GÜMÜŞPALA-64 / 2.PART
Keyifli okumalar♥️
İstanbul'un en gözde eğlence mekanlarından birinde tüm yakışıklılığı ile arzı endam eden; ortamdaki hemen hemen tüm kadınların dikkatlerini üzerine çekebilen fakat kendisine yapılan onca kuru ve flörtöz dansları zerrece önemsemeden, sırtını kalabalığa dönüp yüksek bar taburesine oturmuş, ses ve gürültüyü sanki duymuyormuşçasına yavaş yavaş içkisini yudumlayan kişi Yiğit Ali'den başkası değildi.
Canı sıkkındı.
Zaten şu aralar komple bir can sıkıntısı halinde geziyordu etrafta.
"Ağabey var mı bir isteğin?"
Soran kişi uzun zamandır burada çalışan delikanlı bir barmendi. Yiğit Ali severdi Ulaş'ı. Mekanı devretmeden önce bizzat kendisi işe almıştı. Çok günler sabahleyin birlikte kapatmışlardı mekanı.
O zamanlar Yiğit Ali'nin en başı boş olduğu zamanlardı.
Sonrada ağabeyi ille de elini ayağını çektirmişti bu mekanlardan. Mecbur kalıp devretmişti hepsini genç adam. Yine de ara sıra gelirdi buraya ne de olsa ayağı alışıktı kendi mekanıydı.
Dört beş yıl önceki havası kalmamıştı ama buranın. İşleten kişi çok da vizyon sahibi biri değildi. Sıradan bir eğlence mekanı haline gelmişti. Önceden v.i.p müşterilerin alındığı, yalvar yakar girilen partilerin yapıldığı üst düzey bir gece klübüydü.
Yine de önceki yıllardan kalan ismiyle iş yapıyorlardı. Hala epeyce doluydu içerisi.
"Aynısından koçum"
Sarhoş olmak için içmiyordu. O son hatadan sonra bir daha kolay kolay öyle içmezdi. Yine aklına geldi o gece olanlar. Telefonunu füme kumaş pantolonunun cebinden çıkarıp hemen bir numara çevirdi.
"Efendim ağabey."
Telefonun ucundaki ses Ferit'ten başkası değildi.
"Neredesin koçum?"
Genç adamın sesi arabadan geliyordu.
"Dediğin şekilde yoldayım ağabey."
Yiğit Ali, Ferit'i ilk olarak 'güvenilir' kelimesiyle tanımlardı. Ona bir iş verdiği zaman içi her zaman rahat eder, gözü arkada kalmazdı.
"Şu meyhane işi ne oldu var mı bir gelişme?"
Yiğit Ali de bir olayın peşine düştüğü zaman bırakmazdı bu da böyle bilinirdi.
"Var ağabey de yüz yüze gelince söyleyeyim demiştim. Uzun zamandır çalışan, o gece mutfakta olan çocuklardan birini sıkıştırdım biraz üzerine gidince elinde küçük bir ilaç şişesi gördüğünü söyledi. Haklıymışsın."
Genç adam haklı olduğunu zaten biliyordu. Öyle üç beş kadehten sarhoş olacak değildi ama Eleni'nin bu kadar ileri gideceği fikri aklına zor yatmıştı. Muhtemelen ağabeyini ayağına getirmek için aramıştı ama telefonu Bahar'ın açmasıyla işler sarpa sarmıştı. O an fırsattan istifade planını değiştirmiş böyle bir can sıkıntısına neden olmuştu.
"Ne yapalım ağabey ne emredersin?"
Karşıdan ses gelmeyince sorma gereği duymuştu Ferit.
"Bana o şişeyi bul sonrası bende koçum eyvallah."
Telefonu kapattıktan sonra istifini bozmadan eline aldığı viski kadehini şöyle bir çevirip tek yudumda içti.
Etraftan o kadar soyutlanmış durumdaydı ki yanına gelen kişiyi fark etmedi bile ilk etapta.
"Yiğit Ali"
Bu kız ne ara böyle dibine girmişti?
"Tuğçe?"
Gözlerini kısarak bakan genç adam karşısındaki kızı tanımaya çalışır gibiydi.
Dönüp bakmasıyla birlikte Tuğçe'nin kollarının boynuna dolanması bir olmuştu.
"Ne habersin ya, nerelerdesin sen? İki saattir sesleniyorum nerelere dalıp gittiysen."
Kimseyle muhattap olmak istemiyor olabilir miydi? Ne gerek vardı bu kadar ısrara anlamıyordu adam.
"Buradayım, standart"
Ortalama zekaya sahip herhangi bir kişi adamın konuşmak istemediğini anlardı.
"Yoksun hiç ortalıkta gözümüz arıyor seni."
Maksimum iki üç kere aynı ortamda takıldıkları bir kızın kendisine hesap sorar gibi başında dikilmesi dahası tüm albenisini kendisine sunması tuhaf bir şekilde rahatsız etmişti Yiğit Ali'yi.
"İş güç Tuğçe meşgulüm, şu an da yokmuşum gibi davranalım."
Genç kadın hiç neşesini bozmadan eğilip adamın yanağına bir öpücük kondurdu ve
"Araşalım, eğleniriz" deyip ayrıldı.
İyiden iyiye keyfi kaçan adam ayaklandı.
"Ercan burada mı Ulaş?"
Genç adam koşturarak yanına gelip izahat verdi.
"Patron buradaydı ağabey yukarıdaki ofisindedir bakayım mı?"
Cebinden çıkardığı bir tomar parayı masaya bıraktı Yiğit Ali.
"Ağabey estağfurullah senden ücret alacak değiliz."
Ulaş'ın sözlediklerini reddetmişti kibar sayılabilecek bir şekilde.
"Üstü sende koçum Ercan'ı ben bulurum hadi eyvallah."
Yiğit Ali her geldiğinde yüklü miktarda bahşiş bırakır giderdi. Ulaş efendi çocuktu her seferinde mutlaka mahcup şekilde itiraz ederdi.
