GÜMÜŞPALA-18
Keyifli okumalar♥️
+18 Sahneler Bulunmaktadır
Ekrem Saruhanlı'nın arabası devasa büyüklükteki arazinin giriş kapısına yanaşmıştı.
Kapının önündeki güvenlik için inşaa edilen ve kulübe demeye bin şahit isteyen görkemli yerin camı açıldı.
Ekrem Saruhanlı'nın şöförü de arabanın camını indirmişti. Kendilerini tanıttı.
"Ekrem Saruhanlı"
Gelen kişinin ismini öğrenen iri yarı adam kulaklığı aracılığıyla birileriyle irtibata geçtikten sonra kulübeden çıkıp arabanın yanına geldi.
Kendisiyle birlikte beş kadar iri kıyım adam da arabaya doğru yaklaşmıştı.
"Ekrem Saruhanlı buradan sonrasını bizimle devam edecek."
Şoför ve sağ koltukta oturan adamın tüm itirazları sonuçsuz kalmış aldıkları tek cevap
"Hamza Mahir Gümüşpala'nın kesin talimatı var." olmuştu.
Ekrem Saruhanlı ise ne yapıp edip Gümüşpala'yla görüşmek istediğinden söylenenleri kabul etmişti.
Günlerdir cevap dahi alamadığı adamla görüşme fırsatını kendi eliyle geri çevirmek istemiyordu.
Adamlarına dönüp kesin bir dille konuştu.
"Tamam kesin bağırışı! Hamza bey nasıl uygun gördüyse öyle olsun."
Adamları mecburen ısrarlarına son vermişti.
Arabasının kapısı korumalardan biri tarafından açılmış, inmesi beklenilip tekrardan kapatılmıştı.
"Bu taraftan Ekrem bey"
Cihan eliyle yolu gösterirken hemen sonrasında Ekrem Saruhanlı siyah filmli, jeep tarzı lüks arabaya bindirilmişti.
"Ekrem bey gözlerinizi kapatmak durumundayım."
Saruhanlı'nın canı sıkılmıştı bu işe.
"Patronunuzun benden bu kadar çekindiğini bilmiyordum çocuklar."
Adamlardan biri tekdüze bir ses tonuyla konuya nokta koydu.
"Size özel değil, genel prosedür Ekrem bey. Hamza Mahir Gümüşpala özel alanını paylaşmayı sevmez."
Ekrem Saruhanlı gözleri siyah bir bez parçasıyla bağlanmış şekilde yolda ilerlerken oldukça tedirgindi.
Araba durduğunda iki koruma adamın koluna girmiş Gümüşpala'nın kendilerine söylediği çalışma odasının kapısına gelmişlerdi.
Odaya girdiklerinde gözündeki bandajı açmışlar ve adamı odada yalnız bırakarak kapıyı kapatıp çıkmışlardı.
Ekrem Saruhanlı gözlerinin ışığa alışmasının ardından etrafı incelemeye başladı.
Oldukça serin ve büyük bir odadaydı.
Oymalı ve oldukça koyu kahverengi bir çalışma masası bulunuyordu kapının tam karşısında.
Masanın arkasında yere kadar uzanan, tüm duvarı kaplayan ve iki yanında masayla aynı renk kalın perdelerin bulunduğu bir pencere mevcuttu.
Sol duvarda masayla takım görünen oldukça büyük bir kütüphane vardı.
Çalışma masasının tam önüne yerleştirilmiş derisi acı kahverengi olan iki koltuktan birine oturdu adam.
Başını aşağı doğru eğdiğinde özel dokuma olduğu her halinden belli olan pahalı bir halı vardı.
Duvardaki kocaman hayvan postunun üzerinde asılı duran kabzanın içindeki aletin ne olduğu tam olarak çıkaramamıştı Saruhanlı.
Kılıç gibiydi fakat daha küçük duruyordu.
Her şey ürpertici derecede ihtişamlıydı.
Odanın bu kısmının nizami duruşuna zıt bir şekilde sağ taraftaki büyük alanda bir bilardo masası bulunuyordu.
Sanki Hamza Mahir Gümüşpala'nın sağı solu belli olmayan bir adam olduğunu anlatan tablonun parçalarıydı her şey.
Yaklaşık on beş dakika sonra kapı açıldı ve Gümüşpala tüm heybetiyle odayı doldurdu.
Ekrem Saruhanlı bilinçsiz bir şekilde adamın gücüne itaat edip ayağa kalktı ve elini uzattı.
Gümüşpala eli havada bırakarak kendi koltuğuna yöneldi.
Oldukça yüksek arkalığa sahip, görkemli koltuk Hamza Mahir Gümüşpala'yla tamamlanmış gibi görünüyordu.
Ortamda gerek psikolojik gerekse fiziksel olarak çok net bir hakimiyet vardı.
"Bahçeni herkesten gizleyip saklamana şaşırdım doğrusu Gümüşpala, sen seversin gücünü göstermeyi."
Hamza Mahir arkasına yaslanıp adamın gözünün içine bakarak konuşmaya başladı.
"Mahremimi paylaşmayı sevmem Saruhanlı."
Ekrem Saruhanlı işin aslı son derece tedirgindi fakat şuan için ustalıkla saklıyordu.
"Mahremiyete saygısı olan bir adam için kızımı kaçırmak ne kadar uygun bir davranış?"
Tesbihini çeviren adamın gözü de elindeki tesbihdeydi. Karşısındaki adamı önemsiyormuş gibi görünmüyordu. Bir anlığına kafasını kaldırıp baktı.
"Bundan böyle kızın da benim mahremim."
Adamın cürreti karşısına Ekrem Saruhanlı'nın nutku tutulmuştu.
Kendisine bakmaya tenezzül etmeyen adama sordu. "Gümüşpala benden ne istiyorsun?"
Hamza Mahir'in dudaklarında gerçek olmayan, soğuk ve aşağılayıcı bir tebessüm belirdi.
"Kimsin ki senden bir şey isteyeceğim? Günlerdir aradın durdun al karşındayım ne söyleyeceksen söyle siktir git Saruhanlı!"
Ekrem Saruhanlı parayla pulla oluşturduğu etten duvarların ardında işin aslı korkak bir adamdı ve Gümüşpala'nın tehlikeli sesi adamı sindirmeye yetmişti.
"Tüm itibarım iki paralık oldu. Bahar'ı nikahına alman için gerekise sana yalvarmaya geldim."
Hamza Mahir Gümüşpala gibi bir adamın yanında kızının tehlikede olup olmadığını umursamayıp, iyi mi diye bile sormadığı gibi hala kendi götünü kurtarmanın derdindeydi adam.
"Ulan sen kızının namus pazarlığını etmeye mi geldin şerefsiz!" diye tısladı.
Gümüşpala çok sinirlenmişti.
Öfkeden yerinde duramayıp ayağa kalktı ve adamın yakasından tuttuğu gibi duvara yasladı. Adam yalvarır gibi konuşmaya başladı.
"Bak sen benim oğlum yaşındasın. Eski defterleri açmanın kimseye bir yararı yok. Gel temiz bir sayfa açalım."
Hamza Mahir adamı öldürmemek için kendiyle savaşıyordu.
"Temiz sayfa açacaksın öyle mi orospu çocuğu? Ulan haysiyetini siktiğim o kapatacağın sayfa benim anam lan! Seni öldürmüyorsam tek sebebi süründürmek istemem Saruhanlı!"
Soyadını tükürür gibi söylemişti.
Adamı duvara vurup geri çekildi. Sırtının acısıyla gözlerini kapatan adam devamında duvar boyunca kayarak yere oturdu.
"Ben annene aşıktım. Yemin ederim yıllarca vicdan azabı çektim. Çok sevdiğim için gözüm dönmüştü ne yaptığımın farkına sonradan vardım."
Gümüşpala odada serseri mayın gibi dolaşırken adamın yanına gelip parmağını sallayarak bağırmaya başladı.
"Sen evli barklı bir kadının namusuna göz diken ırz düşmanı bir orospu çocuğusun!"
Ekrem Saruhanlı bitik görünüyordu.
"Onu sevdiğimde evli değildi. İlk defa gördüğümde bir tanıdığımın fabrikasında işçiydi. Daha o zaman vurulmuştum güzelliğine.
O zamanlar bu kadar mal mülk sahibi bir adam değildim. Beğenmedi beni gözü yükseklerdeydi.
Çok güzel sesi vardı, şarkıcı olup ünlü olacağım derdi etrafındaki arkadaşlarına. Benim de kulağıma gelirdi.
Gel zaman git zaman pavyonda işe başladı. Önceleri fabrikayla birlikte idare ediyordu sonraları bıraktı fabrikayı göremez oldum yüzünü.
Çalıştığı pavyonu aradım buldum çok zaman geçmedi kodamanların masalarına meze oldu. Fabrikada kıt kanaat de olsa bir işi vardı, düzeni vardı. Kendi elleriyle itti. Bu hayatı kendisi tercih etti."
Gümüşpala adama aniden yaklaşıp suratının ortasına patlattı yumruğu.
"Doğru konuş lan!"
Adam burnundan akan kanla oturduğu yerde sendeler gibi olduysa da toparladı kendini.
"Yemin ederim doğru söylüyorum. Daha sonra doğulu bir ağanın oğluna metres oldu dediler."
Hamza Mahir göz pınarlarını sıkıyor, yüzünü sıvazlıyordu.
bir taraftan çalışma masasının önündeki koltuklardan, duvar dibinde oturan adamı görenine oturmuş nefret dolu gözlerle onu izliyordu.
"O herifleyken pavyondan da istifa etmişti sonrasında adam bıraktı gitti Narin'i.
İşsiz güçsüz kaldı ortada.
Allah belamı versin o halde bile kabulümdü ama istemedi.
Çalıştığı pavyon el değiştirdiği sırada tekrar konuşmaya gitmiş Rafet Gümüşpala işe almış anneni.
Piyasanın en karanlık adamlarından biriydi baban. Deli Rafet derlerdi öyle acıması yoktu.
Nasıl oldu hiç anlamadım bir ay içinde evlendi Narin onunla. Ben hariç herkesi sevdi de bir beni sevmedi."
Altmış beş yaşında adam gençlik aşkına ağlıyordu anlatırken.
"Sen de madem güzellikle olmadı zorla mı dedin? O yüzden mi tecavüz ettin şerefsiz!"
Ekrem Saruhanlı'nın yüzünde bir yumruk daha patlamıştı.
"Zorunda mıydı haysiyetini siktiğim? Zorunda mıydı ha bu kadın seni sevmeye?"
Adamı yakasından tutmuş hırsla sarsıyordu.
"İntihar ettiğinde hamileydi ulan! Senin piçini doğurmamak için intihar etti. Kimseye diyemediği için canına kıydı!"
Hamile olduğunu öğrenen adamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Demek yalnızca sevdiği kadını değil daha doğmamış çocuğunu da öldürmüştü kendi elleriyle.
"Allah belamı versin böyle olsun istemedim."
Gümüşpala öfkeyle adamı fırlatıp ayağa kalktı tekrardan.
"Sen bir kadının hayatının ağzına sıçtın! Altı yaşında bir çocuğun anasının cansız bedenini tavanda sallanırken görmesine sebep oldun. Sen bizim hayatınızı siktin Saruhanlı şimdi sıra bende. Bundan sonra olacaklardan kork, benden kork!"
Kapıyı açıp koridora bağıracağı sırada köşeden dönen bir gölge gördü.
Kim olduğuna dair elbetteki fikri vardı.
"Cihan!"
Genç adam anında koşarak geldi.
"Buyurun Hamza bey"
Hamza Mahir içerde yerde oturan adamı gösterip "Ekrem beyi aldığınız yere teslim edin koçum." diyerek çıkıp gitti.
Eve geldiğinde Nejat ve Yiğit Ali de oradaydı.
"Hayırdır çıkmaz oldunuz evimden?"
Aksi sesi sinirli olduğunu ele veriyordu.
"Abi merak ettik görüşmeyi." dedi Nejat.
"İki saate toplantı salonunda olun. Artık gidişatı hızlandırmanın vakti geldi."
İki adamda kafa sallayarak onayladılar. Gümüşpala merdivenlere yöneldiği sırada
"Bu arada" diyerek arkasını döndü.
"Koridorda köşeyi dönen ufak tefek bir gölge gördüm. Fikri olan var mı?"
Anlaşılan ağabeyleri cevabını bildiği bir soru soruyordu.
"Abi ışığın geliş açısı değiştiğinden gölgesi küçük olabilir bizim çocuklardan biridir."
Yiğit Ali alenen sıçrıkları olayı sıvamaya çalışıyordu.
"Işığını ayrı fiziğini ayrı siktirtme bana Yiğit Ali! Hesabınızı keseceğim durun siz." diyerek yukarı çıktı.
Bahar yatakta oturmuş tırnaklarını kemirmekle meşguldü. Hamza Mahir'in gelmediği her dakika sabrı bir tık daha tükeniyordu.
Kapı kabaca açılıp adam içeri girdiğinde Bahar da hemen yataktan kalkıp yanına ulaştı.
"Ne yaptın?"
Hamza Mahir kızın tişörtünün ucundan tutup aniden çıkardı.
"Mahir napıyosun?"
Adam konuşmuyor yalnızca kızın üzerindekileri çıkarıyordu. Beli lastikli eşofman altını da bir hamlede çıkarıp kızı kucağına aldı.
"Ya Mahir diyorum bak hiç duyuyor mu? Gündüz vakti napıyosun sen acaba?"
Adam hiç konuşmadan kızı yatağa bırakmış aceleyle kendi gömleğini ve pantolonunu da çıkarıp kızın yanına kendini atmıştı.
Bahar adamın davranışlarını şaşkınlıkla izliyordu.
Yüzünü kızın boynuna gömmüş, vücudunun yarısı da kızın üzerindeydi. Derin bir nefes alıp kokusunu içine çekti.
"Nasıl bu kadar masumsun sen? Bana nasıl bu kadar iyi gelebiliyorsun?"
Bahar hala şaşkın şaşkın bakıyordu.
Yeniden boynunu koklayıp uzunca öptü.
"Herkes bu kadar kirliyken sen nasıl bu kadar temizsin? Bu nasıl mümkün olabilir?"
Sesi soru sormaktan çok hayret eder gibiydi.
Kendini çok kıymetli bir mücevhermiş gibi gören adama sımsıkı sarıldı Bahar.
İçindeki tüm kapanmamış yaralara merhem olmak, böyle kucaklayarak sarıp sarmalamak istiyordu kocasını.
Adamın biraz gevşediğini hissettiğinde kendini tutamayıp konuşmaya başladı.
"Mahir ben bir şey yaptım ama kızmayacağına söz verirsen söylerim."
Adamın yüzü boynuna gömülü olduğu için sesi boğuk geliyordu.
"Biliyorum."
Bahar'ın gözleri yuvalarından fırladı.
"Nasıl biliyosun ama yaa?"
Sesi itiraz eden bir çocuk gibi çıkmıştı.
"Gördüm."
Bahar'ın sesi pes der gibiydi.
"Ben hemen de kaçmıştım oysaki."
Elleri istemsizce göğsünde yatan adamın saçlarına gitmiş usul usul okşuyordu. Uzunca bir sessizlikten sonra genç kız konuşmaya başladı.
"Ondan bir kez daha nefret ettim. Beni terk ettiği için her zaman öfke doluydum kendimi bildim bileli ama bugün ilk defa şükrettim Mahir. İyi ki o pis elleriyle benim saçlarımı hiç okşamamış, iyi ki kendini sevdirmemiş bana. Kendimden de nefret ederdim çünkü."
Adamın gözleri kapalıydı fakat sessizce kendisini dinlediğini biliyordu.
"Beni öyle aşağılık bir adamın kızı olarak değil de yalnızca Bahar olarak kabul ettiğin için teşekkür ederim."
Sesi çatallaşmıştı, ağladığı belli oluyordu genç kızın.
"Beni öz ailem bile istemezken, tüm bunları yaşayıp beni bağrına basman o kadar kıymetli ki keşke yaşadıklarını geri alabilsem."
Hamza Mahir ağlamasına daha fazla dayanamayıp başını kaldırmış ve kızı göğsüne çekmişti.
"Ağlama artık."
Bahar adama daha da sokulmuştu.
"Ben sana ağlamıyorum ki altı yaşında annesiz kalan çocuğa ağlıyorum. Onun şahit olduklarına, hissettiklerine ağlıyorum."
Adam sesli bir soluk vermişti.
"Kendimi bildim bileli o kadar çok kire, pasa, günaha bulaştımki sen ancak bana günahsızken çektiğim o bedellerin karşılığı olabilirsin. Ben artık üzülmüyorum o çocuğa, ağlama."
Adam kendisine dünyanın tüm seni seviyorumlarından daha kıymetli bir şey söylemişti.
Bahar gülümseyerek kafasını kaldırıp Hamza Mahir'in yüzüne baktı.
"Sen biraz önce bana ilan-ı aşk mı ettin Mahir?"
Adam ciddiyetini bozmadan cevapladı.
"Kızım karşılıksız aşkın pençesine düştün kabul et artık."
Gülerek adamın göğsüne vurdu.
"Ben de söylettirmezsem görürsün sen!"
Adam kafasını eğip kızın dudaklarına bakarak konuşmaya başladı.
"Bak sen nasıl yapacakmışsın onu?"
Kız kendinden emin bir şekilde
"Aynen senin yaptığın gibi canım."
Adam kahkaha attı ve aynı anda Bahar'ın midesindeki kelebeklere uçuş talimatı verildi.
"Sana bir özgüven mi geldi yavrum?"
Bahar kıkırdadı adamın cümlesine, aslında çok da utanmıştı ama belli etmemeye çalışıyordu. Yanaklarının pembeliği çoktan kendini ele vermemiş gibi.
"Zeki kızım sonuçta çabuk öğrenirim canım."
Böyle havalı havalı sallama cesaretini nereden buluyordu Bahar kendi de bilmiyordu şuanda.
"İtiraf ettirme çalışmalarını zevkle bekliyorum güzelim."diye fısıldadı Hamza Mahir kulağına.
Vallahi bu adamla yarışılmazdı ve muhabbet böyle giderse Bahar'ın yüzü ve kulakları alev alacaktı.
Konuyu değiştirmeye karar verdi.
"Mahir?"
Büyük ihtimalle kimse Bahar kadar cilveli Mahir diyemezdi yada adama öyleymiş gibi geliyordu.
"Efendim yavrum?"
Bahar parmaklarını saçlarına dolayarak konuşuyordu.
Adamın gözleri de bukleleriyle oynayan parmaklarındaydı.
"Kapıyı dinledim diye çok kızdın mı?"
Adam pek de kızgın olmayan bir sesle homurdandı.
"Yaramaz çocuk gibisin kızdım tabii."
Bahar dudağını dişleyerek başını kaldırdı ve adamın yüzüne baktı.
"Bağırmadın ya kızmadın gibi gelmişti."
Adam eğilip kızın dudağını dişlerinin arasından kurtardı kendi dudaklarıyla.
"Şu dudağını dişleme diyorum."
Bir müddet daha dudaklarında oyalandıktan sonra tehlikeli bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Gelelim cezana"
Bahar şaşkınlıkla sordu.
"N-ne cezası?"
Adam kızı göğüsünden kaldırıp yatağa yatırdı ve başını iki göğsünün üzerine koydu.
Ağırlığının tamamı kızın üzerinde olmasa da bu kadarı bile fazlasıyla yeterli bir ağırlıktı Bahar için.
"Bir saat uyuyacağım sen de hiç kıpırdamadan böyle beni bekleyeceksin cezan bu."
Bahar ufaktan itiraz etmeyi denedi.
"Mahir çok ağırsın sen hem bir saat her yerim uyuşur benim böyle."
Hamza Mahir itiraz eden kızın sütyenden taşan göğsünün üzerine küçük bir ısırık bıraktı.
"Sus kocaya karşı gelinmez." diye yalandan azarladı kızı.
"Ahh acıttın ama yaa."
Adam çoktan gözlerini kapatmış kendisine cevap dahi vermemişti.
Bir taraftan adamın saçlarını severken diğer taraftan dün geceyi düşünüyordu Bahar.
Adama kendisini babasına verip vermeyeceğini sorduğunda aldığı karşılık genç kızı afallatan bir soru olmuştu.
"Babana vermemden mi korkuyorsun yoksa özgürsün dersem arkana bakmadan çıkıp gider misin?"
Sahi istemediği şey Konya'ya mı dönmekti?
İstanbul'da dilediği gibi özgürce yaşama seçeneği olsa bu evde durur muydu daha fazla?
Yıllarca kurduğu hayali özgürlük değil miydi peki ya neden bütün bunlar çok uzakta kalmış gibi hissediyordu?
Sanki hayatının tüm yıllarında bu adam varmış gibiydi.
Hamza Mahir'de uzak kalmak istemiyordu.
Evet planları arasında aşık olmak yoktu ama artık çok geçti.
Bu adamsız nefes almak istemiyordu ve şuan Hamza Mahir kendisinden kayıtsız şartsız teslimiyet bekliyordu.
Hissettikleri platonikse belkide kaçırılıp getirildiği bu evden gönderme beni diye yalvardığı için rezil olup gidecekti.
Beyni tüm olasılıkları hesap etmişti fakat kalbinin tek bir seçeneği vardı.
"Ben senin karın olarak burda kalmak istiyorum."
Bir çırpıda söyleyivermişti.
Gümüşpala kızın iyice dibine sokulup yatağa bakan gözlerini kendine doğru kaldırdı.
"Kendi isteğinle burada kalman çok değerli. Şunu bil gitmek isteseydin de gidemezdin zaten."
Bahar'ın üzerinden kocaman bir yük kalkmıştı utanmasa oh çekecekti.
"Sen benim karımsın. Bu gece ve daha sonraki bütün geceler benim olacaksın. Bu yatakta sahip olacağım sana tekrar tekrar."
Tane tane konuşarak kızın dudaklarına kapandı. Dudakları adam tarafından istila edilen Bahar daha ne olduğunu anlayamadan sırtı yatakla buluşmuştu.
"M-Mahir biz şimdi şey mi yapacağız şey mi..."
Adam nefes almak için uzaklaştığında konuştu.
"Evet yavrum sevişeceğiz."
Bahar'ı öyle büyük bir heyecan sarmıştı ki ne kadar saçma bir soru sorduğunun dahi farkında değildi.
"Hepsini mi yapacağız?"
Adam boynunu öyle erotik bir şekilde dişliyor ve emiyorduki aklı başından gitmek üzereydi.
"Haliyle taksit taksit yapacak değiliz güzelim."
Hamza Mahir'in eli bornozunun kuşağına gittiği anda Bahar adamın elini tuttu.
Kızın öpülmekten şişmiş dudaklarına ve kızarmış yanaklarına bakan adam
"Sakin ol" diye fısıldayarak kuşağı çözdü.
Bembeyaz, tüysüz vücudu tamamen adamın inisiyatifine kalmış bekliyordu.
"Çok güzelsin. Bembeyaz el değmemiş kar gibi."
Adamın ağzı hızla göğsünü bulurken Bahar'ın gözleri zevkle kapanmıştı.
Daha önceki seferlerde sonuna kadar gitmeyeceklerini bilmenin rahatlığıyla tamamen kendini bırakıyordu fakat bu defa vücudu zevk seline kapılmış ilerlerken beyni sürekli yanıp sönen bir sinyal gönderiyor gibiydi.
Adam iki göğsünde de uzunca oyalanmış emmiş, pespembe uçlarını özellikle dişlemiş ve daha sonrasında vücudunda öpülmedik yer bırakmamıştı.
Bir taraftan inlerken diğer taraftan da tedirginlikle konuşmakla meşguldü Bahar.
"Mahir çok acır mı?"
Adam en mahrem yerinde oyalanıyordu ve yaptıklarıyla Bahar'ı adeta kudurtuyordu.
"Bilmiyorum yavrum benim acımamıştı."
diyerek ağzını dayadığı yerden çığlık attırdı Bahar'ı.
"Mahir ya dalga geçmesene korkuyorum!"
Hamza Mahir sayısız tecrübesinde daha önce sevişirken bu kadar çok konuşan bir kadın görmemişti!
Bahar adamın diliyle yaptığı her ne haltsa beli yukarı doğru kıvrılıyor ve yüksek sesle inliyordu.
Üzeri zaten çıplak olan adam yerinden doğrulup altındaki eşofmanından ve baksırından da kurtulduğu anda Bahar'ın kilitlenmiş gibi erkekliğine bakan korku dolu gözleriyle karşılaştı.
"Mahir b-ben onu ha-hayatta içime alamam. Ya bak yemin ederim akciğerlerime kadar gelir o benim! Zaten benim toplam boyum o kadar!"
Adam yüksek sesli bir kahkaha atmıştı kızın saçmalamalarına. Öyle feci saçmalıyordu ki önce ses etmemiş ama sonrasında dayanamamış gülmüştü.
Seks yaparken kahkahalarla güleceği aklının ucuna dahi gelmezdi.
Kızın iki bacağının arasına girerek üzerine doğru uzandığı sırada Bahar adama kızıyordu.
"Gülme bak kalkarım şimdi! Mahir diyorum gülme adam!"
Adamın erkekliğinin kadınlığına sürtmesiyle ilk defa tanıştığı bir zevk akımıyla baş etmeye çalışan kız başını arkaya doğru atmış inliyordu.
Gümüşpala "Kalkacağa bak sen!" diye alayla söylenirken diğer taraftan da kızı sakinleştirmeye çalışıyordu. "Sakin ol güzelim, güven bana."
Hamza Mahirin dudakları yeniden göğüslerini bulmuştu ve Bahar vücudunun her yeri aynı anda elektrik akımına kapılmış gibi hissediyordu.
Aldığı zevkten dolayı korkudan titrediğini fark etmiyordu bile.
"Bir de göbeğim yok diyorsun yavrum?"
Adamın eli minicik ayva göbeğinde dolaşırken bir süre sonra elinin yerini dudakları almıştı.
Bu söylenecek şey miydi şimdi yani?
Bahar korkusunu falan unutup aniden öfkelendi.
"Bravo yani Mahir tam da senin öküzlük level'ına yakışı... Ahhh!"
Adam tamamıyla içine girivermişti aniden.
Gözünden akan damlaları öperek silen adam kızın alışması için bekliyordu.
"Bilerek kızdırdın beni değil mi bravo gerçekten"
Adam alaylı bir gülüş sundu kıza.
"E var bizim de kendimize göre numaralarımız."
Bahar korktuğu kısmı atlatmış olmanın ve de adamın içindeki varlığına alışmanın getirdiği rahatlamayla güldü ve adamın dudağından öpebilmek için kıpırdandı.
Kızın kıpırdanmasıyla irisleri kapkara olan adam daha fazla sabredemeyip hareket etmeye başladı.
Bahar ilk defa yaşadığı bu büyük hazzın sokaklarında kaybolurken düşünebildiği tek şey ne kadar aşık olduğuydu.
Genç kızın sona yaklaştığını anlayan Hamza Mahir'in yönlendirmesiyle yıldızları ilk defa birlikte izlemişlerdi.
Bahar'ın terlemiş alnını uzunca öpen adam başını göğsüne yatırdı.
O sırada genç kız bundan daha mahrem ve daha aşk dolu bir an olmayacağını düşünüyordu.
Aşkla adamın yüzünü izlerken merakla sordu.
"Ne düşünüyorsun?"
Hamza Mahir kızın meraklı güzel gözlerine tebessümle baktı.
"Ne kadar geveze bir karım olduğunu."
İnsan bari ilk gecelerinde romantik olurdu ama nerdeydi işte!
Karşılık olarak adamın omzunu ısırdı ama adamın canı acımış gibi görünmüyordu.
"Isır güzelim ısır bunun bir rövanşı olur nasıl olsa."
Hamza Mahir'in edepsiz imasıyla kıkırdayıp yüzünü göğsüne sakladı.
Biraz sonra aklına unuttuğu bir şey aniden gelirvermiş gibi alakasız bir şekilde sordu adam.
"Ağrın var mı?"
İyice kocasına doğru gömülen kız utançla sitem etti.
"Mahiiir"
Adam kızın yüzünü zorla da olsa kendine çevirdi.
"Bu geceden sonra vücutlarımız kendimizin olduğu kadar birbirimizin de o yüzden benden utanmayacaksın."
Kız gözlerini kaçırarak konuştu.
"Utanıyorum işte alışana kadar biraz zaman ver bana. Bir de şey ağrıyor sence normal midir?"
Hamza Mahir kafasında tartıyor gibiydi.
"Normaldir herhalde benim gibi bir adama göre fazla ufaksın, zorladım seni."
Allahım ne kadar edepsiz şeylerden bahsediyorlardı normal bir şeymiş gibi!
Bahar'a iyiden iyiye uyku bastırmış kedi gibi adama iyice sokulmuş esnerken konuşmaya çalışıyordu. Gözleri kapanmak üzereydi.
"Mahir"
Hamza Mahir kızın uzun saçlarıyla oynuyor diğer taraftan da belini okşuyordu.
"Efendim güzelim?"
Bahar'ın kapanmak üzere olan bilincine adamın elleri hiç yardımcı olmuyordu. Sanki uykuya biraz daha çekiliyordu genç kız. Yeniden esnerken konuşmaya çalıştı.
"Ben galiba sana aşık oldum."
Adamın şaşırmış gibi bir hali yoktu.
"Biliyorum uyu hadi yavrum."
Sonrası Bahar için karanlıktı.
Bahar sabah gözlerini açtığında sıcaktan bunalmak üzereydi. Hamza Mahir yüzünü göğüslerinin üzerine koymuş uyuyordu. E haliyle kırk beş kiloluk bir kız için yüz kiloyu kaldırmak bir hayli zor oluyordu.
Bir iki kıpırdanmanın ardından adam uyanmıştı. "Bahar yavrum kıpır kıpır uyutmadın dur artık!"
Sesi sabah sabah huysuz çıkmıştı adamın.
"Bunaldım ama çok sıcak oldu Mahir."
Ses gelmeyince devam etti
"Hem çok ağırsın dümdüz oldum altında."
Kızın sürekli konuşması üzerine adam mecbur doğrulmuştu yatakta.
"Ulan vır vır sikip attın beynimi. Ya kıpırdayıp duruyorsun ya da konuşuyorsun bir uslu dur uslu!"
diyerek kendi tarafına yattı.
Bahar'ın zaten hassaslaşan hormonları sebebiyle hemen gözleri doldu.
"Ne belaymışım ya gideyim ben en iyisi."
Kızı üzdüğü için kendine kendine küfreden adam kalkmak üzere olan Bahar'ı yakalayıp üzerine çekti.
"Bırak istemiyorum!"
Kızı bacaklarının arasına hapseden adam kıpırdayamaz hale getirmişti.
"Dün çok aşığım Mahir diyordun şimdi istemiyorum diyorsun doğru söyle bir gecelik miydi hevesin?"
Adamın kurduğu cümleye istemeden kıkırdamıştı Bahar.
"Hiç de çok aşığım falan demedim yalancı!"
Kızın sesi cilveli haline dönünce adam rahatlıyordu.
"Hatta sırılsıklam aşığım bile dedin. Beni yatağa atmak için miydi?"
Bahar'ın eli adamın göğsünde belirsiz şekiller çizmekle meşguldü. Diğer taraftan da gülüyordu. "İlla ki utandırcaksın beni değil mi?"
Adam kızın göğsündeki elini dudaklarına götürüp öperken kendisi de gülümsüyordu.
Bahar'ın karnının guruldaması üzerine yataktan çıkmak zorunda kalmışlardı.
Bembeyaz yatağın ortasındaki kırmızı lekeye gözü takılan Bahar, adamın da oraya baktığını farketti.
Sonrasında dudakları esir alınırken kendisine teşekkür eden adam nedensizce mutlu etmişti Bahar'ı.
Hamza Mahir'in uykusunun içinde rahat ettirmeyen sütyenine homurdanması üzerine hayal aleminden çıkar Bahar dün geceden beri yüzüne yerleşen ve kendisini iyice salaklaştırdığını düşündüğü gülümsemesiyle kocasını seyrediyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder