GÜMÜŞPALA-37
Keyifli okumalar♥️
Gümüşpala genç adamların bir ağızdan söylediği 'üç' kelimesini bir an için idrak etmekte zorlanmıştı.
Soran gözlerle doktora bakmaya devam ederken
Ali bey boşluktan faydalanıp açıklamaya girişti.
"Üçüz gebelik pek de rastladığımız bir durum değil fakat şanslıyız ki hiç bir komplikasyon olmadan zor da olsa doğumu atlattık. Bebeklerin ve annemizin tahlilleri için İstanbul'daki hastanemize gitmeden önce naçizane tavsiyem Bahar hanım bir müddet burada dinlens... "
Bu doktor ne diyordu?
Hamza Mahir o kadar karmakarışık duygular ve düşünceler içerisindeydi ki karşısında kim vardı, ne diyordu zerre kadar ilgilenmiyordu şuan için.
Adamın konuşmasına daha fazla izin vermeden elini kaldırıp susturdu. Ardından ağır adımlarla evin içine girmek için kapının kulpuna gitti eli.
Pek de büyük olmayan bir yerdi. Ortada aynı hole açılan birkaç kapıdan oluşan eski tip beyaz badanalı, sobalı bir evdi. Bahar'ın olduğu odadan ikinci doktor da çıkıp Hamza Mahir'i tebrik edip çıkışa ilerlerken adamın gözü hala kimseyi görmüyordu.
Kararlı bir şekilde doğumun gerçekleştiği odaya girdi. Sevde hanım bebekleri temizlemiş, üşümesinler diye kalınca örtülerle kundaklamış annelerinin yanındaki mindere yatak yapıp yanyana yatırmıştı üçünü de. Doğum onları da bir hayli yormuş olacak ki uyuyorlardı.
Etraftan en haberdar olmayan kişi ise şüphesiz Bahar'dı. Kızcağız adeta bir baygın şekilde yatıyordu. Gözlerini açmaya mecali yokmuş gibi görünüyordu. Zaten beyaz olan rengi iyice uçup gitmişti.
Hamza Mahir'in odaya girdiğini fark eden Sevde hanım bebeklerin başından doğrulup adamın yanına doğru geldi.
Çok şey söylemek istiyordu da ne yeriydi ne de zamanıydı. Her şey üst üste gelmiş, adamın Bahar'ın hayatından çıkışı da tekrar girişi de çok sesli olmuştu.
İlk zamanlar bu kızı üzen adam bir gün gelsin elimde sopayla kovalayacağım diye kendi kendine kinlenen kadın sonrasında kendilerini gözetleyen adamları fark etmişti. İşte o gün öğrenmişti karşısında duran adamın feci bir kaza geçirdiğini, aylarca uyanmayıp komada kaldığını.
Çok şükür ki bu üç yavru yetim kalmamıştı.
Gerçekleri öğrendiğinden bu yana içindeki kin yerini derin bir hüzne bırakmıştı. Şimdi ise geçip giden aylarda evladı gibi olan Bahar için yalnızca şükrediyordu kadın.
"Allah analı babalı büyütsün. Bir ihtiyacı olursa Bahar'ın yan odada olurum muhakkak seslenin hemen gelirim."
Kadını başıyla onaylayan adam kapının kapanmasının ardından kalınca bir yer yatağında yatan kızın başına doğru iyice yaklaştı. Bir yanında da minicik üç tane bebek yatıyordu.
İnanması gerçekten zor bir durumdu. Düşündükçe çıldıracak gibi oluyordu adam. Bunca zaman varlıklarından haberdar dahi olmadığı üç minik yavru.
Kızın başucuna usulca eğildi Hamza Mahir.
Elleri istemsizce saçlarına gitti ilk etapta, koskoca adamın içi titriyordu dokunurken. Bahar'ın özlediği kokusu burnuna dolup uzunca zamandır beyninin derinliklerinde sakladığı onca anıyı gözlerinin önüne bir saniyeden daha kısa bir sürede getiriverirken sımsıkı kapattı gözlerini.
Bahar'ı her şeyden, herkesten sakınırken yine de en çok kendisine el olmuştu.
Hamza Mahir'e göre kimseye yapmadığı fedakarlığı, kimse için göstermediği emeği göstermiş; karanlığından emek emek ayırdığı beyaza en yakın tarafını kızın uvuçlarının içine koymuştu.
Eline bir tabanca alıp alnının ortasına ateş etseydi de yine de güven konusunu aralarına sokmasaydı keşke. Adama öyle ağır geliyordu işte anlamadan, dinlemeden koyup gitmesi.
Gümüşpala bu zaman kadar hiçbir kadına sözler vermemiş, vaadlerde bulunmamış, mabedine alıp hayatının merkezine koymamıştı. Kendisine göre en önemlisi ise hayatına giren hiçbir kadından çocuk sahibi olmak istememişti.
Adamın, kızı ne denli önemsediğinin kanıtı olan üç küçük can sıralanmış annelerinin yanında yatıyorlardı.
Hayat bazıları için sürprizlerle dolu olmayı seviyordu.
Hiç tanımadığı insanların yaşadığı tamamen yabancısı olduğu bu memlekette Hamza Mahir Gümüşpala toprağa kök saldığını, ayaklarının yere artık eskisinden de sağlam bastığını öğrenmişti.
Bir süre daha öylece durup Bahar'ın yüzünü izledi adam. Zorlu geçen saatlerinden ardından yorgun fakat huzurlu görünüyordu. Sessiz sessiz alıp verdiği nefesleriyle derin bir uykuda olduğu anlaşılıyordu.
Kızın başından doğrulması epeyce bir vakit almıştı adamın sanki bir türlü ellerini üzerinden çekemiyor başından ayrılmak istemiyordu.
Bahar'ın ardından evlatlarıyla tanışmak üzere onların tarafına doğru yöneldi Gümüşpala. Yalnızca yüzleri görünen üç minik adamın yanıbaşına çöküp kaldı.
Bu çok başka bir duyguydu, bambaşkaydı.
Kendi kanından kendi canındandı.
Öyle küçüklerdi ki insanda her saniye daha da körüklenen bir sarıp sarmalama, koruyup kollama hissi uyandırıyorlardı.
İşin tuhaf yanı ise kimin kime daha çok muhtaç olduğunun belli olmayışıydı. Varlıklarından haberdar olduğu andan beri Hamza Mahir derin bir bilinmezlik içindeydi sanki.
Üzerlerine doğru eğilip üçünün de ayrı ayrı cennet kokularını kokladı. Dünyadan bir haber mışıl mışıl uyuyorlardı küçük savaşçılar.
Odadan çıktığında saat gece ikiye geliyordu. Ne kadar süredir orada oturup kalmıştı bilmiyordu Gümüşpala.
Gecenin karanlığında bahçenin biraz ilerisindeki asma ağacının yanında bir sigara yakıp ciğerlerine çektiğinde Yiğit Ali ve Nejat da yanına gelmişlerdi.
"Müsade var mı abi?" Soruyu soran Nejat'tı.
"Müsade isteyen mi var aslanım?" Hamza Mahir'in sesi oldukça mesafeli çıkıyordu.
İki genç adam da birbirlerini bakıp kalırken başları önde aldıkları büyük sorumluluğun hesabını verecekleri zamanın geldiğini anlamışlardı.
"Abi iki dakika anlatmamıza izin ver sonrası için boynumuz kıldan ince."
Hamza Mahir, Yiğit Ali'ye daha bir kızgın bakıyordu sanki yada genç adam fazla alıngan davranıyordu ama ne olursa olsun aylardır Amerika'da yanında kendisi vardı ve gözünün içine baka baka gerçeği saklamak daha bir sorumlu hissettiriyordu Yiğit Ali'yi.
Ağabeylerinden evet yada hayır mahiyetinde bir ses çıkmayınca kendilerini açıklamak üzere söze girdi Nejat.
"Kaza olduğu o gün Yiğit Ali benden önce gelmişti yanına ardından ben de ulaştım tabii seni o halde görünce abi ikimizde seni öylece bırakıp yengenin peşinden nasıl gidelim? Hemen gönderdik çocukları arkasından. Bir an bile onu tehlikeye sokacak bir durumla karşı karşıya gelmesine müsade etmedik.
Etmeyiz de abi sonuçta o da bizim yengemiz. İlk üç beş gün olanlara biz inanamadık ki zaten sanki olanı biteni sinema perdesinden seyreder gibi izledik."
Bir sigara da Nejat yaktı sanki devam etmekte zorlanıyor gibiydi. Yardımına Yiğit Ali geldi ve o devam etti.
"Doktorlar dedi beyninde ödem oluşmuş ya uyanır ya uyanmaz, uyanırsa ne zaman belli değil.
Allah'tan umut kesilmez dediler abi ben oraya boş çuval gibi yığılıp kaldığımı hatırlıyorum.
Dedik yengeyi getirsek mi bilmeye hakkı var. Tam üzerine hamile olduğunu öğrendik. Buradaki doktorlara danıştık tehlikeli dediler ilk aylarda düşük tehlikesi çok olur dediler yeğenimizi de riske atamadık abi."
Üç adam da gecenin karanlığında efkarlı efkarlı sigaralarını tüttürüyorlardı. Nejat biten sigarasını ayağının ucuyla toprakta ezerken diğer taraftan tekrar söze girdi.
"Her şeyi geçtim bebekler üçüz olunca kendi doktoru uçağa binmesi de arabayla o kadar saatlik yolu gelmesi de sıkıntı dedi.
Üç ay yaşadığımız sıkıntıyı yenge kaldıramazdı abi çok çok kötü zamanlardı."
Her gün öldü ölecek korkusuyla yoğun bakım kapısının önünde beklemek kolay bir psikoloji olmamıştı adamlar için.
"Sen uyandığında işler çok yolunda değildi doktorlar bacağından çok korktular Amerika'ya gitmesi lazım dediler sana yengenin hamile olduğunu söylesek soluğu burada alacaktın. Hayatta gidip tedavi falan olmazdın bacağında sekel kalırdı. Biz zaten her an yengeyi koruyup kolluyorduk.
Haklısın çocuğun olacağını senden gizledik ama ben pişman değilim. Sen benim abimsin yapmam gerekse yine yaparım."
Nejat'ın kararlı çıkan sesini Yiğit Ali de onayladı zira genç adam da kardeşinden farklı düşünmüyordu.
"Ben de aynısını yaparım. Ne yengenin karnında üç tane canla hastane köşelerinde senin uyanmanı beklemesine gönlüm razı gelir ne de senin sağlığını kenara atıp yollara düşmene."
Hamza Mahir tek kelime etmemişti adamlar konuşurken yalnızca ardı ardına sigara yakıyor bir eli cebinde dikiliyordu. Gözünü dahi kırpmadan dümdüz bakıyordu karşıya doğru.
Baş ve işaret parmağı arasına aldığı küçülmüş sigaradan son bir nefes çekip ayağıyla ezdi ve içeriye doğru yöneleceği sırada adamların yüzüne bakıp konuşmaya başladı.
"Nasıl gideceksek bir an evvel çıkalım şuradan nasıl olsa onu da ayarlamışsınızdır."
Daha fazla durmak istemiyordu bu şehirde adeta kapana kısılmış gibi hissediyordu. Bütün düzenleri alt üst olmuştu.
Yiğit Ali ve Nejat tahmin ettikleri kadar büyük bir gürültüyle karşılaşmamışlardı fakat ağabeylerinin buz gibi tavrı karşısında kalakalmışlardı. Alışık değillerdi kendilerine mesafeli davranmasına.
"Doktorlar da arabada beklemekten bir hal oldular diğer arabalar kapının önüne yanaşsın abi daha fazla kızmadan siktir olup gidelim şuradan artık."
Ortamdaki gerginlik herkesi etkiliyordu. Nejat'ın huysuz hali de şüphesiz o yüzdendi.
"Sen arabandan bebeklerin koyulacağı puset midir nedir onları götür diğer şeyleri ben hallederim."
Yiğit Ali'nin görev dağılımıyla herkes işine dönmüştü.
Yavaş yavaş gözü açılan Bahar puslu gözlerle etrafına bakınırken yanıbaşında Hamza Mahir'i gördü. Adam bebekleri pusete yerleştiren Sevde hanımın başında durmuş olanı biteni izliyordu.
"N-ne yapıyorsunuz siz orada?"
Bir hazırlık içerisindelerdi ve bu durum genç kızı oldukça huzursuz etmişti.
"Kızım ben yolculuk için hazırladım bu paşaları babaları gideceğiz artık deyince."
Bir taraftan da Bahar'ın yanına gelmiş kızın iyi olup olmadığına bakıyordu.
"Hiçbir yere götüremezsin çocuklarımı!"
Sesi ne kadar yorgun çıksa da gözleri direkt olarak adamın gözlerinin içine bakıyordu ve her an savaşmaya hazır bir hali vardı Bahar'ın. Annelik iç güdüleri her yanını kuşatmış gibiydi.
"Yalnızca onları değil seni de götürüyorum."
Kızın bakışlarına aynı şekilde karşılık veren adam konuşmaya gerek olmayan bir tavırla yanıtlamıştı kızı.
"Hiç bir yere gelmiyorum."
Bahar'ın nefret kokan sesi Hamza Mahir'i körüklüyor gibiydi.
"Pekala sen bilirsin."
Kapıya doğru yaklaşıp Yiğit Ali ve Nejat'a seslendi. İçeriye gelen adamlar doğrudan ağabeylerinin yüzüne bakıyorlar yatmakta olan Bahar'dan yana başlarını çevirmiyorlardı.
"Dikkatli olun."
Adamlar birer puseti kucaklarına alırken adeta gözleri parlıyordu.
Amca olmuşlardı.
Bu hayatta en çok saygı duydukları, sevdikleri kişi olan ağabeylerinin bebekleriydi.
Kan bağı değildi belki ama can bağıydı.
"Sevde hanım birini de siz götürün."
Hamza Mahir kısaca herkese çıkın diyordu.
Tabi bu süre içinde Bahar yattığı yerden sürekli itiraz ediyor kalkmaya çalıştığı her an hissettiği acıdan gözlerini sımsıkı yumup birkaç saniye sakinleşmeyi bekliyordu.
Odadakiler bebekleri götürdüklerinde Bahar arkalarından hem bağırıyor hem de ağlıyordu.
"Bebeklerimi almana izin vermeyeceğim duydun mu beni? Gelip her zamanki gibi baş kesenlik yapamazsın onlar benim! Ben doğurdum ve bana ihtiyaçları var!"
Adam usulca yatağa yaklaşıp sakin kalmaya çalıştığı her halinden belli olan sesiyle konuşmaya başladı.
"Sen de geleceksin zaten nesini anlamadın?"
Bahar bu tavır karşısında daha da hırçınlaşmıştı.
"Karın da evde mi hı bizi mi bekliyor? Asla seninle gelmeyeceğiz senin gibi bir adamla işimiz yok. Ne benim ne de çocuklarımın."
Hamza Mahir dişlerini sıkıyordu Bahar'ın cümleleri karşısında sakin kalmaya çalışıyordu fakat kızın bu ses tonuyla mümkün olmuyordu.
"Pişman olacağın şeyler söyleme."
Sıkılı dişlerinin arasından tıslar gibi konuştu adam.
"Pişman öyle mi? Pişman?" Bahar sinirden bir kahkaha atmıştı. "Sen aylarca arayıp sorma şimdi gel karşıma hala ukala ukala konuş. Kimsin sen ya sen kendini ne olarak görüyorsun?"
Daha fazla konuşmasına müsade etmeyen adam bir anda kızı kucağına alıvermişti.
"Bırak beni bana dokunamazsın. Bana parmağının ucunu bile değdiremezsin sen. Kime diyorum!"
Bir eliyle kızın üzerindeki örtüyü düzelten adam işini bitirdikten sonra yüzü hemen bir soluk mesafesinde bulunan kıza bakarak konuşmaya başladı.
"Biraz daha itiraz edecek olursan seni şurada bırakıp gideceğim Bahar."
Adamın bu rahat tavrı karşısında bir an bocalamıştı kız.
"Küstah. Hala nasıl bu kadar kendini beğenmiş küstah bir adamsın sen ya? Başkasıyla evli olduğunu gizleyen bir şerefsizden başkası değilsin duydun mu beni?"
Gümüşpala'nın tutuşu sertleşirken hızla odadan çıktı.
Devamında tüm itirazlara rağmen Bahar'ı üçlü koltuğa yatırmış kendisi de karşısındaki koltuklardan birinde yerini almıştı. Bebekler de kendilerinin olduğu arabaya hemen yanı başlarına getirilmişti. Henüz doğalı birkaç saat olan bu minik yavrular ilk yolculuklarına çıkmak üzereydiler.
Yiğit Ali ve Nejat doktorların olduğu diğer arabaya binmişler Sevde hanımı da istediği zaman getirilmesi koşuluyla Bahar'ın hamileliğini baştan sona bilen tek kişi olması sebebiyle yanlarında götürmeye ikna etmişlerdi.
Arabada geçen sesiz yolculuğun ardından Trabzon il merkezine gelinmiş oradan da havalimanına ulaşmışlardı.
Gümüşpala'nın özel uçağına bindikleri ve Bahar'ı yatak odasına yerleştirdikleri zamanlarda güneş henüz yeni yeni merhaba diyordu yeni güne.
Araba yolculuğu sırasında hiç sesleri çıkmayan oğlanlar ise acıkmış olacaklar ki ufak ufak mırıldanmaya başlamışlardı.
Hamza Mahir ve Bahar birbirleriyle muhattap olma işini şimdilik rafa kaldırmışlar gibiydiler. Kimseden çıt çıkmıyordu.
Ortamın sessizliğini bir bebek ağlaması bölerken Bahar heyecanla doğruldu yattığı yerden.
"Noldu, neden ağlıyor bir yeri mi ağrıyor acaba?"
Genç kızın telaşlı sesinin aksine adam beşinci kere baba olmuş edasıyla kalktı oturduğu koltuktan ve yanlarına doğru geldi.
"Ne bileyim Bahar bebek bu acıkmıştır heralde."
İlk etapta ne yapacağını anlayamayan Bahar birden dank eden şeyle "Hıı" şeklinde bir aydınlanma yaşadı. Tabi ya emzirmesi gerekiyordu.
"İyi çık odadan bebeklerimi emzireceğim. Sevde teyzeye seslen gelsin yanıma."
Bahar'ın üst perdeden konuşup Hamza Mahir'e sürekli olarak nefret edilecek biriymiş gibi davranması adamı çok zorluyordu.
"Niye ben kucağıma alamıyor muyum oğullarımı?"
Bahar gözlerini devirirken bir taraftan da söyleniyordu.
"Senin yanında emzireceğimi falan düşünmüyorsundur umarım."
Genç kızın karşılaştıkları andan beri tavırları öyle hırçındı ki ne denli zor zamanlar geçirdiğini yalnızca bu halinden dahi anlayabilirdiniz.
"Sen başkasının yanında onları açabileceğini mi zannediyorsun yani?" derken adam gözleriyle Bahar'ın göğsünü işaret ediyordu.
"Saçma sapan konuşma bunca ay sonra bir kadından mı kıskanasın tuttu beni umrunda olmayıp gelmediğin zamanlar kimlerle ne yaptım umursadın mı hiç?"
Hamza Mahir hışımla kızın yanına gelip üzerine eğildi. Kapkara olmuş gözleri kızın irislerini delip geçerken öfkeyle konuştu.
"Sakın! Sakın beni böyle sınama Bahar pişman olursun!"
Adamın bu hallerinden her zaman için çekiniyordu fakat artık öğrenmişti hiçte korkmuş gibi görünmüyordu Bahar. Gözlerinin en dibine bakıp sessizce konuştu.
"Pişmanım zaten."
Yalnızca ikisinin duyabileceği şekilde çıkan bu cümle üçüncü bir kişi için anlam ifade etmezken muhattabı olduğu kişileri yıkıp geçiyordu.
Hamza Mahir usulca doğruldu kızın üzerinden.
Ortamı bir kere daha bebek ağlama sesi doldururken Bahar daha fazla ağlama sesine dayanamamış olacak ki üzgün gözlerle doğruldu yerinden. Biliyordu ki Hamza Mahir asla Sevde hanımı çağırmayacaktı.
"Ağlamasına dayanamıyorum bir şey yap."
Daha bir günlük bile anne olmayan kızın mevzu kendileriyken aslan kesilip bebeklerine gelince yalvaran gözlerle bakmasını içten içe memnuniyetle karşıladı Gümüşpala.
Biliyordu ki Bahar iyi bir anne olacaktı.
Bunca cayırtıyı çıkarıp kardeşlerinin de uyanmasına sebep olan miniği kucağına almak için pusetin başına gelen adam tereddütle baktı. O kadar küçüktü ki neresinden tutsa orasına zarar verecek gibiydi.
Hamza Mahir'in her bir hareketini dikkatle izleyen Bahar ise adamın tereddütü karşısında müdehale etme gereğinde bulundu.
"Bir elini kafasının altından tut daha başını tutamaz."
Tarif edildiği şekilde bebeği kucağına alan adam annesine vermeden önce boynuna doğru eğilip mis gibi kokusunu içine çekmişti.
Bu hareket ise Bahar'a bambaşka anılar hatırlatmış bir an için yüzündeki tüm süngüsü düşmüş neredeyse ağlayacak olmuştu genç kız.
Neyseki yavrusunu kucağına aldığı anda tüm bu düşüncelerden sıyrılmıştı taze anne.
Minicik şey nasıl da aranıyordu ne istediğini dahi bilmeden. Daha fazla bekletmek istemiyordu fakat Hamza Mahir de tepesinden bir türlü gitmiyordu ki.
"Artık gitsen diyorum."
Adamın yaptığı hemen karşılarındaki tekli koltuğa oturmak olmuştu.
"Ulan görmediğim şey mi? Ağzımdan çıkmayan şeye bakma diyorsun ya hayret."
Hamza Mahir'in söyledikleriyle hem utanıp hem de hayretle bakakaldı genç kız.
Sinirle söylenirken bir taraftan da bebeğini daha fazla ağlatmamak adına emzirmeye çalışıyordu.
"İğrençsin artık hiçbir şüphe götürür tarafı yok!"
Normal doğum yaptığı için hemen sütü gelmiş bebeğiyle bu özel anı erkenden yaşayabilmişti Bahar.
Ufaklığın sesi bir anda kesilirken minicik çenesi hemen yoruluyor bir müddet meme ağzında uyuyor Bahar'ın yardımıyla tekrardan emmeye çalışıyordu.
Öyle mucizevi bir olaydı ki annesinin ve babasının gözünü dahi kırpmadan kendisini izlemesine sebep oluyordu.
Hamileliği sırasında Sevde hanımın tarif ettiği şekilede gazını da çıkaran Bahar yeniden uykuya dalan oğlunu öpüp koklarken sırasıyla diğer ikisini de emzirmişti.
Bu sırada uçak İstanbul'a iniş yapmış doğrudan hastaneye gitmişlerdi.
Hem Bahar hem de bebekler muayeneden geçirilmiş herhangi bir sorun olmadığı bilgisi verildiğinde herkesin içi rahatlamıştı.
Geri dönüş yolundaki mevzuları ise Bahar'ın o eve asla geri dönmek istemeyişiydi.
Bahar istemeyedursun sabahın kör saati evde hali hazırda kendisini beklemekte olan Hafize hanım, Leyla, Esra ve Zeliha hanımın gözü saatlerdir kapıdaydı.
İlk birkaç gün Esra ve Zeliha hanımın olaylardan haberi yoktu fakat Bahar'dan haber alamayıp daha fazla endişelenmemeleri adına Yiğit Ali günübirlik Konya'ya gidip gelmiş olanları üstü kapalı bir şekilde açıklamıştı. İki kadın da aylardır biricik Baharlarını bekliyorlardı.
Dışarıdan gelen araba seslerine koşturup kapıyı açan kadınlar gelenlerin onlar olduğunu anlayınca neşeyle birbirlerine sarıldılar.
Zeliha hanım ve Hafize hanım bu kısa süre içinde oldukça iyi anlaşmışlardı.
Hamza Mahir'in kucağında Bahar'ı gördüklerinde hepsinin dilinde şükür duaları, gözlerinde mutluluk yaşları vardı.
"Ben bu eve girmem nesini anlamıyorsun sen? Evli barklı bir adamın evinde ne işim var benim ya ne zannediyorsun sen beni? Neyim ben kuma mı?"
Bahar'ın gözü kimseyi görmüyordu. Alt üst olan hormonları da hiç yardımcı olmuyordu kendisine.
Kapıdaki kadınlar bahçeden kendilerine doğru gelmekte olan çifte bakarken hemen arkalarında Nejat, Yiğit Ali ve Ferit'in peşpeşe getirdiği pusetlere gözleri kaymış şaşkınlıkla elleri ağızlarına gitmişti.
Bahar'ın hamile olduğunu biliyorlardı fakat kimse onlara üçüz dememişti.
Hayretle olanı biteni izlerlerken Bahar'ın sesiyle kendilerine geldiler.
Hiç yeni doğum yaptım falan demiyor adamın kucağından kendisini aşağıya atmaya çalışıyordu.
Hamza Mahir'in burnundan soluduğunu gören herkes önünden kaçıyor hoşgeldiniz dahi diyemiyordu.
Bahar'a olan özlemlerini el mahkum sonraya bırakan kadınlar, adamların getirdiği bebekleri bir an evvel görme derdine düşmüşlerdi.
Onca güzel anının bulunduğu odalarına girdiklerinde ipe sapa gelmez tehtitlerde bulunan Bahar'ın bile dili lal olmuştu.
Ne denli inkar da etse itiraz da etse öyle özlemişti ki burayı. Nefesi boğazında düğüm düğüm oldu genç kızın.
Bahar yokken bu odaya yalnızca bir defa giren Hamza Mahir için ise durum biraz daha farklıydı. O biliyordu bu odanın diğer sahibi olmadan nasıl bir yer olduğunu o nedenle daha rahatlamış görünen bir hali vardı.
Her ne olursa olsun Bahar'ı kucaklayıp gelmiş ikinci kere yalnız girmemişti buraya.
Yatağa bıraktığı kız kendisine düşman gibi bakarken bir taraftan de zehrini saçmaya devam ediyordu.
"Ee ben yokken getirdin mi karını buraya? Onca zaman gelmediğine göre güzel vakit geçirmiş olmalısınız. O da yattı mı bu yatağa, seviştiniz mi onunla da bu odada?"
Hamza Mahir tek laf etmeden kendisine sataşan kızı izliyordu dikkatlice.
Yüzündeki ifade öylesine bakanlar için çıkarılacak bir anlam içermezken yalnızca gerçekten tanıyanlar görebilirdi büyük bir hayal kırıklığının gizli olduğunu.
Adam hala hiç konuşmuyordu. Kapıyı açıp gittiğinde de konuşmamıştı. Bahar arkasından söylenmeye devam ederken de başını çevirip durmamıştı.
Biraz sonra odaya tekrar girdiğinde elinde bir evlilik cüzdanı duruyordu.
Artık Bahar da susmuştu ortamda elle tutulacak kadar yoğun bir hava vardı. Genç kızın eli ayağı anında buz gibi olurken bir yandan da deli gibi merak ediyordu aşık olduğu adamın fotoğrafının yanındaki fotoğrafın kime ait olduğunu.
Adam değersizce kızın önüne attı bordo cüzdanı. Titreyen ellerle alıp sayfayı çevirdiği anda anksiyete krizine girmişçesine başını sağa sola sallıyordu Bahar.
Yok olamazdı yaşanan bunca ay, bunca acı boşuna olamazdı. Akan gözyaşlarını silmeye dahi teşebbüste bulunmazken acıyla sordu "Neden?" diye.
Aldığı cevap ise gecikmemişti.
"Sen nedenini duymayı hak etmiyorsun."
Sonrasında çıkıp gitti adam.
Bahar ise yanyana duran fotoğraflarından gözlerini alamıyordu.
Sanki tüm yaşantısının odağı kendisinin ve Hamza Mahir'in bulunduğu bu iki kare oluvermişti.
Yorumlar
Yorum Gönder