GÜMÜŞPALA-25
Keyifli okumalar ♥️
Film biteli yaklaşık on dakika olmuştu ama Bahar halen daha ağlıyordu.
"Bahar?"
Yanağını göğsüne yaslamış, kolları arasında kaybolan kıza seslendi adam.
"Güzelim gözünde yaş kalmadı ağlama artık!"
Kızın ağlamasına üzülen adam kendini heba ettiği için aynı zamanda sinirleniyordu.
Susmaya kararlı gibi görünen Bahar'ın biraz sonra kısık sesi duyuldu.
"Ohoo bu ne ki sen bir de dün gece görseydin beni." deyip adamın kollarından sıyrıldı.
Doğrulup kalkacağı sırada Hamza Mahir tarafından kolundan tutulup durduruldu.
Yüz yüze bakıyorlardı.
"Yapma böyle"
Adamın sesinde garip bir pişmanlık vardı.
Ne kadar sert biri olduğunu bilmese Bahar neredeyse üzülüyor zannedecekti.
"Yatacağım ben iyi geceler"
Aralarındaki hiçbir şeyi halledemiyorlardı nasıl olsa Bahar da gidip yatardı en iyisi.
"Ne uykusu bu saatte?"
Hamza Mahir'in sorgulayıcı tavrından sıkılan Bahar oflayarak yarım ağız cevap verdi.
"Uykum geldi uyuyacağım Mahir senin için de bir mahsuru yoksa."
Kızın cilveli nazlı, cıvıl cıvıl hallerine alışkın olan adamın bu buz gibi haller hiç hoşuna gitmiyordu.
"Akşam yemeği yemedin, aç uyuma."
Çok da fazla üzerine gidip daha da kırmamak adına olacak ki sesini çıkarmıyordu fakat Gümüşpala da pek sabırlı bir adam değildi.
"Aç değilim ben."
Bahar'ın esas derdi bir an önce Hamza Mahir'in etki alanından çıkıp gitmekti.
Evet çok kızgındı falan ama aralarındaki çekim öfke, sinir falan dinlemiyordu ki her an kendini adamın kollarında bulabilecek olma fikrinden kaçıyordu.
"Bahar çocuk gibi ayak diretme yavrum."
Al işte hep Bahar çocuk oluyordu!
"Ya ne alakası var pardon? Asıl sen ısrarcı yaşlı nineler gibi tutturdun yemek de yemek hayret bi şey ya istemiyorum!"
Bu sırada Hamza Mahir tek kaşı havada ayağa kalkmış kızın üzerine üzerine yürüyordu.
"Demek nine öyle mi?"
Bahar geri geri giderken bir taraftan da laf yetiştirmekle meşguldü.
"Benzetme yaptım benzetme, mecazen yani. Gelme üzerime üzerime! Metafor diyorum ya bak gelme öyle kocamansın zat..."
Sırtı kapıya yaslandığı anda susmak durumunda kalmıştı genç kız.
"Bu adam bana nine demek neymiş gösterir demedin mi bakayım sen?"
Başını kızın kulağına doğru eğmiş fısıldıyordu.
"Ay bayılacağım şimdi bir git Mahir"
Adamı elleriyle iteliyordu bir yandan ama pek etki ettiği söylenemezdi.
Tam o an Bahar'ın bugüne kadar ki bir çok rezilliğini ört bas edebilecek rezillikte bir durum yaşandı.
Karnı guruldadı!
Eş zamanlı olarak Hamza Mahir'in dudağının bir köşesi yukarı doğru kıvrılırken Bahar'ın gözleri kendinden bağımsız bir şekilde adamın muhteşem dudaklarının hareketini izliyordu.
Kızın burnunu iki parmağı arasına sıkıştıran adam yüzünü buruşturarak alayla söylendi.
"Hayatımda böyle berbat bir yalancı görmedim."
Şu güne kadar yalanla dolanla işi olmuştu da sanki Bahar'ın!
"Senin etrafındakiler hep profesyonel yalancı heralde? Üç beş yalan söyledik de sanki bu zamana kadar!"
Tam o anda ikinci bir guruldayışla isyan eden karnı adama kahkaha attırdı.
"Gülme ya ne gülüyorsun? Bak gülme diyorum çok kötü olur!"
Sözleri adamı etkilemezken elleriyle yüzünü kapatan Bahar bu şekilde yok olmaya çalışıyordu.
Kızın sevimli hallerine dayanamayan Hamza Mahir omuzlarından tuttuğu gibi kendi göğsüne çekip sımsıkı sarıldı.
En anlaşamadıkları zamanlarda bile alakasız bir şey yapıp kendisini sakinleştiriyordu Bahar.
"Senin bu miden evde erzak bırakmayacak gibi ne diyorsun?"
Hala dalga geçen adamın karnına bir şaplak geçirmeyi ihmal etmedi genç kız.
"Yürü hadi yürü doyuralım önce seni."
Bahar'ı öne doğru çekip kapıyı açan adam kızı omuzlarından yönlendirerek önden yürütürken Bahar istemsizce sordu.
"Sonra peki?"
Özellikle anlamamazlığa veriyormuş gibi görünen adam sorusuna soruyla cevap verdi.
"Ne sonra?"
Genç kız salona ulaştıkları sırada durup arkasını döndü adama bakabilmek için.
"Önce doyuralım seni dedin ya işte sonrası mı var?"
Dudaklarına bakarak konuşan adam
"Belki sonrasında da sen beni doyurursun?" dedi imalıca.
Bahar'daki de akıldı da soru soruyordu yani!
"Sen varya sen avucunu yalarsın canım!"
Tekrar arkasını dönüp gideceği sırada adamın konuşacağını anlayan kız işaret parmağını sallayarak geri döndü.
"Tek kelime daha edepsiz laf et bir bakalım noluyor!"
Bahar, Hamza Mahir'in bu zamana kadar gördüğü en haddini bilmez kadındı.
Kendisiyle fütursuzca konuşuyor, karşısındaki adamın kim olduğunu umursamadan tehditler savurabiliyordu.
Bu durum gerçekten tuhaftı fakat bundan daha tuhaf bir durum varsa o da tüm bunların adamın hoşuna gidiyor oluşuydu.
Normal koşullarda etrafında kalıbına güvenen kimseler dahi kendisine bu cesareti gösteremezdi ama bu küçücük kadına kendisinden ona asla zarar gelmeyeceği güvenini nasıl vermişse kesinlikle çekinmiyordu.
Esasen hoşuna giden durum buydu.
Bahar her ne olursa olsun güvende hissediyordu. Hamza Mahir kızın gözlerinde bu eminliği görüyordu.
Onun kadını tam olarak böyle olmalıydı.
Gümüşpala'nın kadını, onun gücünü arkasında öyle bir hissetmeliydi ki bizzat Gümüşpala'nın kendisinden dahi çekinmemeliydi.
Bu durum bir çok zaman adamı sinir krizi eşiğine sürüklese de başının dumanı sakinlediğinde her seferinde bu kanıya varıyordu.
Mutfağa doğru yönelen kızın elinden tutup durdurdu.
"O tarafa doğru değil." deyip dış kapıya doğru sürükledi.
"Nereye gidiyoruz dışarda mı yiyeceğiz?"
Kapıyı açmak üzere olan adamı ısrarla çekiştirip durdurdu.
"Üzerimde eşofman var farkında mısın Mahir?"
Hamza Mahir kızı tepeden tırnağa incelerken Bahar huzursuzca kıpırdandı.
"Sen böyle de güzelsin hadi." deyip kapıyı açtı.
"Çocuk kandırır gibi dediğin lafa bak yani."
Kapıdaki adamlarla burun buruna geldikleri için susmak zorunda kalan Bahar, Hamza Mahir'in korumalara selam vermesini bekleyecekti ki adamın uyarı dolu bakışlarıyla arabayı işaret ettiğini gördü.
Ayy sanki Bahar bayılıyordu muhabbetlerini dinlemeye!
Bir insan iki dakikalık iyiyim canım sen nasılsın mevzusundan bile kıskançlık krizi çıkarabilir miydi?
Önden yürüyüp kapısı şoförü tarafından açılmış siyah filmli lüks arabaya bindi.
Biraz sonra Hamza Mahir de gelmişti. Asık suratına anlam veremeyen Bahar anlamazca sordu.
"Ne?"
Adam alt eşofmanına resmen düşmanına bakar gibi bakıyordu.
"Bu eşofmanın çok dar değil mi senin?" diye homurdandı.
"Yok artık Mahir bu muydu derdin?"
Hala gözü eşofmandaydı.
"Bir büyük bedenini alsaydın."
Kızın isyanını duymamış gibi fikir yürütüyordu adam.
"Takım satılıyordu bir büyük bedeninin üstü büyük geldi napayım ben de istemezdim popom büyük olsun ama bana sorulmadı işte. Hem bir dakika ya ben sana bunları niye açıklıyorum? Böyle sevdim, aldım hayret bir şey!"
Hamza Mahir kızı bir anda kendine çekip sarılırken başının üstüne bir öpücük kondurmakla meşguldü.
"Ulan popona ayrı sana ayrı ölürüm ama çok konuşuyorsun işte."
Bahar başını kaldırıp adama bakmaya çalışacağı sırada yine adam tarafından engelledi.
"Değil itiraf mitiraf değil." Sesi oldukça keyifliydi.
"Hıh! Ben onu sormayacaktım ki zaten artık merak da etmiyorum!"
Tripli sesine gülen adam biraz daha sıktı kolları arasındaki kızı.
Deniz kenarında köfte ekmek yemeğe geleceklerini asla tahmin etmeyen Bahar sebepsizce çok mutlu olmuştu.
Hamza Mahir gibi lüks restoranlarda yemek yiyen bir milyarder için fazla salaş bir ortam olmasına rağmen sanki bir önceki öğününü burda yemiş rahatlığıyla ortam ayak uydurmasını şaşkınlıkla izliyordu Bahar.
Evet kendisi de böyle yerleri pek bilmezdi ama bilmediğini karşıdan bakınca anlayabilirdiniz fakat aynı şey Hamza Mahir için söz konusu değildi.
Onun bu rahat halleri genç kızın da ortama uyum sağlamasını kolaylaştırıyordu.
"Buraya geleceğimizi tahmin etmemiştim."
Kızın tavırlarına dikkatle inceleyen adam "Başka bir yere mi gitmek isterdin?" diye tartarcasına sordu.
"Yok hayır yanlış anladın. Burası çok güzelmiş hem denize de çok yakın hoşuma gitti."
Adamın bir şey demesine fırsat olmadan Hasan usta yanlarına geldi.
"Hoşgeldin Gümüşpala"
Bahar'ın, ellilerinin ortasında olduğunu tahmin ettiği orta boylu, göbekli ve kır saçlı adam kendisinden oldukça büyük olmasına rağmen Hamza Mahir'e hürmetle bakıyordu.
"Hoşbulduk Hasan usta kaldı mı bir şeyler?"
Adam gülümseyerek cevap verdi.
"Benim ekmek teknem seni her zaman doyurur Gümüşpala bilmez misin?"
Adamın tavrı karşısında usulca başını sallayan Hamza Mahir "Eyvallah ustam" diyerek konuyu kapattı.
Kibirli bir kapatıştan ziyade iltifat almaktan mahçup olan bir adamın geçiştirme çabasıydı bu durum Bahar'a göre.
"Sen de hoşgeldin kızım"
Bahar adamın kendisine seslenmesi üzerine gülümseyerek cevap verdi.
"Hoşbuldum Hasan usta"
İşin aslı Hamza Mahir'in buraya bir kadınla geldiğini daha önce hiç görmeyen adam istemeden de olsa soran gözlerle bakıyordu ama konunun muhatabı Hamza Mahir açıklama yapacağa benzemiyordu.
"O zaman her zamankinden atıyorum Gümüşpala, kaçar olsun?"
Hamza Mahir nasıl olsa ağzının tadını bilirdi o nedenle siparişleri çok sorgulamadı Bahar.
Adamın kendisini izlediğinden habersiz köfte ekmekle aşk yaşayan Bahar bol köpüklü ayranını yudumluyordu.
"Yavaş ye yavaş boğulacaksın."
Hamza Mahir'in sesiyle kendine gelen Bahar birkaç lokması kalmış yarım ekmeğine baktı.
"Lokmalarımı mı sayıyorsun sen benim?"
Kızın ayran olmuş dudaklarını tebessümle izleyen adam "Yok o kadar hızlı sayamıyorum." deyince Bahar'ın kötü bakışlarına maruz kalmıştı.
Yemekten sonra iyi akşamlar dileyip ayrıldıkları sırada denizden kopmak Bahar'a çok zor gelmişti.
Kızın gözünün sürekli orada olduğunu gören Hamza Mahir ise elinden tuttuğu gibi arabadan indirmiş ve sahil boyunca yürümüşlerdi.
En sonunda bir banka oturmuşlar denizi seyrediyorlardı. Daha doğrusu Bahar denizi izliyor, Hamza Mahir de Bahar'ı izliyordu.
"Nerden geliyor senin bu deniz sevdan?"
Havaların yavaştan serinlemesi üzerine bir de deniz havası eklenince genç kızın içi titremişti. Hamza Mahir hemen sıcacık kollarının arasına çekivermişti kızı.
"Sen İstanbul'da yaşadığın için elinin altında o yüzden kıymetini bilmiyorsun. Benim gibi yıllarca hayalini kursaydın bir bankta böyle denizi izlemenin o zaman anlayabilirdin beni."
Gerçekten bu kadar minicik bir şeyin senelerce hayalini mi kurmuştu bu güzel kadın?
"Keşke bu kadar beklemeden seni yanıma alabilseydim."
Bahar pek de sahici olmayan bir gülüş sundu adama. "Beni altın kafesten pırlantalarla, yakutlarla falan dolu başka bir kafese kapatmak için mi?"
Gümüşpala katı benliği ile en az karşısındaki deniz kadar güzel genç kızın iradesine attığı çentikler arasında sıkışıp kalıyordu.
Bencilce görmezden gelmeyi deniyor, yalnızca yanında kalması kaidesiyle diğer her şeyi reddediyordu fakat kulaklarını sesi doldurunca, burnundan o güzel kokusu girince varlığını tam da böyle kollarının arasında hissedince kaçacak bir yeri kalmıyor duvarlara çarpıp çarpıp başa dönüyordu.
Tüm bunlar Hamza Mahir gibi bir adam için oldukça yeni duygulardı. Sesli bir soluk alıp verdi.
"Bak en büyük hayallerinden birini benim kollarımda gerçekleştiriyorsun."
Bahar bu sefer içte bir tebessüm etti.
"O bana da sürpriz oldu gerçekten."
Hamza Mahir kızın boynuna dudaklarını baktırırken söylendi.
"Ne olduğunu anlayamadan alıverirler işte böyle yavrum."
Ters ters bakan genç kız homurdandı.
"Bir kere de maço olma be adam!"
Kızın bezmiş sesine gülen adam cevap vermedi.
Bir süre sessizce ortamın keyfini süren Bahar açıklığa henüz tam olarak kavuşmayan meseleleri yüzünden eskisi gibi huzurlu olamıyordu.
"Mahir benim iş meselesi ne olacak?"
Aynı konunun açılıp durması adamı rahatsız ediyordu.
"Bu konudaki fikrim değişmeyecek güzelim."
Bu kadar katı olmasını gerçekten anlayamıyordu Bahar.
"Mahir ben sana barda çalışıyım mı diyorum? İç çamaşırı defilesine çıkacağım mı diyorum? Bu kadar tepkili olmana anlam veremiyorum."
Kızın söyledikleriyle gerilen adam alaylı ama aynı zamanda sinirli olduğu belli olan bir tonla sordu.
"Sen gerçekten bunları bana sorabileceğini mi zannediyorsun?"
Yok Bahar şimdi ortadan ikiye çatlayıp ölecekti!
"Biz sana Hazreti Hamza Mahir mi desek ne desek acaba ya?"
Kızın lafının üzerine "Sen bu laf sokma işinde baya iyisin yalnız ha" diyen adam bir de alayla taktir ediyordu.
Tepesi atan Bahar hızlıca kalktı yerinden.
"Ben gitmek istiyorum artık!"
Hamza Mahir de ağır hareketlerle doğrulup yerinden kalktı. "Aferin Bahar böyle güzel anların içine... Tövbe estağfurullah yürü hadi yürü."
Açıkçası konuyu burada açtığı için Bahar da biraz pişman olmuştu.
Nasıl olsa evin içinde kedi köpek gibi tartışıp duruyorlardı. Önceki berbat anıları sayılmazsa ilk defa güzel bir akşamı dışarıda geçirmişlerdi ve genç kız da böyle bitsin istememişti.
Eve geldiklerinde Hamza Mahir'in tüm akşamki neşeli tavrı kaybolmuş yine kendisine mesafeli duruyordu.
Böyle zamanlarda tüm o güzel duyguları yaşatan adamla Hamza Mahir'in aynı kişi olduğuna inanamıyordu Bahar. O kadar mesafeli duruyordu ki cesaret edip yaklaşamıyordu bile.
Adama karşı güttüğü davada sonuna kadar haklı olduğunu düşünse de ondan ayrı kalmak, bu şekilde iki yabancı olmak genç kızın canını fazlasıyla yakıyordu.
Önceden ettiği koca koca laflar, o burnundan kıl aldırmayan Bahar şimdi kendisine o kadar uzaktı ki... Bağırsa da asla gelebilecek mesafede durmuyordu o Bahar artık.
İnsanın kalbi bomboşken asıp kesmesi ne kolay işti ama o kalp ağzına kadar tıka basa dolduğunda hatta dolup taştığında eskisi kadar katı fikirlere sahip olmanız mümkün olmuyordu. Genç kız bizzat tecrübe etmişti.
Bu konuyu sonsuza kadar uzatıp kan davasına çevirebilecek potansiyelin alası vardı Bahar'da hatta bir ay önce şu durum yaşansa neler yapardı kimbilir?
Yarın çalışmaya başlasa dahi Hamza Mahir kendisine böyle uzak durduğu sürece asla mutlu olamayacaktı ki.
Evet belki bu kötü bir durumdu, adam kendisine olan zaafını kullanıyordu ama kullansa da kullanmasa da sonuç değişmiyordu Bahar çoktan o aşk trenine binmiş tam gaz gidiyordu.
Şuan içinde bulundukları durum da dahil olmak üzere hiç bir mesele yüzünden aşık olduğu adamla arasına mesafeler girsin istemiyordu.
Bu acizlik miydi?
Sanmıyordu Bahar.
Bu hayattaki önceliklerinin değişmesiydi.
Belki de muhtaçlıktı bilmiyordu. Öyle maddi bir muhtaçlıktan bahsetmiyordu, iki kalbin birbirine ihtiyacıydı tamamen.
İstiyordu ki Hamza Mahir kendi isteğiyle çalışmasına onay versin. Mecbur kalıp tamam demek yerine tüm kalbiyle desteklesin kendisini. Genç kızın da içi ancak bu şekilde rahat ederdi.
Evet aralarındaki bu meseleyi aşmak bir hayli zora benziyordu. Hamza Mahir sabit fikirli bir adamdı. Kolay kolay değişecek biri değildi ama Bahar pes etmeyecekti.
Kısa vadede başarısızlıkla sonuçlanan isteğini uzun vadede mutlaka başarıya ulaştıracaktı.
Odaya girdiğinde adamı altında yalnızca bir mayoyla
bulmayı beklemeyen Bahar şaşkınlıkla sordu.
"Nereye gidiyorsun?"
Tavırlarından asabının bozuk olduğu anlaşılan adam kısaca cevap verdi.
"Yüzmeye"
Hadi canım Bahar da hiç anlamamıştı zaten!
"Yani o kadarını tahmin ettim tabii de nerede yüzeceksin onu soruyorum."
Hamza Mahir hiçbir şey olmamış gibi konuşan kızı temkinli bir şekilde tartarken cevapladı.
"Aşağıdaki kapalı havuzda"
Bu evin aşağı katında bir havuz vardı ve günlerdir bu evde yaşayan genç kız bunu bilmiyor muydu yani?
Kim bilir daha neler öğrenecekti pesti doğrusu!
"Ben de geleyim mi?"
Adam kapının kulpunu tutup açtığı sırada "İstiyorsan gel" deyip çıktı.
Havuzu çok merak eden Bahar usulca Hamza Mahir'in peşine takıldı.
Daha önce girme gereğinde bulunmadığı odalardan birinde aşağı kata inen bir merdiven çıkmıştı iyi mi?
Havuzun bulunduğu yere indiklerinde Bahar'ın ağzı açık kalmıştı. Gerçekten de çok büyük bir havuz yapılmıştı bu kata.
Hatta spor aletlerinin bulunduğu camekanla ayrılan ayrı bir bölmesi bile vardı. Demek ki Hamza Mahir sabahları burada spor yapıyordu.
"Orada dikilecek misin yoksa girmeyi düşünüyor musun?"
Kendisine seslenildiğini geç de olsa fark eden genç kız ağzı açık bir şekilde içeriyi izlerken yakalandığı için biraz mahçup olmuştu doğrusu.
"Sen yüz ya ben iyiyim böyle"
Kafasını nasıl istersen anlamında sallayıp havuza giren adamı yine aynı şekilde ağzı açık izliyordu Bahar.
Anlaşılan ağzını kapatamayacaktı.
Yüzerken dalgalanan boğum boğum kol kasları, yakışıklı profili, bir gram yağ bulunmayan fit vücudu genç kızı yutkunmak zorunda bırakmıştı.
Sonra Bahar iradesini korusundu nasıl olacaksa.
"Gelmek istemediğine emin misin gel hadi"
Havuzun yanına doğru yaklaşan kız tereddütle konuştu.
"Bir şey diyeceğim Mahir"
Mahçup çıkan sesiyle eli mahkum gerçeği söyledi Bahar.
"Ben yüzmeyi bilmiyorum"
Adam önce anlamamış gibi kızın yüzüne baktı sonrasına tebessümle kızı yanına çağırdı.
"Gel hadi gel ben öğretirim sana"
Bahar sudan korkuyordu ve bu pek de iyi bir fikir değildi.
"Gelmesem ben? Hem sen yüz ya engel olmayım şimdi."
Kızın sudan korktuğunu anlayan adam ısrar etti.
"Merak etme tutacağım ben seni"
Gitmemek için türlü türlü bahane düşünmekle meşgul olan Bahar aklına gelen şeyle kaçabileceğini düşündü.
"Ben de isterdim ama üzerimde mayom yok maalesef başka bir zaman öğretirsin artık napalım."
Kızın bahanesiyle sabrı taşan adam "Bahar!" diye tatlı sert bir şekilde seslendi.
"İyi be geliyorum ne kızıyorsun"
Havuza doğru yaklaşmıştı fakat cidden mayosu yoktu nasıl olacaktı böyle?
"Mahir gerçekten mayom yok ama nasıl gircem?"
Gözlerinin karasından aklından çok da hayırlı bir şeyler geçmediğine emin olduğu adam şaşırtmamıştı.
"Çıplak girmende bir mahsur yok benim için güzelim."
Gözlerini deviren Bahar "Sen beni oraya yüzme öğretmek için çağırdığına emin misin acaba?" diye azarladı.
Kızın eli belinde kendisini azarlaması adamı güldürmüştü.
"Aklından geçenler için emrine amadeyim yavrum biliyorsun ama madem çamaşırların kalsın üzerinde."
Kocaman adamın böyle oyuncu halleri Bahar'ın da gülmesine sebep oluyordu.
Biraz ilerideki şezlonglara doğru ilerleyen kız üzerini çıkarıp geri dönmüştü.
Üzerinde yalnızca krem rengi iç çamaşırları vardı.
"Öyle yiyecekmiş gibi bakarsan gelmem ona göre!"
Kızın her anını havuzun içinde dikkatle izleyen adam arsız gözlerle bakıyordu.
"Öyle karşımda dikilmeyle devam edersen yalnızca bakmam ona göre!"
Sözlerini taklit ederek konuşması genç kızı yine güldürmüştü.
"Tut ama bak tamam mı?"
Sabrı taşan adam kızı kendisine çektiği gibi havuza alıvermişti.
"Hiiih buz gibiymiş Mahir neden söylemiyosun?"
Kollarını adamın boynuna dolamış, vücudunun tamamını adeta adama yapıştırmış tüm sıcaklığını almaya çalışıyordu.
"Sen ateş gibisin ondan soğuk gelmiştir."
Hamza Mahir'in imasıyla utanan Bahar kafasını adamın göğsüne saklamakta bulmuştu çareyi.
Bir saati aşkın süredir Hamza Mahir büyük bir sabırla Bahar'a yüzme öğretmeye çalışıyordu.
"Güzelim ama kaçıncı söyleyişim şu poponu biraz kaldır yukarıya batıyorsun böyle."
Sinirle adama döndü Bahar.
"Sen de taktın benim popoma ya kalkmıyo işte kalksa kaldırcam heralde. Ağır basıyor görmüyor musun? Gülme bir de!"
Kızın isyanına gülen adam hızla kendisine doğru çekmiş dudaklarına yapışmıştı.
Uzun uzun öpüştükten sonra nefes nefese ayrılan Bahar çoktan hayal alemine geçiş yapmıştı ki adamın kalçasına attığı şaplakla kendisine geldi.
"Senin bu popon bir cezayı hak etti artık!"
Kalp atışları dışardan duyulan Bahar titrek sesiyle sordu.
"N-ne cezası?"
Heyecandan eli ayağı dolaşmış hali hoşuna giden adam havuzun kenarına doğru çekti kızı.
Avuçları havuzun kenarındaki mermere dayanan kız Hamza Mahir ile havuz duvarı arasında sıkışıp kalmıştı.
Arkasındaki adamın ne yapacağını az çok tahmin edip itiraz edeceği sırada artık fazlasıyla geçti.
Dakikalardır adamın karşısında yarı çıplak ve ıslak bir şekilde yüzmeye çalışan ve sürekli temas halinde bulunan kızın şu saatten sonra Hamza Mahir'in elinden kaçmak gibi bir şansı görünmüyordu.
Nitekim arkasından göğsünün birini avuçlamış eli ve içinde gidip gelmeye başlamış erkekliği de bunu kanıtlar nitelikteydi.
Nefes nefese ayrıldıklarında hala suyun içindeydiler.
Yaşadığı her tecrübe bir öncekinden daha güzel olmayı nasıl başarıyordu Bahar anlamıyordu doğrusu.
Adamın üzerine doğru eğilip kulağına fısıldamasıyla kendisine geldi.
"Bu da sonrasıydı güzelim."
Devamında kızın arkası dönük bedenini kendine doğru çeviren Hamza Mahir, yorgun ama hala anın heyecanını koruyan güzel gözlerine baktı.
Bahar'ın kendi üzerindeki etkisi artık kontrol edilmez bir hal almaya başlamıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder