GÜMÜŞPALA-52


Keyifli okumalar🤍

Vakit gündoğumudan hemen önceydi. Geceyi süsleyen ışıl ışıl yıldızların köşelerine çekilme vakitleri gelmiş, o sonsuzluğa uzanan karanlık dalga dalga renklenmeye başlamıştı. 
Geceyle gündüzün kavuşma anlarıydı.

Kimilerine göre de güneşle ayın, günle gecenin bir vedası sayılabilirdi bu anlar fakat bu saatlere kadar büyük bir özlemle seviştiği, yeniden birbirine ait olmanın tadını çıkardığı kocasına yaslanarak, güneşin yeni günü selamlayışını izleyen Bahar için muhteşem bir kavuşmaydı. 

Tıpkı kendi gibi bembeyaz çarşafı vücuduna dolamış bir eliyle göğsünün üzerinden tutarak düşmesine mani olmaya çalışırken arkasında dikilen adamın varlığını iliklerine kadar hissediyordu. 

Bir adım önünde masmavi deniz manzarası, aralarına bir adım dahi mesafe girmesine izin vermeyen, hemen arkasında bir kolunu beline dolayıp kendine sımsıkı yaslamış kocasıyla öyle huzurlu hissediyordu ki Bahar dünya üzerinde gidilebilecek herhangi bir yeri şu anın ve yerin eşsiz güzelliğine değişmezdi.

Hamza Mahir anlaşılan zaman zaman buraya geliyordu ki kolayca alt eşofmanını giyivermişti. Şimdi de kendisinin üzerindeki yalnızca omuzlarının görünmesine müsade eden çarşafa homurdanmakla meşguldü.

"Sevgilim acaba şu anın tadını çıkarsak da daha sonra mı söylensen?"

Zaten ufak tefek olan kadını kendi bedenine doğru öyle bir yaslamıştı ki Gümüşpala, Bahar uzaktan yakından kendisini birinin görebileceğini hiç mi hiç zannetmiyordu. 

"Ben senin tadını çıkardım güzelim gerisi önemli değil."

Hamza Mahir genç kadının saçlarını bir tarafa doğru toplayıp yüzünü açıkta kalan boynuna doğru gömmüştü. 
Derin bir nefesle kokusunu içine çekerken kocaman bir öpücük bırakmıştı bile. 

Bahar böyle zamanda o kadar sarsılmış hissediyordu ki adam sanki vücudundan bir parçayı da alıp götürüyordu o nefesle. 

"Birazcık romantik olur insan ama nerde? Kime söylüyorum ki zaten değil mi?"

Genç kadının sesi sitemden ziyade durumu kabullenmiş olmanın verdiği sakinlikle alaycı çıkıyordu. Baş ve işaret parmağıyla azıcık işareti yaparken boynunda Gümüşpala'nın dişlerini hissetti. 

"Ahh ama acıttın yaa ısırma!"

Geceden beri yeterince sanatsal izler bırakmamış gibi bir de hala ısırıyordu!

"Kocayla dalga geçilmez"
Adamın yapmacıklık kokan uyarısıyla kıkırdadı Bahar.

"Neden kocamın yenilmez otoritesi mi sarsılır, karizması mı çizilir?"

Yönünü Gümüşpala'ya doğru dönmüş yaramaz bakışlarla sırıtıyordu Bahar. 

"Dua et sana herkesin içinde kocişim falan demiyorum."

Normal koşullarda Bahar zaten kocişim diyecek bir tip değildi. Sevgi sözcükleri kullanırken bile farklı bir tanesi ağzından çıkınca kendi kendine garipsiyordu. 
Kocişim neydi bir kere duy da inanma!

"O herkesin bir de tenhası olur yalnız."

İnsan böyle mest edilerek tehtid mi edilirdi canım?

"Ne yaparsın mesela?"

Genç kadın alt dudağını dişleyerek Gümüşpala'ya şuh bakışlar atıyordu.
İşin zorlayıcı kısmı ise Hamza Mahir, Bahar'ın bunu bilerek yapmadığının farkındaydı. 

"Ulan.. çok yoruldun diye kıyamıyorum bak fazla zorlama şansını."

Bahar ayak parmakları üzerinde yükselerek ellerini kocasının boynuna sardı. 
O kadar emindi ki elleri çarşafı bıraktığı an Hamza Mahir tarafından tutulacaktı. Akabinde adamın elleri saniyesinde çarşafı kavrayıp düşmesine izin vermedi.

"Yavrum sen beni katil edeceksin ben anladım!"

Bahar söyleneni kulak ardı ederek kocasını biraz daha kendisine çekmeyi tercih etmişti. 

Ne de olsa körle yatan şaşı kalkardı. 

Dudakları birbiri üzerinde biraz oyalandıktan sonra Gümüşpala yan şekilde kucağına aldı karısını. 

"Şu çarşaf beni daha fazla delirtmeden girelim hadi içeriye."

Görünürde kimsenin olmadığı yerde adam yokluğun krizini çıkarıyordu. Bahar itiraz ederek ayaklarını sallıyordu.

"Mahir ya güneşin doğuşunu izliyorum ben."

Aslında güneş çoktan doğmuştu ama ortam öyle güzeldi ki gidesi gelmiyordu Bahar'ın.

"Yarın evde izlersin hadi"

Kucağında Baharla içeriye girmiş henüz hiç uyumaya vakti olmadığı yatağa kendisiyle birlikte genç kadını da atmıştı.

"Uyuyacak mısın?"

Neredeyse üzerinde yatan adam gözlerini kapatmış kıpırdamıyordu bile.

"Bu kadar çabuk da uyuyamazsın ama!"
Hala ses gelmiyordu.

"Mahir!"

Bahar'ı saran kollar biraz daha sıkılaşmıştı. Uyarı verir gibiydi.

"Biraz daha konuşursan üzerinden çarşafı çekeceğim haberin olsun."

Kocasının bu söyledikleri her ne kadar tehtid gibi gelmese de hatta aksine biraz daha konuşup yapacaklarını görme isteğiyle dolsa da bedeni öyle söylemiyordu. Çok yorulmuştu, kocası tarafından çok yorulmuştu ve uyuyup dinlenmeye ihtiyacı vardı. Fazla değil birkaç saat uyuyup dönmeleri gerekiyordu çünkü evde üç minik aslan onları bekliyordu. 

Usulca gözlerini kapatıp kocasıyla birlikte uyumanın keyfini çıkarmaya karar verdi.

Sabah saatlerinde güneş ışıkları marinanın uzun yoluna boylu boyunca düşerken vaktin henüz erken olmasından kaynaklı bir sessizlik ve dinginlik hakimdi ortama. Gündelik telaşın ve insan akımının daha başlamadığı bu vakitlerde güneş daha sarı, deniz daha mavi geliyordu orada bulunanların gözüne.

Bahar gözlerini açtığında Hamza Mahir yanında değildi. Hızla doğruldu. Birlikle uyuduklarında yalnız uyanmayı hiç sevmiyordu. Üzerindeki çarşafı düzeltip ayağa kalktı. Kapıdan çıktığında yan taraftan gelen tıkırtılara doğru yöneldi. Mutfak benzeri yerde kocası pür dikkat bir şeyler hazırlıyordu.

"Daha dikilecek misin orada buraya gelmeyi düşünüyor musun?"

Yakalanmanın verdiği utançla "Günaydın" dedi.

"Günaydın yavrum, üzerini giyin gel hadi."

Daha önce Hamza Mahir'in bir şeyler hazırladığına şahit olmayan kadın tereddütle bakıyordu.

"Hadi hadi dikilme orada yapıştı o çarşaf üzerine."

Bahar adeta çocuk gibi odaya postalanmıştı. Hemen bir duş alıp dün üzerinden ne zaman çıktığını dahi anlamadığı elbiseyi geri giydi. 

Saçlarına gelişigüzel elleriyle şekil verip merakla mutfağa girdi. Bar tarzı yapılmış masanın üzerine bir sürü kahvaltılık özenle yerleştirilmiş ortam mis gibi omlet kokuyordu.

"Sevgilim ben seni hiç yemek yaparken görmedim."

O sırada Gümüşpala tereddütlü bakışlar altında kızın tabağına omlet servisi yapıyordu.

"Ben de seni hiç görmedim yavrum."
Adamın sırıtarak laf sokmasına karşılık göz devirip 'çok biliyorsun sen' bakışları attığı sırada Hamza Mahir kendisine gülüp kafa sallamıştı. Sonrasında ekledi.

"Sen beni hiç tanımamışsın güzelim biraz sonra bir parça omlet daha alabilmek için seni nasıl ikna edebilirim Mahir diye soracaksın."

Adamın çapkınca göz kırparak verdiği alaylı cevap hem utandırmış hem de daha çok merak ettirmişti Bahar'ı.

Yüksek bar taburesine oturan kadın kendisine yapılan hizmeti hayran hayran izliyordu.

Adam çayları da doldurup karşısına oturduğunda Bahar merakla tadına baktı omletin.

Ya çok fazla acıkmıştı yada hayatında yediği en güzel omletlerden biriyle karşı karşıyaydı şu anda.

Nasıl olmuştu da bu zamana kadar hiç çaktırmamıştı bu adam?

"M-Mahir bu ne ya nasıl yaptın bunu böyle lezzetli?"

Gümüşpala keyifle karısının iştahlı iştahlı yemek yiyişini izliyordu. 

'Ben sana demiştim Bahar hanım' bakışları ukala suratına yerleşmişti bile.

" On üç on dört yaşlarında otel mutfaklarında çalıştım bir süre. Az buçuk bi şeyler kapmışlığımız var."

Bahar bunu da daha önce hiç duymamıştı. Hoş kocasıyla ilgili birçok şey sırlıydı kendisi için.

"Hangi otel? Senin baban pavyon gibi bir yer işletmiyor muydu?"

Bahar'ın meraklı halleri Gümüşpala'yı arada çıldırtsada çoğunlukla hoşuna gidiyordu.

"O ayrı esas işi pavyon ama Muğla da otelleri vardı birkaç yaz birlikte gidip bir iki ay kalmışlığımız var birlikte."

Genç kadın kocasının geçmişine dair bir şeyler öğrenmenin verdiği mutlulukla kahvaltısını yaparken ilgiyle dinliyordu.

"Babam boş oturan adamı sevmezdi. İlk gittiğimiz yaz mutfağa yamak olarak vermişti beni. Sonraki gidişlerimizde görev icabı gibi olmuştu gidip yardım için dururdum orada."

Demek Rafet Gümüşpala'nın tek işi pavyon işletmek değildi. Aynı zamanda otelleri vardı. Yani bunca paranın, çevrenin başka kaynakları da vardı. 

"Ee sen patronun oğlusun hem de anlattığına göre ne patron! Nasıl çalıştırıyorlardı orada seni?"

Bahar bir taraftan da dilimlenmiş ekmeğe bal kaymak sürüp bir ucundan ısırıp kalan parçasını kocasının ağzına uzatmıştı bile.

Karısının kendisini elleriyle beslemesini zevkle kabul eden adam konuşmaya devam etti.

"Babam bu hayatı kolayına kazanmış bir adam değildi. O yüzden beni de en aşağıdan başlattı her işe. Otelde mutfakta da çalıştım, pavyonda kapıda da durdum. Yeri geldi adamlarıyla tahsilata gittim."

Gümüşpala'nın kendine bu kadar güvenmesinin nedenlerinden biri hatta belki de en büyük payı bu durumdu. Merdivenleri tırmanmaya en aşağıdan başlamıştı. 

Hadi gel bu taht senin otur denmemişti.

O merdivenleri iyi tanıyordu. Kaç basamaktan oluşur, nasıl temkinli çıkılır, nasıl hızlı ilerlenir hepsini tek tek tecrübe etmişti.

"Ne tahsilatı?"

Bahar konuştukça aslında ne kadar az şey bildiğini farkediyordu. 

"Günü geçmiş çek senet tahsilatı olur, bir söz verilmiştir tutulmamıştır o olur; mekanda arıza çıkarmıştır onun dersi olur. Olur da olur bu işlerin sonu gelmez."

Bahar kocasının karanlık bir tarafının olduğunun farkındaydı fakat bu durum belli ki çekirdekten geliyordu.

"Peki ne yapıyordunuz o insanlara?"

Genç kadın o kadar merakla soruyordu ki Gümüşpala gözlerindeki tedirginliği çok net okuyordu.

"Benim hazırladığım kahvaltı masasında elin tanımadığın adamlarını mı konuşacağız güzelim boşver şimdi."

Hamza Mahir yine kestirip atmıştı.

"Sen mafya mısın Mahir?"

Gümüşpala gülerek eğildi ve Bahar'ın burnunu iki parmağı arasına alıp çocuk gibi sıkıştırdı.

"Ne oldu parçaları birleştirdiniz bu sonuca mı vardınız Bahar hanım?"

Ne vardı gayet de varılabilir bir sonuçtu!

"Evet çok zenginsin, çok güçlüsün elin kolun çok uzun hem geldiğim günden beri sürekli korumalarla geziyoruz, evin bahçesinde milyon tane adam var ki öyle dünyadan soyutlanmış bir evde yaşıyor olmamızdan bahsetmiyorum bile."

Bahar bir taraftan konuşurken diğer taraftan da hala hızlı hızlı atıştırmakla meşguldü.

Hamza Mahir yemeği bırakmış dimdik şekilde oturuyor ve doğrudan karşısındaki sevdiği kadını şevkatli bakışlarla izliyordu. 

"Seni bir gün şirkete götüreyim bak bakalım mafya mıyım değil miyim."

Bahar'ın gözleri parladı.

"Tamam anlaştık, hemen geleceğim ama"

Adam yandan bir gülüşle onayladı kızı.
"Ne meraklısı çıktın benim işlerimin."

Bahar çıkışarak söylendi.
"Sen benim aldığım nefese kadar her şeyimi bilirken iyi ama değil mi?"

Kızgınlıkla değil de daha çok adamla kendini yarıştırır gibi bir hali vardı. Bu da Gümüşpala'yı eğlendiriyordu. 

"Yavrum senin her şeyin çok güzel, saf, berrak kendinle beni kıyaslama. Ne yapacaksın sen benim geçmişimi, karanlık günlerimi?"

Bahar uzanıp kocasının masanın üstündeki elini tuttu.

"Ben seni sen yapan her şeyi seviyorum. Her şeye rağmen seni çok seviyorum. Amacım eksik bulmak, bir şeyleri deşmek değil ki seni daha iyi tanıyabilmek istiyorum."

Gümüşpala uzanıp karısının yanağını okşarken sevgiyle bakıyordu.

"Delikanlılığımdan beri yıllardır bana en yakından tanıklık etmiş insanlardan bile daha iyi tanıyorsun beni. Onlar Gümüşpala'yı tanıyor sen Hamza Mahir'i"

Bütün bu itiraflar karşısında heyecandan bayılacaktı Bahar o olacaktı yani!

"Ama sen yine de arada bir beni sevdiğini söyle."

Adam gülerek sordu.
"Nereden çıktı bu şimdi?"

Genç kadın omuz silkerek cevapladı.
"Bilmiyorum aklıma geldi işte, söyle sen."

Hamza Mahir masanın üzerine doğru kıza eğilerek konuşmaya başladı tam gözlerinin içine bakıyordu.
"Olur fısıldarım kulağına."

Daha şimdiden içini hoş eden bir tonlamayla söylüyordu ki Allah yardımcısı olsundu Bahar'ın.

"Ay öyle olur olmadık zamanda da fısıldama bak."

Kesin yapardı biliyordu kocasını.

"Size de bir şey beğendirmek ne zor olmaya başladı Bahar hanım."

Genç kadın sesinin cilveli çıktığını biliyordu fakat bu durumdan hayli keyif alıyordu şu anda.

"Güzellerin nazı çok olur Mahir bey çekeceksiniz ne yapalım."

Gümüşpala ayaklanmıştı. İtiraza yer bırakmadan hızlıca karısını kucağına almıştı bile. 

"Bak bak laflara bak. Kim söyledi sana güzel olduğunu?"

Ortada Bahar'ın çok güzel bir kadın olduğu gerçeği gün gibi ortadaydı fakat bu Hamza Mahir'in alaya almayacağı anlamına gelmiyordu.

"Valla ne yalan söyleyeyim çok kişiden duydum."
Adamın kucağında taşınırken havalı havalı sallamakla meşguldü Bahar.

Gümüşpala'nın gözleri kararırken genç kadının sırtı da tam o sırada yatakla buluşmuştu.

"Çok iyi zamanlamada delirttin beni hadi bakalım kaç elimden."

Heyecan Bahar'ın vücuduna dalga dalga yayılırken yeniden Hamza Mahir'e ait olma isteği de vücudunu ele geçiriyordu.

Öpüşmeleri derinleşip adamın eli bir göğsüne gittiği sırada kızın ağzından acıyla karışık bir iç çekiş yükseldi.

"Ne oldu canını mı acıttım?"

Aslında olay farklıydı ama Bahar utanmıştı söylemeye.

Adam hala ses vermeyen kıza sorgulayan gözlerle bakıyordu.

"Hayır hayır senle alakası yok. Benim emzirmem lazım."

Gümüşpala'nın bir kaşı kalkarken hala tam anlamış değildi.

"Yeni bebeklerimizi emzirmem lazım."

'Aferin Bahar böyle söylediğin iyi oldu adam da kendini zannetmişti zaten bravo'

"Dün geceden beri emzirmediğim için canım acıyor."

Hamza Mahir'e yeni dank etmiş gibiydi durum.

"Yavrum söyleseydin ya neden acıtmama izin veriyorsun?"

Bahar gözlerini kaçırarak konuştu.
"Ne bileyim işte"

Adam kızın üzerinden doğruldu ayağa kalktı. Elini uzatıp Bahar'ın da kalkmasına yardımcı oldu.

"Hadi gidelim bakalım aslanlarım annelerini özlemişlerdir."

Kısacık ama dolu dolu geçen saatlerin sonuna gelmişlerdi.

Eve ulaşıp arabadan indiklerinde Yiğit Ali'nin Ferit'le evin önünde konuştuğunu gördüler. İki adamın da başı bu tarafa çevrilmişti.

Hamza Mahir Bahar'ın elini sımsıkı kavramış şekilde evin önüne doğru adımladı.

"Selamın aleyküm gençler"

İki genç adam da bir ağızdan cevap verdiler.
"Aleykümselam abi."

Ferit devam etti. 
"Hoşgeldiniz abi bir emrin var mı?"

Gümüşpala genç adamın omzuna vurarak konuştu.
"Yok koçum sen bak işine."

Ferit bir baş selamıyla yanlarından ayrılırken usulca yere bakarak Bahar'a da kendince bir selam verip gitmişti. 
İyi çocuktu Ferit severdi Bahar. Hamza Mahir'in korkusuna pek muhattap olamıyorlardı birbirleriyle ama yine de kendini es geçmezdi hiç.

"Oo kaçaklar evin yolunu bulmuşsunuz."

Yiğit Ali'nin huyunu artık Bahar da kabullenmişti. Eskisi kadar utanmıyordu imalarından ama yine de pis pis sırıtmıyor muydu bir gün terliği yiyecekti bu çocuk!

"Hayırdır paşam ya senin hiç işin gücün yok bizi mi takip ediyorsun?"

Bahar'ın taarruza geçişi Gümüşpala'yı bıyık altından güldürmüştü.

"Çoluk çocuk sefil olmuş amcaları olarak bakmaya geldim."

Bahar ağzının içinden söylendi.
"Sen bizim evden bi çıkmaz oldun zaten."

Yiğit Ali'nin suratına bakılacak olursa mesajı almıştı. 

"Sevgilim ben bu çocukla uğraşamayacağım malum bebişlerim beni bekler sana bırakıyorum."

Bahar'ın numaradan bıkkın sesi iki adamı da gülümsetmişti. 

Hamza Mahir'in bakışları altında genç kadının içeri girmesinin ardından beyler iş güç hakkında konuşmaya başlamışlardı bile.

Koşar adımlarla soluğu bebek odasında almıştı Bahar.

Zeliha hanım, Esra ve Hafize hanım son birkaç saattir durdurmaya çalışıyorlardı bu minik aslanları.
Tıpkı babaları gibi annelerinin olmayışı sinir yapmıştı küçücük bünyelerinde.

"Annem geldim annecim bu ses ne böyle?"

Kucaklarında birer bebekle odanın içinde dört dönen kadınların gözü hemen kapıya çevrilmişti.

"Ay abla yetiş vallahi bunlar zıvanadan çıktı illa seni istiyorlar."

Bahar telaşla girdi odaya. 
"Geldim annecim geldim niye gittim ki zaten bırakıp."

Annelik de böyle bir duyguydu işte üç beş saat kendinize vakit ayırmak bile yeri geliyor vicdan azabı olarak geri dönüyordu.

Kendisine küsen oğullarını öpe koklaya bir saatin sonunda sırtından ter akmıştı ama emzirmeyi başarmıştı Bahar. 

Keyifleri yerine geldiği sıralarda Gümüşpala girmişti odaya. Yatak odalarındaki geniş yatağın üzerinde anneleri de dahil sıralanmış yatıyorlardı.

"Keyfiniz yerinde bakıyorum."

Usulca yanlarına yaklaşıp her birinin boynundan mis kokusunu çekip öpmüştü babaları.

"Az önceki savaşımızı görmedin sen tabi. Küsmüşler bana görsen emmek bile istemediler zar zor ikna ettim."

Adam karısını dinlerken diğer taraftan da oğullarını seviyordu. 

"Allah Allah kime çekmişler acaba? Bizde de hiç yok öyle küsme huyu olan ama"

Gümüşpala düpedüz Bahar'ı işaret ediyordu. Hem de keyifli keyifli yapıyordu bu işi.

"Ay ben hiç öyle küsmüyorum bir kere. Kırk günlükler ama ceza verir gibi davranıyorlar. Aynı sen işte."

Hamza Mahir büyülenmiş gibi el kadar bebeklerle oynuyor, öpüyor, kokluyordu o sırada. Sanki Bahar'ı duymuyor gibiydi.

"Evet hiç öyle küsmezsin sen."

Gümüşpala özlem gidermiş olacak ki toparlanıp kalktı biraz sonra. 

Genç kadın ciddiye alınmadığı için göz devirip susmuştu.

"Sen bana göz mü devirdin?"

'Bu tarafa bile bakmazken nasıl görebilirsin acaba be adam?'

"Sen de az önce beni ciddiye mi almadın?"

Kabul et Bahar Hamza Mahir'e naz yapmak hoşuna gidiyor.

"İşim var bu ananızla işim!"

Gümüşpala karısını beğeniyle süzerken yalandan söyleniyordu. 

Ayağa kalkıp bebeklerin diğer ucunda yatan kadının da elinden tuttu ve kaldırdı. Önce dudaklarına kapanıp uzun uzun öptükten sonra konuşmaya başladı.

"Ben üzerimi değiştirip şirkete geçiyorum güzelim akşam yemeğine ancak gelirim"

Öpüşmenin etkisiyle dili lal olan Bahar ancak kafa sallayabilmişti gerçi onu da yapabilmiş miydi çok da emin değildi. 

Hamza Mahir Gümüşpala herkesin şahit olamadığı o bıyık altından gülümsemesiyle giyinme odasındaki duşa doğru yöneldi. Bahar'ı nasıl etkisiz hale getireceğini iyi biliyordu doğrusu. 

On dk sonra duş almış hazırlanmış bir şekilde odadan çıkan adam dayanamamış olacak ki dayanamayıp eğilip oğlanları birer kere daha öpmüştü.

"Görüşürüz yavrum"
Oğullarının yanına yanlamasına tek kolunun üzerine uzanmış genç kadın vücudunu kaldırıp da yataktan çıkamıyordu. Sanki üzerinden kamyon geçmiş gibiydi. Kocası da bu durumun farkındaydı oldukça yorgun görünüyordu kız.

"Güle güle sevgilim çok geç kalma"

Gümüşpala yatağın yanından ayrılırken karısının bacağını şöyle bir okşayıp kapıya yönelmişti. 

İçgüdüsel bir temastı sadece ama dokunduğu yerleri yakıp geçtiğini Bahar bizzat biliyordu.

Gümüşpala bahçeye çıkarken Nejat'ı aradı. İkinci çalışta hemen açılmıştı.
"Neredesin koçum?"

Bu arada bahçeye çıkmış bahçedeki çocuklar tarafından hemen kapısı açılan siyah filmli lüks aracına oturmadan önce bahçeyi gözleriyle şöyle bir gelişigüzel taramış, etrafındakilere baş selamı vermişti. 

Herkes pür dikkatti ve bahçede asayiş berkemal görünüyordu. Geçip arka koltuğa oturdu.

"Abi evdeyim birazdan çıkacağım yarım saate şirkette görüşelim mi?"

Arkasına yaslanıp, genişçe bacak bacak üstüne atmıştı adam.
"Olur koçum, Yiğit Ali'yi de bul gel."

Telefonu kapattıktan sonra Nejat sabahtan beri laf anlatamadığı Leyla'ya döndü.
"Leyla o oda oradan kalkacak! Şu saçma sapan mevzu yüzünden şirketteki işe güce geç kaldım!"

Leyla normalde ayak direyen bir tip değildi fakat bu sefer o da oldukça kararlı görünüyordu.

"Allah Allah ya orası benim odam ne münasebet kaldırmıyorum!"

Nejat'a geliyorlardı. Hatta geleli çok olmuştu da kendince sağladığı bu sakinlik genç kıza özeldi. 

"Leyla geldiğimde toplanmamış olursa orası yıkarım o odayı. Bak kapatmaktan bahsetmiyorum yıkarım. Hadi eyvallah"

O son yıkarım kelimesini yavaş yavaş genç kıza sindirte sindirte söylemiş sonrasında arkasını dönüp çıkıp gitmişti.

"Zorba"
Leyla'nın gözleri dolmuştu bile. Nejat kendisini hiç anlamaya çalışmıyordu ona göre her şey dümdüz olması gerektiği gibiydi ve Leyla şımarıklık yapıyordu.

Yeni geldiği dönemde kendisine verdiği odayı artık komple kaldırmasını ve kendi odasına taşınmasını istiyordu. 
İyiydi güzeldi hoştu zaten Leyla da aşık olduğu adamdan neden uzak kalmak istesindi ki? Ama işte o işler öyle olmuyordu. İlişkilerinde genç kadına göre oturmayan taşlar vardı ve Nejat'ın bunlar umrunda bile değildi.

Evet evlilerdi fakat bu başlangıçta kağıt üzerinde yapılmış bir evlilikti. Leyla'nın ailesini araştırırken karşılarına çıkan bir takım durumlar evlenmelerini mecbur kılmıştı. 

Sevdiği adamla evli olmak elbetteki Leyla'ya göre harika bir durumdu fakat Nejat bu teklifi içinden geldiği için değil ortadaki durumlar için yapmıştı.

Şimdi de nasıl olsa kıydık nikahı devam ettirelim zaten bir ilişkimiz var sürsün gitsin diyordu.
Leyla ise daha duygusal tarafındaydı işin. 

Zaten en son olması gereken şey en başında olmuştu. Şimdi de evlilik konusu garip bir şekilde başlamıştı. Tek düzgün işleri yoktu.

"Maşallah bize!"

Kendisi için önemli olan birkaç eşyayı odadan çıkarmış geriye kalanlara dokunmamıştı bile. Geri adım atmayacaktı yıktırırsa da yıktırsındı kendi eviydi sonuçta!

Akşam yemeği saati masayı hazırlamış yemeklerin altını söndürürken kapı açıldı. 

Gelen Nejat'tı.

"İyi akşamlar"

Genç adam üzerindeki ceketi çıkarıp koltuğa koymuştu o sırada.

"Hoşgeldin, yemek hazır geç otur istersen"

Ses tonundan anlaşıldığı üzere ortama bir soğukluk hakimdi.

Sükunet içinde yeniyordu yemek. Leyla çok becerikli bir kızdı ve Nejat çok seviyordu onun elinden yemeyi.

"Ustalar ne zaman gelir?"

Nejat başını kaldırıp boş boş baktı.
"Ne ustası?"

Leyla'nın bu havalı havalı konuşması Nejat'ın hem damarına basıyor hem de aşırı hoşuna gidiyordu. Adam da şaşırmıştı artık ne tepki vereceğine.

"Odamı yıktıracakmışsın ya."

Adam peçeteye ağzını silip arkasına yaslandı. 
"Ustaya gerek yok ben kendi işimi kendim görürüm."

'Sakin ol Leyla bilerek gıcıklık yapıyor.'

"İyi yık o zaman toplamadım çünkü eşyalarımı!"

'Ama sakin olamıyorum Leyla!'

Masadaki tabakları adamın kafasında kırmayı hayal eder gibi toparlayıp mutfağa doğru gitti.

"Yiyordum ben onu daha."

Nejat da ayaklanıp kızın peşinden gitti.

"Leyla sen hayırdır ya zaten geceleri benim yanımda uyumuyor musun nereden çıktı şimdi bu oda meselesi de ayak diretiyorsun?"

Tabakları makinaya yerleştiren kızdan ses soluk çıkmıyordu.

"Leyla dedim!"
Kızın kolundan tutup kendine doğru çevirdi adam. Çenesini de tutup yukarı doğru kaldırdı ve gözlerini buluşturdu.

Leyla'nın gözlerinden yaşlar birer ikişer dökülürken Nejat sorgulayan merhametleri bakışlarla kızı izliyordu.

"B-benimle geçirdiğin o-o geceden sonra..."
Bir an duraksayıp devam etmişti genç kadın.

"O geceden sonra vicdanına yenilip beni onların eline bırakmadın. Sonra yine merhamet edip bu eve getirdin. Yine ve yine benim ailem için çıktığımız yolda benimle apar topar evlenmek zorunda kaldın."

Nejat Leyla'yı şaşkınlıkla dinliyordu. 

Şımarıklık için değil kendisini düşündüğü için istemiyordu Leyla. 

Durum umulmadık bir yere doğru gidiyordu. 

Burnunu çekerek devam etti kız.
"Ya bir gün es verip bir durup düşünürsen 'ben gerçekten tüm bunları istiyor muyum' dersen?"

Kıpkırmızı olmuş gözlerini tekrar adamın bakışlarına yöneltti.
"Sanki her şey benim zorumla yapılıyormuş gibi geliyor. Tüm bunlar benim başıma gelmese belki de sen böyle bir hayatı tercih etmezdin. Senin özgürlüğünü elinden aldım."

Nejat'ın elleri kızın yüzüne dökülen yaşları silerken esas derdini anlamış olmanın rahatlığını yaşıyordu.

"Güzelim ben zorla iş yaptırılacak bir adama benziyor muyum? Hele ki zorla evleneceğim nasıl kafana yatırdın sen bu işi?"

Leyla masum masum bakıyordu gözlerine.

"Vicdan yaptığım meselesine gelirsek isteseydim sana gözlerden uzak rahat bir hayat sunardım olurdu biterdi. 

Vicdanın sesi başka yollarla da susturulur sarışın 
illa evlenmek mi gerek?"

Nejat'ın ağzından çıkan her cümle Leyla'nın içine su serper gibiydi.

"Ne yani sen beni ilk gördüğün zamandan beri mi beğeniyorsun?"

Nejat numaradan çapkınca güldü.
"Güzelim benim sarışın zaafımı cümle alem bilir."

Az önce gözleri yaşlı kuzu gibi bakan kızın gözleri hırsla parladı adamın göğsüne vurdu yumruğunu.

"Ben de duydum o zaafını hatta eve getirdiğin Nataşaları!"

'Ulan Bahar alacağın olsun!' Diye içinden geçirdi adam. Adı gibi biliyordu onun yumurtladığını.

"Boşver şimdi sen benim geçmişimi sıfır noktası sensin."

Kızın saçlarını usul usul kulağının arkasına alıyordu. 

"O gecenin sabahında hayatımın değişeceğini anlamıştım. Acıma duygusu değildi, etkilenmiştim. O yüzden hiçbir şeyi mecburiyetten yapmıyorum çıkar aklından."

Leyla'nın kalbi duracaktı artık.

"Benimle gerçekten evli kalmak istiyorsun yani?"

Nejat ketumluğunun bedelini ödüyordu. 
Zavallı kızcağız sesi çıkmıyor diye her şeye razı olmuştu ama neticede Leyla akıllı bir kızdı ve kafasından bin bir düşünce geçiyordu.

"Ben şu odayı yıkayım bir çocuk odası yapayım da gör bakalım benim isteklerimi."

Genç kadının duydukları hem çok hoşuna gidiyor hem de utanıyordu. 
Nejat kendisiyle hiç bu kadar açık açık konuşmamıştı.

"S-sen çocuk mu istiyorsun?"

Leyla şimdi düşüp bayılacaktı.

"Olacak tabi"

Karşısındaki kadını tatlı tatlı ikna ediyordu adam.

Leyla'nın devreleri komple yanmıştı artık konu neydi buraya nasıl gelmişti hatırlamıyordu bile.

"Yarın toplayayım ben eşyalarımı bari"
Nazlı nazlı çıkan sesi Nejat'ı rahatlatmıştı.

"Topla bari"
Leyla'yı kendisine çekip dudaklarına kapanmak üzereydi ki kız engel oldu.

"Bu eve herhangi birini getirdin mi?"
Adam artık çok sabırsız görünüyordu. Bir an evvel aralarındaki ateşi harlamak niyetindeydi.

"Hayır"
Bu sefer de başka bir soru engel oldu.

"O Nataşayla falan aranda bir şey geçmedi yani?"

Hala Nataşa diyordu Allah Nejat'a sabır versindi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜMÜŞPALA-66

GÜMÜŞPALA - 1

GÜMÜŞPALA-14