GÜMÜŞPALA-47
Keyifli okumalar♥️
Gece geç saatte evin bahçesine girdiklerinde Bahar topuklu ayakkabılarıyla yürümeye daha fazla tahammül edememiş olacak ki tüm ağırlığını kocasının belini saran koluna vermiş yanında aheste aheste yürüyordu.
Işıklandırmaları sayesinde oldukça aydınlık görünen bahçede sekiz on adam sayabiliyordu Bahar bir bakışta.
Geldiklerini fark ettikleri andan itibaren kocasına saygı duruşuna geçmişti hepsi birden.
Nasıl oluyor da kendisiyle gece gündüz tatlı tatlı atışan bu adam başkaları için hata yapmaktan sakınılan, tehlikeli biri olabiliyordu?
Hamza Mahir'in esas olarak ne işlerle meşgul olduğunu bilmek istememişti Bahar bugüne değin. İçinden bir ses öğrenmeyi reddediyordu çünkü bu denli güvenlik önlemleri, uçsuz bucaksız mal varlığı, toplum içindeki saygınlığı, medya üzerindeki baskınlığı hiç de hayra alamet değildi.
Hamza Mahir Gümüşpala'nın insanlar üzerinde huzursuz eden bir gücü vardı.
Onun esasen yaptığı iş her ne olursa olsun Bahar'ın aşkının önüne geçebilecek kadar güçlü değildi ve bu gerçek genç kadına duracağı sınırı hep tembihliyordu. Ötesini bilmek muhtemelen hayat boyu bir vicdan muhasebesine sebep olacak, aralarında görünmez uçurumlar peydah olacak ve en sonunda mutsuzluk kapılarını çalacaktı.
Önceden olsa yalnızca kendi mutsuzluğu olurdu fakat şu saatten sonra mutlu ve huzurlu bir aile ortamında büyütmeyi her şeyden çok isteği üç tane bebeği vardı.
Evet kabul ediyordu bencillikti ama ne olursa olsun gerçekleri inkar etmiyordu Bahar yalnızca olduğu gibi kabulleniyordu.
Hamza Mahir günahlarıyla da sevaplarıyla da kabulüydü.
"Daldın gittin güzelim."
Kocası seslendiğinde içeriye henüz giriyorlardı.
Gülümseyerek seyretti kocasının yüzünü genç kadın kısa bir an için.
"Çok güzel bir geceydi sevgilim teşekkür ederim." deyip kocasının dudaklarına kapanmıştı.
Bahar'ın cesur hallerine alışkın olmayan adam memnuniyetle karşıladı karısının dudaklarını.
Birbirlerinin dudaklarından aşkı ve tutkuyu delicisine içerlerken salonda olduklarını ilk idrak eden taraf Hamza Mahir olmuştu. Usulca ayrıldı sevdiği dudaklardan.
"Neydi bu şimdi?" Adamın sesi oldukça keyifli çıkıyordu.
Bahar olabildiğince masumane bir şekilde cevapladı kocasını.
"Teşekkür ettim sevgilim, senin istediğin gibi."
Gümüşpala pekala biliyordu karısının bu oyuncu tavırlarını. İşin aslı oldukça da hoşuna gidiyordu. Kolunun altına aldığı karısını merdivenlere doğru yönlendirirken aynı oyunbaz şekilde cevapladı genç kadını.
"Hmm odamıza çıkalım bende bir rica edeyim sana."
Bahar'ın kıkırdamalarıyla bebek odasının önüne gelmişlerdi bile. İçeriye girdiklerinde Zeliha hanım bir koltukta Hafize hanım diğer koltukta uyukluyorlardı. Onların bu hallerine minnettarlıkla gülümsedi genç kız.
Hemen beşiklerin başına geldiğinde Mirza Emir ve Mirkan Alp'in melekler gibi uyuduğunu gördü. Mirzat Han ise eldiveninden kurtulmuş elini cup cup emiyordu. Manzara öyle tatlıydı ki gönlünden bir şeylerin adeta aktığını hissetti.
Beline dolanan kolların sahibi de yumuşacık bakışlarla seyrediyordu minik oğlunu.
Bahar eğilip kucağına aldığında kısık sesle seviyordu minik paşayı.
"Acıktın mı oğlum sen? Açlıktan uyku mu tutmadı yoksa seni? Obur mu oldun sen?"
Hamza Mahir ise karısının bu tatlı iletişimine hayranlıkla bakmakla yetinememiş olacak ki eğilip mis kokulu yanağından öptü oğlunun.
Bahar adamın yönlendirmesiyle Mirzat Han ile beraber yatak odalarına girdiğinde yatağın üzerine oturup kendisine boncuk boncuk bakan bebeğiyle konuşmakla meşguldü.
"Annecim sen bizi mi bekledin, bak kardeşlerin uyumuş yaramaz mı olacaksın sen acaba biraz?"
Bir yandan da elbisesinin fermuarından kurtulmaya çalışıyordu tek eliyle, emzirebilmek için.
İmdadına Hamza Mahir'in becerikli elleri yetişmiş minik obur en nihayetinde memeye kavuşabilmişti.
Gümüşpala oğlunun eliyle bir parmağını kavramasını sevgiyle izliyor arada minik öpücükler kondurmak üzere eğilip mis kokusunu içine çekiyordu annesinin göğsündeki Mirzat Han'ın.
Biraz sonra anne ve babasının şefkatli bakışları altında aralarında yatan ufaklık uykuya dalmıştı.
"Mahir sen yanındayken ben bir üzerimi değiştirip geliyorum sevgilim."
Ohoo kocası kendisini takmıyordu bile. Gözü oğlundan başka bir şey görmüyordu ki.
Geceliğini giyip üzerine sabahlığını alıp geldiğinde Hamza Mahir tek kolunun üzerinde oğluyla birlikte uyuyordu.
Manzara öyle güzeldi ki Bahar aşık olmayıp ne yapsındı?
Usulca oğlunu kucağına alıp yatağına yatırmak üzere bebek odasına yöneldi.
Ses çıkarmadan kardeşlerinin yanına yatırdı miniği. O sırada Zeliha hanım kendisini fark etmişti uyuklayan gözlerle. Ses olmaması için odanın dışına çıktılar.
"Geldiniz mi kızım"
Bahar biliyordu ki Zeliha sultan kendisini tartıyordu aksi giden bir durum var mı diye.
"Geldik sultanım ayıptır söylemesi çok güzel bir yemek yedik, harika vakit geçirdik. Seni de yordu değil mi oğlanlar?"
Kızının yüzünde güller açtığına göre anlaşılan kocasıyla her şey yolundaydı.
"Aman kızım siz iyi olun, yüzünden mutluluk eksik olmasın da ben başka bir şey istemem. Hem ne varmış halimde toruna bakmak yük mü olurmuş"
Gerçekten de torun sevgisi bir başka oluyormuş onu anlamıştı Zeliha hanım bir an olsun başlarından ayrılmak istemiyordu.
"Mirzat'ı yeni emzirdim de diğerlerinin karnı ne zamana acıkır ki?"
Bahar'ın bu annelik sorumluluğu yaşlı kadının çok hoşuna gidiyordu. Daha bir yıl evvel deseler kızı böyle birine dönüşecek hayatta inanmazdı.
Deli bozuğun tekiydi evladı diye kayıracak değildi ya canım.
"O gözü açık biraz önce içmemişti mamasını seni bulunca doyurmuş karnını. Yeni doyurdum epey uyanmazlar geç uyu sen de."
Kadının söyledikleri Bahar'ı güldürmüştü.
"E sen gidecek misin kal burda geç oldu zaten. Bebek odasının içindeki odada kurulu iki yatak var biliyorsun birer birer yatın işte Hafize teyzeyle."
Zeliha hanım tereddütle baktı kıza.
"Bilemedim ki kızım şimdi Esra da tek. Yiğit Ali geldiyse eve yakışık almaz bir başlarına."
Bahar yaşlı kadının derdini anlamıştı.
"E ne olacak canım kocaman ev sanki tek göz odada mı kalacaklar."
Zeliha hanım da biliyordu bilmesine de Esra'nın dalıp dalıp gitmelerine mana veremez olmuştu son günlerde. Korkuyordu altından bir şey çıkmasına. En nihayetinde misafir oldukları evdi orası.
"Aman ne bileyim kızım işte. Esra'da son zamanlarda var bir haller dillendirip de ortaya dökülsün istemiyorum ama içim içimi de yiyor."
O hallerin elbetteki Bahar da farkındaydı ama kadını daha da işkillendirmek istemediği için yatıştırmaya çalıştı.
"Zeliha sultan bilmiyor musun sanki Esra'yı? Allah bilir neye takıldı o öyle aşk meşk düşündüğünü hiç sanmıyorum okul mevzularını dert etti kendine."
Okul tahminlerinden daha çok heyecanlandırmıştı Esra'yı. Bunu bilen Zeliha hanımın içine bir parça da olsa su serpildi.
"Öyledir değil mi?"
Bahar kadının ellerini avuçlarının arasına alarak tebessümle konuştu.
"Öyledir öyledir meraklanma sen. Hem yarın alışverişe çıkacağız biz ağzını yoklarım ben onun. Hadi uyu sen de iyi geceler." deyip sarıldıktan sonra yatak odasına girdi tekrardan.
Zeliha hanımı bir şekilde geçiştirmişti ama Bahar da Esra'nın üzgün halini kafaya takıyordu. Onun yaşında aşık bir kızın pır pır eden hali yoktu üzerinde. Daha çok üzgün gibiydi genç kız.
Gecenin aynı saatlerinde kendi halini düşünüp iç geçiren diğer bir kişi de Esra'nın ta kendisiydi.
Saat gecenin iki buçuğu olmuştu ve kapının kapanma sesine bakılacak olursa Yiğit Ali bey eve yeni teşrif edebilmişlerdi.
Allah bilir hangi şırfıntının koynundan çıkıp evin yolunu bulabilmişti. Öfkeyle döndü yatağında. Uyuyamayacağı kesinleşmişti. En azından bir bardak su alıp gelmek biraz adımlamak iyi gelecekti.
Üzerindeki pikeyi hışımla çekip merdivenlere yöneldi. Saçları falan karışmış kesin cadı gibi olmuştu ama muhtemelen adam çoktan odasına çıktığı için karşılaşma ihtimalleri yoktu.
Bu eve geldiklerinden beri toplasan iki yada üç kere karşılaşmışlardı zaten.
Eve pek uğramam derken hiç uğramam diyecekti herhalde!
Mutfağa girdiğinde Yiğit Ali'yle burun buruna geldiler. Adamın gözleri istemsizce kızın üzerindeki el kadar şortun kapatamadığı bacaklara kaydı. Daha da yukarıya çıktığında ip askılı üstünün yakasından taşan ve oldukça büyük olduğu tahmine yer bırakmayan kabarıklıklarda uzunca oyalandı.
"Çek gözlerini üzerimden oymayayım!"
Yiğit Ali pişkince sırıttı.
"Neden göstermek için bu kılıkta inmedin mi aşağıya?"
Esra teşhircilikle suçlanmanın verdiği öfkeyle ateş püskürdü.
"Saçma sapan konuşma be ben sana niye vücudumu gösterecekmişim!"
Yiğit Ali sırtını yasladığı tezgahtan kıza doğru yaklaşıp iyice dibine girmişti.
"Yanıyorsun da o yüzden."
Esra da artık şarteller atmıştı. "Ne?" diye bağırırken buldu kendini.
Adam aynı sakinlikle konuşmaya devam etmişti.
"Ne kadar ateşli olduğunu görmediğimi mi zannediyorsun Esra? İçinde yanan bir volkan var ve sen deli gibi söndürmemi istiyorsun.
Normal şartlarda daha bu yaşta bu kadar kadınsı vücuda sahip hiçbir çıtırı reddetmem ama işte şartlar normal değil ailedensin başıma dert olursun."
Esra put gibi kalakalmış Yiğit Ali'nin kendisiyle küstahça konuşmasının bitmesini bekliyordu.
Ağzını açıp tek bir kelime dahi edemiyordu. Öylesine büyük bir hayal kırıklığı hissiyle baş etmek zorundaydı ki kalbinin ağrısından ağzına komut verecek takati kalmamıştı.
Karşısındaki adam bir adım gerileyip yüz yüze geldiklerinde Esra tiksinircesine konuştu.
"Sen gördüğüm en aşağılık adamsın."
Sonrasında ise mekanik hareketlerle merdivenlerin yolunu tutmuştu.
Ne vardı ki gecenin bir vakti odadan çıkacak? Ne vardı ki hiç duymamış olsaydı bu sözleri? Böyle aşağılanacak ne yapmıştı ki?
Yatağına girip hüngür hüngür ağladı sabahın ilk ışıklarına kadar genç kız.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan bir kişi de Bahar'dı. Saatlerdir oğullarının gönlünü yapmak için uğraşıyordu. En sonunda odaya girebildiğinde kocasını hazırlanırken buldu.
"Günaydın kocacığım."
Karısını kolundan tutup kendisine doğru çeken Hamza Mahir geceliğinin kuşağını çözerek beline sardı iri ellerini.
"Günaydın yavrum."
Karısının boynundan göğüs oluğuna doğru öpücüklerini sıralarken Bahar zar zor idare ettiği iradesiyle konuşmaya başladı.
"Sevgilim bugün kızlarla alışverişe gidelim dedik."
Adam kendisini pek duyuyor gibi değildi. Konsantresi daha çok yaptığı işteydi.
"Hmm"
Kime diyordu ki Bahar?
"Sen beni dinliyor musun acaba Mahir?"
Bahar bin bir çabayla kocasının elinden kurtulmaya çalışıyordu.
"Ne alışverişi?"
Sonunda konuyu bir yerden yakalayabilmişti buna da şükürdü.
"Esra'ya bir iki bir şey almak istiyorum okulu açılacak haftaya."
Kol düğmelerini takan adam bir taraftan da karısını dinliyordu.
"Çocuklar götürsün sizi. Uslu ol uzaklaşma çocuklardan kızdırma beni."
Hamza Mahir yine kendisini çocuk gibi tembih ediyordu.
"Mahir ben kaç yaşındayım sevgilim?"
Adam kendisini şöyle bir baştan aşağıya süzüp cevapladı.
"Bence on sekizlik çıtırlara taş çıkarırsın yavrum."
Bahar'ı bam telinden yakalayan adam sanki bilerek yapmamış gibi ciddi ciddi bakıyordu.
"Demek on sekizlik çıtır ha öyle mi Mahir bey?"
Bahar'ın güzelim gözleri ateş saçarak bakarken onun bu halini oldukça ateşli bulan biri vardı. Gümüşpala alenen sırıtıyordu kızın karşısında.
"Bana bak Mahir keserim senin o şeyini duydun mu beni!"
Bahar öfkelendikçe düşünmeden ardı ardına konuşuyor ve adam biraz daha fazla eğleniyordu.
"Güzelim ikidir keseceğim diyorsun penisimle bir alıp veremediğin mi var?"
Genç kadın parmağını sallayarak karşısındaki kendinin bilmem kaç katı iri cüsseli adamı tehdit ediyordu.
"İyi bak iki olmuş üçüncüsünde affetmem haberin olsun!"
Hamza Mahir bir hamlede kızı kollarının arasına hapsederken alayla söylendi. Gözlerindeki pırıltıdan anlamıştı Bahar ama engellemek maalesef ki mümkün değildi bu adamı.
"Yok yok bana dokunamamak stres yaptı sende."
Kollarından kurtulmak için çırpınan kızı göğsüne daha da bir saklayan adam sevgiyle sardı karısını.
"Hadi kocana kahvaltı hazırla da işe gitsin."
Karşılığında aldığı cevap narin omuzların olumsuzca silkilmesiydi.
Yaklaşık yarım içinde sonra Bahar gönlü edilmiş bir şekilde kahvaltı hazırlayıp kocasını yolcu ederken buldu kendini. Bu adam ne yapıp ne edip bir şekilde kendisini ikna ediyordu.
Sanki dünden razı değilmişsin gibi Bahar.
Öğleden sonra alışveriş için üzerini değiştirirken birdenbire artık çantasına kimliğini koyması gerektiği dank etti genç kıza.
Ne de olsa bundan böyle dışarı çıkıp istediği gibi gezebilecek normal bir hayat sürebilecekti. İnsanın kimliğinin her an yanında olması gerekirdi.
Hamza Mahir'i arayıp kimliğinin yerini soracağı sırada aklına gelen düşünceyle duraksadı.
Baksa mıydı ki?
Geçen sefer yerinden alınmış olan anahtar acaba tekrar oraya konulmuş muydu?
Bahar'a göre o kutuda saklanan şey kimliğiydi. Soyadı değiştiği için Hamza Mahir görsün istememişti.
Acaba onca zaman gerçekleri neden sakladığını ne zaman anlatacaktı kendisine?
Bahar bu konuda kocasının ne denli hassas ve üzerine gidilirse katı olduğunu anlamış o nedenle ısrar etmemişti.
Doğru zamanda mutlaka açıklayacaktı biliyordu.
Netice itibariyle şu an mükemmel giden bir evlilikleri vardı ve o şey her ne ise Hamza Mahir aralarına bir engel olarak girmesine izin vermemişti. Öyleyse çok da fazla üzerinde düşünmeye gerek yoktu.
Bir cesaret yataktan kalkıp anahtarı ilk gördüğü çekmeceyi açıp kutunun içerisine baktığında eski yerinde durduğunu gördü.
Vücudunu bir heyecan dalgası ele geçirmişti kadının. İçinden ne çıkacağını bildiği bir kutu için bu denli adrenalin salgılamak da tam Bahar'ı vücudunun işiydi doğrusu.
"Aferin kızım ota boka heyecan yap elline gelmeden tık gidersin sen fazla yaşamazsın ben sana söyleyim."
Kendi kedine konuşarak çalışma odasının önüne geldi. Acaba Mahir çalışma odasını karıştırdığı için çok kızar mıydı?
Kesin kızardı.
Ama içindeki çocuksu merak ele geçirmişti bir kere bünyesini.
Gümüş işlemeli kutunun kilitine, çekmecede bulduğu anahtarı hemen denemeye girişti.
Belkide anahtar bu kutunun bile değildi.
Tüm bu düşünce karmaşasını bir tık sesi böldü. Aylarca merak ettiği kutunun içindekiler gözlerinin önüne serilmişti.
Tahmin ettiği üzere nüfus cüzdanı vardı en üstte. Yeni kimliğini eline aldığında soyadı kısmında gördüğü Gümüşpala ismi istemsizce sırıtmasına yol açmıştı.
Bilmek ayrı görmek apayrıydı.
Daha sonra birkaç fotoğraf karşıladı genç kızı. Fotoğraflardaki kadının güzelliğinden anlaşılacağı üzere Narin hanımın anılarıydı bunlar.
İlk fotoğrafta Hamza Mahir olduğunu tahmin ettiği dört beş yaşlarında bir oğlan çocuğu vardı. Muhtemelen yanlarındaki adam da Rafet beyin gençliğiydi. Eski usül bir fotoğraf stüdyosunda çekilmişse benziyordu.
Parmaklarının ucuyla sevdi fotoğraftaki güzel çocuğu Bahar.
Üç kişilik güzel bir aileydiler.
İkinci fotoğrafta da Narin hanım daha genç görünüyordu, yanında ise başka bir bey vardı. Kardeşiydi muhtemelen Narin hanımın yada ağabeyi. Bir evin verandasındaki güllerin arasında çekilen bu karede genç kadın oldukça mutlu görünüyordu. Ağız dolusu gülmüştü objektife.
Kutunun en altında dörde katlanmış bir kağıt duruyordu. Rengi sararmaya yüz tutmuş oldukça eski bir kağıttı. Merakla eline aldığında bir mektupla karşılaştı Bahar. Siyah mürekkeple ve oldukça güzel bir el yazıyla yazılmış özenildiği her halinden belli olan satırlarla karşılaştı genç kadın.
Oldukça uzun yazılmış bu mektubun içinde kendisini ilgilendiren bir şeylerin olduğunu hissetti Bahar.
Bilinmezlik ve eminlik...
Usulca çalışma masasının hemen yakınında duran üçlü deri koltuğun ucuna oturup tedirgince okumaya başladı.
*
Kara gözlü biricik oğluma,
Babana olan aşkım üzerine yemin ederim ki rahmimde filizlendiğini öğrendiğim gün hayatımın en mutlu günüydü.
Dünya üzerinde eşine benzerine rastlanılmayacak bir aşkla sevdiğim adamın bebeğine sahip olma fikri bana dünyaları verdi.
O güne değin hayattan alacağım tüm birikmişliklerin karşılığıydı sanki yaşadığım o anlar.
Öyle mutluydum ki yerden ne kadar yükseldiğimi, o yükseklikten düşersem nasıl tuzla buz olacağımı hesap edemedim.
Hayat herkese adil davranmıyor oğlum. Adalet kelimesinin anlamını tam olarak kavrayamayacağın yaşta seni bırakıp gitmek zorunda olduğum için özür dilerim anneciğim.
Henüz dünyanın kötülüklerini algılayamayacak kadar küçüksün bebeğim. Kimbilir, gencecik mert bir delikanlı olduğunda anlarsın annenin artık kapanmaya mümkün olmayan yaralarını.
Bu mektubu o günler için yazıyorum güzel oğlum.
Gözümün önüne şimdiden geliyor delikanlılığın. Kaşın, gözün, ellerin, yaşına göre uzunca boyun tıpkı baban.
Uğruna bir ömür feda ettiğim sevdam.
Sen de vakti zamanı geldiğinde öğreneceksin anneciğim aşka düşmek nedir, ateşten gömlek nasıl isteyerek giyilir hepsini öğreneceksin.
Korkarım ki duygusallığın bana benziyor, gözlerinde daha şimdiden görüyorum o merhameti.
Ama sen izin verme annem, uğruna dünyaları verebilecek de olsan kimsenin seni bu denli üzmesine izin verme.
İzin verme dediysem de sakın ola ki sana aşık bir kalbi orta yerde bırakma, bu sana en büyük nasihatım olsun oğlum uzaklara giderken.
Doyamadım ki hiç ben sana.
O mis kokulu boynunu öpüp koklayamadım gönlümce.
Ne çok seversin seni tam oradan öpmemi.
Yapamıyorum oğlum karnımda o adamın canı büyürken nefes alamıyorum. Günden güne kaybediyorum aklımı. Bu hastalıklı ruh hali ele geçiriyor bedenimi.
Diyemiyorum kimseye söyleyemiyorum derdimi.
Geceleri sürekli bana zorla dokunuşlarını görerek uyanmaktan uyuyamaz oldum. Gözlerimin altına mor halkalar oturdu.
Gündüzleri sersem gibiyim çocuk aklınla farkediyorsun bendeki değişimi.
Seni de korkutuyorum.
İstemsizce bağırıyorum sonra inan çok pişman oluyorum annem inan ki isteyerek yapmıyorum. Sanki bir şeyler beynimi ele geçiriyor engel olamıyorum.
Sana da zarar vermekten ölesiye endişe duyuyorum.
Onu karnımda hissetmek daha da bozuyor dengemi.
İçimdeki can masum biliyorum ama onu istemiyorum bu beni kötü biri yapar mı oğlum?
Bana bu kötülüğü yapan o adamın, hayatımdaki tüm siyahlardan daha katran karası o adamın çocuğunu doğurmaktansa bu dünyadan yok olup gideceğim.
Ekrem Saruhanlı denen şeref yoksunu adamla köklerimizin, kanlarımızın, soylarımızın karışmasındansa ismimin, cismimin silinip gitmesine razıyım çoktan...
Ona karşı içimde öyle bitmek tükenmek bilmeyen bir nefret var ki onun soyundan bir bebek dünyaya getirmek, ortak bir paydada buluşmak fikri ölümle eş değer benim için oğlum.
Yıllar evvel de babanla arama girip beni kötü bir kadın gibi gösteren bu adam beni aşkımdan ettiği gibi canımdan etmeyi de başardı ya ahirette iki elim de yakasındadır.
Ona edeceğim tek beddua Allah onun evladına da annesi tarafından doyunca öpülüp koklanmayı nasip etmesin.
Senin bensiz geçirdiğin her günün diyetini misliyle ödemeleri için yalvarıyorum yaradana.
Ekrem'in hastalıklı aşkı yüzünden yitip gidiyorum. Ben onunla mücadele edebilecek kadar güçlü olamadım.
Ne de olsa ben bir pavyon gülüyüm ve tüm güller solmaya mahkumdur.
Emin olduğum bir şey var ki sen herkesten güçlü bir adam olacaksın.
Hissediyorum oğlum, senin hamurunda güç var. Senin kanında, senin soyunda güç var.
O minicik yumruklarının tesiri şimdiden çok büyük.
Beni koyup gitmek neden bu kadar kolay oldu diye soruyorsundur eminim bunları okuyorsan.
Sanma ki seni bırakmak kolay. Öyle zor ki...
Bu kararı aldığımdan beri günlerdir bir an olsun gözümü kırpmadan seni izledim. Öyle güzelsin ki keşke diyorum keşke her şey farklı olabilseydi.
Sen, ben ve baban...
Yalnızca annesiz bir çocuk olarak büyüyeceğin için kahroluyorum. Yoksa bu zamana kadar bu iflah olmaz ruh halimle belkide sevgimden başka hiçbir şey veremedim sana.
Eminim ki Rafet bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da sana çok iyi bakacak. Seni öylesine sahipleniyor ki bundan zerrece şüphem yok.
Baban beni yıllar sonra bile ilk günkü tesirini koruyacak aşkıyla bir başıma bırakıp gittiğinde de beni böyle sahiplenmişti.
Rafet bana bir ağabey sana ise baba oldu.
Kimbilir yıllar sonra belkide bu gerçekleri sana açıklamak istemez, bu mektup hiç eline dahi geçmez fakat ben yine de onun içindeki terkedilmiş bir kadına kol kanat geren merhamete güvenip bir kere daha kaderimizi avucunun içine bırakıp gidiyorum bu fani dünyadan.
Neden açık ettiğimi aklının bulanmasına sebep olduğumu soracak olursan;
Rafet de göçüp gittiğinde tutunacak bir dal ararsan bir yerlerde kardeşlerin olduğunu bilmen için açık ediyorum bu sırları. Yoksa baba dediğin adamı ne denli sevdiğini ona ne denli hayran olduğunu daha şimdiden görüyorum.
Ne olur kızma bana...
Babanı sonsuz bir aşkla sevdiğim için kalbimi ve de bedenimi bir an olsun düşünmeden ona sunduğum için bana kızma.
Beni hayatında istemedi fakat senden haberdar olsaydı eminim ki seni de beraberinde götürürdü.
Sen onun soyusun.
Beni soylarına yakıştırmayan o insanlar sen onların kanından bir erkek evlat olduğun için koparır alırlardı ellerimden biliyorum.
O zaman pavyonlar sahibi bir mafyanın oğlu olmak yerine itibar sahibi bir sülalenin varisi olurdun ama benim oğlum olmazdın.
Korktum seni asla görememekten korktum, başkasına anne demenden korktum.
Ne olursa olsun Rafet benim tanıdığım en mert adam.
Senin baba bildiğin adam aslında bu hayatta bana da öz babamın yapmadığı babalığı yapan adam.
O yüzden bir an bile şüpheye düşme senin atan
Rafet Gümüşpala'dır.
Güzel oğlum,
Ben bugün özgür olacağım.
Kuşlar gibi süzüleceğim gökyüzünde.
Bundan böyle seni oradan seveceğim, gözleyeceğim belki bir yağmur damlası olup okşayacağım başını, kimbilir esen yelle öpeceğim yanaklarından ama muhakkak hissedeceğiz birbirimizi söz veriyorum,
anne sözü.
Narin
15.11.1990
*
Bahar'ın bu okuduklarının gerçek olduğuna inanmakta zorluk çektiği put kesilmiş halinden belli oluyordu.
Okuduğu satırlar boğazına bir düğüm olmuş oturmuştu adeta.
Ne yutkunabiliyordu ne de nefes alabiliyordu.
"Allah'ım kocamın omuzlarında ne kadar büyük bir yük var böyle?"
Çaresizce mırıldanıyordu. Bir yandan da aklında sürekli aynı cümleler dönüp duruyordu.
Tüm sorularının cevabı olan o cümleler.
"Ekrem Saruhanlı denen şeref yoksunu adamla köklerimizin, kanlarımızın, soylarımızın karışmasındansa ismimin, cismimin silinip gitmesine razıyım çoktan..." diyordu Narin hanım.
"Köklerimizin, kanlarımızın, soylarımızın karışmasındansa..."
"Köklerimizin..."
"Kanlarımızın..."
"Soylarımızın..."
Yorumlar
Yorum Gönder