"Eyvallah ağabey."
Adam sesini duyma mesafesini çoktan geçmişti bile. Lafını edip yürüyüp gitmişti.
Yiğit Ali'nin yukarı kata çıkmasından yaklaşık bir saat kadar önce aynı mekanın girişinde Tolga büyük bir sabırsızlıkla Esra'yı bekliyordu.
Genç kızın arabadan inmesiyle gözleri ışıldadı Tolga'nın.
"Hoşgeldin Esra"
Eğilip yanağından öpeceği sırada Esra yanaklarını buluşturup bir nevi engelledi adamı tatlı bir tebessümle sanki kasti olarak yapmamış gibi.
"Merhaba Tolga"
Karşısındaki genç adam ya gerçekten iyi biriydi yada çok kurnazdı algılamakta zorluk geçiyordu kız. Kendisine karşı öyle kibar ve anlayışlıydı ki ilk seçenek ağır basıyordu kendi içinde.
"İçeriye geçelim gel üşüme soğukta."
Esra onaylar şekilde başını sallarken bir anlığına geriye dönüp arabaya doğru baktı. Cengiz ağabey gözü kendisinde telefonla konuşuyordu.
Göz göze geldiklerinde ufak bir baş selamı verdi genç kıza.
Lobide kaşe siyah kabanını çıkardığında genç adamın gözlerindeki beğeni dolu bakışı net bir şekilde görmüştü.
Siyah bir elbise vardı üzerinde. Koyu siyah, mat kadife bir elbiseydi.
Askı detayları kadifenin matlığına zıt bir şekilde parlak taşlardan oluşuyordu. Elbisesinin tek hareketli tarafı da bu askılardı zaten. Kalp yaka şeklinde inen göğüs kısmında bir miktar dekoltesi vardı. Mini eteğinden görünen bacakları incecik siyah kilotlu çorabıyla örtülüydü. Kışlık bir elbise için oldukça hoş bir seçimdi. Burnu ve arkası kapalı, ince topuklu ayakkabısıyla kuğu gibiydi genç kız.
Yarım toplu, dalgalı fönlü saçlarını abartısız bir göz makyajı ve kırmızı ruju ile tamamlamıştı.
"Çok güzelsin"
Öyle bir tonlamayla söylüyordu ki Esra çok güzel göründüğüne kesinlikle iknaydı.
"Teşekkür ederim"
Genç kızın gözlerini kaçırması Tolga'yı eğlendiriyordu. Esra dışarıdan çok kendinden emin, özgüveni yüksek bir kızdı ama en ufak bir iltifatta hemen gözlerini kaçırıyordu.
"Kızardın mı sen?"
Esra yapma der gibi adını seslendi.
"Tolga"
Genç adam gülümseyerek kolunu uzattı genç kıza.
"Tamam tamam gel bakalım hadi seni tanıştırmak istediğim arkadaşlarım var."
İşin aslı Tolga için değildi tüm bu hazırlık. Kendini iyi hissetmek istemişti Esra. İlk defa bu kadar kadınsı ve güzel hissediyordu. Uzun zamandır sürekli aşağılanan özgüvenine ilaç gibi gelmişti.
Yukarı locaya girdiklerinde bu kadar iç tarafta neredeyse gizli denilebilecek bir yerde vakit geçirecekleri fikri bir tık rahatsız etse de girdikleri ortamın lüks ve elit bir yer olması nedeniyle çok üzerinde durmamıştı genç kız.
Yuvarlak bir masanın etrafını yarım ay şeklindeki birleşik koltuklar çevreliyordu. Üstlerinde kocaman disko topuna benzeyen bir aydınlatma mevcuttu. Ortama loş denilemezdi fakat parıl parıl hiç değildi.
Mini barda envai çeşit alkollü içki bulunurken ortama yüksek sesli bir müzik hakimdi.
Locanın, balkon şeklinde çıkıntı bir yapı olduğunu farketti Esra ve duvarlardan biri yalnızca içeriden dışarıyı gösterebilecek şekilde camdı. Aşağı kattaki dans eden kalabalığı ve dansçı kızları rahatça görebiliyorlardı.
Saat henüz on buçuk civarıydı o nedenle yeni yeni toplanıyordu insanlar ortama.
Geldikleri ilk anda hemen gözü Elçin'i aradı. Şu an tanıdık bir yüz görme ihtiyacı hasıl olmuştu genç kızda.
Ortamdaki kişilerle neredeyse yaşıt olmalarına rağmen kendini ürkek bir ceylan gibi hissediyordu.
"Hoşgeldin Esra"
Elçin koşarak boynuna sarıldı Esra'nın.
"Hoşbuldum Elçin çok güzel görünüyorsun."
Genç kızın gözleri de Esra üzerinde dolanmıştı.
"Esas sen bir içim su olmuşsun bebeğim!"
O an Tolga yanında birkaç kişiyle yanlarına geldi.
"Esra seni bizim çocuklarla tanıştırayım. Sercan, Utku ve Deniz"
Hepsiyle tek tek merhabalaştı Esra.
Utku ve Deniz oldukça sempatik, cana yakın tiplerdi. Kılık kıyafetlerinden varlıklı ailelerin çocukları oldukları belliydi. Sercan onlara göre daha iri yarı ve sarışındı. Ensesine doğru gelen hafif uzun saçlarını geriye doğru taramış bir taç takmıştı. Spor tarzı kolejli basketbolcu, havalı gençlere benziyordu. Tişörtünün üzerine taktığı kolyesi bile bunu destekler nitelikteydi.
Hande ve Begüm biraz daha sonradan dahil olmuşlardı ortama.
"Ne içersin Esra?"
Tolga'nın sorusuyla Elçin'den yüzünü çevirmişti Esra.
"Alkolsüz bir şeyler getirirsen sevinirim Tolga."
Genç adam eğilip kızın kulağına konuştu. Ortamdaki sesten kaynaklı gibi görünse de kasti olarak yaptığı belliydi.
"Bu akşam iç bir şeyler ben yanındayım nasıl olsa."
Esra nezaketle gülümsedi.
"Teşekkür ederim Tolga ama alkol kullanmıyorum."
Genç adam kabullenip giderken Esra alkol almak istesem gerçekten Tolga'ya güvenebilir miydim diye düşündü. Neden içindeki o susmayan ses güvenemeyeceğini fısıldıyordu?
Hep Yiğit Ali yüzündendi. En baştan Tolga'nın adını güvenilmeze çıkartıp içine o kurdu düşürmüştü bir kere.
Peki neden onun söyledikleri bir şekilde haklıdır gibi geliyordu?
Kendisini en çok hayal kırıklığına uğratan o değilmiş gibi şu ortamda olsa tek güveneceği kişi yine neden o oluyordu?
'Düşünmemeye çalış Esra'
Sürekli böyle tembih ediyordu kendini aklında dönüp duranları dağıtmak için.
Yaklaşık bir saat içinde ortam iyice ısınmış herkes kaynaşmıştı. Elçin ve Utku'nun bitmez muhabbeti Esra'nın gözünden asla kaçmış değildi. Deniz ve Hande de dans ediyorlardı.
Tolga da Esra'yı dansa kaldırmıştı. Başlangıçta her şey güzelken genç adamın kendisine doğru yaklaşması ve elini beline koymasıyla irkilen Esra duygularını açık etmiş sayılırdı.
Her ne kadar bozuntuya vermek istemese de bu duruma Tolga oldukça bozulmuştu.
Yerlerine oturduklarında içki alma bahanesiyle bara doğru uzaklaşmıştı genç adam.
"Hayırdır Esra seninki bir şeylere bozuk gibi."
Hemen dibinde oturan Sercan kendisine doğru iyice yüzünü dönmüş alaycı bir tavırla konuşuyordu.
"Seninki derken Sercan?"
Genç adam aldığı alkolün de etkisiyle oldukça gevşemiş görünüyordu.
Zaten asabı bozulmuştu genç kızın. Yiğit Ali'nin tek bir bakışı, en ufak bir yakın nefesi başka diyarlara götürürken resmen Tolga'ya tahammül edememişti.
Ama o kim bilir hangi kızın kollarındaydı?
Ofiste onu aile ortamında görmek kahretsin ki yine yakın hissetmesine neden olmuştu. Sanki Nişantaşı'ndaki o ev ve kapıyı açan o kız gerçek dünyalarına ait değil gibiydi. O anının yok olmasını istiyordu.
Acaba ne yapıyordu, neredeydi?
Aslında çok uzakta aramasına gerek yoktu ama genç kız bir haberdi bu durumdan.
Yiğit Ali yaklaşık on dakika kadar önce patron odasının olduğu kata çıkmıştı. Locaların iki üst katına tekabül ediyordu.
"Selamın aleyküm Ercan efendi."
Adam apar topar yerinden kalkıp Yiğit Ali'yi karşıladı.
"Aleyküm selam Yiğit'im"
Kırklı yaşlardaki esmer, orta boylu adam maksimum otuz beş gösteriyordu.
"Gel buyur koltuğuna."
Adam masasındaki koltuktan kalkıp Yiğit Ali'ye yer verdi.
"Estağfurullah Ercan bir kabullenemedin senin artık orası."
Her seferinde aynı tantana yaşanıyordu. Geçip masanın önündeki karşılıklı koltuklardan birine oturdu. Adam da hemen adımlayıp kendi yerine değil de Yiğit Ali'nin karşısındaki tekliye oturdu.
"Nasıl keyifler Ercan? Kolay mıymış gece klübü işletmek?"
Adamın sesinde hayıflanma, bakışlarında hayranlık vardı.
"Vallahi sen çok iyi idare ediyormuşsun paşam kırk işinin içinde. Bizim bir işimiz bu her gün ayağımıza dolanmasın diye takla atıp duruyoruz."
Yiğit Ali tebessüm ederek kafa salladı.
"Ben sana dedim çoluğunun çocuğunun başında dur heveslenme bu işlere diye laf dinlemedin ki."
Ercan yalandan hararetlenerek konuştu.
"Sen de hepten bizi ıskartaya çıkarmak peşindesin."
Ercan alem adamdı. Sağı solu belli olmayan tiplerdendi. Zamanında karısına nasıl aşık olup kaçırdığını anlatır hala kendince ölüp biterdi ama gece klübüne gelince yarı yaşında kızlarla aldatırdı. Ahlaktan sınıf kalsa da muhabbet masasının aranan adamlarındandı.
"Onu yengeye bırakıyorum. Bir gün senin kafana sıkacak nasıl olsa."
Yiğit Ali'nin etrafındaki aile ilişkileri bu zamana kadar pek örnek alınacak cinsten olmamıştı. Ağabeyi'nin Bahar ile olan ilişkisine en başından beri bu denli sıcak bakmasının nedeni buydu belki de. İlk defa içinde ahlaksızlık bulundurmayan, çıkar ilişkisi gütmeyen ve yalnızca iki kişi arasındaki güçlü duygulardan ibaret olan bir birliktelikle tanışmıştı.
O an fark ettiği bir diğer durum ise Ercan'ın eşine yaptığı bu haksızlığın eskisinden daha çok midesini bulandırdığıydı.
"O başımın tacı ne yapsa kabulüm."
Yiğit Ali kafasını sabır diler gibi iki yana salladı.
"Ercan harbiden kafan kırık senin. Neyse esas konumuza dönelim."
Ortam bir anda ciddileşmişti.
"Ne istersen emret."
Karşısındaki genç adam iyiyken dünya iyisiydi ama tersine denk gelmek istemezdi Ercan o nedenle saygıda kusur etmezdi iş ciddileştiğinde.
"Localar dolu mu bugün?"
Ercan hemen atladı.
"Dolu ama istersen hemen ayarlarım bir tanesini."
Yiğit Ali yok anlamında başını kaldırdı yukarı doğru.
"Şu kameraları aç da bakalım"
Genç adamın böyle bir talepte bulunacağı kırk yıl düşünse aklına gelmezdi adamın. Ne işi olurdu Yiğit Ali'nin loca kamerasıyla?
"Hayırdır birini mi arıyoruz söyle hemen buldurayım çocuklara?"
Yiğit Ali durup adama tuhaf tuhaf baktı.
"Ercan ben senin çocukluğunda kaybettiğin bilyelerini buldurmayayım."
Adam bir an haddini aştığını anlayıp sustu. Yiğit Ali eli kolu çok uzun bir adamdı. Gerçekten de buldururdu o bilyeleri.
"Kameralar kayıtta değil de başka türlü yardımcı olalım manasında dedim."
Bir kameraya sahip çıkamayan adam kocaman mekana sahip çıkacaktı.
"Dört duvar arasında millet ne çeviriyor bilmeden rahat rahat nasıl oturuyorsun burada kafayı mı yedin?"
Bahsi geçen localar ortamdan tamamen bağımsız özel alanlardı. Oldukça lüks bu bölmelerin mahremiyeti fazlaca yüksekti.
"Zaten müşterisi belli oraların gözetler gibi oluyoruz Yiğit Ali."
Yiğit Ali, Ercan'ın hassas kalbine tükürmek üzereydi.
"Yarın iki gün sonra uyuşturucudan baskın yersen gelip bana ağlama."
Adamın yüzü anında kireç gibi oldu.
"Burası elit mekan nargile kafe gibi uyuşturucu mu döndürecekler burada?"
Yiğit Ali adamın salaklığına uzun uzun baktı.
"Ben en iyisi şu kameraları bir açayım."
Apar topar tutuşmuş gibi gitti büyük ekranların önüne. Tüm loca kameralarını açmıştı.
Yiğit Ali'nin gözü hızlıca taradı tüm locaları. Tanıdık birilerini aradığı belliydi. Kısa bir süre içinde aradığını bulmuş gibi döndü adama.
"Şu loca ikiyi büyük ekrana ver hemen."
İşte yakalamıştı ceylanını.
"Esra."
Şöyle bir göz attı kızın üstüne başına. Siyah bir elbise vardı üzerinde. Her ne kadar kamera ekranından detaylar tam olarak seçilemese de koyu siyah bir kadife elbiseydi Esra'nın üzerindeki.
Birincisi o etek boyu neydi?
İkincisi böyle tanışma partisi mi olurdu?
Üçüncüsü ilk defa gördüğü o lavuk Esra'ya neden böyle yakın her an bir hamle yapacak gibi gevşek gevşek oturuyordu?
"Şimdi siktim belanı."
Sinirle doğruldu öyle hızlı cereyan etmişti ki Ercan ne olduğunu anlayamadan Yiğit Ali kapıdan çıkmıştı bile.
O sırada Esra son kalan sabır taneleriyle Sercan'dan kurtulmaya çalışıyordu.
"Seninki olarak bile kabul etmiyorsun yani. Vay be koskoca Tolga Yalçındağ ne hallere düşmüş."
Esra yanındaki adamın ağzının ortasına bir tane vurup vurmamak arasında gidip geliyordu.
"Sercan sarhoşsun saçma sapan konuşma."
Tolga da neden gelmiyordu bir türlü?
Burası artık Esra'yı basmaya başlamıştı. Kendini hiç buraya aitmiş gibi hissetmiyordu.
Tamam Tolga bozulmuştu belki kendince haklıydı da ama buraya onunla gelmişti ve hiç tanımadığı insanlara istemediği şekilde maruz kalıyordu sayesinde.
Elçin de ortalıkta görünmüyordu muhtemelen dışarı çıkmışlardı. Cengiz ağabeyi daha erken arayıp kalkmak istedi.
Ayağa kalkacağı sırada Sercan kolundan asılıp durdurdu.
"Bak Bengü'ye neredeyse Tolga'nın ağzının içine düşecek. Seninki de halinden şikayetçi gibi durmuyor."
Esra gözlerini biraz ilerideki Bengü ve Tolga'ya çevirdi. Bar taburesine oturmuşlar, sol taraftaki bara dayalı kollarını başlarına yaslamışlar konuşuyorlardı. Gözleri biraz daha aşağı kaydığında Bengünün bir bacağı neredeyse Tolga'nın bacakları arasındaydı. Dışarıdan bakan biri gerçekten de onları sevgili zannederdi. Tolga çakırkeyifti ama Esra adı gibi emindi Bengü cin gibi ayıktı.
Zerrece kıskanmadığını fark etti o anda ama kendisini koluna takıp Bengü'yle böyle yakın temas oturması da hoş değildi.
"Bırak kolumu! Sen bu konunun neresindesin ne bu cüret?"
Kolundan tutup yerine oturmasını sağladığı yetmezmiş gibi kocaman cüssesiyle küçücük kıza fiziksel üstünlük kuruyordu.
"Ben konunun neresindeyim biliyor musun? Senin koluna girip buraya geldiğin kişi ben olsaydım asla bu güzelliğin dibinden ayrılmazdım."
Elini Esra'nın bacağına koyduğu anda genç kız ateşe değmiş gibi hışımla doğruldu. Kendini kaybetmiş gibi bağırıyordu.
"Sen ne yaptığını zannediyorsun?"
Tam tokat atacağı sırada Sercan oturduğu yerden doğrulup bileğinden tutup kendine doğru çekti. Ortamdaki müzik sesinin yüksekliği ve alkol etkisinde olmalarından kaynaklı Esra'nın sesini duyan yada umursayan pek kimse olmamıştı. Tolga da uzakta duruyordu.
Esra korku dolu gözlerle karşısındaki gence bakarken kırk yıl düşünce ihtimal vermeyeceği bir olay gerçekleşti.
Az önce kızcağızın sesini duymayan gençlerin hepsinin başının çevrilmesini sağlayacak kadar yüksek bir sesle locanın kapısı açıldı.
Yiğit Ali hızla gelip Sercan'ı yakasından tuttuğu gibi yerinden kaldırdı.
"Ulan siktiğimin piçi hangi cesaretle bu kıza dokunuyorsun lan?"
İçeri girdiğinde Esra ve Sercan burun burunaydı ve oğlanın bir eli az önceki gibi genç kızın bacağındayken diğeri belini kavramıştı.
Gördüğü tablo karşısında kan beynine sıçramıştı adamın.
Esra, Yiğit Ali'nin hışmıyla yan tarafa savrulmuştu adeta. Düşmekten son anda kendini toparlamıştı.
Sercan'a öyle bir kafa atmıştı ki adam burnundan oluk oluk kan geliyordu. Akabinde arka arkaya vurduğu yumruklarıyla genç adam bayılma noktasına gelmişti.
"Yiğit Ali dur artık ne olur öldüreceksin dur!"
Esra'nın sesiyle kendine gelen adam tükürür gibi baktıktan sonra bıraktı Sercan'ı.
Yiğit Ali, Sercan'ı döverken diğer gençlerin hepsi başlarına toplanmış herkes şok içinde olanı biteni izliyordu. Tolga ne olduğuna anlam veremezken Bengü olaya gayet hakim görünüyordu. Hande'nin çığlıkları locanın içinde yankılanıyor Deniz ise Sercan'ı kontrol ediyordu.
"Ne oluyor burada Esra ağabeyin neden Sercan'ı dövdü?"
Tolga kendince muhattap olarak Esra'yı alıyordu ama Yiğit Ali elbette buna izin verecek değildi.
"Gel ben sana ağabeyi göstereceğim şimdi."
Olduğu yerden ikisinin yanına doğru yaklaştı. Öyle bir gelişi vardı ki Tolga bir adım geri gitmek zorunda hissetmişti.
"Ulan haysiyetsiz kızı koluna takıp gelmeyi biliyorsun da sahip çıkmayı beceremedin mi yavşak."
Yiğit Ali'nin kafasından nasibini Tolga da almıştı. Tek darbesiyle yere sermişti genç adamı. Yakın mesafede oldukları için Esra'dan istemsizce bir çığlık yükselmişti.
Herkes polisi arama derdine düşmüşken tüm konuşulanlar adamın umrunda bile değildi. Aynı hışımla Esra'nın elinden tuttuğu gibi locadan çıktı gitti.
Hızlı hızlı koridorda yürürken sinirini bastığı yerlerden çıkarıyor gibiydi. Esra elinden tutan adama yetişmekte zorluk çekerken adeta peşinde koşturuyordu.
"Yiğit Ali yavaşla lütfen yetişemiyorum bu topuklarla."
Ne dediğini duymuyordu bile adam. Genç kız ağlaya ağlaya peşinde sürükleniyordu.
Yiğit Ali önde Esra arkada ele ele mekandan çıkmışlardı.
Adam doğrudan lüks siyah jeepine doğru yönelmiş önce sağ tarafa genç kızı bindirmiş kabaca kapısını çarpıp kendi tarafına geçmişti.
Gazı kökleyip giderken hemen klimayı açtı Yiğit Ali kış soğuğunda hasta olacaktı yarı çıplak haliyle.
Yol boyu ilerlerken Esra'nın içli içli ağlama sesi dolduruyordu arabayı.
Az önce resmen tacize uğramıştı.
Yiğit Ali gelmeseydi diğerleri kendisine sahip çıkacak mıydı? En iyi ihtimalle yanlarına gelene kadar o pislik kim bilir daha nasıl tacizkâr davranacaktı.
Bir an arabanın durduğunu hissetti. Yiğit Ali sahil kenarına çekip aşağı inmiş gidip bir banka oturmuştu. Cebinden bir sigara çıkarıp yakmıştı hemen.
Dışarısı buz gibi soğuktu.
Bir süre arabada bekledi Esra. Adamın geleceği yoktu. Kendisi de aşağı inip yanına gitti. Hiç sesini çıkarmadan fazla büyük olmayan bankta dibine oturdu.
İşte güven hissi buydu.
Yiğit Ali ilişkiler konusunda güvenilir biri değildi belki ama kesinlikle güvenilir bir insandı. Şu an en çok da buna ihtiyacı vardı genç kızın.
Biraz sonra Yiğit Ali'nin kalın sesi ortamın sessizliğini bozdu.
"Geç arabaya üşürsün."
Gece klübünden çıkarlarken Esra'nın paltosunu almak akıllarına dahi gelmemişti. Kız ip askılı elbiseyle kış günü dışarıda oturuyordu.
Adamın sesiyle yeniden ağlamaya başladı genç kız.
Yiğit Ali'nin ağzının içinden bir küfür duyuldu belli belirsiz. Kızın yaşadığı şeye öyle öfkelenmişti ki şimdi idrakına varıyordu onun ne denli üzüldüğüne.
Yanında titreyen kıza şöyle bir baktı. Elbisesinin taşla işlenmiş askısı omzuna doğru düşmüş üzerindeki elbisesinin göğüs kupunu bollaştırmıştı. Göğsünün neredeyse tamamı adamın gözleri önüne serilmişti. Bu durum normal zamanda Yiğit Ali tarafından Esra'ya karşı en iyi ihtimalle kızı utandırmak için kullanılacakken bu gece damarlarında sinir olarak dolanıyordu.
Burnundan soluyarak kalktı paltosunu çıkardı kıza sardı tamamen. Bu hareketle Esra yine sesini serbest bırakıp ağlamaya başladı.
"Gelmeseydin ne olacaktı?"
Bir yandan da konuşmaya çalışıyordu.
Kızı kendine doğru çeken Yiğit Ali başını göğsüne doğru yaslayıp kollarıyla sırtını sıkıca kavradı. Adamın sıcaklığına doğru sokulan Esra hiç sesini çıkarmadan yatıyordu.
"Tamam artık buradayım ağlama daha fazla."
Bir süre sonra sakinleyen genç kız usulca konuşmaya başladı.
"Şimdi de sen üşüyeceksin ama"
Sesi ağlamaktan çatallanmıştı.
"Sinirden içimde kor alev var kızım ne üşümesi?"
Esra kendine gelmiş görünüyordu biraz daha. En azından ağlaması durmuştu.
"Böyle bir yere geleceğimizi bilmiyordum ki ben. Tanışma partisi deyince farklı bir şey hayal etmiştim."
Esra'nın saflığı karşısında derin bir nefes verdi genç adam.
"Haplanmış gelmiş o şerefsizle seni baş başa bırakıp diğer kızlarla mı takılıyor bu Tolga yavşağı? Ben sana bundan adam olmaz dememiş miydim?"
Gözlerini sımsıkı kapatıp es verdikten sonra devam etti.
"Başka bir zarar verdi mi o hayvan sana?"
Esra başını olumsuz anlamda sallarken utandığı için gözlerini kaçırmıştı.
"Bundan sonra sevgililerini daha dikkatli seçersin."
Sesinde korkunç bir mesafe vardı Yiğit Ali'nin.
"Tolga benim sevgilim falan değil!"
Olmuyordu işte bugün bir kere daha görmüştü Esra. Asla yanındaki adam gibi titretemiyordu kalbini. Zaten bugünkü hal ve tavırlarından sonra hepten şansını kaybetmişti.
Sevgili olmadıklarını öğrenen Yiğit Ali oldukça tatmin olmuştu bu cevaptan.
"Onun için süslenmedin mi?"
Esra'nın ağzından normal zamanda asla çıkmayacak o kelimeler döküldü.
"Hayır! Sürekli aşağıya çektiğin özgüvenimi biraz olsun yükseltebilmek için kendimi iyi hissetmek için süslendim."
Kahretsin ki yine ağlamaklı çıkmıştı sesi.
"Ben vardım yani aklında öyle mi?"
Yiğit Ali çatık kaşlarla sorsa da sesi biraz yumuşamıştı.
Esra omuz silkerek devam etti.
"Ömrüm boyunca minnettar kalacağım bir şey yaptın teşekkür ederim ama tamam gidebilirsin artık sevgilinin yanına Cengiz ağabey alır beni."
İşte bu hırçın haller tam olarak Esra'ydı.
"Çok mu kıskandın?"
Böyle bir anda bile ne yapıp ediyor kendisine sinirlenmesini sağlıyordu bu adam.
"Neyini kıskanayım ben senin?"
Yiğit Ali'nin dudağının kenarında ufacık bir tebessüm oluşmuştu. Esra'nın dudalarına doğru eğilip usul usul öpmeye başladı. Genç kız itiraz edecek gibi olduysa da çabuk vazgeçmişti.
Bu seferki öpücük kaba saba değildi öfkeli hiç değildi.
Yiğit Ali şefkatle öpüyordu kendisini. Bir süre sonra aralarındaki o patlamaya hazır bomba yeniden harekete geçmiş şefkat yerini tutkuya bırakmıştı.
Ne kadar vakit geçmişti bilmiyordu bile Esra. Kalbi kuş gibi atıyordu. Aşık olduğu adamla uzun uzun öpüşmüşlerdi.
"Yine kötü şeyler söyleyeceksen hiçbir şey konuşmadan beni eve bırak."
Hangi konuşmasından bahsettiğini pekala biliyordu Yiğit Ali. Evde kendinden uzak tutmak için söylediği o sözleri anlaşılan uzun süre affetmeyecekti Esra hanım.
"Seni artık bırakacağımı düşünüyorsun yani?"
Esra anlamazca baktı adamın yüzüne.
"N-nasıl yani?"
Bir yandan da heyecanlandığı için kendine kızıyordu.
"Seninle bu çizgide çok yürüdük Esra hanım ama geçmiş olsun sınırın diğer tarafına geçtik. Hayırlara vesile olsun hangimiz başına daha büyük dert aldı bakacağız artık."
İyi bir şey mi diyordu kötü bir şey mi diyordu Esra asla anlamıyordu.
"Daha açık mı konuşsan Yiğit Ali?"
Esra hayatının en tuhaf gecesini yaşıyordu.
"Olur konuşayım. Bundan sonra Tolga'ymış şuymuş buymuş yok. Beğenirsen ben varım."
Böyle itiraf mı olurdu? Gerçekten tam Yiğit Ali'ye göreydi!
"Beğenmezsem?"
Ters ters baktı kıza Yiğit Ali. Sonra gözleri yeniden dekoltesine ve mini eteğinin açıkta bıraktığı bacaklarına kaydı.
"Beğenmezsen kimse yok. Hadi geç arabaya hasta olacaksın!"
Hayır kendi kendine neye kızmıştı bu adam şimdi?
Arabadan inerkenki ruh halinden eser kalmamıştı tekrar hareket ettiklerinde. Gözlerindeki yaşlar kurumuş kalbi yepyeni bir heyecana kanat çırpıyordu.
Olabilir miydi?
Yiğit Ali ve kendisi
Böyle bir şey mümkün müydü?
"Senin eve girmen yasak değil mi?"
Gayriihtiyari sormuştu.
"Benim eve gidiyoruz."
Esra bir an doğru duyup duyamadığını düşündü.
"Senin evin derken? Hani şu geçen gün kız attığın ev mi?"
Biraz daha siniri yatışmış görünen adam gülüyordu.
"Kız attığın derken?"
Esra'yı taklit ediyordu.
"Girmem ben o eve söyleyeyim de."
Yüzünü asmış oturuyordu.
"Biz senin bu kıskançlığını ne yapacağız?"
Yiğit Ali önüne bakıp araba kullanırken bir yandan da yanağından makas almıştı.
"Yapma şöyle şeyler ya"
Adamın elini itelemeye çalışıyordu.
"Yiğit Ali"
Esra'nın sesi tedirgin çıkıyordu.
"Gönder gelsin bakalım"
Bu ses tonu bir soruna işaretti belliydi.
"Şimdi sen o çocuğu çok kötü dövdün ya hani. İşte ya polise haber verirlerse ne olacak? Benim yüzümden başın derde mi girecek?"
Olayın şokundan sonra yeni yeni aklına geliyordu bu fikirler. Bir de az önceki öpüşme mevzusu araya girmiş hepten aklı fikri uçup gitmişti Esra'nın.
"Takma sen kafana böyle şeyleri bana bir şey olmaz. Polise falan da haber edemezler, etseler kaç yazar."
Yiğit Ali'nin sesi gayet rahat çıkıyordu.
"Sana kesin bir şey olmaz yani değil mi?"
Genç kızın sesi hala tedirgindi.
"Olmaz diyorum düşünme artık."
O kadar kesin konuşuyordu ki mecburen ikna olmuştu Esra.
"Cengiz ağabeye de haber etmedim. Ne diyeyim sence?"
Cengiz bey çoktan evinin yolunu tutmuştu bile.
"Aramana lüzum yok haberi var onun."
Esra şaşkınlıkla baktı adama.
"N-nasıl haberi var?"
Durdu durdu tekrardan aklına gelenlerle hesap sorar tonda konuşmaya başladı.
"Sahi sen beni nasıl buldun Yiğit Ali?"
Cevap vermeyen adama yüklendi yeniden.
"Yiğit Ali diyorum."
Şehir içi trafikte kırmızı ışıkta beklemeye başlamışlardı. Yüzünü kıza doğru dönen adam konuşmaya başladı.
"Devrettiğim mekana kuşun kafese girdiği gibi gel sonra ben nereden buldu olayım."
Yiğit Ali'nin önceden gece klübü sahibi olduğuna mı hayıflansın, hala mevcut böyle işletmeleri olup olmadığına mı meraklansın yoksa kendininkinin nasıl bir şans olduğunu mu düşünsün karar verememişti Esra.
"Nereden biliyordun peki buraya geleceğimi?"
Gözlerini kısmış kız kendisine doğru dikkatli dikkatli bakıyordu.
"Altıncı hissim kuvvetliymiş diyelim bak boyundan büyük işlere kalkışmışsın."
Amacı yüzüne vurmak değildi anlıyordu Esra konuyu değiştirip sorusunu geçiştirmeye çalışıyordu.
"Yemiyorum canım o ayrı bu ayrı mevzu."
O an bir aydınlanma yaşayıp doğru tahminde bulunduğuna emin şekilde konuştu.
"Ofiste duydun değil mi gideceğimi? Kıskanç hangimiz belli oldu."
Yiğit Ali sessiz kalmayı tercih etmişti.
Eve vardıklarında Esra kesin bir dille reddetmişti inmeyi.
"Esra hadi diyorum böyle biten bir gecede şöyle tripler yapamazsın ya!"
O gün ağlaya ağlaya çıkmıştı bu evden ve o kızla karşılaştığı bu eve girmek istemiyordu.
Reaksiyon alamayınca sabırla bir nefes alıp verdi Yiğit Ali.
"Tamam bak Aleyna benim dostum. Sevgilisi de benim kaç senelik arkadaşım. Yanlış anladın bastın gittin o gün."
Esra duyduklarından sonra bir yanlış anlama sonucu alenen kıskançlık krizi geçirdiği için çok utanmıştı. Kuyruğunu kıstırıp sesini çıkarmadan yavaşça arabadan indi ve kapıyı kapattı.
Yiğit Ali de çok şükür der gibi indi ardından.
Eve girdiklerinde genç kız önce şöyle bir etrafına bakındı. Güzel döşenmiş sade bir evdi. Geçip ikili koltuğun ucuna oturdu. Yiğit Ali ise kendi evinin verdiği rahatlıkla geçti içeriye.
Odada bulunan aynanın önünden geçerken Esra'ya laf attı.
"Dudağımda ruj kalmış hiç söylemiyorsun."
Esra dizlerinin üzerine doğru eğilip dirseklerini bacaklarına yaslamış, yanaklarını avuçlarının içine almış oturuyordu ki duyduklarından sonra avuç içleriyle gözlerini de olmak suretiyle tüm yüzünü kapattı.
"Yiğit Ali konuşma şöyle ya!"
Sesi tiz ve isyankar çıkıyordu.
Adam rahatça gelip yanına kuruldu.
"Az önce benimle uzun uzun öpüşen sen değil miydin Esra hanım?"
Bu akşamki olayların hızından başı dönmüştü kızcağızın.
"Ben miyim değil miyim bilmiyorum ki biz ne yaşıyoruz anlamıyorum."
Yine vahşi kedi gitmiş ürkek ceylan gelmişti.
"Bundan böyle partiyse benimle gidersin, arkadaşsa benimle olursun, gezmek mi istiyorsun ben gezdiririm seni. Dertleşeceksen benimle, sevişeceksen benimle özetle benden başka kimse olmayacak hayatında."
Öyle bir eminlikle konuşuyordu ki inanamadı Esra.
"Allah Allah sen mi karar verdin buna?"
Yiğit Ali'nin cevabı da gecikmemişti.
"Birlikte karar verdik."
Deli çıkacaktı Esra.
"Benim neden haberim yok?"
Genç adam kızın üzerine doğru eğilerek gözlerinin içine bakarak konuşmaya devam etti.
"Ben senin aklından geçeni de kalbinden geçeni de biliyorum sen merak etme."
Esra bu kendini beğenmişlik karşısında burnunda bir hıh sesi çıkararak konuştu.
"Ukala, kendini beğenmiş... Sen ne yapacaksın canın ne isterse onu mu?"
Yiğit Ali numaradan düşünüyormuş gibi yaptı. Baya eğleniyordu beyefendi.
"Gezmek tozmak okey de sevişme iznine daha vaktim vardır diye düşünüyorum tabi yine de istiyorum dersen benim boynum kıldan ince."
Esra neredeyse gülecekti artık.
"Yiğit Ali senin kafana bir şey mi düştü? Anlamlandıramıyorum bu ruh halini."
Anlık bir değişim değildi aslında bugün olanlar yalnızca tuzu biberiydi. Gidişatı hızlandırmıştı o kadardı.
Adamın gülüşü üzerine tekrar bir şeyler diyecekti ki dudakları yeniden esir alınıp susturuldu. Bu seferki öpüşmeleri öncekinin teskin edici ve iyileştirici halinden çok uzaktı. Yakıp yıkan cinsten bir yoğunluktu.Odanın içi gittikçe ısınırken Yiğit Ali durması gerektiği tebihatını yapıyordu kendine.
Esra'nın bir askısı yine omzundan aşağı düşmüşken o kadar baştan çıkarıcı görünüyordu ki şimdi durmazsa asla duramayacağını düşündü adam.
"Esra"
Dişleriyle kızın alt dudağını kavramış çekiştiriyordu. Genç kızı kendine doğru çekmişti neredeyse üzerindeydi.
"Esra memelerin bu kadar gözümün önündeyken dudaklarımın oraya kayması an meselesi durmamız lazım."
Acı çeker gibi çıkıyordu sesi. Gerçekten de zar zor ayrılmıştı kızdan.
Esra ise duyduklarıyla çok utanmıştı. Ne de olsa alışık olduğu cümleler ve durumlar değildi. Hemen toparlanmaya çalıştı telaşla.
"Tamam utan diye söylemedim başını kaldırır mısın?"
Esra hızla hayır anlamında başını sağa sola salladı.
"Utangaç, dili boğazına kaçmış Esra mı? Sevdim bu opsiyonu ben."
Sürekli kedi köpek gibi didiştikleri için kızın sesi içine kaçmış hali eğlendiriyordu Yiğit Ali'yi.
"Hadi gel bakalım sana bir eşofman bulalım. Sonra da uyutalım seni."
Kızı bebek gibi elinden tutup kaldırmıştı. Birlikte yatak odasına gidip Esra'nın içinde kaybolduğu beyaz bir tişört ve kapri niyetine giyebileceği gri penye bir şort buldular.
"Bu elbiseye söyleyeceğim daha çok laf var da fazla ağladın bu gece."
Esra dört yandan kuşatılmış gibi hissediyordu.
Yiğit Ali'ye aşık olduğu sır değildi ama onun bu denli sahiplenici tavırları çok yeniydi. Sanki sabah olunca tüm bunlar bir hayal olarak kalacak gibi hissediyordu. O nedenledir ki çok da kabullenmek, içselleştirmek istemiyordu. Neticede sağı solu belli olmayan bir adamı seviyordu.
Çok uzun zaman birini platonik olarak sevdiğiniz zaman karşılık aldığınız da inanmakta ayrı bir zorluk çekiyordunuz. Esra'nın ki biraz da bunun tedirginliğiydi.
"Üzerini giyin geliyorum. Şu kapı banyo duş almak istersen."
Kızı başını üzerinden öpüp kapıyı kapatıp çıkmıştı.
Kendiyle baş başa kalan Esra elindeki kıyafetlerle yatağın üzerine oturup kalmıştı.
Yiğit Ali olayın ibresini öyle bir değiştirmişti ki düşünmeye fırsatı kalmamıştı ama şimdi yeni yeni dank ediyordu. Okula nasıl gidecekti?
O insanlarla nasıl yüz yüze bakacaktı?
Yardıma bile gelmemişlerdi. Bengü'nün o gülümser bakışını görmüştü. Tiksinmişti hepsinden.
Hele o Tolga asla kalıbının adamı değildi. Maalesef ki Yiğit Ali haklıydı en başından.
Banyoya girip üzerindekileri hızlıca çıkardı ve kendini duşa attı. Kapıyı kilitlemeye bile ihtiyaç duymamıştı.
Nasıl oluyordu da Yiğit Ali'ye hem bu kadar güvenmezken hem de bu denli güven duyabiliyordu?
Bugün bu soruyu kendine kaçıncı soruşuydu.
Üzerini giyinip biraz saçlarını kuruttuktan sonra tekrar yatağın üzerine oturduğu sırada odanın kapısı çaldı.
"Gel"
Yiğit Ali elinde bir ağrı kesici ve suyla dönmüştü.
"Al bakalım şunu iç sonra da uyu hemen."
Bugünlük sorgulama kotasını çoktan doldurmuştu Esra. Sorgusuz sualsiz alıp içti.
"Hadi gir yatağın içine."
Yatağa şöyle bir göz attı Esra.
Başkaları da yatmış mıydı bu yatakta?
"Esra çok düşünme artık."
Yaşadıkları şu akşamın gerçekliğinden dahi emin olamayan genç kız adama sevgilisiymiş gibi arıza çıkarmaya hakkı olmadığını düşünüp hiç konuşmadan girdi yatağın içine.
Yiğit Ali kızın niye tereddüt ettiğini anlıyordu fakat geçmişini inkar edecek değildi, Esra'yı onlarla aynı kefeye koyacak hiç değildi.
"Sen nerede yatacaksın?"
Başını bembeyaz nevresimlere koymuş melek gibi yatan genç kız usul usul soruyordu.
"Boş ver sen beni uyurum kanepede."
Tam kapıya yaklaşıp ışığı söndürmek üzere olan odama seslendi Esra.
"Uyuyana kadar yanımda dursan olur mu?"
Belli mi olurdu belki de sabah uyandığında tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi olacaktı. Son saniyesine kadar hayalini kurduğu bu anlara sahip olmak istedi genç kız.
Yorumlar
Yorum Gönder