GÜMÜŞPALA-62
Keyifli okumalar❤️🔥
Bu bölüm bir tık daha +18 olabilir dikkatinize.
Bol bol satır arası yorum bekliyorum, seviliyorsunuz❣️
Yiğit Ali'nin evine gidip geldikten sonra oğullarının yanına gitmeden kısa bir duş almak isteyen Bahar yatak odasına girmişti.
Hamza Mahir kapıda kendisini bekleyen Cenk'e takılmış henüz eve girmemişti. Genç adam belli ki ciddi bir mesele hakkında izahat vermeye gelmişti.
Önceki gün telefonda konuştuğu Esra'nın sesi hiç iyi gelmemişti kulağına. Aklının arka planında devamlı açık sekmelerden biri de buydu genç kadının. Duşa girmeden hemen bir Esra'yı arayıp akşam yemeğine davet etmek istedi.
Birkaç sefer çaldıktan sonra genç kızın sesi duyuldu karşı taraftan.
"Abla"
Bahar bir yandan da giyinme odasına girmiş duştan sonra giyeceklerini ayarlamaya çalışıyordu. Çekmeceleri açarken omzuyla yüzü arasına sıkıştırdığı telefonuyla Esra'yla konuşmaya çalışıyordu.
"Bebişim nerelerdesin?"
Esra gireceği son dersin arasındaydı.
"Kampüsteyim abla son bir dersim kaldı hayırdır bir şey mi oldu?"
O sırada giyinme odasından çıkıp banyoya girmişti.
"Yok canım bir şey telaş yapma. Akşam yemeğe bize gel diye aradım tabii işin yoksa?"
Esra kaç gündür kalbi ağzında dolaşıyordu. Yiğit Ali'nin Hamza ağabeyi tarafından bir ay boyunca uzaklaştırma aldığını duyduğu andan beri çok üzgündü. Her ne olursa olsun burası onun eviydi. Üstelik bir şekilde dönüp dolaşıp geleceği yerin aynı çatı altında olması rahatlatıcı bir sebepti.
"Olur ablacığım gelirim inşallah bir işim yok dersten sonra direkt sizin eve gelirim."
Esra'yla anlaştıktan sonra Leyla'yı da aramış davet etmişti.
Bu davet öyle güle oynaya yedikleri yemeklerden ziyade bir köşeye kabuğuna çekilen herkesi şöyle bir silkeleyip kendine getirmek içindi.
Gerekli ayarlamaları yaptıktan sonra mutfağa bağlı telefondan Hafize hanımı aradı.
"Buyur Bahar kızım."
Üzerini çıkarırken diğer yandan da mutfakla konuşuyordu.
"Hafize teyze akşam yemeğe Leyla'lar ve Esra da gelecek haber vermek istedim."
Oğlanların yanına çıkan Zeliha hanımın ardından Hafize hanım da akşam yemeği telaşına düşmüştü Bahar'dan hemen önce.
"Ben de ne pişirsem diyordum kızım var mı istediğin özel bir şey?"
Genç kadın şöyle bir düşündü.
"Kürdan kebabı mı yapsan Hafize teyze? Yanına da bembeyaz pirinç pilavı canım çekti vallahi"
Bahar'ın yemeğe düşkün olması Hafize hanımın hoşuna gidiyordu. Bu eve geldiğinden beri Hamza beyinin sevdiği yemeklerden çok Bahar'ın sevdiklerini pişirirdi. Adam Allah var bir kere bile sesini çıkarmamıştı bu işe. Gerçi genç kadının da pek sebze ağırlıklı beslenen biri olmadığı göz önüne alınırsa kocasından altta kalır yanı yoktu et düşkünlüğü konusunda.
İki benzemezin ortak paydada buluştuğu bir iki noktadan biriydi damak tadları.
"Yaparım tabii kızım hem beyim de çok sever."
Hafize hanım yine başlamıştı çöpçatanlık yapmaya. Kaç gündür Hamza Mahir terör estirdiği için herkes tahmin edebiliyordu Bahar'ın yüzüne bakmadığını.
"Ay Hafize teyze esas ben seviyorum bilmiyorsun sanki."
Genç kadının yumuşayan sesinden anlaşılıyordu ki ya barışmışlardı yada Gümüşpala doğru yoldaydı.
"Biliyorum kızım ben takılıyorum sana. Çorba ve tatlı ne yapayım?"
Nejat Hafize hanımın kabak tatlısını çok severdi. Torpilini ondan yana kullanmaya karar verdi Bahar.
"Yayla çorbası ve kabak tatlısı olsun ama biliyorsun ben cevizsiz yiyemiyorum Hafize teyze bol cevizli olsun."
Yemek konusunu kararlaştırdıktan sonra telefonu kapatmışlardı. Hafize hanım akşam yemeği için her gün mutlaka Bahar'ı arar özellikle istediği bir şey var mı sorardı.
Bayrak kırmızı iç çamaşırlarıyla banyonun içinde bir o yana bir bu yana adımlarken akşam için planlarını tamamladığı sırada 'çat' diye kapı açıldı.
Hamza Mahir ile göz göze geldiler.
Aynı saniye içerisinde adamın gözleri kırmızıyla müthiş bir ahenk içerisinde görünen bembeyaz vücudunu tavaf etmişti bile.
"Mahir"
Adam usulca içiriye girip aynı dinginlikte kapıyı kapattı.
"Yavrum"
Ortam çakmak çakılsa alev alacak gibiydi.
"D-duş alacağım izin verirsen"
Gümüşpala hiç istifini bozmadan kendisine bakıyordu.
"Al"
Bahar düşüp bayılacaktı artık tüm gün dibinden ayrılmadığı yetmezmiş gibi bir de böyle kararmış gözlerle bakmıyor muydu?
"Çıkman gerekiyor ya hani."
Ortamın havasını dağıtmak için gidip suyu açtı. İlgilenmiyormuş gibi görünmek istiyordu.
Adam hala kıpırdamıyordu. Ses çıkarmadıkça genç kadının da eli ayağına dolanıyordu. Nerdeyse çıplak olan kendisi değildi tabi beyefendi elleri cebinde bembeyaz gömleği, siyah kumaş pantolonuyla jilet gibi arzı endam ediyordu karşısında.
Dakikanın yaklaşık üçte biri süresinden sonra Hamza Mahir kendisine doğru yaklaşmaya başladı.
"Mahir diğer tarafa doğru gitmen gerekiyor."
Ohoo dinleyen kimdi?
"Mahir bak o aklından geçen her neyse çabuk sil çab..."
Henüz cümlesini bitiremeden adam hoyratça dudaklarına kapanmıştı. Beline sımsıkı sarılmış yukarı doğru kaldırarak kendisine bastırmıştı. Adeta bir bütün gibilerdi ve genç kadına itiraz hakkı tanımıyordu. Hamza Mahir'e göre artık kelime kotasını doldurmuşlardı.
Anlık bir geri çekilmede itiraz etmeye hazırlandı Bahar.
"Mah..."
Ama asla izin vermiyordu kocası.
Dudakları bütün halde üzerine doğru yürürken belindeki kollarıyla yönlendiriyordu Bahar'ı. Sırtı duşa kabinin kapağına dayanmıştı en sonunda geri geri giderken genç kadının. Daha fazla gidecek yeri kalmamıştı.
Belindeki eller aynı vahşilikte kalçalarına kaydı. Doğru düzgün hiçbir yerini kapatmayan bu iç çamaşırıyla Gümüşpala'nın gözüne o kadar seksi görünüyordu ki günlerdir bu kadar sabredebildiğine bile şaşırıyordu adam.
Kırmızı görmüş boğa gibiydi.
Bahar'ın üzerinde kırmızı rengini görmek hele ki kırmızı iç çamaşırı görmek afrodizyak etkisi yaratıyordu.
Vücudunda dolaşan elleri hiç sütyeninin kopçasına gitmemiş direkt olarak ön tarafından iki parçaya ayırmıştı güzelim çamaşırı. Hali hazırda zaten tülden yapılma olduğu için hiçbir direnç gösterememişti zavallı kumaş parçası.
"Ahh hayvan"
Adamın bu vahşiliği Bahar'ı da feci halde kamçılıyordu.
"Sen çıkardın bu hayvanı buyur zapt et bakalım şimdi."
Boğazından omzuna doğru bir ısırıkla sarsılırken inledi genç kadın.
"M-Mahir dur barışmadım ben dah..."
Göğüs ucu adamın dili ve dişleri tarafından uyarılırken cümlesini dahi tamamlayamamıştı.
"Gözlerin eskisi gibi bakıyor affettin."
Evet yine çocuk gibi gönlü alınmış hissediyordu ve kocası kendi üzerinde diğer her şeyi olduğu gibi bunu da çok iyi fark etmişti.
Yine de kuyruğu dik tutmak adına nafile bir çabayla çırpınıyordu.
Hamza Mahir'in arka taraftaki elleri kalçalarından biraz daha öne doğru gelirken parmaklarını çok daha derinde hissetmişti Bahar.
İnlemeleri adamın ağzında son bulurken genç kadının bilinci çoktan bulanmaya başlamıştı.
İki dakika içerisinde üstelik ayak üstü orgazmın eşiğine ne ara gelmişti anlamıyordu bile.
Sırtı duşun kapağına yaslı karısının göğüslerinde fazlaca oyalanan adam öpücüklerini daha da aşağıları indirmeye başlamıştı. İki dizinin üzerinde dikilirken elleri adeta bir pençe gibi kavramıştı Bahar'ı.
Kocasının dudaklarını göbeğinde hisseder hissetmez içi titremişti genç kadının. Bitmek bilmeyen volkan sanki her an daha da harlanıyordu.
Hamza Mahir'in dişleri Bahar'ın iç çamaşırının lastiklerinin sınırlarında dolaşıyordu. Aşağı indireceği sırada Bahar'ın içine kaçmış tiz sesi duyuldu.
"H-hayır h-hayır Mahir yapma..."
Elleri anında adamın saçlarını bulurken söylediklerinin aksine kendisine daha da bastırmakla meşguldü.
İkinci kere gökyüzündeki yıldızlara merhaba derken artık bacakları titriyordu kadının.
Ayağa kalkan Gümüşpala gömleğinin düğmelerini çözerken bir yandan da gözünü bile kırpmadan karısının zevkten al al olmuş yanaklarını izliyordu. Elleri zar zor arkadaki kapaktan tutunurken başını arkaya atmış, gözleri kapalıydı. Çıplak göğsü aldığı derin derin nefeslerle inip kalkıyordu.
Bahar kendine gelip gözlerini açtığında gömlek düğmeleri komple açılmış, kaslı göğsüyle davut heykeli gibi karşısında dikilip kendisi izleyen kocasıyla göz göze geldi. En mahrem kuytu köşeleri aşık olduğu adam tarafından hoyratça bir kere daha fethedilmişti.
Ok yaydan çıkmıştı bir kere. Daha fazlasını istiyordu genç kadın. Gözleri adamın vücuduna kayarken önündeki kabartıda takılı kalmıştı.
'Bahar bir kere şu iradene sahip çık kızım!'
Çırılçıplak halde nasıl olacaksa tabi!
"Su boşuna akıyor Mahir çık artık hadi duş alacağım!"
Adamın yüzünden dalga geçer gibi bir gülüş geçti.
"Ben rahatladım sen ne yaparsan yap Mahir mi diyorsun?"
Elbetteki öyle bir şey demiyordu.
"Hayır tabiki de öyle bir şey demiyorum. Sen bana sordun mu?"
Adamın çapkın gülümsemesi yüzüne yayılmıştı.
"Az önce zevkten inliyordun."
'Adam haklı Bahar...'
Hamza Mahir yine aralarındaki mesafeyi kapatırken Bahar duşa kabini açmış içine kaçmıştı.
"Gelme bak kötü olur."
Eline oldukça tazyikli ve fazla miktarda su akıtan duş başlığını almış adamı tehdit ediyordu.
"Göster bakalım ne kadar kötü olur"
Resmen alay ediyordu.
Kendisi kaşınmıştı. Başlığı çevirdiği gibi suyu Hamza Mahir'e doğru tuttu. Adamın gömlek ve pantolonu ıpıslak olmuştu.
"Böyle söndüremezsin aksine ateşi harlıyorsun."
Tek hamlede duş başlığını Bahar'ın elinden alırken genç kadının sırtı duvarı bulmuştu.
Gümüşpala'nın ağzı direkt olarak Bahar'ın göğsünü bulurken elleri kadınlığını talan ediyordu. Genç kadının iradesinin i'sine bile izin vermiyordu ki zaten iradeyi ele alma vakti geldiğine karar verdiği için bugün işe bile gitmemişti adam.
Bacakları adamın beline dolanmış halde başını arkaya atmış genç kadın bir yandan inlerken diğer yandan sabırsızca bekliyordu.
"Mahir hadi"
Hiç de yumuşak hareketlerle sevişmeyen adam her nedense bir türlü nihayete ulaştırmıyordu durumu.
"Mahir!"
Kendisini duymuyor muydu bu adam?
Oldukça mahrem bir görüntüyle bacakları iki yana açık kendisini tamamen kocasının inisiyatifine bırakan genç kadın huysuzca kıpırdanıp adamı dürtmek istediği sırada adamın içindeki parmaklarıyla istediğini yapamamış aksine iyice pelte kıvamına gelmişti.
"Ne oldu güzelim yine mi tekme atacaksın?"
Sabah attığı tekmenin acısını çıkarıyordu beyefendi dalga geçerek!
"Tek kaybeden ben olmam haberin olsun!"
Netice itibariyle kocası da şu an oldukça zor durumdaydı biliyordu.
Hamza Mahir erkekliğini olanca heybetiyle Bahar'a bastırırken üzerindeki ıslak pantolondan dolayı temasları neredeyse ten tene gibiydi.
Genç kadın istediğine ulaşamamanın verdiği hırsla bir yandan kesik kesik solurken diğer yandan hırsla adamın boynuna bir ısırık bıraktı.
"Vahşi kedi ne oldu?"
Adamın dudakları rahat dursaydı her şey daha kolay olacaktı!
"Hadi artık!"
İstemsizce kocasına sürtünüyordu.
"Ne istediğini söyle."
Artık her şekilde teslimdi Bahar.
"Seni istiyorum!"
Bahar'ın söylediği her kelime adamı daha çok tahrik ediyordu.
"Nasıl?"
Direkt olarak kulağına fısıldamıştı bu sefer.
"İçimde istiyorum."
Sırtı duvara yaslı kadının kalçalarının altından güçlü kollar destek verdiği için kolları rahatça kocasının boynuna dolanabiliyordu.
"Al o zaman."
Titreyen elleri Hamza Mahir'in pantolonun fermuarına gitti. Normalde bu aşamaların hiçbirinde kendisine bir görev düşmezdi. Kocası tamamen yönlendiren taraf olurdu. Önce tedirginlikle sonrasında büyük bir aceleyle açmaya çalıştı düğmesini ve fermuarını.
Vakit uzadıkça ve birleşmeleri geciktikçe genç kadın daha da istekli hale gelmişti. İstediğini söküp almak istiyordu artık tepesi atmıştı.
Hamza Mahir karısının elleri arasında erkekliğini hissettiği anda artık daha fazla üzerine gitmek istemedi. Kontrolü elinde tutması Bahar'ın güvenli alanıydı bunu pekala biliyordu adam.
Nihayete ulaştıklarında Bahar'ın ağzından yüksek sesli bir inleme çıktı.
"Şşşt sakin ol yavrum."
Anında ağzı Gümüşpala'nın bir eli tarafından kapatılmıştı.
Daha sonradan utanacak yine kendisiydi çünkü.
Hararetli geçen dakikalardan sonra doyuma ulaştıklarında karısını yavaşça iki ayağı üzerine bıraktı Hamza Mahir ama Bahar kendi başına durabileceğinden pek emin değildi. Ufak bir sendelemiş hemen güvenli kollar tarafından sarmalanmıştı.
"Alçak adam mahvettin beni!"
Kocasının çıplak göğsüne yasladığı başını hiç kaldırmadan konuşuyordu. Göğsüne o meşhur şaplağını atmayı ihmal etmemişti tabii.
"Kaç gündür bitirdiniz beni Bahar hanım şurada iki dakika dayanamadınız."
Kollarını sımsıkı doladı kocasının beline. Çok seviyordu.
"Sen kendin istedin Bahar demek için yaptın değil mi? Sen var ya çok fenasın."
Pantolonun fermuarına kadar kendisine açtırmıştı. O an bu durumu fark edecek durumda bile değildi genç kadın.
"Sonra yok cezan bitmemişti de bilmem ne bir de ona küsersin sen işimi garantiye alırım."
İnsanın aklının en çalışmadığı anda bile bu adamın ki çalışıyordu pesti doğrusu!
"Resmen beni yalvarttın Mahir aşk olsun!"
Hamza Mahir'in elleri ufak ufak daireler çiziyordu karısının sırtında.
"O inlemelerin hala kulağımda."
Yüzünü kocasının göğsüne iyice gömdü Bahar.
"Yapma şunu utandırma beni!"
Bahar'ın bu halleri adamı her seferinde güldürüyordu.
"Soyunmamışsın bile bir de benim halime bak."
Bu libido vücuduna tam olarak hangi zaman diliminde yüklenmişti anlamıyordu genç kadın.
"Soyunayım istersen?"
Adamın muzip çıkan sesi Bahar'ı da güldürmüştü.
"Yok canım sen bugün kafana koyduğunu başardın alacağını aldın çık artık."
Hala yandan sırıtmıyor muydu bir de içi gidiyordu Bahar'ın.
"Yıkayım mı seni?"
Bir kaşı anında kalkmıştı genç kadının.
"Uslu duracak mısın?"
Kocasının gözleri tutku dolu halden sevgi dolu bakışlara geçmişti. Bunu çok rahat görebiliyordu Bahar. Şımartılarak banyo yaptırılmanın keyfine bıraktı kendisini.
Karı koca banyo yapıp çıkmışlardı. Gümüşpala'nın beline dolanan yalnızca bir havlu varken Bahar hala o kocaman bornozu giyiyordu.
Boyca alçak duran dolabın üzerine yani her zamanki yerine oturtulmuş bornozunun şapkasına saçlarının suyu alınıyordu kocası tarafından.
Bir an yerdeki yırtılmış çamaşırlara kaydı gözü genç kadının.
"O kadar beğenerek almıştım ki şuna bak çöp oldu çamaşırlarım."
Huysuz huysuz söyleniyordu.
"Sen bin bir çeşit çamaşırla günlerdir benim gözümün önünde dolanırken düşünecektin onu."
Eline tarak almış şimdi de saçlarını taramaya başlamıştı. Usul usul yapıyordu canını acıtmamak adına.
Hamza Mahir gibi bir adamın kendisine bebek gibi bakması tarifi olmayan bir hissiyattı.
Fazla özel hissediyordu Bahar çok fazla hem de.
"Kim kimin aklını alıyormuş Mahir bey?"
Gümüşpala sırıtarak cevapladı.
"Alırım aklını uslu dur."
Bahar da gülüyordu artık. Kocasına sataşmayı çok seviyordu.
"Kurutmayalım saçlarımı lütfen."
Adam eline saç kurutma makinasını almıştı bile. Bahar yine de şansını deneyip yavru kedi bakışları atıyordu.
"Yavrum her seferinde şansını deniyorsun. Olmaz."
Biraz sonra banyodan çıkarlarken genç kadının aklına geldi.
"Aa Mahir ben akşam bizimkileri yemeğe davet ettim. Unuttum bak söylemeyi."
Hamza Mahir başıyla onaylarken karısının arkasında odalarına girmişti.
"Böyle alırım aklını işte yavrum."
Gülmemek için direnen Bahar gözlerini devirerek cevap vermişti. İnanılmaz yorulmuştu hiç uğraşacak hali yoktu şimdi bu adamla.
"Oğlanlara bakmam lazım ama çok yorgunum. Çok yordun beni."
Kocası saçlarını kulağının arkasına doğru çekip yüzünü açarken nazlı nazlı söyleniyordu Bahar. Derken kocasının boynundaki diş izlerini fark etti.
"Hiih Mahir boynunda iz var."
Gümüşpala'nın eli izin üzerine gitmişti.
"Gördüm vahşi güzel."
İşin kötü yanı gömlek yakası kapatamamıştı izi.
"Ayy ne yapacağız? Akşam misafir gelecek. Mahir çok utanırım ben."
Ellerini yanaklarına koymuş telaşla kocasının gözlerinin içine bakıyordu.
"Soran olursa barış anlaşmamızın mührü derim."
Bu adamın da işi gücü kendisiyle dalga geçmekti.
"Aşk olsun Mahir ya"
Elini izin üzerinde gezdirdi.
"Acıyor mu? Nasıl olduğunu hiç anlamadım."
Hamza Mahir karısının avuç içine şefkatli bir öpücük kondurarak izin üzerinden çekti elini.
"Öp de geçsin."
Bahar iç geçirerek söylendi.
"Senin bu libidonu doyurmak da ne zor böyle!"
Adamın gözlerindeki parıltıdan yine bir gelecek vardı belliydi.
"Yavrum sen kendi libidonun düşük olduğunu mu zannediyorsun?"
Bahar gözlerini kaçırmıştı aniden.
"Tamam bu konuyu konuşmayalım artık."
Gümüşpala gülerek karısının boynuna kocaman bir öpücük kondurdu.
"Hadi dinlen sen biraz. Aslanlarıma ben bakarım zaten Zeliha hanım vardır yanlarında."
Bahar direktif bekler gibi hemen yatağa uzandı.
"Mamalarını verin Zeliha sultanla olur mu?"
Adam tamam anlamında başını sallarken devam etti genç kadın.
"Mahir ya boğazlı bir şey mi giysen çok görünüyor sanki."
Anında yüzü buruşmuştu Gümüşpala'nın.
"Yavrum ben öyle şeyler giyemem daralırım."
Yaz kış çıplak yatan adama boğazlı kelimesini duyunca bile afakanlar basıyordu.
"Ama bence sana çok yakışır."
Bahar hala şansını deniyordu yattığı yerden.
"Hem sana her şey çok yakışır ki zaten."
Hamza Mahir karısının cilveli sesine kayıtsız kalamamış üzerine doğru eğilmişti. Anında gözleri kapanan bahar kocasının sesini duydu.
"Hadi oradan üç kağıtçı."
Hiç inanmamıştı adam.
Kabul ediyordu sırf iz kapansın diye söylemişti ama şöyle bir düşününce çok da yakışırdı canım inkar mı edecekti.
"Kapatıcı sürelim bari en azından."
Kapıya doğru yürüyen adamın arkasından sesleniyordu hala.
"Of Mahir ya of of of..."
Kapanan kapıyla birlikte Bahar da bir hışımla diğer tarafına döndü. Söylene söylene uykuya dalmıştı.
Akşamüstüne doğru Nejat eve geldiğinde Leyla hazırlanıyordu. Vişne çürüğü renginde triko takımıyla hem günlük hem de çok şıktı. Koyu tonlar altın sarısı rengindeki saçlarını daha da vurguluyordu.
Odanın kapısının açılmasıyla makyaj masasında oturan Leyla gülümseyerek baktı gelen kocasına.
"Canım hoşgeldin."
Eğilip genç kadının başına bir öpücük kondurdu adam.
"Hoşbulduk sarışınım."
Az miktarda makyajla yüzünü aydınlatan Leyla tamam olduğuna ikna olmuş olacak ki ayağa kalktı.
"Ben hazırım. İstersen üzerini değiştir çıkalım aşkım."
Nejat günlerdir ağabeyinin sinirli hallerinden pek çok kere nasibini aldığı için pek de istekli görünmüyordu.
"Leyla'm nereden çıktı bu yemek şimdi?"
Normal zamanda oldukça hevesli olurdu toplu yenilen yemeklere kocası. Bu durum bir miktar şaşırtmıştı Leyla'yı.
"Bahar davet etti bence çok da iyi oldu. Sen severdin ağabeyinin evinde yemeyi ne oldu şimdi?"
Yine severdi de sulh koşullarında severdi.
"Ağabeyim günlerdir yine Gümüşpala terör örgütüne bağladı. Yengem yüzüne bakmıyor anlaşılan. Ateş hattında kalabiliriz."
Leyla gülerek kollarını Nejat'ın boynuna doladı.
"Bence onlar barıştılar yada en azından Bahar yumuşadı. Sesi telefonda iyi geliyordu."
Genç adam inanmazca baktı. Yengesi çok kızgındı belliydi ağabeyinin halinden.
"Ben Bahar'ın ses tonundan anlarım. Hamza ağabey ne yaptıysa almış gönlünü."
Ağabeyi de şaşılacak adamdı vesselam. Bahar gibi narin, prenses gibi bir kızın gönlünü almayı nasıl beceriyordu acaba? Gerçi onun da içinde bir cadı vardı ya neyse. Nejat düşünceli düşünceli duş alıp üzerini değiştirdi.
Yiğit Ali'ye uğramıştı beş dakika, eve gelmeden önce. Hem kızıyor hem de hiç kıyamıyordu kardeşine. Yemeseydi o boku birlikte aynı masa etrafında toplanacaklardı şimdi.
Vardıklarında kapıyı Esra açmıştı.
"Hoşgeldiniz."
Esra'nın tebessümüne ufak bir gülümsemeyle karşılık verdi Nejat.
"Hoşbulduk ağabeyim nasılsın?"
Nejat'ın ilk günden beri kendisine karşı tavrı çok babacandı.
"İyiyim ağabey dersten çıktım şimdi geldim ben de. Sen nasılsın?"
Bir taraftan da Leyla ile sarılmışlardı.
"Göreceğiz bakalım nasıl olduğumuzu." derken içeriyi gösteriyordu gözleriyle.
"Yok yok sütliman merak etme."
Esra'nın teselli eder gibi söylemesi herkesi güldürmüştü.
Nejat'ın eli hemen Leyla'nın belini bulurken içeriye doğru yürümüşlerdi.
"Selamın aleyküm"
Girdiklerinde Hamza Mahir ve Bahar üçlü koltukta yan yana oturuyorlardı.
Alp ve Emir babasının, Han ise annesinin kucağında keyifli görünüyorladı.
"Aleyküm selam koçum hoşgeldiniz."
Ağabeyini hala kucağında bebeklerle görmek garibine gidiyordu genç adamın ama yakışıyordu Gümüşpala'ya baba olmak.
"Leyloş hoşgeldiniz."
Bahar da hemen Leyla'ya koşturmuştu.
Hal hatır sormalar günlük muhabbetler derken bebekler Leyla, Nejat ve Esra üçlüsüne geçmişti bile. Gelen herkes önce oğlanları kucaklamak istiyordu.
"Bak ben sana dedim Bahar'ın gözünden yine kalpler fışkırıyor."
Leyla usulca eğilmiş kocasının kulağına fısıldamıştı.
Nejat karşılarında oturan çifte şöyle bir bakış atmıştı. Ağabeyi bir ayağını diğerinin üzerine atmış, arkasına yaslanmış genişçe oturmuştu. Bahar'ın küçük cüssesinin arkasından geçirmişti bir kolunu.
Gerçekten de gözlerinden kalpler çıkıyordu ağabeyinin kendisine anlattığı şeyi dinlerken. Nejat bile görüyorsa bu durumu gerçekten de yengesi ağabeyine çok aşık demekti.
Aman hep böyle baksındı yoksa ağabeyini zapt etmek zor oluyordu.
"Beyim yemekler hazır."
Hafize hanımın sesiyle ayaklandılar.
Zeliha hanım büyük bir ısrarla bebekleri alıp yukarı çıkmıştı. Gençlerin rahat rahat oturmasını istiyordu. Bahar'ını böyle aile sofralarında ev sahibi olarak görmek çok duygulandırıyordu kadını.
Yemeğin sonuna doğru Bahar'ın telefonu çalmıştı. Arayacağını bildiği için yanına almıştı odadan çıkarken. Arayan Yiğit Ali'ydi.
"Efendim Yiğit Ali"
Masadaki herkes sus pus olmuş, gözleri Bahar'a dönmüştü.
"Teşekkür ederim yenge düşündüğün için kaç günden beri ilk defa Hafize annenin yemeğiyle şenlendi midem."
Akşamüstü yemeklerden paket yapıp genç adama da götürmelerini istemişti Bahar.
"Afiyet olsun paşam ye de beynine biraz kan gitsin."
Genç kadının imalı cümlesi Yiğit Ali'yi de güldürmüştü.
"Herkes sizde mi?"
Belli ki aklı da buradaydı genç adamın.
"Evet hep birlikteyiz. Nejat, Leyla ve Esra burada."
Esra derken gözleri genç kızın üzerinde oyalanmıştı Bahar'ın.
"Ooh ben yokum oturun tabi rahat rahat."
Başlamıştı ajitasyon yapmaya.
"Ay Yiğit Ali duyan askerdesin de sıla özlemi çekiyorsun zanneder."
Biraz daha lafladıktan sonra kapatmışlardı telefonu.
"Yenge sen de bu Yiğit Ali'ye torpillisin bak bozuluyorum."
Nejat şakayla karışık söylenmişti.
"Aşk olsun Nejat biraz sonra tatlılar gelince sözümü geri alıyorum dersin ama."
Tam o sırada Hafize hanım tatlıları getirmişti. Kabak tatlısını gören Nejat'ın yüzü gülmüştü.
"Valla yenge sana da bir şey demeye gelmiyor hemen cevabını veriyorsun eyvallah."
Gümüşpala'nın karısına hayranlık dolu bakışları altında tatlılar yeniyordu.
O sırada masada dikkat çeken iki durum vardı. Birincisi Esra'nın çok keyifli olmayan haliydi. İkincisi ise Hamza Mahir'in gevşeyen sinirleriydi.
Leyla ve Bahar ise tatlı sohbet etmişlerdi bütün yemek boyunca.
Kahvelerden sonra kadınlar bebek odasına çıkmışlardı Zeliha hanım da karnını doyursun diye.
İlk mevzu tabiki de Hamza Mahir ve Bahar'dı.
"Barışmışsınız Bahar hanım belli gönüller alınmış."
Bahar gülümseyerek cevapladı.
"Evet artık kızgın hissetmiyorum. Özür diledi Mahir. Hani ne var bunda zaten dilemesi gerek diyebilirsiniz ama normalde lügatında af dilemek olan biri değil ve onun için ne kadar önemli dahası zor olduğunu biliyorum. Bugün tüm gün işe gitmedi hep yanımdaydı ben de daha fazla uzatmak istemedim."
Odadaki herkes Gümüşpala'yı üç aşağı beş yukarı tanıdığı için anlıyor ve dahası hak veriyorlardı.
"En güzelini yapmışsın hayatım. Hamza ağabeyi hepimiz biliyoruz sana ne denli bağlı olduğunu. Daha fazla soğukluk girmemesi iyi olmuş."
Soruyu soran da daha sonrasında konuşan da Leyla'ydı.
"Bugün Yiğit Ali'ye bakmaya gittik bir de. Gözümle görmek istedim. Ne bileyim biraz mahsun geldi kendi başına öyle."
Esra ablasını pür dikkat dinliyordu.
"Neredeymiş ki abla?"
Çok da meraklı görünmek istemiyordu ama merak ediyordu işte. Moralsiz sesiyle sordu yine de.
"Nişantaşı'nda evi varmış orada kalıyor."
Leyla daha fazla dayanamayıp döndü Esra'ya.
"Esra senin neyin var kuzucuğum?"
Esra kucağındaki Emir'i severken inandırıcı olduğunu düşündüğü bir tebessümle cevap verdi.
"İyiyim Leyloş."
Leyla inanmaz gözlerle Esra'ya bakarken bir yandan da Bahar'a kaydı bakışları. Daha önce Bahar'a çıtlatmıştı zaten farkındaydı olayların.
"Yapmayın kızlar benden mi gizliyorsunuz aşk olsun."
Güvensizlik hissiyatına kapılmıştı Leyla.
"Yok Leyla yanlış anladın ben sadece seni dahil edip yük altında bırakmak istemedim."
Bahar Esra'nın ne yapmaya çalıştığını görüyordu. Yarın iki gün sonra Yiğit Ali ve Esra olayına sessiz kalan herkes kocasına hesap vermek zorunda kalabilirdi. Tabi en başta da kendisi.
"Leylacığım senin bir olayın olsa ve aramızda kalsın dersen ben bunu Esra'ya anlatamam tıpkı şimdi tersi olduğu gibi bana kırılma lütfen. İsterse Esra anlatır."
Bahar'a göre sır sırdı. Bir tek kocasıyla paylaşması sırrı bozar mıydı ondan emin olamıyordu işte.
Devamında en başından itibaren Tolga'ya varana kadar her şeyi anlatmıştı Esra Leyla'ya.
Leyla'nın şüphesiz en çok şaşırdığı şey bu hikayenin yıllar öncesine uzanmasıydı.
"Böyle bir şey hiç beklemiyordum kusura bakma ama oha yani Esra."
Leyla'nın şaşkınlığı ikisini de güldürmüştü.
Sohbet muhabbet derken gecenin sonunda Esra başını yastığa koyduğunda Yiğit Ali'yi görmesi gerektiğini düşünüyordu. Ablası da gitmemiş miydi hem bugün? Ziyaret derdi.
Tolga'nın çağırdığı partiye falan da gitmeyecekti. Evet kendisine karşı çok ilgiliydi. Kibardı, yakışıklıydı üstelik okulun popüler çocuğuydu ama gönül ferman dinlemiyordu.
Herkesin ortak kanısı Yiğit Ali o akşam içmeye kendisi yüzünden gitmişti. Artık çok da platonik takılmadığını düşünüyordu Esra. En son yaptığı şeyden belli ki pişman olmuştu. Aklına dudaklarının ilk temas ettiği an geldi. Sonra hemen uzaklatırdı aklını oradan.
Yarın dersten sonra Cengiz ağabeye gerekirse yalvaracak ama o eve gidecek kendi gözleriyle görecekti.
Ertesi gün akşamüstü saatlerini zor etmişti Esra. Son ders arasında çantasına attığı makyaj malzemeleriyle makyajını tazelemiş kendisine şöyle bir çeki düzen vermişti.
Bugün Tolga'nın yüzüne dahi bakamamış habire kaçıp durmuştu. Netice itibariyle sevgili değillerdi hatta flört bile değillerdi ama Tolga'nın niyeti belliydi. Üstelik davetine bir cevap bekliyordu.
Dersten sonra arabaya bindiğinde Cengiz ağabeye ne diyeceğini düşünüyordu.
"Cengiz ağabey"
Adam dikiz aynasından arka koltuktaki Esra'ya baktı.
"Efendim Esra kızım."
Ha cesaret Esra söyleyeceksin.
"Eve gitmeden önce Nişantaşı'na uğrasak olur mu?"
Adam merakla sordu. Esra pek bir şey istemezdi kendisinden.
"Hayırdır inşallah kızım?"
Utana sıkıla bir şey söylemek ister gibiydi genç kız.
"Ağabey önce bir şeye uğrasak Yiğit Ali'nin evine olur mu? Hemen iki dakika arabada beklesen beni. Belki evde bile değildir zaten."
Ellili yaşlardaki adamın hayat tecrübelerine göre bu işin içinde bir iş vardı ama kızı yaşındaki Esra'ya da hiç kıyamıyordu. Görev tanımının dışına çıktığını bilse de yüz çevirmek istemedi.
"Sana da hayır demek çok zor be kızım."
Cengiz ağabeyin on beş ve on sekiz yaşlarında iki kızı vardı. Düşünüyordu da bu kızcağızın ne anne ne baba vardı başında. Kendi kendine tutunmaya çalışıyordu. Olabileceği en güvenli yerdeydi ama kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordu. Kendisi kızlarının gözünün içine bakar dururdu.
Yiğit Ali'nin kaldığı apartmana geldiklerinde etrafa şöyle bir baktı Esra. İstanbul'da ne güzel yerler vardı böyle.
Çekimser bir şekilde zile bastı. Ne diyeceğini bile bilmiyordu ama içinden bir ses görmesi gerektiğini söylüyordu adamı.
Kapı açılıp merdivenlerden üst kata çıktığında kapının hemen dışından bir ses duyuldu.
"Ben bakıyorum Yiğido sen devam et."
Esra bir an yanlış geldiğini düşündü.
Kapı açıldığında genç bir kadınla karşı karşıya geldiler.
Ortadan biraz daha uzun boylu, hafif yanık buğday tenli, omuz hizasına ancak gelen kestane rengi dalgalı saçlı, havalı bir kadındı. Kemikli bir yüz, düz bir burun ve büyük yuvarlak gözleriyle hoş biriydi. Biçimli bacaklarını saran lacivert skinny bir kot pantolon ve omuzları açık, siyah, crop büzgülü bir bluz giymişti. Açıkta kalan yollarında ufak tefek ve bir hayli çok dövmeleri vardı.
Bordo renk dolgulu dudaklar konuştuğunda Esra ne kadar süredir suskun kaldığını hesaplayamadı önce.
"Kime bakmıştınız pardon?"
Kimdi bu kadın?
"Kimmiş Aley?"
Aleyna, Yiğit Ali'nin üniversiteden beri yakın arkadaşıydı.
"Ben yanlış gelmişim kusura bakmayın."
Kapının oradan ses gelmeyince yemek yapmaya çabalayan Yiğit Ali kapıya doğru yaklaştı. Bu kapının önünde belki en son görmeyi beklediği kişiydi Esra.
"Esra?"
Esra merdivenlerden inmek için yönünü değiştirdiğinde Yiğit Ali'nin sesiyle anlık bir duraksama yaşadı. Akabinde kapıdaki kadının sorusuyla olduğu yerde çivilendi.
"Kim bu küçük kız Yiğido?"
Kullandığı kelimelere bakılacak olursa epey samimilerdi.
"Esra dursana nereye gidiyorsun?"
Aleyna'nın sorusunu es geçip telaşla Esra'ya seslendi Yiğit Ali.
"Seni görmek istemiştim ama keyfin yerindeymiş zaten rahatsız ettim."
Sonrasında hızla indi merdivenlerden. Yiğit Ali'nin onca seslenmesini duymazdan gelmişti. Adam ayakkabılarını giyip ardından gelene kadar arabaya binmişti bile.
"Lütfen çok çabuk gidelim buradan Cengiz ağabey."
Yiğit Ali aşağı indiğinde ne ara gitmişti bu kız anlamamıştı.
"Siktir"
Ayağını yere vurarak öfkeyle söylendi.
"Siktir siktir siktir"
Esra ise yol boyunca ağladığını çaktırmamak adına gizli gizli silmişti göz yaşlarını.
Eve vardığında aceleyle inip odasına gitti. Ne ummuştu ne bulmuştu.
Bir insan hiç mi boş durmazdı?
Ne iyi niyetlere gitmişti o eve ama eli boş dönmüştü.
Kalbi acıyordu.
Kalbi çok acıyordu.
Yatakta geçirdiği yarım saat ağlama ve sonraki yarım saatte boş boş etrafa bakma seansından sonra eline telefonunu aldı.
Tolga'nın adını bulup arama tuşuna bastı.
"Esra"
Genç adamın sesi hiç beklemiyormuş gibi heyecanlı çıkıyordu.
"Merhaba Tolga, bugün hiç denk gelemediğimiz için soramadım acaba parti teklifin hala geçerli mi?"
Yorumlar
Yorum Gönder