi ve içinde bulunduğu durum gereği şuan bornoza karşı bile aşırı öfke doluydu!
Durup durup sinirleniyor kendi kendine söyleniyordu Bahar.
"Bedenimi sunmuşum öyle mi? Hah!"
Odanın içinde bir o yana bir bu yana geziyordu.
"Hani sen benim kocamdın ya? Hı hani kocamdın?"
Yatak örtülerini sıyırıp yere attı genç kız.
"İnsan karısına nasıl böyle bir suçlamada bulunur pislik herif!"
Yatağın önünde duran markize bir tekme atmış yere devirmişti ama bu arada kendi ayağı da nasibini almıştı.
Yatağın üzerine oturup acıyan ayağı için ağlamaya başladı bu sefer de.
"Senin yüzünden ayağım da acıdı. Bana sürekli zarar veriyorsun siktir git artık hayatımdan!"
Bir taraftan isyan edip saydırırken diğer taraftan da hüngür hüngür ağlıyordu.
Aniden kalkıp adamın giyinme odasına gitti eline ne kadar eşya geçtiyse topladı. Pahalı lüks saatler, kravatlar, Allah bilir kaç bin lira değerindeki parfümler...
Hışımla yatak odasının teras kapısını açtı ve elinde ne var ne yok fırlatmaya başladı. Attığı eşyaların bir kısmı evin yan tarafındaki, mutfak kapısının açıldığı tarafta bulunan havuza düşerken bir kısmı da bahçedeki çimlerin üzerine savruluyordu.
Bahar gözü dönmüş bir şekilde giyinme odasına gidiyor eline ne varsa topluyor ve gidip atıyordu.
Aşağıda bulunan adamlar önce ne olduğunu anlayamadıkları için dehşete düşmüşler sonrasında bir yandan parfüm şişelerinden sakınmaya çalışırken diğer yandan da ne yapmaları gerektiğiyle ilgili acele bir karar vermeye çalışıyorlardı.
Esasen en büyük sorunlardan biri Bahar'ın bornozlu olmasıydı.
Kocaman bornozun içinde ayakları dahi görünmüyor olsa da bu Hamza Mahir için gören herkesin gözünü almak için yeterli bir sebepti ve adamları bunu çok iyi biliyorlardı.
Bu nedenle yukarı doğru başlarını kaldıramadıkları aynı zamanda da yerlerinden ayrılmadıkları için birkaçı bu süre içinde şişelerden ve de saatlerden çoktan nasibini almıştı bile.
"Ulan bir siktirin gidin yenge hepinizin pekmezini akıtacak şimdi!"
Korumaların başında duran Ferit hemen bahçenin o tarafında duran herkesi göndermişti.
Acilen Yiğit Ali ağabeyini aradı.
"Söyle koçum?"
Bu durum nasıl anlatılırdı ki?
"Abi havuz tarafına acele gelsen iyi olacak."
Yiğit Ali'nin ses rengi değişti.
"Ne oldu oğlum söylesene?"
Ferit ısrarla mırın kırın ediyordu.
"Abi kendin görsen daha iyi."
Yiğit Ali sinirle "Lan kapat geliyorum!" diyerek telefonu suratına kapattı.
Zaten araba süren ve eve varmak üzere olan Yiğit Ali bir dakikadan kısa bir sürede olay yerine gelmişti.
Gördüğü manzarayla şok olan adam kahkahayla gülse mi düştükleri şu hale ağlasa mı bilemedi.
Ağabeyinin eşyalarının bir kısmı havuzda yüzerken diğer bir kısmı çimlerin üzerinde özgürlüklerine kavuşmuş görünüyorlardı.
Yukarı doğru bakıp "Kolay gelsin yenge" dedi.
Yanlış zamanda yanlış kelimeydi kaşının üzerini hedef alan saatle daha iyi anlamıştı.
"Aşk olsun yenge ya ben ne yaptım şimdi?"
Bahar'ın tüm öfkesi Yiğit Ali'nin üzerine doğrultulmuş gibiydi.
"Sen bana bir daha yenge de bakalım ben napıyorum sana!"
Anlaşılan ağabeyine savaş ilan etmişti ve de onun tarafında olan herkesi düşmanı olarak görüyordu.
"Doktor hanım diyim nasıl?"
Sanki adamın söylediği her şey daha da sinir etkisi yaratıyordu kızın bünyesinde.
"Sayenizde doktorluğum mu kaldı hı? Hayatımın ağzına sıçtınız be!"
Böyle bebek gibi bir kızın ağzından küfür duymak Yiğit Ali'yi şaşırtmıştı doğrusu.
"Ayıp oluyo ama yen... demedim vallahi demedim."
Teslim oluyormuş gibi ellerini yukarı doğru kaldırmıştı.
İşin aslı kız sakinleşsin diye şebeklik yapıyordu .
Bahar'ın fırlatılacak yeni şeyler almak için içeri gitmesini fırsat bilerek ağabeyini aradı.
Hamza Mahir depoda Cenk'e hesap sormakla meşguldü.
Temiz bir dayak yiyen Cenk'in ağzı burnu kan revan içindeydi.
Tek gözü şişlikten kapanmak üzere olan adam için mesele olan şey sağlığı falan değildi.
Hamza Mahir ağabeyinin güvenini boşa çıkarmış, gözünden düşmüştü.
Kendini açıklamasına bir izin verseydi belki derdini az da olsa anlatabilirdi.
"Abi Allah aşkına gönderme beni"
Gümüşpala öfkeyle yakasından tutup duvara vurdu adamı.
"Neyini tutayım lan ben senin!"
Cenk çaresizce "Abi yemin ederim sen dedin zannettim. Yenge bir şey olursa kapıda Cenk var ondan arayabilirsin beni dedi, diyince sen talimat verdin zannettim."
Gümüşpala sakinleşmeye çalışıyordu. Baş ve işaret parmağıyla burun kökünü sıkıp bir süre bekledi.
"Aslanım sen ne zamandan beri ikinci şahısların ağzıyla emir alıyorsun?"
Cenk başı önünde omuzları düşmüş bir şekilde duruyordu. Yaptığı ihmalden çok pişman görünüyordu.
"Abi beni bu zamana kadar sen tanır bilirsin. Konu yenge olunca yanlış yapmak istemedim. Ne bileyim abi senin karın sonuçta karşı gelmek olmaz dedim."
Hamza Mahir cebinden tesbihini çıkarmış iki eliyle tesbih çevirirken konuşmaya başladı.
"Yengene saygıda kusur etseydin hiç affı olmazdı ama bu demek değil ki salak gibi çevirdiği dolaba kanacaksın!"
Ağabeyi haklıydı bugün buna kanan yarın kendi eliyle gitmesine de izin verirdi.
"Şu aralar gözüme görünme koçum Almanya'daki işe Selim'in yerine sen git."
Cenk rahat bir nefes verdi ağabeyi ona git dememişti yalnızca şu aralar gözüme görünme demişti.
"Emrin olur abi."
Tam o sırada Gümüşpala'nın telefon sesi duyuldu.
"Söyle"
Yiğit Ali olaya bodoslama girdi.
"Abi yenge seni evden atıyor haber vereyim dedim."
Hamza Mahir Yiğit Ali'nin saçmalıklarına alışıktı fakat bugün hiç sırası değildi. Derin bir nefes alıp verdi.
"Siktirtme haberini Yiğit Ali adam gibi söyle lan ne var?"
İşte bir meydan muharebesi daha başlıyordu ve Yiğit Ali'nin artık sıtkı sıyrılmıştı.
Hayır böyle zamanlarda Nejat çakalı nerdeydi de olay hep kendi üzerine kalıyordu anlamıyordu.
"Abi yenge çok sinirli bütün eşyalarını terastan atıyor."
Arkadan sesler geliyordu anlaşılan Bahar hanım kendisinin aranmasından da rahatsız olmuştu.
"Ahh yenge ama ayıp oluyor valla ya avlar gibi
atıyorsun."
Hamza Mahir sabır çekip telefonu kapattı.
Bahar ikinci kattan Yiğit Ali'ye saydırmakla meşguldü.
"Niye arıyorsun sen o canavar adamı?"
Kollarını önünde kavuşturmuş trip atıyordu.
"İspiyoncu Yiğit Ali! İkidir ispitçilik yapıyosun unutur giderim sanma hiç!"
Vallahi de billahi de bu kızla uğraşılmazdı.
Ağabeyi de Allah bilir ne halt işlediyse kızı köpürtmüştü şimdi de Yiğit Ali uğraşıyordu.
Bahar'ın içini soğutmak için fırlattığı eşyalar gerçekten de işe yaramıştı doğrusu.
Gerek giyinme odasıyla teras arasında mekik dokurken yorulması gerekse Hamza Mahir'in attığı her eşyasıyla sanki ona şiddet uyguluyormuş hissiyatı sayesinde sakinlemiş görünüyordu.
Son kez odaya girdiğinde gözüne adamın tesbih koleksiyonu çarpmıştı.
Hınzırca gülümsedi Allah bilir bunları tüm eşyalarından daha çok seviyordu maço herif.
Büyük bir zevkle fırlatacaktı hepsini.
Kapağı camlı kocaman kutuyu kucağına aldı. Her bir bölmeye özenle yerleştirilmişti tesbihler.
Tam terasın kapısından çıkıyordu ki arkadan bir ses duyuldu.
"Kal orda!"
Bahar kulağına ulaşan davudi sesle yerinde çivilenmiş gibi kalırken, yüzünü adama doğru döndü.
Asi gözleri adama meydan okuyordu adeta.
"O üzerindekiyle bir daha çık bakalım ne oluyor!"
Sesi oldukça sinirli ve ürkütücü geliyordu fakat Bahar'ın da şalterler atmıştı bir kere gözünü korkutamıyordu adamın tavırları.
Duymamış gibi davranarak hızla terasa çıktı. Ardından çabucak gelen adam korkulukların orda beline sarılsa da geç kalmıştı.
Bahar kutunun kapağını açmaya fırsat dahi bulamadan öylece aşağı atıvermişti.
Beline sarılan kollar kaskatı olmuştu.
"Elimden bir kaza çıkmadan git."
Kendine hakim olmaya çalıştığı o kadar belliydiki adeta tıslayarak konuşmuştu.
Bahar onu hiç bu kadar öfkeli görmemişti.
Kaçarcasına uzaklaştı ve üzerini giyinmek için eşyalarını alarak banyoya koşturdu.
Gümüşpala terastan aşağıya baktığında bin bir çeşit eşyasının yerlerde olduğunu, kimisinin ise havuzda yüzdüğünü gördü.
"Amınakoyduğumun yatağını da atsaydın bari, bir o kalmış!" diye tersçe söylendi.
Eliyle yüzünü sıvazladı.
Kendinden aklınca intikam almıştı hanımefendi.
Hamza Mahir maddi şeylere önem veren bir adam değildi. Saatleri zarar görmüş, parfümleri kırılmış vs bir önemi yoktu.
Delirecek gibi olduğu şey Bahar'ın asla söz dinlemiyor oluşuydu.
Asiydi fazla asiydi ve Gümüşpala iktidarına karşı gelinmesinden hiç hoşlanmazdı.
Yiğit de hala aşağıda dikiliyor olup biteni sindirmeye çalışıyordu.
Yıllardır bu evde yaşardı değil böyle bir şey görmek gün gelecek biri yapacak deseler sikine
takmazdı.
En son Bahar'ın tesbih kutusunu da attığını görmüştü. Onu yapmasaydı iyiydi.
Tesbih koleksiyonu Gümüşpala'ya baba yadigarıydı, çok kıymetliydi.
Hemen ayakkabılarını, çoraplarını ve de gömleğini çıkarıp havuza atladı. Hiç değilse kutuyu kurtarsa kârdı. Büyük havuzun içinde biraz uğraşmayla en sonunda tesbihlerin olduğu kutuyu bulup çıkardı.
Kafasını kaldırdığında ağabeyi kendisini izliyordu. İki adamın bakışları kesişti. Hamza Mahir teşekkür maiyetinde baş selamı verip içeriye girdi.
Yiğit Ali tam da bu yüzden Gümüşpala'nın sağ koluydu.
Adamın hayatındaki pahada ağır olan her şeyi bilirdi.
Bahar üzerini giyip tekrar odaya girdi. Islak kumral saçları bukle bukle sırtına dökülmüş ucundan akan sular tişörtünü ıslatıyordu fakat umrunda dahi değildi.
Sessizce yatağa oturdu.
O sırada Hamza Mahir de içeriye girip kapıyı kapattı.
Bahar adama bakamıyordu çünkü çok öfkeli olduğunu biliyordu.Hemen yanı çöktüğünde onun da oturduğunu anladı.
Adamın bağırıp çağırmasını bekleyen genç kız duymayı beklediği şey olmadığı için bir müddet sonra başını yana doğru çevirdi ve adamın kendisini izlediğini farketti.
Yeniden önüne dönüp başını eğdiğinde önüne dökülen ve yüzünün kapanmasına sebep olan saçların adam tarafından geriye alındığını hissetti.
Tekrardan göz göze geldiklerinde Hamza Mahir konuşmaya başladı.
"İçin soğudu mu bari geçti mi hırsın?"
Bu kadar yumuşak bir tavır beklemediği için hemen gözleri doldu. Gözlerinde akmaya hazır yaşlarla kafasını sağa sola doğru salladı. Bu hareketlilikle birlikte yanakları ıslanırken yeniden ağlamaya başlamıştı.
Saatlerce ağladığı için kıpkırmızı olan gözleri hali hazırda zaten hala yanıyordu.
Adam kızı göğsüne doğru çekerken Bahar dışından itiraz ediyor, kafasını koymak istemiyordu fakat içinden bildiği gerçek ise şuan sığınmak istediği tek yerin orası olduğuydu.
Onun yüzünden bunca gözyaşı dökmesine, sinir harbi yaşamasına rağmen teselliyi yine onun kokusunda arıyordu.
"Ercümentle aramda bir şey olduğunu ima edip durman beni çok yaralıyor."
Ercüment ismini bile duymak adamı geriyordu kasılan kollarından anlamıştı Bahar.
"O itin adını anıp delirtme beni Bahar, sakinleşmeye çalışıyorum!"
Burnunu kızın saçlarına gömmüş kokusuyla sakinleşmeye çalışıyordu.
Genç kız bir taraftan ağlarken diğer taraftan laf anlatmaya çalışmakla meşguldü.
"O benim arkadaşım bunu kabul etmek zorundasın!"
Gümüşpala gözleri kapalı konuşuyordu.
"Yapma ya?"
Sesi alaylı çıkmıştı.
"Bana bak kızım o adamın hiçbir şeyini kabul etmek zorunda değilim! Arkadaşmış!"
Bahar çatallaşmış sesiyle itiraz ediyordu.
"Ya sen kalın kafalı mısın?"
Hamza Mahir'in tutuşu yine sertleşmişti.
"Ulan dizime yatırır pataklarım şimdi seni basma damarıma!"
Kendisine el kaldırmayacağını o kadar iyi biliyordu ki adamın tehtidi korkutamamıştı Bahar'ı.
"Ne var anlamıyorsun işte! Onunla aramda bir şey olsa niye seninle öpüşüp koklaşıp durayım ya? Elleyip duruyosun her yerimi buna nasıl izin verirdim ben öyle bir kadın mıyım? Beni ne yerine koyduğunun farkında mısın sen?"
Soluksuz konuşmuştu Bahar.
"Onunla aranda zaten bir şey olamaz sen benim karımsın. Benimsin kızım!"
Adam düşündükçe deliriyordu.
"Karım diyorsun ama seni öpünce bedenimi sunmuş oluyorum her nedense"
Kızın ağlaması kesilmiş, adamın geçen seferden tecrübe ettiği o içli içli hıçkırıkları kalmıştı.
"Lan o herife zarar vermeyim diye altıma girmeyi göze almadın mı sen?"
Yok artık daha nelerdi!
Bahar'ın ses tonu biraz yükselmişti.
"Saçma sapan konuşma Mahir! Ben sadece öpüp seni sakinleştirmek istedim beni yatağa çeken sendin. Asıl sen tecrübesizliğimi kullanıp benimle dalga geçtin. Farkında mısın bilmiyorum ama çocuk değilim ve Ercüment benim sevgilim olsaydı ilk öpücüğümü dahi sen almış olmazdın. Bir mantıklı düşün artık! Bu kadar özelime girmişken bana böyle çirkin yakıştırmalarda bulunma. Seni yanlış tanıdığımı düşünmeye başlıyorum ve çok üzülüyorum."
Kızın üzerine fazla gittiğinin farkındaydı.
Çabuk öfkelenen, öfkelenince de gözü hiçbir şey görmeyen bir adamdı.
Yakıp yıkar sonra da ardına bakmadan çeker giderdi fakat dank ettiği bir durum olmuştu.
Karısı ne etrafındaki adamlarından biriydi ne de yalnızca cinsel ihtiyaçları için birlikte olduğu kadınlardandı.
En başta masumdu.
Hassastı, kırılgandı...
Saldırganlığı ve de sivri dili tüm bu duygusallığını perdelemek için kullandığı gardıydı.
Bir eliyle kızı göğsüne doğru bastırırken diğer eliyle yüzünü seviyordu.
Baş parmağı ve işaret parmağıyla alt dudağını çekiştirirken sonrasında elmacık kemiklerine gidiyordu eli.
"Çok mu üzdüm seni?"
Sesi esip gürlemesinin aksine uzlaşmacı çıkıyordu.
Bahar yalnızca çocukça kafa sallamakla yetindi.
Gümüşpala bıkkınca bir soluk verdi.
"Ulan ortalığı panayır yerine döndürmüşsün hala gönlünü almaya çalışıyoruz anasını satayım."
Bahar şaşkınca kafasını kaldırdı.
"Gönlümü mü almaya çalışıyorsun ben niye göremiyorum acaba?"
Adam kızın başının üzerini öpüp tekrar göğsüne yatırdı.
"Gönül almışlığımız mı var deniyoruz işte."
Bahar'ın yüzünde istemeden de olsa bir tebessüm belirmişti.
Adamın elleri yüzünde gezinirken Bahar'ın gülümsediğini farketmişti.
Hamza Mahir rahatladığını hissetti.
Uzunca bir sessizliğin ardından usul usul konuşmaya başladı. Sesinde büyük bir kesinlik vardı.
"Güzelim bir daha sakın aramızdaki problemleri dışarıya taşıma."
Bir süre bekledi, karısının tekrardan kalbini kırmak istemiyor cümlelerini filtreden geçiriyordu.
"Bak" Sesli bir nefes verdi.
"Bugün yaptığın şovu başkası yapsa nefesini keserdim Bahar."
Eşyalarını atmasını kastediyordu adam.
Bahar taş kesildi o an.
Hamza Mahir'in tehlikeli bir adam olduğunu zaten biliyordu fakat kulaklarıyla duymak genç kızı ürpertiyordu.
Aynı kesinlikte konuşmaya devam etti.
"Altını çizerek söylüyorum bir daha benim itibarımı yok sayacak bir harekette sakın bulunma."
Kızı korkuttuğunun farkındaydı elbette ama daha sonradan sıkıntı yaşamamaları için Gümüşpala'nın sınırlarını şimdiden öğrenmeliydi.
"Şimdi gelelim bornozla onca adamın içine çıkman rezaletine."
Bahar başını kaldırıp itiraz etmek istedi fakat Hamza Mahir göğsünden kalkmasına izin vermedi.
Anlaşılan savunma istemiyordu.
"Seni kıyafetlerin konusunda defalarca kez uyardım fakat görüyorum ki ciddiye alınmadı. Ben de bir değişikliğe gitmeye karar verdim."
Acaba baskıcı hallerinin yanlış olduğunu kavrayıp seni rahat mı bırakacak Bahar?
hevesle gelecek cümleye odaklandı.
"Bundan böyle seni görmemesi gereken şekilde gören herkesin ya canını ya da iki gözünü alacağım."
Yok artık!
Bahar bir an doğru duyup duyamadığını anlayamadı.
"Ben vicdan azabı çekmem Mahir diyorsan buyur istediğin gibi giyin."
Bu adam baya baya ciddiydi.
Konuşacağı sırada tekrar susturuldu.
"Bu konu tartışmaya kapalı güzelim."
Bahar anında itiraz etmeye çabalamıştı ki "Ama Ma..." tekrardan susturuldu.
"Hiiç o güzel ağzını boşuna yorma. Evet artık anlat bakalım şu Cenk'i kandırma meseleni."
Resmen ardı ardına tüm konular hakkında hesaba çekiliyordu Bahar ve işin kötüsü gık diyemiyordu.
Hamza Mahir'in öyle baskın bir otoritesi vardı ki psikolojik olarak üstünlük kuruveriyordu.
"Sen o hakkı kaybettin canım ben sana 'izin ver anlatayım Mahir' demiştim."
İnatçı çocuklar gibi omzunu sallamayı da ihmal etmemişti.
"Öyle mi canım?"
Bahar aynı inatçı sesle "Öyle canım!" dedi.
"Cenk dingilinin hesabını keserken anlattı zaten benim merak ettiğim önce neden bana gelmediğin Bahar?"
Hesap kesmek derken?
Zavallı Cenk kendi yüzünden dayak mı yemişti?
"N-ne hesabı? Dö-dövdün mü?"
Adam bu konuyu konuşmak istemiyormuş gibi geçiştiren bir cevap verdi.
"Madalya takacak değildim herhalde Bahar. Üzüldüysen bundan sonra düşünerek hareket edersin. Soruma cevap ver bakayım."
Bahar'ın vicdanı sızlıyordı. Kim bilir ne yapmıştı adama?
"Ya Mahir gelsem Zeliha sultanla konuşmak istiyorum desem izin mi verecektin sanki allasen?"
İsyan ediyordu yine ve Gümüşpala kızın isyankar kişiliğini törpülememek için zor duruyordu.
"Şartlar her ne olursa olsun önce gelip bana soracaksın Bahar! Ulan zaten ben izin vermiyorsam kimin haddine düşer de başkalarına gidiyorsun sen?"
Al işte biraz önce güya gönlünü almaya çalışan adam yine azarlıyordu.
Zar zor da olsa kafasını kaldırıp adamla yüzyüze geldi.
"Tamam doğruydu demiyorum ama böyle ağır bir bedeli de hak etmiyordu yaptığım şey. Hiç bu kadar küçük düşmüş hissetmemiştim "
Sesi sona doğru çatallaşmış ve incelmişti.
Ağlayacağına işaret olduğunu bilen Gümüşpala'nın bu durum hiç hoşuna gitmemişti.
Başı önüne doğru eğilen kızı çenesinden tutup kaldırdı.Saçlarını usulca sevdi. Bu süre içinde ikisinin gözleri de birbirine kilitlenmiş gibiydi.
Sonrasında adam yavaşça öptü Bahar'ın dudaklarını. Öyle şefkatle öpüyordu ki tüm o hoyratlığı gitmiş sanki af diliyordu kendisinden.
Kızın dudaklarının tadına uzunca bir süre vardıktan sonra alnından öpüp göğsüne bastırdı Gümüşpala.
Bu defa Bahar da itiraz etmemişti.
Aralarındaki bu sözsüz iletişimin, yeni yeni farkettiği huzurun keyfini çıkarıyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder