GÜMÜŞPALA-54
Keyifli Okumalar..
Genç kızın üniversitesinin açılmasının üzerinden yaklaşık iki buçuk ay geçmişti.
Bu süre zarfında sabahları Yiğit Ali'yle kah tatlı atışmaları kah can sıkıcı tartışmaları hız kesmeden devam ediyordu. Görünen o ki uzun bir süre ikilinin arasındaki sular durulacak gibi de görünmüyordu.
Genç kız hem kendine hem de adama öfkeliydi. Çok öfkeliydi.
Tüm bu yapılan hakaretvari tavırlardan sonra bile hala içinde bir yerlerde adama karşı bulunan zafiyetten ötürü habire kendisiyle tartışıyordu. Bunca zaman herkese karşı çekinmeden sivri diliyle gereken cevabı veren Esra şimdi ne oluyordu da susup içine atıyordu çoğu şeyi?
Yiğit Ali'ye olan öfkesini 'bana nasıl bu kadar kolay kıyıp, acımasızca davranabiliyor?' sorusu sürekli harlıyordu.
Gün geçtikçe adama karşı daha da suskunlaşmıştı. Artık eskisi gibi her hareketini eleştirmiyor, onun attığı laflara anında karşılık vermiyordu. Anlamıştı genç kız; Yiğit Ali iflah olmazdı.
Bu hikayenin üzülecek tarafı daha ilk günden belliydi.
Kendini okuluna verip derslerine ve arkadaşlarına konsantre olmaya çalışıyordu. Hayatına birçok yeni insan girmişti fakat işlerin o cephede de pek istediği gibi gittiği söylenemezdi. Onların hayatına aitmiş gibi hissetmiyodu. Zaten ait falan da değildi. Sanki olanı biteni bir pencerenin arkasından izliyordu. Ne de olsa gittiği üniversiteye şehrin gerçekten zengin ailelerinin hali hazırda sürekli özel okullarda büyümüş çocukları geliyordu.
Evet her sabah lüks arabalarla bırakılan, üstü başı her şeyi marka olan ve içlerinde hiç de sırıtmayan bir profili vardı ama bütün bunlar emanetti Esra için. Onlar bu hayata doğmuştu. Yedikleriyle içtikleriyle giydikleriyle öyle muazzam bir bütünlük sağlıyorlardı ki Esra bu tabloda kendine yer bulmakta içten içe zorlanıyordu.
Özellikle ilk günler elini kolunu nereye koyacağını dahi bilememiş ne yapsa, ne konuşsa yanlış olacakmış gibi gelmişti. Normal koşullarda Esra özgüveni yüksek bir kızdı ama buradaki tipler tüm güveninin kıracak cinstendi.
Neyseki iki ayın sonunda ilk günlere nispeten gerginliği hafiflemiş o ketum kız gitmiş, kendini daha iyi ifade eden arkadaşlarıyla ders çıkışları oturup, sohbet muhabbet edebilen bir genç kız gelmişti.
Medeni hukuk dersinin kırkıncı dakikasında herkesin konsantresi sıfırın altına düştüğü sıralarda telefonunun ekranının parlamasıyla gelen bildirime kaydı gözleri Esra'nın. Mesaj iki aydır derslere ve aralara birlikte girip çıktığı kızlardan Elçin'dendi. Aslında ilk olarak Elçin ile arkadaşlık kurmuştu. Çok sıcak kanlı, tatlı bir kızdı Elçin. Sonrasında ise onun hem oturduğu siteden hem de liseden arkadaşları olan Hande ve Bengü ile tanışmıştı.
Mesaj ortak gruptandı.
'Kızlar ders çıkışı bizim üniversitenin takıldığı yere bir şeyler içmeye gidelim mi?'
Esra mesajı henüz okurken gruptaki diğer kızlar Hande ve Bengü onaylamışlardı bile.
'Esra geliyorsun değil mi?!!'
Bengü ısrara başlamışsa pek az kişi elinden kurtulabilirdi. İşin aslı Esra da arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmek istiyordu fakat ders çıkışlarına bizzat Yiğit Ali tarafından görevlendirilmiş; evdeki koruma ekibinin başı, ellili yaşlardaki Cengiz ağabeyi gölge gibi peşinden bir oraya bir buraya sürüklemek çok ayıbına gidiyordu.
Genç çocuklar olsaydı neyseydi fakat kocaman adamdı. Üstelik evin sınırlarında oldukça forslu bir adamdı Cengiz ağabey. Tüm bahçenin güvenliği, asayiş ve düzeninin sağlanmasındaki o zincirin en baş halkasıydı. Hamza Mahir de olmak üzere herkes ona çok güvenirdi. Öyle çok ortalarda görünen biri de değildi. Yiğit Ali olacak patavatsız adam da böyle birini tutmuş çocuk bakıcısı yapmıştı. En azından Esra öyle düşünüyordu ve çok mahçup oluyordu.
Saate baktı henüz iki ders saati daha vardı ve iyi ihtimalle Cengiz ağabey evden çıkmadıysa kızlarla biraz vakit geçirebilirdi. Hemen adama mesaj attı.
'Cengiz ağabey merhaba, eğer yola çıkmadıysan ben haber edince konum attığım yere gelsen sana zahmet verir miyim? Arkadaşlarımla oturacağım.'
Adam anında mesajını görmüştü. Çevrimiçiydi fakat yazmamıştı. Bir süre bekledi Esra. Biliyordu ki gerekli mercilerden izin alınıyordu. Bu kadar bin bir zahmet ve ricayla bir kahve içebilecek olmak genç kızı gün geçtikçe daha da zorluyordu. Arkadaşlarına belli etmemeye çalışmak ama en sonunda yine geriye kalan ve zor karar veren taraf olmak sıkmaya başlamıştı. Sanki kendini naza çekiyor gibi görünüyordu ama işin arka yüzü bambaşkaydı.
Üç beş dakikanın ardından 'Peki kızım' mesajı gelmişti. İstemsiz bir oh çekti Esra. Hemen gruba onay mesajını attı.
Akabindeki iki saatin ardından oturacakları yere gelmişlerdi. Esra Elçin'le gelmiş diğer kızlar da kendi arabalarını almışlardı. Bunlar hala Esra'nın yabancısı olduğu hayatlardı.
İçeri girdiklerinde ortam oldukça güzeldi ve aynı zamanda neredeyse tüm masalar doluydu. Sanki üniversite komple buraya taşınmıştı.
Bu okulun kızları o kadar havalıydı ki Esra'nın gözleri istemsizce etrafa takılıyordu. Aslında kendi üstü başı da fena değildi fakat asla onlar kadar abartılı değildi. Bir kere bu okulun kızlarının platin sarısına ve dudak dolgusuna takıntısı vardı ilk günden anlamıştı genç kız. Aşırı makyaj ve nasıl yürüdüklerine anlam veremediği incecik topuklu ayakkabılardan ve neredeyse çıplak olan giyimlerinden bahsetmiyordu bile.
Gülesi geldi Esra'nın. Kendisini Adını Feriha Koydum'daki Feriha gibi hissediyordu.Gerçi sanmıyordu bir Emir Sarrafoğlu da tutsundu kendisini bulsundu.
Düşüncelerden sıyrılıp masada bir şeyler anlatan Hande'ye konsantre olmaya çalıştı. Hande uzun boylu, esmer, havalı bir kızdı. Hemen yanında oturan Bengü ise Hande'nin esmer ve zayıflığına zıt okulun popüler rengi platingillerdendi. Oldukça gür ve kıvırcığa yakın dalgalı saçları vardı. Hande'nin zayıf ve uzun fiziğinin yanında Bengü daha dolgun hatları olan alımlı biriydi. Açık buğday teni bile ışıl ışıldı. Yada o kadar pahalı makyaj malzemeleri kullanıyordu ki Esra'ya öyle geliyordu.
İçlerinde kendine en yakın bulduğu kişi tartışmasız Elçin'di. Kendisi gibi kumraldı. Sarıya dönük ombreli saçları omzundan aşağı dökülüyodu. Diğer iki kıza göre daha minyon ve açık tenliydi. İri, yeşil gözleri onu fazlasıyla sempatik gösteriyordu. Güzel kızdı doğrusu. Üstelik daha aklı başında konuşmalar yaptığı ve mütevazi olduğu da kesindi.
"Şu karşı masadaki Tolga Yalçındağ değil mi?"
Hande kısık sesle karşı masaya çaktırmadan kızların dikkatini oraya çekmişti.
"Tolga evet. Ben size diyim kızlar iki saattir gözü bu masada"
Bengü son derece havalı ve kendinden emin bir şekilde söze girmişti. Nedense pek bir üzerine alınır gibi bir tavrı vardı.
Hande'nin dehşete düşmüş sesine bakılacak olursa da Tolga denilen çocuk çok önemli biri olmalıydı. En azından kendi yaşlarındaki kızlar için öyle olduğu kesindi. Elçin'in dahil hepsinin gözleri parlamıştı.
"Bence Esra'ya bakıyor. Baksanıza çok dikkatli dikkatli inceliyor."
Elçin'in cümlesine Bengü'nün muhalefeti gecikmemişti.
"Yok artık Hande bebeğim sen de yani. Bu çocuğun gözdelerinin sarışınlar olduğunu herkes bilir."
Gözdelerinin mi?
Birden çok gözdesi mi vardı yani?
Bir de normal gibi konuşuluyor muydu bu?
Bengü ve Hande'nin yüzü direkt olarak Tolga'yı görüyordu fakat yuvarlak bir masada oturdukları için karşı tarafı görmekte kimse çok çaba sarfetmek zorunda kalmıyordu.
"Ay umarım gözdeleri sarışınlardır Bengücüm çünkü benim hareme katılmaya hiç niyetim yok teşekkürler."
Esra'nın çıkışı Bengü'yü biraz bozsa da çok da umursamış gibi görünmemeye çalışarak omuz silkti.
"Şekerim sen İstanbul'u pek bilmediğin ve de çevremize yeni katıldığın için haberdar olmaman normal ama şu bir gerçek burada herkes Tolga'ya bayılır. Kimse ona hayır demez."
Elçin elindeki bardağı masaya bırakırken göz devirerek Bengü'yü tamamladı.
"Tolga Yalçındağ ve Yalçındağ holdinge diyecektin sanırım şekerim."
Şekerim kelimesini Bengü'nün ses tonuyla özellikle vurgulamıştı.
Hande her zamanki gibi Bengü'nün saflarında yerini almıştı.
"Ay ne var Elçin sanki sana gelse hayır dersin. Çocuk hem yakışıklı hem zengin. Üstelik annesi İstanbul'un ünlü sosyetelerinden. Düşünsene Aslıhan Yalçındağ'ın gelini olduğunu. Çok havalı."
Kızlar hülyalı hülyaları bakıp hayaller kurarken Esra başını çevirip şöyle bir baktı karşı masaya. Merak etmişti kimdi bu Tolga Yalçındağ?
'Emir Sarrafoğlu derken şaka yapmıştım Allah'ım'
Baktığı an göz göze geldiler. Gerçekten de kendisine bakıyor olabilir miydi?
Etrafta o kadar çok gösterişli kız varken niye baksındı ki?
Genç adam ufak bir baş selamı verdi kendisine. Esra da kabalık etmemek adına karşılık verip önüne dönmüştü hemen akabinde ve tekrar bakmamak için gayret sarfediyordu.
Tolga aşağı Tolga yukarı o kadar çok dedikodusunu yapmışlardı ki Esra da ister istemez hakkında konuştukları kişiyi merak etmişti ve yine bakma isteği uyandırıyordu bu durum. Daha fazla bu saçmalığa katlanmamak adına lavaboya gitmeye karar verdi. Biraz uzaklaşsa iyi olacaktı.
"Kızlar ben lavaboya gidiyorum. Geldiğimde de kalkarım muhtemelen haberiniz olsun."
Elçin'in yüzü düşmüştü.
"Yaa çok erken değil mi?"
Ailevi nedenlerden dolayı çok fazla kalamayacağını daha önce de dile getirmişti birkaç sefer Esra. O nedenle tekrar etme gereği duymadan açıkladı.
"Biliyorsun geç olmadan gitmem gerekiyor."
Elçin tatlı bir tebessüm gönderdi arkadaşına biliyorum ve seni anlıyorum merak etme dercesine.
Esra lavaboya gidip önce Cengiz ağabeye konum atmıştı. Sonrasında ise ellerini yıkayıp saçlarını ve kıyafetlerini düzeltti.
Sabah evden çıkarken üzerine siyah, kısa sayılabilecek basic bir sweat giymişti. İçine giydiği beyaz tişörtünün etekleri sweatinden bir miktar dışarı sarkıyordu. Altına ise yine siyah renkte spor bir etek giyip spor tarzda koyu renk çizmelerle tamamlamıştı. Eteğinin boyu dizinin oldukça üzerindeydi ve mini sayılırdı fakat okul standartlarında muhtemelen en usturuplu giyim standartlarına sahip kızlardan biri Esra'ydı.
Kapıdan çıkarken eliyle saçlarını şöyle bir yana doğru savurmuştu. Tam o esnada koridorda kendisini izleyen Tolga'dan habersizdi.
Başını kaldırdığı an göz göze geldiler.
"Selam Tolga ben."
Tolga elini Esra'ya uzatırken o kadar rahattı ki anlıyordu Esra bu tanışma faslı onun profesyonellik alanıydı.
Genç adamın elini havada bırakmamak için Esra da uzatmıştı elini.
"Esra"
Tolga gülümseyerek konuşamaya başladı. Gerçekten de yakışıklı çocuktu doğrusu.Açık kumral saçları, yazdan kalma hafif bronz teni ve spor salonunda saatler harcadığını belli eden kaslı vücuduyla ben buradayım diyordu. Ne çok uzun ne de kısa olan boyu Yiğit Ali ayısından sonra daha ulaşılabilir gelmişti.
'Ne Yiğit Ali'si kızım ya zamanı mı şimdi onun düşünmenin saçmalama!'
"Çok memnun oldum Esra."
Esra da ufak bir tebessümle karşılık verdi.
"Ben de memnun oldum Tolga."
Genç adam ilgili bir şekilde devam etti.
"İlk defa görüyorum seni bu sene geldin sanırım okula."
Duraksayarak devam etti.
"Kızların yanında gördüğüm için bizim okuldan olduğunu düşündüm ama yanılıyorsam düzelt beni."
Bu okula yeni gelen tek kişi kendisi değildi ama demekki kızlar sık sık üniversiteden önce de takılıyorlardı Tolga'nın gittiği mekanlarda.
"Evet yeniyim ilk yılım. Hukuk hazırlıktayım."
Karşısındaki adamın kendisini ilgiyle dinlediğini fark edince devam etti genç kız.
"Aslında İstanbul'da da yeni sayılırım. O yüzden karşılaşmamış olmamız çok normal."
İki genç de birbirleri için kapalı kutuydu henüz ve insan içinde ne olduğunu bilmediği şeyleri merak ederdi. Özellikle Tolga meraklı bir adamdı.
"Daha önce karşılaşmış olsaydık kesinlikle tanışmaya gelmiş olurdum."
Gözünün içine bakarak kurduğu cümle Esra'yı utandırmıştı.
Genç kızın tecrübesiz ve saf olduğu utangaç tavrından dahi belli oluyordu. Hele ki Tolga gibi daha bu yaşında kadın tarihi ansiklopedisi yazacak kıvama gelmiş bir genç için çok da zor olmuyordu.
"Bu arada işletme üçüncü sınıftayım ben de..."
Konuşarak oturma alanına adımlıyorlarken kızların meraklı bakışları kendilerine dönmüştü. Elçin ben demiştim der gibi bakarken Bengü net bir kıskançlıkla süzüyordu ikiliyi. Tolga ve Esra yanlarına geldikleri sırada hepsi çantalarına davranmışlar ve ayaklanmışlardı.
Bengü söze girdi.
"Esracım biz de seni yalnız bırakmayalım birlikte kalkalım istedik canım."
Sonrasında bakışları Tolga'yı bulmuştu.
"Nasılsın Tolga?"
Tolga resmi fakat kibar bir tavırla yanıtladı kızı.
"İyidir Bengü sen nasılsın? Tebrik ederim başlamışsın fakülteye."
Bengü ve Tolga'nın babaları bilinen iş adamlarıydı. Her ne kadar Tolga kendilerine göre çok daha varlıklı ve tanınır olsa da Bengü'nün ailesi de azımsanmayacak kadar güçlü insanlardı ve ikilinin tanışıklığı eskiye dayanıyordu.
"Teşekkür ederim. Kutlamak için geç kaldın aslında ama yine de eski zamanlardaki gibi yaparsın bir parti telafi edersin."
Esra anlamakta güçlük çekiyordu. Daha kaç yaşındalardı da eski zamanlardaki gibi parti yapacaklardı.
"Tabii en kısa zamanda haberleşelim. Kızlar hepiniz özel davetlimsiniz."
Son cümlesini Esra'ya bakarak söylemişti.
Cümleyi üzerine alınanlardan biri olarak Hande de kendini öne atıp Tolgayla bir konuşma seansı düzenledikten sonra hep birlikte dışarı doğru çıktılar.
Esra telefonuna bakmak isterken diğerlerine göre birkaç adım geri kalmıştı. Malum Cengiz ağabeyden haber bekliyordu ve biraz sonra herkes arabalarına binip gidecekti. Dışarıda kendi başına ne kadar süre bekleyeceğinin hesabını yapması gerekiyordu kendince.
"Birinden haber bekliyorsun sanırım?"
Tolga'nın sesiyle başını çevirdiğinde yanında ilerlediğini gördü. Sağ tarafından yoğun bir erkek parfümü kokusu eşlik ediyordu genç kıza. Hoş kokuydu doğrusu. Belliydi pahalıbir kokuydu. İddialıydı fakat biraz boğucu bulmuştu. Temiz ve ferah kokmuyordu. İçine çektikçe çekesin, kokladıkça koklayasın gelmiyordu. Tıpkı...
İstemsizce bir iç çekti genç kız.
Tıpkı Yiğit Ali'ninki gibi.
Yapmacık göründüğüne yemin edebileceği bir gülümsemeyle genç adama döndü Esra.
"Evet, şey ımmhh"
Ne dese bilememişti. Şoför almaya gelecek mi diyecekti? Cengiz ağabeye çok ayıptı bir kere. Yeterince ayağına kullanıyordu zaten kocaman adamı.
"Almaya geleceklerdi de haberleşmiştik. Onun için bakıyordum."
Kapıdan çıktıkları esnada Tolga'nın arabası anında vale tarafından getirilmiş kapısı açılmıştı bile.
"İstersen ben bırakabilirim seni"
Yanlış anlaşılmamak için devam etti.
"Beklememen için söylüyorum nasıl istersen."
O kadar kibar davranıyordu ki Esra alışık değildi böyle beyefendi tavırlara. Bu seferki gülümsemesi içtendi genç kızın.
"Çok teşekkür ederim ama şimdi gelir..."
Cümlesini devam ettirirken bir yandan etrafa bakacak oldu ki bir çift öfkeli bakışın kendisine odaklandığını gördü.
Doğru bildiniz.
Yiğit Ali'ydi bu delici bakışların sahibi.
Arabasından inmiş elinde sigarası doğrudan kendisine bakıyordu.
Son nefesini de çekip izmaritini ayağıyla sertçe ezdi ve görüldüğünün verdiği eminlikle sürücü koltuğuna yöneldi.
Esra'nın bakışları oraya kilitlendiği için beklenilen kişinin geldiğini Tolga'nın anlaması da uzun sürmedi.
"Ben gitsem iyi olacak. Tanıştığıma çok memnun oldum tekrardan."
Tolga kıza elini uzattı ve tokalaştılar. Genç adam özellikle biraz fazla oyalanmıştı bu esnada.
"Biliyorum numaranı istemek için henüz erken ama en azından instagramdan ekle beni ki ulaşabileyim sana olur mu?"
Bu oldukça kibar bir istekti. Zaten Esra'nın tamam anlamında başını sallamasına sebep de tam olarak bu tavırdı.
Bekleyenin kim olduğuna dair en ufak bir soru dahi sormamıştı genç adam.
"Görüşürüz, hoşçakal"
Genç kız adamdan ayrılırken arkasından 'görüşeceğiz' dediğini duymamıştı.
Esra kızlarla da vedalaşıp arabaya doğru ilerledi.
Ne olmuştu da kendisi gelmişti hiç anlamamıştı doğrusu.
Tolgayla da görmüştü aklından ne geçmişti acaba?
'Ne var Esra onu ne ilgilendirir? Hesap vermek zorunda değilsin!'
"Selam"
Arabaya yerleşirken verdiği selama karşılık yalnızca bir baş hareketi alabilmişti.
"Senin geleceğini tahmin etmemiştim."
Yiğit Ali genç kıza bakma gereği bile duymadan umarsızca sordu.
"Niye başkasının gelmesini mi tercih ederdin?"
Bir insan bu kadar mı öküz olurdu?
"Yalnızca Cengiz ağabeyin geleceğini düşünüyordum o kadar. Sordum sadece."
Yine iki dakikada tüm sinir sistemini harekete geçirmişti genç kızın.
"Bakıyorum da hemen kaynaşmışsın zibidilerle."
Meydanı başkalarına bırakan kimdi acaba?
"Sakın Yiğit Ali bir kere daha çirkin bir imada bulunma bana. Bu sefer izin vermem!"
Esra'nın fazla tepkisinin hangi zamana ait olduğunu ikisi de çok iyi biliyordu.
"Senlik bir şey değil."
Oflayarak tepki gösterdi genç kız.
"Eeee?"
Robot gibi karşıya bakıyordu hala adam. Tenezzül edip yüzüne dönmemişti bile.
"O zibidiyi sevmedim dedim."
Kestirip atınca haklı mı olunuyordu?
"Yahu beş on saniye gördüğün bir çocuğun nesini sevmemiş olabilirsin ki?"
Hayretti doğrusu.
"İki dakika boyunca elini bırakmayan adamın niyeti bellidir."
Yok artık ne iki dakikasıydı ya. O kadar abartıyordu ki şu an.
"Asıl sen gerçekten art niyetlisin. Pes!"
Yiğit Ali kendinden emin çıkan bariton sesiyle devam etti.
"Hayat tecrübem çok diyelim."
'Tabi kişi kendinden bilirdi işi.'
'Sakin ol Esra'
Cevap vermeden önüne döndü genç kız.
"Üşümüyor musun sen böyle?"
Yiğit Ali gözünü Esra'nın bacaklarına dikmiş kötü kötü bakıyordu.
Genç kız omuz sallayarak geçiştirdi.
"Yoo"
Aynı terslikte yola bakıyordu şimdi de adam.
"Aralık ayı gelmiş hala yarıçıplak dolaşıyorsun."
'Niye ağzının içinden söylenip duruyordu bu adam?'
"Bir şey mi diyorsun Yiğit Ali?"
Kızın az önceki kelime ve söyleyiş tavrını taklit etti adam.
"Yoo"
Yolun geri kalanı sükunet içinde devam etmişti. Esra kolunu pencereye dayamış başı camda yaslı şekilde akıp giden yolu izliyordu.
Yiğit Ali ise kendinden beklenmeyecek şekilde konuyu çok da uzatmamış. Yola konsantre olmuştu.
Sessizliği bozan tek şey kısık radyoda, usul usul 'ikili delilik' söyleyen minik serçenin sesiydi.
Yaşadıkları yerle üniversite arasındaki mesafe bir hayli uzun olduğu için bir müddet daha sessizlik içinde seyahat etmişlerdi.Yerleşkenin kapısına geldiklerinde Yiğit Ali güvenlikte durakladı. Bir baş selamıyla devam etti. Arabanın istikameti Nejat ve Leyla'nın kaldığı eve doğru yönelince Esra dayanamayıp sordu.
"Ee beni eve bırakmayacak mısın?"
Ev dediği yerse Yiğit Ali'ninkiydi. Adam son birkaç aydır yatmadan yatmaya uğruyor kimi zaman ona bile gelmiyordu. İyiden iyiye Esra'ya kalmıştı kocaman yer. İşin aslı Yiğit Ali bu durumdan gayet memnundu. Öyle kendini düzeni bozulmuş gibi falan hissetmiyordu. İlk zamanlar genç kız ısrarla bunun böyle olmayacağını, rahatsızlık vermek istemediğini anlatan uzun konuşmalar yaptıysa da adam kararını vermişti bir kere.
Çok garipti. Sürekli kedi köpek gibi didişen; birbirlerini görmezden gelen, umursamıyormuş, yabancıymış gibi davranan onlar değilmiş gibi akşam olunca aynı çatının altında birleşiyor olmak Yiğit Ali'ye tuhaf bir huzur veriyordu. Esra'nın itirazlarını görmezden gelmek pek de zor olmuyordu bu nedenle.
Bebeklerin henüz küçük olması nedeniyle Zeliha hanım da pek çok zaman Bahar'ın yanında kalıyordu. Eve geldiği akşamlarda genç adam biliyordu ki Esra'yla yalnız oluyordu. Tüm bu duruma ağabeyinin de sesi çıkmıyordu ilginç bir şekilde.
Normal zamanda kadınlar konusunda kendisine asla güvenmeyen habire tenbihatta bulunan ağabeyinin bu konuda kendisine bir güvenesi tutmuştu. Lafını dahi etmemiş 'Esra'nın bu evde kalması münasip değil' dememişti.
Demiyor oluşu bir taraftan işine geliyordu elbette ama diğer taraftan da omuzlarına öyle büyük bir sorumluluk yüklüyordu ki kıza karşı eli kolu tamamen bağlanıyordu. Ailem dediği adama karşı hayal kırıklığı olmak istemiyordu.
Bahar konusunu açmak bile istemiyordu çünkü onun diline düşmektense karanlık kör kuyulara düşmeyi tercih ederdi.
Önce kesin kızardı falan ama yine en iyi Bahar anlardı kendisini bilirdi Yiğit Ali.
Tüm bunların ötesinde genç adam kendisine güvenmiyordu. Sevmeyi becerebilecek biri değildi biliyordu.
Biliyordu bilmeye de şöyle yanında otururken de zordu işte.
İrade savaşı gibi bir şeydi bu kız.
"Aloo Yiğit Ali kime diyorum?"
Bugün bir garipti bu adam.
"Nejat efendi mangal yapacakmış oraya gidiyoruz."
Şimdi mi söylenirdi bu?
"Üzerimi değiştirmem lazım benim söyleseydin ya önceden."
Adam yine bir anlığına eteğine düşmana bakar gibi bakmıştı.
"Ne oldu Esra hanım bir karış eteğinizle rahat edemeyeceğinizi mi düşündünüz?"
Takmıştı, eteğine takmıştı.
"Bu etekle okula gidebilirim ama bahçede rahat edemeyebilirim anlıyor musun Yiğit Ali her kıyafet her yerde giyilmez."
Esra artık dağa, taşa, duvara anlatır gibi anlatıyordu.
Adam asabı bozuk bir şekilde önce kendi evine çevirdi yönünü.
Araba eve yanaştığında genç kız koşar adımlarla içeri girip yukarı odasına çıktı. Yiğit Ali de usul usul acelesi olmayan bir tavırla adımladı kapıya doğru. Buraya kadar gelmişken kendisine de üzerini değiştirse iyi olacaktı.
Yiğit Ali çabucak hazırlanmış merdivenlerin indiği salonda üçlü koltuğa uzanmış Esra'yı bekliyordu.
Esra'nın bakışları merdivenlerden inerken hemen adamı buldu. Gözleri kapalı duruyordu. Yanına doğru yaklaştı. Her zamanki halinden çok daha savunmasız ve masum duruyordu. Sevimli bile denilebilirdi. Yiğit Ali'nin normal zamanda da bakışları hep muzip bir çocuğu andırıyordu Esra'ya. Yakışıklı ve karizmatikti doğru ama bu dışarıya gösterdiği haliydi yalnızca. İçerde şımarmaya meyilli bir oğlan çocuğu vardı. Genç kız artık iyi biliyordu.
"Çok mu yakışıklıyım?"
Sorunun aniliği karşısında Esra irkildi.
"Üff Yiğit Ali bir kalk ya! Ayakkabılarınla uzatmışsın zaten ayaklarını da mahvettin tertemiz koltukları!"
Genç kız adamın flörtöz sayılabilecek her tavrını kendince bir hızla savuşturuyordu.
"Arkadaş ayağımızı uzatamıyoruz kendi evimizde." Söylene söylene doğruldu adam.
"Haklısın kendi evin sonuçta nasıl istiyorsan öyle yap."
Kızın küskün çıkan ses tonuyla hızlıca doğruldu Yiğit Ali. Arkasını dönmüş kendinden uzaklaşan kızın elini tutup durdurdu.
"Kızım ben öyle mi demek istedim?"
Esra ısrarla adama bakmıyordu ve elleri hala bir aradaydı.
"Evet öyle demek istedin ve haklısın senin evin sıkılmış olabilirsin."
Kızın kafasını kaldırmaması Yiğit Ali'nin canını sıkıyordu.
"Sanki bilmiyorsun sen beni karım da olsan..."
Esra'nın başı kalkmış bakışları aniden adamı bulmuştu.
O arada Yiğit Ali ne saçmaladığını düşünüyordu. Saçmalıyordu ama hoşuna da gidiyordu. Kendisine dönen meraklı bakışlarla ne yaptığını daha iyi idrak etti.
"Kız kardeşim de olsan yine bu cümleyi kurardım. Takılma bu kadar."
Devamında kurduğu cümleyle Esra'nın bakışlarından anlık bir hayal kırıklığı geçmişti. Elini istemsizce hızlıca kurtardı Yiğit Ali'den. Aralarına biraz mesafe koyarak konuşmaya başladı.
"Biliyorum zaten senin söylediklerini çok da ciddiye almamak gerektiğini."
Arkasını dönüp dış kapıya doğru yürümüştü.
Yaklaşık yarım saat içinde ekibin toplandığı eve giriş yapmışlardı.
Havaların soğukluğu kendini iyiden iyiye gösterdiği için Leyla ne Nejat'ın evindeki kış bahçesinde pişiyordu etler. Nejat barbekünün başında etleri pişirirken Bahar ve Leyla da oğlanlarla ilgileniyorlardı. Bebekler yaklaşık dört aylık olmuşlar artık pek bir sevimli hale gelmişlerdi. Gelen giden herkesin kucağında sevgi yumağı olmuşlardı iyice.
"Amcam çabuk büyüyünde gelin siz yardım edin bana. Bu evin kadınlarının suya sabuna dokunmaya hiç niyeti yok."
Kadınlar salanan üçlü koltukta battaniye altında kucaklarında bebeklerle oldukça huzurlu görünüyorladı.
"Aşk olsun sevgilim iki saattir mutfakla bahçe arasında mekik dokuttun bana. İki et çevirdin diye hemen yoruldun mu?"
Leyla'nın alaycı sesine Nejat'ın bir kaşı kalmıştı.
"Hayırdır Leyla hanım şikayetçi misiniz benden?"
Onların kendi aralarıdaki cilveleşmelerini Bahar keyifle izliyordu. O sırada Esra ve Yiğit Ali de gelmişlerdi.
Esra hemen bebeklerin yanına koştururken Yiğit Ali Nejat'ın yanına doğru ilerlemişti.
"Oo paşam iş bitti öyle geldin her zamanki gibi."
Yiğit Ali'nin gözü açıklığını bu evde bilmeyen yoktu malum ama bu sefer isteyerek yapmamıştı.
"Ne yapalım birader Esra hanımı gönüllemekten ancak gelebildik."
Nejat bu konuya zaten çok kıllanıyordu.
"Oğlum sen bu kızın önünde ardında ne dolaşıp duruyorsun lan?"
Yine başlamışlardı.
"Yav Nejat ne yapayım İstanbul'da bir başına küçücük kız başıboş mu bırakayım?"
Nejat hiç de ikna olmuş bakışlarla bakmıyordu. Huylanmıştı bir kere.
"Küçücük kız olduğu konusunda hemfikiriz yani abicim öyle mi?"
Genç adam ister istemez savunmaya geçti.
"Küçük dediysek de yirmi bir yaşında kız."
Adamın kurduğu her cümle Nejat'ı daha da işkillendiriyordu.
"Oğlum herkese küçük de sana mı değil lan? Hem sen nerden biliyorsun yaşını?"
Ohoo sorgu memuru gibi dikilmişti başına.
'Üstelik evet herkese küçüktü kendisine değildi var mıydı itirazı olan?'
"Yav ben üniversiteye kayıt ettirmeye götürmedim mi bu kızı? Benim evimde kalmıyor mu? Tabi bileceğim ne olmuş yani Allah Allah!"
Nejat, Yiğit Ali'nin cevaplarını ve tavırlarını tartmak için konuşturuyordu. İşkilleniyordu kardeşinin bu sahiplenici tavırlarından. Her ne kadar kimseye belli etmemeye çalışsa da sabahtan akşama kadar dirsek teması çalışıyorlardı ve genç adamın Esra'ya fazla mesai harcadığını farkediyordu.
"Yiğit Ali ben senin bu hallerini bilirim oğlum gözünü seveyim sıkıntılı bir durum çıkarma başımıza."
Yiğit Ali evin şımarık çocuğu gibi olduğu için Nejat ağabeylik görevi hissediyordu üzerinde.
"Saçma sapan konuşma Nejat bir mi diğerleriyle Esra? Nasıl laf bu?"
Nejat alacağını almış, duyacağını duymuştu. Demek bir değildi ve farklıydı. İnşallah günün sonunda Gümüşpala Yiğit Ali'nin topuklarından vurmazdı.
Hiç ses etmeden Yiğit Ali'nin omzuna dostça vurdu birkaç defa.
Etler pişip masadaki yerlerini alırken mezeler, salatalar ve içecekler de kadınlar tarafından getirilmiş sofra düzeni kurulmuştu. Üçüzler sıcacık battaniyelerinin altında mışıl mışıl uyurken herkes yavaş yavaş sandalyelerindeki yerlerine oturmaya başlamıştı. O esnada bahçenin kapısı açıldı.
Gelen Hamza Mahir'di.
Bahar ayaklanıp kocasının olduğu tarafa doğru yöneldi.
Genç kadının her seferinde hevesle Hamza Mahir'e koşması evdeki herkesin dalga konusuydu. Erkekler de dahil hepsinin çok hoşuna gidiyordu ama takılmadan da duramıyorlardı.
"Güzelim"
Bahar sevgiye kollarını adamın beline dolarken Gümüşpala boynundan müptelası olduğu kokusunu çekmekle meşguldü. Ayrıldıklarında karısının güzel yüzünü avuçları arasına alıp alnına bir buse kondurdu.
"Devamı evde"
Bahar'ı beklendi içine sokup elini omzuna atmış iyice kendine doğru çekmiş, oğulları uyuduğu için rahatsız etmek istememiş şöyle bir kokularını çekip kalabalığa doğru yönelmişti
"Kolay gelsin koçum her zamanki gibi sana kalmış bu iş."
Nejat elini silmiş ağabeyinin yanına doğru gelmişti.
"Estağfurullah ağabey hoşgeldin. Gel buyur."
Herkes yerini almış ev sahipleri servise başlamıştı. Yiğit Ali, Bahar'ın tam karşısında oturuyordu.
"Ee Bahar ayakların iyileşmiş senin sevindim."
Bahar şaşkın şaşkın baktı genç adama.
"İyiyim ayaklarımda bir şey yok ki."
Gayri ihtiyari cevaplanmıştı genç kadın.
"Ne bileyim ağabeyim gelene kadar hiç ayağa kalkmayınca bir şey var da güçlü uyarana karşı aniden iyileştin zannetim"
Pislik yapıyordu sırıta sırıta.
İşin kötüsü artık bu durumdan Hamza Mahir'in de keyif alır gibi bir hali vardı. Bakışlarından eğlendiği belli oluyordu.
"Hatırlatta da gülelim."
Bahar'ın aksi hali güldürmüştü.
Oturduğu sandalyede arkasına yaslanıp keyifle karısını izleyen Gümüşpala'ya çevrildi genç kadının gözleri bir anda. Ona da ters ters bakmayı ihmal etmemişti.
Şen şakrak geçen yemeğin ardından kahve faslına geçilmiş sohbet muhabbet derken en sonunda herkes evinin yolunu bulmuştu.
Oğullarıyla ilgilenen çift onlar uyuduktan sonra kendi odalarına gelmişler Bahar duşa girip üzerini değiştirmek üzere giyinme odasına girmişti. İç çamaşırlarını aldıktan sonra gözü geceliklerine takıldı. Artık kendini daha fit hissettiği için saten gecelikleri yeniden piyasaya çıkmıştı. Duş alıp dişlerini fırçaladı. Odaya girdiğinde Hamza Mahir'i yatakta kollarıyla gözlerini perdelemiş şekilde gözleri kapalı yatarken buldu. Üzerinde yalnızca bir eşofman altıyla yatakta genişçe yer kaplayarak uzanıyordu.
"Sevgilim uyuyor musun?"
Adam aniden gözlerini açtı. Karısı meraklı gözlerle ve de tüm güzelliğiyle kendisini izliyordu yanıbaşında.
"Başım ağrıyor yavrum."
Gümüşpala öyle her şeyden şikayet eden biri olmadığı için başım ağrıyor diyorsa gerçekten de çok ağrıyor olmalıydı.
"Masaj yapmamı ister misin?"
Yatakta yanıbaşına oturmuş kocasına ilgi ve şefkatle bakıyordu.
"Bu küçücük ellere mi kıyayım?"
Bahar gülümseyerek dizlerini gösterdi.
"Gel buraya gel bir masajdan da incinmezler heralde."
Oturunca iyice toplanan geceliğinin açıkta bıraktığı bacaklarına başını koydu Hamza Mahir.
Bir süre sessizlik içinde karısının yaptığı masajın keyfini çıkardı. Parmakları alnında hareket ederken gerçekten de iyi geldiğini düşündü adam.
"Bahar"
Bu arada hafifçe yan dönmüştü adam.
"Efendim sevgilim."
Ara vermeden kocasının alnını ve şakaklarını ovuyordu.
"Bu gecelik sana çok yakışmış."
Tam o anda bacağının en yukarı ve aynı zamanda en mahrem sayılacak yerine büyük bir öpücük kondurdu adam. İçinden bir şeyler akıp gitmişti genç kadının.
"Mahir sen iyileştin heralde kocacığım."
Kime diyordu ki? O an bir diğer öpücüğün etkisiyle sarsıldı Bahar.
"Ay Mahir ya elimden güç çekiliyor bak yapma şöyle!"
Gümüşpala karısının üzerine doğrulup genç kadının sırtını yatakla buluşturmuştu bile.
"Kokun bana ağrı kesici gibi geliyor."
Burnunu karısının boyun girintisine doğru sokarken boğuk sesle konuşuyordu.
"Niye bu kadar ağrıdı başın? Sıkıntılı bir durum mu var işlerinde?"
Adam genç kadının boynuna öpücüklerini sıralarken bir yandan da cevap veriyordu.
"Sıkıntısız iş mi var? Olup gidiyor işte."
Kestirip atmalarıyla meşhur Hamza Mahir Gümüşpala hoşgelmişti.
Sonraki dakikalarda ise Bahar'ın konuşmaya ve sorgulamaya pek vakti olmamıştı.
Her şey süt limandı Gümüşpala ailesinde.
Zaten son günlerde evin total düşünme ve sorgulama görevinin çoğu Yiğit Ali'nin evinde gerçekleşiyordu.
İki genç de bol bol beyin jimnastiği yapıyordu.
Esra artık içindeki duygulardan kurtulmak önüne bakmak istiyordu.
Ani bir kararla odasındaki koltuktan doğrulup instagramının şifresini düşünmeye başladı.
Tolga ne demişti?
Beni takip et ki ulaşabileyim sana dememiş miydi?
Yani kendisiyle iletişim kurmak istiyordu birilerinin aksine.
Belli mi olurdu belki de iyi anlaşırlardı.
Yaklaşık on beş dakikalık bir uğraşın sonucu kendisine yeniden bir şifre belirlemiş ve giriş yapmıştı.
Şöyle bir ana ekranda gezinirken Yiğit Ali'nin fotoğraflarını gördü.
Acı bir tebessüm belirdi dudaklarında. Esra uzun zamandır Yiğit Ali'yi zaten takip ediyordu. Hatta bu tarih henüz tanışmadıkları zamana tekabül ediyordu. Onu Konya'da ilk kez gördüğünde küçük dilini yutacak gibi olmuştu. Anlaşılmasın diye o kadar insan üstü bir çaba sarfetmişti ki resmen kötü davranmıştı adama. Hoş daha da dikkatini çekmekten başka bir işe yaramamıştı ama öyle bir şokla ne yapacağını bilememişti genç kız.
Kaç insanın ablası hayranı olduğu kişinin ağabeyiyle evlenirdi ki?
Kaç insan hayranı olduğu kişiyi evinde misafir ederdi?
Senelerdir takip ettiği, iç geçirerek baktığı, ulaşmayı geç iletişim kurmanın hayalini dahi kurmadığı, hayallerinin beyaz atlı prensiydi Yiğit Ali.
Geldikleri son durumda aynı evde yaşıyorlardı.
"Keşke" dedi Esra "Keşke uzaktan hayranın olarak kalsaydım da kalbimi bin parçaya bölmeseydin."
Genç kızın ilk günden bu yana yeni yaşamına adapte olmak konusunda çok zorlanmasının nedeniydi Yiğit Ali. Ölse kimseye söylemezdi o ayrıydı.
Ne diyecekti?
'Yiğit Ali ben ergenliğimden beri senin fanınım' mı diyecekti?
Sonsuza kadar dalga geçerdi domuz.
Posterini bastırır getirirdi.
Sinirle arama kısmına Tolga Yalçındağ yazdı. Hemen çıkmıştı çünkü yüz elli bin bin takipçisi vardı. Popüler biri olduğu konuşulmuştu zaten bugün masada otururken.
Esra'nın da sınavı instagram üzerinden veriliyordu herhalde. Normal hesaplı bir adamla tanışamayacak mıydı?
"Amaaan" dedi.
Ne olabilirdi ki kalbini kıracak değildi. Hali hazırda zaten o görevi yapan biri vardı.
Takip isteği gönderdi.
Aynı dakikada koridorun diğer tarafındaki yatak odasında yatağına uzanmış uyumak üzere olan Yiğit Ali'nin telefonu çaldı.
Arayan 'Hackçi Mücoydu'.
Yorumlar
Yorum Gönder