GÜMÜŞPALA-57
Keyifli okumalar..
Vakit öğleden sonra dört sularıydı. Genç kadın; dört mevsim duvarları çiçeklerle donatılmış, yaz kış demeden gün ışığını muazzam şekilde içerisine alan cam tavanlı, beyaz renklerin ağırlıkta olduğu ve ömrü hayatında gördüğü en ferah yer olan kış bahçesine gelmişti.
Bu bahçenin çiçekleri bizzat içerisinde bulunan ufak çaplı serada yetiştiriliyordu. Geniş arazi sınırları içerisinde, evinden sonra en huzurlu olduğu yer burasıydı Bahar'ın.
Ortadaki süs havuzunun kenarlarına yerleştirilmiş dantel gibi işlenmiş beyaz banklardan birine doğru yöneldi. Yukarıya doğru büyükten küçüğe dairesel şekilde kat kat sıralanmış mermerlerin işçilikleri roma sütunlarını andırıyordu. Aslan başı şeklinde çeşmeleri bulunan havuz o kadar büyük ve ihtişamlı duruyordu ki kendisini burada bir manzaraya karşı oturmuş gibi hissediyordu genç kadın.
Lise çağlarında mübalağasız onlarcasını okuduğu aşk romanlarındaki İngiliz lordlarının malikanelerindeki uçsuz bucaksız yemyeşil bahçelerinde leydilerle yaptıkları uzun yürüyüşleri hep bu şekilde bir yerde hayal ederdi Bahar. Rengarenk çiçekler, kuş seslerinin eşliğinde şırıl şırıl akan şelaleler, göz alıcı parıltılı güneş, yemyeşil yerler, masmavi gökyüzü... Genç kadının hayaller aleminden bir kesitti sanki.
Derin bir iç çekip günlerdir yanından ayırmadığı fotoğrafı geniş cepli hırkasının cebinden çıkardı. Annesinin yüzünü artık biliyor olmak varlığını yalnızca maneviyat olmaktan çıkarmış iki insanın karşılıklı tanışıklığının elle tutulur maddiyatına dönüştürmüştü.
Annesi vardı. İşte tam olarak buradaydı. Fotoğraftan da olsa gözlerinin içine bakıyor, yüzüne gülüyordu.
Hep düşünürdü genç kadın acaba annesinin kaşı, gözü, endamı, boyu posu nasıldı diye. O da kendisi gibi mavi gözlü müydü? Yoksa yine kendi gibi kısa boylu muydu? Şimdi anlıyordu ki kendisine göre sahip olduğu artıları da eksileri de annesine aitti. Bunun kritiğini yapabiliyor olmak bile müthiş bir histi.
Bahar kendisini bir bilmecenin içinde kaybolmuş gibi hissediyordu fakat o bilmeceyi çözmek de istemiyordu. Her ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın annesi bu dünyayla olan bağlantısını çoktan koparıp gitmişti. Nihai sonuç buydu ve geriye kalan boşlukların bir önemi yoktu kendisi için. Annesini geri getirmenin en ufak bir yolu olsaydı babasıyla var gücüyle savaşırdı fakat ölüm insanoğlunun en büyük çaresizliğiydi ve ondan öte köy yoktu.
Hamza Mahir elindeki bu fotoğrafı kendisine verdi vereli öyle sarsılmıştı ki kaç gündür ruh gibi dolaşıyordu. Yine hayatıyla ilgili en büyük anlardan birisini onun yanında yaşamıştı.
İnsan insanla en fazla ne kadar bağ kurabilirdi? Adama olan sevgisi öylesine büyüktü işte.
Annesini ilk gördüğü an geldi aklına. İnanılmaz şaşkınlığını, o çok büyük hasretini ve ağlayarak geri gelmesi isteğini az da olsa bastırdıktan sonra fotoğrafa nasıl ulaştığını sormuştu. Daha fazlasının olup olmadığını, kocasının annesi hakkında başka bilgiler de öğrenip öğrenmediğini merak etmişti.
Hamza Mahir ise kendisine zaman vermesini ve sabırlı olmasını, dahasını araştırdığını dile getirmişti. O kadar kesin bir dille cevaplamıştı ki zamanı geldiğinde, yeterli bilgiye ulaştığında kocasının kendisine aktaracağından bir an bile şüphe etmemişti.
Sabırla bekliyor içi içine sığmadığı zamanlarda da kendisini buraya atıyordu.
Düşünce denizinde kaybolup giderken açılan beyaz kanatlı ferforje kapıdan gelen sesle başını çevirdi.
Esra hızlı adımlarla ablasının yanına doğru yaklaştı. Selam sabah vermeden hemen yanına oturdu ve başını dizlerine koyup hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Bahar olan biteni şaşkınlıkla karşılarken hiç sesini çıkarmadan kızın içindeki zehri akıtmasını bekledi. Usul usul sevdi saçlarını. Belli ki içinde çok derinden bir yerleri acıtmışlardı.
Genç kızın saçlarını okşarken bir taraftan da meraklanmıştı. Esra öyle kolay kolay ağlamazdı başkasının yanında.
"Esra iyi misin ablacığım ne oldu seni kim üzdü böyle?"
Esra'dan ses gelmeyince yineledi.
"Hadi anlat bana."
Esra bir yandan ağlıyor diğer yandan da olumsuz anlamda başını sallıyordu.
"Ama bak kendi başına halledebileceğini düşünsen benim yanıma gelmezdin anlat ki bir çaresine bakalım."
Esra otomatiğe bağlamış şekilde başını sallıyordu.
"Okuldaki arkadaşlarınla mı kötü bir durum yaşandı?"
Genç kız konuşmadıkça Bahar tahmin yürütmeye başlamıştı.
"Öğretmenlerinle mi bir sorun yaşadın?"
Aldığı tek yanıt iç çekişlerdi.
"Aa kızıyorum ama Esra ben senin ablan değil miyim güvenmiyor musun bana?"
Kızıyorum diyordu fakat sesinde yalnızca merhamet vardı Bahar'ın.
Esra ağlamasını durdurmaya çalışırken bir yandan da doğrulmaya çabaladı. Elleriyle alelacele göz yaşlarını kurulurken dikkatli gözlerle izlendiğini biliyordu.
"Bu hayatta en çok sana güveniyorum ama anlatamam. Yanımda olduğunu bilmeye ve sevgine çok ihtiyacım var şu anda."
Bahar şefkatle kızı kendine çekip sımsıkı sarıldı.
"Her koşulda ben senin arkandayım ne yapmış olursan ol ama benden bir şey gizleme. Gizleme ki seni koruyabileyim."
Çoğu zaman arkadaş gibi olsalar da yeri zamanı gelince Bahar ablalığını ve ağırlığını hissettirirdi.
"Anlatmak istiyorum ama anlattığım zaman seni de dahil etmiş olacağım ve iş sonunda Hamza ağabeye gider diye çekiniyorum."
Bahar anlamlandırmaya çalışıyordu.
"Başını belaya sokacak bir şey mi yaptın?"
Netice itibariyle birçok şeye erişimi çok kolay olan, geneli çok zengin ailelerin çocuklarının olduğu bir üniversitede eğitim görüyordu. Olur mu olurdu.
"Yok abla öyle adli bir şey değil gerçekten."
Her zaman sesi kendinden emin çıkan kızın mırıl mırıl konuşması hayra alamet gelmiyordu.
"Esra aklıma bir şeyler geliyor ama gitsin diye çabalıyorum konu Yiğit Ali mi?"
Bacaklarını yukarıya karnına doğru toplayan Esra elleriyle yüzünü kapatıp bacaklarına doğru kapandı ve tekrar ağlamaya başladı.
Olay anlaşılmıştı. Konu Yiğit Ali'ydi.
"Ne sizin derdiniz sevgili falan mı olmak istiyor seninle?"
Esra olumsuz anlamda başını salladı.
"Başka bir amacı var deme çarpmayım bir tane ağzına bu çocuğun."
Esra yine olumsuz anlamda başını salladı.
"Ay Esra ona yok buna yok iki saattir anlat şunu adam akıllı."
Salya sümük ağlayan kıza hırkasının cebinden çıkardığı mendili uzattı. Burnunu silen kız yaşlı gözlerle ablasına bakıyordu.
"Yiğit Ali'yle hiçbir şekilde anlaşamıyoruz. Psikolojik olarak sürekli bir savaşta gibiyiz. Yoruldum artık kaldıramıyorum abla."
Yiğit Ali ve Esra'nın nasıl bir düşmanlığı vardı ki yanına gelip böyle hüngür hüngür ağlatacak? Yiğit Ali'yi tanırdı tamam bazen ikili ilişkilerde dozu kaçıran taraf olabilirdi ama asla sevdiği insanlara karşı kasti bir kötülük yapmazdı.
"Konya'da tanıştığınız günden beri aranızdaki tanımlayamadığım durumu görebiliyorum Esra yerinde olsam daha açık olurdum bana karşı."
Genç kızın Konya'daki tavırlarını, bakışlarını çok yadırgamıştı Bahar ama ailecek içinde bulundukları durum pek de sıradan olayları barındırmadığı için genç kızın şaşkınlığına vermek istemişti. Dün gibi hatırlıyordu Yiğit Ali'yle ilk karşılaşmalarındaki surat ifadesini.
"Anlatamam abla Hamza ağabey ve senin arandaki gizli saklı olay olmak istemiyorum ama onun öğrenmesini de kesinlikle istemiyorum. En iyisi senin de bilmemen."
Bahar hem genç kızın gerçekten endişe duyduğunu hissediyor hem de böyle bir durumda bile kendisini düşünüyor olmasına dertleniyordu. Başka bir gerçek vardı ki Hamza Mahir'i ne kadar severse sevsin ondan müthiş bir çekince duyuyordu.
"Bak hayatım ben duyduğum, gördüğüm her şeyi Mahir'e aktarmakla görevli bir sekreter yada asistan değilim. Onun sağ kolu değilim, adamı değilim. Dahası o gün içerisinde yaşadığı her şeyi bana mı anlatıyor zannediyorsun? Biz yan yana bilgi aktarımı yapan iki bilgisayar değiliz karı kocayız. Üstelik ikimiz de ayrı ayrı birer bireyiz. İnsanlarla kendi paylaşımlarımız ve alanlarımız olması kadar normal bir şey yok. Lütfen bana anlat ki sana destek olabileyim. Belki de o kadar çözümsüz değildir hı?"
Bahar'ın konuşması Esra'yı tereddüte sokmuştu. Bakışları kendini ele veriyordu. Genç kadın o an doğru yolda olduğunu anlamıştı. Cesaretlendirmek ister gibi genç kızın elini tutup kucağına doğru çekti. Sımsıkı tuttuğu eli ancak bir öz ablanın verdiği desteği veriyordu. Gözlerinin içine gülümseyerek cesaretlendirircesine bakıyordu.
Esra derin bir nefes verip göz teması kurmadan direkt karşıya bakarak konuşmaya başladı.
"Lise üçe gittiğim seneden beri Instagram'dan takip ettiğim biri vardı. Ergence bir beğeniydi ama iki üç yıl boyunca her attığı posta bayılıyordum baya baya platonik aşıktım yani. Diyordum ki beğendiğin erkek tipini tarif et deseler bundan daha iyi bir tarif veremem sanki tamamen beni anlatıyormuş gibiydi..."
Bahar bu hikayenin sonunun nereye gideceğini deli gibi merak etse de tahmin ettiği son gözlerinin koca koca açılıp yanındaki kıza bakmasına neden oluyordu.
"Senden böyle bir şeyler duyduğumu hatırlıyorum ben."
Esra magazin haberleri okumayı dahası Bahar'a anlatmayı, o sayfaları takip etmeyi severdi. Gün içerisinde pek çok şey konuşurladı ve evet Esra'nın çok beğendiği bir oğlan olduğunu anımsıyordu.
Genç bir kızın beğendiği bir ünlü olması o kadar sıradan bir durumdu ki Bahar da pek ciddiye almamıştı anlatılanları belli ki.
"Aslında 'YAK' bugün şuradan fotoğraf atmış , 'YAK' şu ülkedeymiş, 'YAK' bu çok ünlü restoranta gitmiş falan filan diye sana da bahsediyordum arada."
İşte şimdi hatırlamıştı Bahar. 'YAK gel beni de yak' diye dalga geçerdi güldürürdü Esra'yı.
Kendi hayatında yaşadığı onca şeyden sonra aklında YAK mı kalmıştı Bahar'ın?
İş gittikçe enteresan olmaya başlamıştı.
"YAK gel beni de yak..."
Esra gülerek onayladı.
"Aynen ta kendisi. Sonra hiç ummadığım bir anda ben YAK'I gördüm."
Bahar o kadar meraklanmıştı ki nefessiz dinliyordu.
"Ne zaman gördün? Ne alaka Esra ya?"
Aaa konu buralara nasıl gelmişti böyle?
"İstanbul'dan Konya'ya geldiğiniz gün zili çaldığınızda. Yani ben kapıyı açtığımda demek daha doğru olur."
Bahar şaşkınlıktan açılan çenesini yerlerden toplayacaktı şimdi.
"Yiğit Ali..."
Sahi Yiğit Ali'nin soyadı neydi? Bahar bunu daha önce hiç sorgulamamıştı.
"Koral" diye tamamladı genç kız.
"İnanamıyorum Esra! B-bu nasıl olabilir? Yok artık emin misin? Benzetmiş olma?"
Bahar saçmaladığının farkındaydı ama kendisini durduramıyordu.
"Abla sence benim hayranlığım başka birini ona benzetip yanılacak kıvamda mıydı Allah aşkına?"
Elbetteki değildi.
"Sen bana da göstermiştin bu çocuğu ama hiç hatırlayamadım ben Yiğit Ali olduğunu."
Kumral, uzun boylu birini gösterdiğini az buçuk hatırlıyordu ama yüzünü çıkaramıyordu.
"E abla gözünün ucuyla bakmış geçmişsin demekki. Hem zaten senin tipin değildi üstünde durmamışsın bile."
Genç kadın şaşkınlığını hala atabilmiş değildi. Tamam tipi değildi falan da insan daha önce gördüğü bir yüzü hatırlamaz mıydı yahu?
Gerçi Yiğit Ali'nin sosyal medyadaki zengin genç iş adamı profiliyle bu bahçe sınırlarındaki mafyavari siyah takım elbiseli tavırları o kadar farklı iki insandı ki muhtemelen beyni bu iki kişiyi birleştirememişti.
"E peki kendisi biliyor mu bu durumu?"
Esra'nın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Yok abla Allah korusun" dedi işaret parmağının orta eklemini oturduğu banka vurarak.
"Bin yıl alay eder benimle. Yetmez İstanbul'a anons falan yaptırır."
Bahar istemsizce tebessüm etti kızcağız haklıydı.
"Haklısın. Merak etme sırrın bende güvende ama merak ettiğim bütün bunlar yeni bilgi değil, seni ne ağlattı?"
Bu hikaye Bahar'ı gittikçe meraklandırıyordu.
"Sürekli olarak onun alaycılığına maruz kalmaktan yoruldum abla. Benimle ilgilenen bir çocuk var ona karşı tavrını görsen nasıl üstten tavırlar, habire zorba davranışlar... Okula başladığım günden beri zaten çevremi kuşatmış durumda bana asla özel alan tanımıyor tam kendi yoluma bakmak için çaba göstereyim diyorum mutlaka bir saçma sapanlık yapıyor. Geçenlerde Tolga'ya ağabeyim diye tanıttığım için görsen nasıl köpürdü. O gün bu gündür Ferit götürüyor beni yüzünü dahi görmüyorum."
Genç kadın olayı mantık çerçevesinde idrak etmeye çalışıyordu. Esra tam olarak ne istiyordu? Yiğit Ali etrafındayken şikayetçiydi ama o olmadan da ağlama krizine giriyordu.
"Yiğit Ali'nin de sana karşı duyguları olabilir mi? Neden hayatına girecek birine bu kadar karşı çıksın ki?"
Hadi Esra'nın yaşı küçüktü fevri davranabilirdi ama bu deve neden kıza bir öyle bir böyle davranıyordu acaba?
"Abla onun kendinden başka birini sevebileceğini yada değer verebileceğini pek zannetmiyorum. Sadece beni beğeniyor..."
Esra 'arzuluyor' diyememişti ama Bahar kızın gözlerini kaçırmasından ne demek istediğini anlamıştı.
"Aynı evde yaşıyoruz başıma dert olursun dedi."
Bahar daha ne kadar şaşıracaktı acaba bugün?
"Böyle mi dedi bu deve sana?"
Ah Yiğit Ali ah... Ne sevmeyi biliyordu ne de adabınca konuşmayı.
"Hayatımdan uzaklaştığı için memnun olmalıyım biliyorum abla ama o yokken de kocaman bir boşlukta gibi hissediyorum. Sonra bir de Tolga var görsen bana karşı öyle iyi ki ona haksızlık yapıyorum."
Gözlerini kollarına silerek ağlamaklı bir gülümsemeyle devam etti.
"Zor geliyor ama yapacağım Yiğit Ali'den kurtulacağım."
Bahar kardeşi gibi gördüğü kızı omuzlarından çekerek göğsüne yasladı. Sımsıkı sarıldı. Bu hissi iyi biliyordu. O kadar temiz ve çocuksu hislerle seviyordu ki Yiğit Ali'yi; boğazına oturan o yumruyu, kesik kesik aldığı ağlamaklı nefesini asla hak etmiyordu canının içi.
Üstelik kendisinin de bu konuyu biraz sindirmeye ihtiyacı vardı. Duydukları yeterince şaşırtıcı şeylerdi ve sıcağı sıcağına yanlış tavsiyeler vermek istemiyordu.
Olayın heyecanıyla abla korumacılığına bürünüp daha da içinden çıkılmaz hale sokacak adımlar atabilirdi. Derin bir nefes alıp sıkıca sarıldığı kıza varlığı ile destek olmayı seçti ama tüm bunlar elbetteki şimdilikti.
Bir saat kadar hiç sesleri çıkmadan oturdular. Esra içinden çıkamadığı duygusal durumlarını düşünürken Bahar'ın düşünmesi gereken daha fazla madde vardı.
Bir yandan gündeminde annesi varken şimdi de kardeşi gibi sevdiği genç kız için üzülüyordu.
Bu bahçenin o kadar huzur veren bir hali vardı ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı bile ta ki bahçe kapısı güçlü bir el tarafından pek de kibar olmayan şekilde açılana kadar.
Bahar ve Esra'nın başları aynı anda sağa doğru çevrilip vücutları oturdukları yerde dikleşirken kucaklarında oğlanlarla Hamza Mahir ve Yiğit Ali içeriye girmişlerdi.
Bahar önce şaşkınlıkla bakakaldı. Ardından hızla doğrulup ayağa kalktı yanlarına doğru gelen adamlara yöneldi.
Kocası oğullarından ikisini bir kolunun altına kıstırmış getirmişti. Sırtları babalarının güvenli göğsüne yaslanmış minikler meraklı meraklı etrafı izliyorlardı. Yiğit Ali ise birkaç çocuk büyütmüş bir baba edasıyla tutuyordu Emir'i.
İşi gücü şovdu bu çocuğun. Zaten çok pis bilenmişti Bahar.
Bir yandan da saniyenin onda birinde Yiğit Ali'nin 'YAK' olduğunu nasıl anlayamadığını düşünüyordu hala. Dikkatle bakıyordu.
Garip bakışlarından işkillenen genç adam da sessizce izliyordu yengesini.
Bahar gözlerini gelen sesle tekrar kocasına çevirdi.
"Yavrum neredesin sen durmuyor bu aslanlar?"
Durmayan kimdi acaba babaları mı oğulları mıydı?
Bahar gülümseyerek imalı bir bakış atarken gereken mesaj yerine ulaşmıştı.
Günlerdir sık sık buraya geldiği için Hamza Mahir kendisini yalnız bırakmak istemiyordu. Çocuk bakmak konusunda acemi olsa da varlığını hissettirmek konusunda oldukça başarılıydı.
"Annem siz durmadınız mı oğlum?"
Alp ve Han'ın minik ellerine öpücükler kondururken kokularını içine çekmeyi ihmal etmiyordu hiç.
Hamza Mahir'in dikkatli bakışları karısının üzerindeydi. Boşta kalan koluyla belinden tutup alnına bir öpücük kondurdu ve göğsüne doğru çekti genç kadını.
"Emir sen üvey evlat mısın aslanım? Yenge bak böyle dışlayacaksanız bana verin sizde iki tane var zaten."
Bahar gözlerini devirerek Yiğit Ali'ye doğru yönlendi.
"Ay sen henüz kendine bakamayan biri için fazla iddialı değil misin acaba?"
Bir yandan da genç adamın kucağından oğlunu alıyordu.
"Gel anneciğim sen benim kucağıma amcan kendisini çekecek bir kadın olmadığı kanaatine varmış olacak ki sana göz koydu."
Yiğit Ali kötü kötü bakarken Hamza Mahir sırıtıyordu.
"Aşk olsun yenge ağabeyimi kim çekerdi? Bak biz seni bulduk bırakmadık bu yüzden."
Sırıtma sırası Yiğit Ali'ye geçmişken Gümüşpala kötü kötü bakıyordu bu sefer.
"Öyle mi paşam? Sizde düzen bu şekilde ilerliyor heralde."
Tek kaşı kalkmış şekilde usulca konuştu. Doğrudan genç adama bakarken mesaj yerine ulaşmıştı bile.
Hamza Mahir ortamdaki gerginliği hissediyordu fakat sorma gereğinde bulunmuyordu. Geldiklerinden beri hiç sesi çıkmayan Esra da kararında etkili bir faktördü.
Gümüşpala'nın gözünden bir şey kolay kolay kaçmazdı.
O sırada Alp'in mızırdanması üzerinde dikkatler dağıldı.
"Mahir buz gibi soğukta bu çocukları neden getirdin sevgilim?"
Laf dönüp dolaşıp Bahar tarafından Hamza Mahir'e getirilmişti.
"Güzelim battaniyelerine sardım işte."
Allahtan onu bari yapmıştı.
"Hadi gidelim eve üşüyecekler burada."
Aslında içerisi soğuk değildi ama evham yapmak deyince de Bahar'dı.
"Esra canım geliyor musun? Ben oğlanları götüreyim artık acıkmışlardır."
Esra kendilerinden biraz uzaktaki oturduğu banktan kalkmadan seslendi bu tarafa doğru.
"Ben birazdan gelirim abla siz gidin. Görüşürüz Hamza ağabey."
Esra Hamza Mahir'i gerçekten de çok sevip sayardı. Ablasına gözü gibi bakıyordu, bebek gibi seviyordu.
Dahası kendisine karşı da gerçek bir ağabey gibiydi. Birçok ağabeyin yapmayacaklarını yapıyordu. En güzel okullarda okutup, lüks içinde yaşatıyordu. Her ay düzenli olarak harçlığı banka hesabına yatıyordu. Kimseden harçlık istemesine bile müsade etmiyor boynu bükük asla bırakmıyordu.
Esra da hesaptaki paranın çoğuna dokunmuyordu bile. Ne verirsen daha fazlasını isteyecek biri asla değildi genç kız. Aksine aile evinde hep dışlanan, sevilmeyen olmuştu. Tüm bunlar onun için çok kıymetliydi. O nedenle kesinlikle saygısızlık yapmak istemezdi. Yanlarına gitmeme sebebi ağlamaktan şişmiş gözleriydi. Kimse kendisini böyle görsün istemiyordu.
Hamza Mahir de başını sallayarak genç kızın selamını almıştı.
Bahar Esra'nın arkada kalacak olmasından dolayı biraz tereddütte kalsa da durumu ifşa etmemek adına sesini çıkarmadı.
Yiğit Ali'yle de vedalaştıktan sonra kocasının eli belinde kendisini çıkış kapısına yönlendirmesine izin verdi.Kapıdan çıkacakları sırada Hamza Mahir'in kucağındaki Han'ın battaniyeden çıkan çıplak ayağı ile genç kadın bir şaşkınlık nidası çıkardı.
"Ay Mahir inanmıyorum çıplak ayakla mı çıkardın sen bu çocuğu?"
Gümüşpala için çok da dert edilecek bir durum yoktu ortada.
"Yavrum battaniyesine sardım işte. Ne bileyim çorapsız olduğunu hem bak teki ayağında bunu çıkarmış atmış."
Bahar hala ters ters bakıyordu.
"Minicik bebek çıkarmış atmış değil mi sevgilim? Dikkat etmen gerekirdi anneciğim."
Gümüşpala'ya göre çocuk dediğin kutulara sarılarak büyütülecek bir şey değildi o nedenle Bahar'ın bu tavırlarıyla her fırsatta dalga geçiyordu.
"Bu çocuklar erkek olacak güzelim hiç mi ayakları üşümeyi öğrenmesin?"
Daha da bir şey demiyordu Bahar.
Kocasının kolları altında söylene söylene giden genç kadının arkasında bıraktığı tablonun içerisindeki kimseden çıt çıkmıyordu.
Yiğit Ali'nin gözleri doğrudan biraz uzakta oturan kıza kaymıştı.
Esra ise kati bir surette o tarafa bakmıyordu.
Genç adamın bu hayatta başına ne geldiyse kendisini hiçbir olayın içinden çekememekten gelmişti fakat değişen bir şey yine yoktu. Ağır adımlarla Esra'ya doğru yaklaştı.
Bakışları yerde, adamın varlığının ortamı terk etmesini bekleyen genç kızın görüş açısına bir çift ayakkabı girdi.
"Esra"
Bir süre direnip bakışlarını kaldırmasa da adamın gideceği yok gibiydi. Mecbur kalıp başını doğrulttu. Kesinlikle selam sabah vermeye niyeti yoktu. Hiç sesini çıkarmadan öylece baktı.
"Ağladın mı sen?"
Gözleri kıpkırmızı olan bir insana sorulacak en doğru soruydu gerçekten.
"Hadi ya çok mu belli oluyor?"
Sesi artık eski alaycılığında bile çıkmıyordu. Resmen zorlama bir cevaptı.
"Kim ağlattı seni o dingil mi?"
Kıskançlık da böyle bir zehirdi işte insanın gerçeği görmesinin önüne geçiyor adeta kör ediyordu.
"Aynen dingil."
Esra ayaklanarak gitmeye niyetlendi.
"Esra"
Genç kız adama eliyle dur işareti yaparak engelledi.
"Yiğit Ali konuşmayalım lütfen. Her konuşmamız daha da kırıcı hale geliyor."
Kızın gözlerindeki kırgınlık Yiğit Ali'yi durdurmuştu.
İlk defa birbirleriyle uğraşmadan sessizce ayrılmışlardı bulundukları mekandan.
Esra'nın çoğu zaman sivri dili, kendini savunuş şekli genç adamın kıza olan ileri geri davranışlarını perdeliyordu.
O da bana kötü davranıyor savunmasıydı bu. Kızı üzdüğü aklına gelmiyordu. Ta ki geçenlerde öptüğünde gözlerindeki gördüğü hayal kırıklığına kadar.
Öyle savunmasız görünüyordu ki o günden beri vicdanının sesini duyar olmuştu Yiğit Ali.
Bugünkü hali de ağlamaktan kızarmış gözleri, üzgün bakışları... Onun bu denli masumluğu adama ağır geliyordu.
Bir de o gözyaşlarının başkası için dökülmüş olma ihtimali vardı ki Yiğit Ali'yi erkenden meyhane kapılarına göndermişti.
Akşam yemeğinden sonraki saatlerde oğullarının karnını doyurup, vakit geçiren ve sonrasında yatak odasına geçen Bahar, kocasını sırt üstü bir koluyla gözlerini kapatmış üstüyle başıyla yatar halde buldu.
"Sevgilim hayırdır bu saate kıyafetlerinle falan yatmazdın sen?"
Adam usulca kolunu yüzünden kaldırıp gözlerini açtı. Işığa tahammül edemiyormuş gibi gözleri kısılı, yüzü hoşnutsuzdu.
"Başım ağrıyor yavrum."
Nadir de olsa hala geliyordu bu ağrılar. Kazanın etkisi bir şekilde devam ediyordu. Tam geçti derken kendisini hatırlatıyordu.
"Yine mi geldi o ağrılar?"
Bahar yatağa yaklaşırken sesi o kadar ağlamaklı çıkıyordu ki. Hem üzülüyor hem de kendisini elinde olmadan suçlu hissediyordu.
Usulca yatağa kocasının yanıbaşına oturmuştu.
Gümüşpala kızın bir elini alarak alnına koydu. Ağrıya bu şekilde tahammül etmek sanki daha kolay oluyordu.
"Masaj yapayım mı başına? Geçen sefer iyi geldi demiştin."
Adam hiç ses vermiyordu.
"Mahir?"
Hamza Mahir derin bir nefes verdi konuşmadan önce.
"Acır ellerin küçücük zaten."
Bahar elinde olmadan göz devirdi. Bu daha çok 'yok artık' manası taşıyan bir mimikti.
"Porselen bebek değilim ben sevgilim kırılmam merak etme. Gel buraya bakalım."
Yavaşça yatağı çok sarsmadan çıkıp oturdu. Kocasının başını dizlerine yerleştirdi özenle masaj yapmaya başladı.
Biraz sonra Gümüşpala'nın ifadesi yumuşamaya başlamıştı.
"Senin bu ellerinde ne var anlamıyorum."
Bahar gülümseyerek konuştu.
"Büyülü benim ellerim. Efsunlu."
Hamza Mahir de gülümsedi.
"Tereddütsüz inanırım."
Genç kadın eğilip kocasının dudaklarına sevgi dolu bir buse kondurdu.
Gümüşpala ise kızın ellerinden tutarak avuç içlerini teker teker öpüp geri alnına doğru götürdü. Aralarında her zaman alevlenmeye hazır bir tutku ateşi vardı fakat şu an ki durumları daha çok şefkat ve sevgiyle açıklanabilirdi.
Uzunca bir süre kocasına masaj yapan Bahar bir süre sonra uykuya daldığına ikna oldu. Rahatlamış olmalıydı.
Çok şükür ki yanındaydı. Ya kaybetseydi? Kazayı hatırlatan böyle durumlar genç kadını tetikliyordu.
Oldukça dikkatli şekilde adamın başının altına yastık koyup usulca kalktı yataktan. Ardından üzerini örterek odadan çıkarken ışığı iyice kıstı.
Akşam saatlerinde herkes evine gidiyor Zeliha hanım da bebeklerin hemen yanında kendisine yapılan odasına çekiliyordu. Evin içi oldukça sessizleşiyordu.
Bahar uzun zamandır Leyla ile baş başa görüşmemişti. Genelde kalabalık ortamda denk geliyorlardı. Hazır kendisi kalmışken arayıp halini hatırını sormak istedi.
Nejat'ın üç günlüğüne bir anlaşma için İngiltere'ye uçtuğunu öğrenen Bahar en kısa sürede bir aile yemeği organize edip bir araya gelmeyi aklının bir kenarına yazdı. Uzun zamandır kimseyle ilgilenemiyordu, Leyla'yla bile doğru düzgün sohbet edememişlerdi. Eskiden olsa Nejat'ın gittiğini bilir hemen bir kızlar gecesi ayarlardı ama üçüz bebeklere bakmak insanın tüm vaktini alıyordu gerçekten.
Sonraki saatlerde biraz televizyon izlemiş, oğullarına bakmaya çıkmış akabinde odaya usulca girmişti. Hamza Mahir hiç olmadığı kadar derin uyuyordu. Belli ki baş ağrısı çok yormuştu.
Yanıbaşındaki komadinden gelen kısık ışık eşliğinde uzun zamandır okuduğu fakat bir türlü bitiremediği kitabını okumaya karar verdi. Kocasıyla bu akşam vakit geçiremeyince canı çok sıkılmıştı.
Bir saatin sonunda Hamza Mahir'in telefonu çalmaya başladı. Bahar'ın tarafındaki komadinde durduğu için genç kadın ani bir refleksle kocası uyanmasın diye sessize aldı. Ekranda yabancı bir isim yazıyordu.
'Eleni Nikolaou'
Önce açmak istemedi fakat kapandıktan hemen sonra yeniden çalmaya başladı. Arayan kişi çok ısrarcıydı.Önemli olabilirdi. Bu kadar tıkırtıya Hamza Mahir de uyanmamıştı hayretti doğrusu. Tık dese gözünü açardı normalde.
Kocasına kıyamayıp telefonla birlikte odadan çıktı Bahar. Israrla çalan telefonu açtı.
"Gümüşpala"
Karşıdan gelen aksanlı kadın sesi direkt olarak kocasına sesleniyordu.
"Ben eşiyim önemli bir şey mi vardı?"
Bu saatte bir kadının kocasını böyle rahatça araması genç kadını rahatsız etmişti ama olay çıkaracak değildi.
"Yiğit Ali meyhanede çok sarhoş oldu. Kendi başına gelmiş, gelip almasını rica edecektim."
Anlaşıldı konu Yiğit Ali'ydi.
"Tam olarak nerede acaba Yiğit Ali?"
Kızıyordu falan ama hiç de kıyamıyordu genç adama Bahar.
"Siz Eleni deyin Gümüşpala iyi bilir. İyi geceler"
Henüz Bahar'ın bir şey söylemesine fırsat vermeden telefon kapanmıştı.
'İyi bilir' ne demekti?
Sanki kendisiyle muhattap olmak istemezmiş de mecbur kalmış gibi hali hiç hoşuna gitmemişti kadının.
Düşünmemeye çalışarak odaya girdi fakat kocasını kaldırmaya kıyamadı. Daha uyuyalı birkaç saat ancak olmuştu ve şimdi uyansa kalkıp gitse muhtemelen aynı ağrıları tekrar çekecekti.
Hemen üzerine eşofmanlarını ve montunu giyip yatak odasından çıktı. Dış kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açtığında şansına Ferit az ileride sigara içiyordu.
Hızlı adımlarla genç kadının yanına geldi.
"Bir şey mi oldu yenge?"
Kapıya kendisi çıkınca istemeden telaşlandırmıştı adamı.
"Önemli bir şey sayılmaz Ferit telaşlandırmak istemem seni de ama Yiğit Ali çok sarhoşmuş gidip almamız lazım. Ağabeyinin yine başı fena ağrıyordu yeni uyudu kaldırmak istemedin. Nejat da yokmuş. Seninle gitmemiz lazım."
Ferit söz konusu bu bahçenin dışına Bahar'ın çıkması olunca diğer tüm adamlar gibi geriliyordu.
"Yenge ben bulur getiririm sen hiç merak etme."
Sarhoş bir Yiğit Ali'nin ağzından Esra ile ilgili abuk sabuk şeyler çıkabilirdi ve bu ihtimali şu an göze alamazdı Bahar.
Bu evde konuşulan her şeyden kocasının muhakkak bir şekilde haberi oluyordu.
"Ferit benim gitmem lazım diyorum sana."
Sesini olabildiğince kararlı tutmaya çalışıyordu.
"Yenge ağabeyimin haberi yokken çıkmasan mı? Yanlış anlama hoşuna gitmez diye söylüyorum."
Yukarıda bebek gibi uyuyan kocasından bahsedilmiyordu sanki şu anda. Hayretti doğrusu.
"Üç tane çocuğumu burada bırakıp kaçıp gidecek değilim herhalde Ferit! Aaa sen götürmüyorsan şuradaki çocuklarla gideceğim artık oyalayıp durma beni!"
Aslanın eşi de aslan oluyordu işte yapacak bir şey yoktu. Mecbur tamam denilecekti.
"Gel bu taraftan yenge ağabeyimin arabasıyla götüreyim."
Arabaya binip bahçeden çıkarlarken sordu Ferit
"Neredeymiş söylediler mi?"
Bahar başını salladı evet anlamında.
"Eleni diye biri aradı oradaymış."
Ferit de ağır ağır başını sallarken, gaz pedalına az önceki kadar yüklenemediğini fark etti. Yutkunduğuna Bahar şahit olmamıştı.
...
Yorumlar
Yorum Gönder