GÜMÜŞPALA-26
Keyifli okumalar♥️
İki haftadır bir kere bile uğramadığı evin kapısının önüne park etmiş, arabanın içinde parmaklarını önündeki direksiyona ritmik hareketlerle vuruyordu Nejat.
Derin bir nefes alıp oflayarak geri verdiğinde aynı zamanda arabadan inmeye de karar vermişti.
Her bir katında bir daire bulunan apartman üç kattan oluşuyordu. Diğer daireler ise Yiğit Ali ve ağabeyine aitti.
Gecenin güne döndüğü saatlerden birinde genç kızı apar topar bu eve getirmişti Nejat ve bir daha hiç gelmemişti.
İlk bir hafta evi birbirine katmış sürekli dış kapıyı yumruklayıp bağırıp çağırmıştı Leyla hanım fakat adamlarının söylediğine göre şu dört beş gündür oldukça sessizdi.
Yapılan market alışverişleri için bile kapıyı kimseye açmıyordu. İçerden gelen tıkırtılar da olmasa endişelenmeye başlayacaktı adam ama kendisine verilen bilgi kızın sağlığının iyi olduğu yönündeydi.
Oldukça uzun zamandır düşünüyordu Nejat boşa koyuyor dolmuyor doluya koyuyor almıyordu.
Mecburen kızla ilgili bir karar vermek zorundaydı.
Bu süre içinde kızın ailesini iyice araştırmıştı.
Babasını aramak için onca yolu tepip başına bir sürü iş açarak Türkiye'ye gelmişti Leyla gelmesine ama babası yıllar önce tekrar evlenip aile kurmuş çoluğa çocuğa karışmıştı.
Şimdi kızı tutup kolundan götürse güzellikle kabul ederler miydi?
Kabul etseler bile netice de yirmi iki yaşında kızdı yakın zamanda evlendirip başlarından gönderirler miydi?
Bir de doğulu geleneksel bir aile oldukları göz önünde bulundurulacak olursa neticede Leyla kendisiyle birlikte olmuştu.
Durum açığa çıkıp da gerçeği öğrendiklerinde kıza eziyet ederler miydi?
Bu olayı ayyuka çıkaracak her türlü eylemi düşündükçe Nejat yerinde duramıyor delleniyordu.
Kıza kendisinden başka birinin dokunması düşüncesi fena halde asabını bozuyordu.
Üstüne bir de günlerdir vicdan azabından resmen geberiyordu.
Sürekli kızın o geceki hali gözünün önüne geliyor Nejat'ın boğazında bir düğüm oluşturuyordu.
Aldığı karar doğru muydu yanlış mıydı tartışılırdı fakat en kötü karar bile şuan ki kararsız halinden iyiydi. O nedenle şirketten bir hışım çıkıp gelmişti.
Dış kapıdaki adamlar elleri önlerinde kendisini selamlarken Nejat'ta bir baş selamıyla apartmana girdi.
Daire kapısının önünde de güvendiği iki adamı nöbet bekliyordu.
"Hoşgeldin Nejat abi"
Nejat'a yer vermek için kapının önünden çekilmişlerdi.
"Var mı bir sıkıntı koçum?"
Günlerdir Leyla'nın tekmelediği kapılar yüzünden harap olan kulakları dışında bir sorun yoktu.
"Yok abi bir problem. Yenge bize acıdı herhalde vurmuyor artık kapıya."
Normal zamanda onca işin altından kalkan adamın çocuk gibi acınmasına Nejat alayla gülerdi ama tabii keyfi yerinde olsaydı.
Kilidi çevirip içeriye girdiğinde etrafa sessizlik hakimdi.
Leyla ortalıkta görünmüyordu. Salonun ardından mutfağa da baktı fakat kız mutfakta da değildi.
Yavaşça yatak odasının kapısını araladığında yatağın bir ucuna kıvrılmış uyuyan bedeniyle karşılaştı kızın.
Ses çıkarmadan yaklaşıp hemen başucuna yatağın üzerine oturdu.
Urfalı bir babanın kızı nasıl böyle sarışın olabilirdi?
Bir kere daha hayret etti adam. Üstelik annesinin de sarışın olduğuna pek ihtimal vermiyordu açıkçası.
Tüm bunları düşünürken bir eli istemsizce kızın ipek gibi saçlarına gitti. Usul usul saçlarını okşarken aniden kızın gözleri açılıverdi.
Nejat'ı karşısında görmenin şaşkınlığıyla upuzun siyah kirpiklerin çevrelediği ela gözleri kocaman açılırken korkuyla üzerindeki örtüyü boğazına kadar çekip kendini uzaklaştırmaya çalıştı.
Kızın gözlerinde gördüğü korku Nejat'ın yumruklarını sıkmasına neden olmuştu.
Elbetteki o geceden sonra kendisinden korkuyordu.
Asla yapmayacağı hatayı, hayatı boyunca gördüğü en narin kıza yapmıştı.
"Şişşt korkma"
Leyla adamın kendine yakın duran ellerine bakıyor ne yapacağını hesap etmeye çalışıyordu. Durumu fark eden Nejat ellerini kızın üzerinden çekip toparlandı.
"Tamam dokunmuyorum sana bak."
Küçük bir çocuğu ikna etmeye çalışır gibi ellerini kaldırıyordu.
Kendisini bu eve kapatıp ortalıktan kaybolan adamı günler sonra yeniden görmek Leyla'yı oldukça korkutmuş ve şaşırtmıştı.
"D-daha ne kadar hapsedeceksin beni?"
Karşısındaki kız gözlerinin içine dahi bakıp konuşamazken Nejat yaptıkları için bir kere daha pişman oldu.
"Bırakırsam gidecek yerin var mı?"
Usulca başını sağa sola sallayan kız "Otobüs paramı denkleştirip Urfa'ya gideceğim. Ben başımın çaresine bakarım." dedi.
Başına bunca şey gelmişti hala akıllanmamış mıydı bu kız?
"Nasıl denkleştirecekmişsin o parayı?"
Leyla'nın aklı sürekli olarak iki hafta önce adamla yaşadıkları münasebete gidiyor yüzüne bile bakamıyordu.
"Çalışırım"
Söylediklerine kendi bile inanmıyordu fakat sunabileceği daha iyi bir fikir yoktu.
Aylardır biriktirdiği yol parasını kendisini Urfa'ya diye kandırıp zorla İstanbul'a getiren adamlara kaptırmıştı.
O gece giymeye zorladıkları elbiseden dolayı da kalan parası orada kalmıştı.
Karşısındaki adam çantasını bile almasına fırsat vermeden öfkeyle elinden tutup otelden çıkarmıştı kendisini. Sonrasında ise apar topar bu eve getirmişti işte.
"Çalışırsın"
Adam inanmazca kızın söylediğini tekrar etti. "Demek çalışırsın. Nerede kalacaksın peki?"
İşte buna verecek bir cevabı yoktu Leyla'nın.
"Bilmiyorum başımın çaresine bakarım." dedi oldukça kısık ve çekingen çıkan sesiyle.
"Gördük senin başının çaresine nasıl baktığını!"
Nejat zaten karşısında kuş gibi titreyen kızın üstüne gitmek istemiyordu ama o da resmen gel bana kız diyordu.
Bu kadar saflık da fazlaydı.
Yol bilmez iz bilmez haliyle koskoca şehirde başımın çaresine bakarım diyordu bir de!
Daha kapıdan adımını attığı anda kimbilir kimlerin eline düşecekti?
"Sana bir teklifim var."
Kız merakla başını kaldırdı.
"Gel benim evimde kal orada birlikte yaş..."
Henüz adamın sözü bitmeden Leyla nereden geldiğini bilmediği bir cesaretle doğrulup bağırmaya başladı.
"Sen beni ne zannediyorsun? Olan oldu nasıl olsa deyip metresin olacağımı mı sandın? Bir de beni düşünür gibi geçmiş karşıma konuşuyorsun!"
Sesi gittikçe yükselirken bilinçli davranışları da yavaş yavaş kayboluyor gibiydi.
Bir taraftan yüksek sesle ağlıyor diğer taraftan adama vurmaya çalışıyordu.
İşin aslı Nejat geldiği andan beri kızın sakinliğini tuhaf bulmuştu.
Neden kendisine bağırıp çağırmadığını sorguluyordu fakat anlaşılan o ki biriktirdiği tüm o üzüntüsü şimdi çıkıyordu ve küçük çaplı bir sinir krizi geçiriyor gibiydi.
Şuan ne söylese duymayacaktı o yüzden çırpınışları kızın kendisine zarar vermesin diye can acıtmayacak bir şekilde omuzlarından kavrayıp göğsüne doğru çekti.
Daha da çok çırpınan kız biraz vakit geçtikten sonra sakinlemeye başlamıştı.
Soluk alıp vermeleri düzene girdiğini anladığında ise usul usul konuşmaya başladı adam.
"Beni yanlış anladın. Evimde yardımcı olarak çalışmanı teklif edecektim."
Leyla günlerdir adama karşı içinde biriktirdiği siniri böyle kendinden geçercesine bir öfke patlamasıyla gösterdiği için utanmıştı.
Az çok sakinleştiğinde adamın konuşmaya başlamasıyla aslında yanlış anladığını da idrak etmişti.
"Gün içinde evde duran bir adam değilim ama akşam gelince ev yemeği yemek isterim. Ütüsüz asla bir şey giymem, evim her zaman temizdir. Bu konularda hassas bir adamım yani anlayacağın. Sana bir oda veririm. Çalışmanın karşılığı olarak elbette ki bir maaşın da olur. Ne dersin?"
Nejat aslında Leyla'yı yanında falan çalıştırmak istemiyordu.
Birlikte olduğu ve bu kadar etkilendiği bir kadına gel evimde hizmetçi ol demek abes geliyordu ama bu evde istediğin kadar kal derse kızın kalmayacağını anlamıştı.
Buraya gelirken ki düşüncesi bu evde istediği müddetçe hatta gerekirse devamlı olarak yaşayabileceği söylemekti fakat kızın hal ve tavrından böyle bir şeyi kabul etmeyeceğini çok geçmeden farketmişti.
İş olarak gösterirse en azından patron çalışan ilişkisi şeklinde görür bir ihtimal kabul ederdi.
Kafasını kaldırıp kararsızca adama baktı Leyla sonrasında hala kucağında olduğunu fark edip hızla geri çekildi.
Nejat kızın kendisine ne yapacağını bilmeyen gözlerle baktığını farkedince tekrar konuşmaya başladı.
"Bak Leyla İstanbul çok büyük bir şehir burada başına kimbilir neler gelir. Farkındayım şuan bana güvenmen de çok akıllıca durmuyor oradan bakılınca ama şöyle düşün seni o adamların elinden de çekip alan benim. Şuan bana güvenmek zorundasın."
Leyla da durumun farkındaydı. Beş parasız haline bakılacak olursa Urfa'ya gitmesi dahası orada kocaman şehirde babasını araması pek de kolay şeyler değildi.
O nedenle mecburen olumlu anlamda isteksizce başını salladı.
Kızın teklifini kabul etmesi Nejat'ın içini rahatlatmıştı.
Onu böyle bir başına bırakacak değildi elbette ama kendi isteğiyle olması daha iyiydi.
"Hadi bakalım çıkalım o zaman."
Önce toparlanıp kalkan Nejat oldu. Ardından genç kız da adamın peşinden odadan çıktı.
Leyla'nın hiçbir eşyası yoktu bu evde o nedenle kaldığı odadaki dolapta bulduğu ve mecburen giymek zorunda kaldığı kendisine oldukça büyük gelen eşofmanlarla kapıya doğru yöneldi.
Günün aynı saatlerinde Bahar üzerini giyinmiş Hamza Mahir'i bekliyordu.
Birdenbire gelen bir dürtüyle araba kullanma isteği nüksetmiş günlerdir adamın başının etini yiyip durmuştu.
Hamza Mahir başlangıçta çok önemsemesede bakmış Bahar vazgeçmiyor eli mahkum kabul etmek durumunda kalmıştı.
Aslında olay tam olarak Bahar'ın, Yiğit Ali'den yardım istemesiyle vuku bulmuş Hamza Mahir Bahar ile baş edemeyeceğini anlayıp bugün için söz vermişti.
Vermişti vermesine de adam ortalıkta yoktu ki!
Bahar oflayarak saatine baktı tekrardan.
Yelkovan da resmen oraya park etmiş ilerlemiyordu.
Kapının açılma sesini duyduğu anda koşar adımlarla kapıya ilerledi genç kız.
Hangi sebeple kapılarda karşılandığını bilen adam tek kaşı havada alayla söylendi.
"Kapılarda yollarımı mı gözlüyorsun güzelim?"
Adamın imalı lafına kıkırdayan Bahar,
"Aşk olsun sevgilim her sabah ben geçirmiyor muyum seni bu kapıdan zaten?" dedi.
Adamın kollarının arasına alınmaktan oldukça memnun bir şekilde iyice sokuldu göğsüne.
Kızın başının üstüne bir öpücük konduran Hamza Mahir huysuzca söylendi.
"Hmm çok özlemişim bu kokuyu tüm gün."
Bahar'ın da aklından geçenler farklı değildi.
"Çok özleseydin erken gelirdin canım."
Nazlanmak da kadınlığın şanındandı ne de olsa canım.
"Ekmek parası kızım bu kolay mı kazanılıyor?"
Adamın bunca mal mülk arasında yaptığı işe ekmek parası demesi Bahar'ı güldürmüştü.
"Neyse en azından elin ekmek tutuyor."
Hamza Mahir kızın kendisiyle dalga geçmesi üzerine belinden kavrayarak yukarı doğru çekti. Bahar'ın ayakları anında adamın beline dolanmıştı.
"Demek en azından öyle mi Bahar hanım?"
Dudakları kızın dudakları üzerine varla yok arası temasta bulunuyordu.
"Ne az ne çok bir konuşalım bakalım seninle yukarıda." derken kızı kendisiyle birlikte merdivenlere doğru götürüyordu ki Bahar'ın itirazı duyuldu.
"Ya Mahir ama ya resmen araba kullanmayı öğretmemek için beni kandırmaya çalışıyorsun şuan!"
Adam yukarı çıkmaktan vazgeçip kucağında Baharla birlikte koltuğa oturdu.
"Güzelim nerden çıktı bu araba sevdası anlamadım ki nereye istersen söyle götürürüm ben seni."
Hamza Mahir'in sesinde biraz isyan çokça bezginlik mevcuttu.
"Herkesin kolayca yapabildiği bir şeyi yapamıyor damgası yemek hoşuma gitmiyor çünkü! Hem belki Ercü öğretememiştir kolayca öğreneceğim nereden biliyorsun?"
Ercüment adını duyunca birden kasılan adam tersçe sordu.
"O lavukla mı çalıştınız?"
Bahar'ın belini tutan eli bile bir anda tutuşunu sertleştirmişti.
"Evet ama biliyosun öğretmenim sen olunca hızlı öğreniyorum ben."
Bahar'ın elleri adamın gömleğinin düğmelerinde oyalanıyordu nazlı nazlı.
"Ben seni bir sınav yapayım o zaman bakayım neler öğrenmişsin." deyip kızın boynuna doğru iyice nefesini yaklaştırdı Hamza Mahir.
Adamı ikna edeyim derken kendini yatak odasında bulmaya ramak kaldığını anlayan Bahar ise durumu kurtarma niyetiyle konuşmaya başladı.
"Ben yüzme derslerimizden bahsediyorum ama?"
Adam kızın açıkta kalan bembeyaz boynuna öpücükler sıralarken "Ben de yüzme derslerimizdeki öğrettiğim stillerden bahsediyorum yavrum sen ne anladın ki?"
Böyle diyordu ama konuştuğu ses tonundan ve imalı vurgularından Bahar'ın aklına olmadık stiller geliyordu!
Kendini ansızın adamın kucağından aşağı attı söylenerek.
"Ay Mahir valla dayanacak gücüm kalmadı kalk ama artık!"
Kızın tatlı sert isyanına gülen adam ellerinden çekiştirilmesiyle ayaklandı.
Tüm gün bir sürü işle uğraşmış asabı bozuk bir şekilde eve gelmişti ama Bahar kendisine böyle güzel güzel bakarken hayır demek çok zor oluyordu.
Kızın bu heyecanlı ve masum halleri kendisini de yatıştırıyordu.
Garaja geldiklerinde kapının şifreli bir sistem ile açıldığını gördü Bahar.
Acaba bu kapının şifresini kimler biliyordu?
Hamza Mahir'e sorsa kendisine de söyler miydi?
'Kediyi merak öldürür Bahar bu kapının şifresini bilip ne yapacaksın acaba?'
Kendi kendine kızarken içeride gördüğü arabalarla ağzı açık kalmıştı genç kızın.
Adamın yanına gelip "Ağzını kapat Bahar böyle hayranlıkla bakmaya devam edeceksen çıkıyoruz!" diye kıskançlıkla tıslamasıyla kendine gelmeyi ancak akıl edebilmişti.
Bahar arabaların markalarını kıyaslayabilen, modellerini bilen yada takip eden biri falan değildi. Hatta hiç mi hiç anlamazdı bu işlerden ama bunların güzelliğini fark etmemek için ancak kör olmak lazımdı canım.
Lüks olmalarından sonra farkedilen ilk şey hepsinin renginin siyah olmasıydı.
İnsan hiç mi başka renk almak istemezdi ne bileyim özenmezdi falan?
Hamza Mahir'di işte.
Kocaman garajın içinde etrafa hala göz gezdirirken hemen ileride duran pahalı olduğu tahmine yer bırakmayan fakat diğer arabaların aksine küçük ve kırmızı renkte bir araba dikkatini çekti Bahar'ın.
"Bu neden farklı ki diğerlerinden?"
İstemsizce soruverdi o an.
"Onun sahibi siyah olamayacak kadar renkli biri de o yüzden." diye cevap verdi Hamza Mahir.
"Öyle mi kiminmiş?"
Kendisine olabileceği aklına gelmiyordu ve kıskançlıkla soruyordu.
Kızın kıskançlığı ise adamı eğlendiriyordu.
"Özel birinin"
Adam da kızı süründürmekten zevk alıyordu sanki?
"Özel?"
Bahar, Hamza Mahir'in tam karşısına dikilmiş kollarını önünde birleştirmiş, başı mecburi bir şekilde yukarıda tam gözlerinin içine bakarak hesap soruyordu.
"Hmm"
Adamın umursamayıp yalnızca bir hmm ile kendisini geçiştirmesiyle sinirleri bozulan Bahar küskünce söyledi.
"İyi vazgeçtim ben gidiyorum."
Gideceği sırada kolu adam tarafından kavranıp çekildi.
"Gel buraya huysuz, güle güle kullan arabanı."
Genç kız şaşkın şaşkın sordu
"Bana araba mı aldın?"
Hamza Mahir elinde tuttuğu anahtarı kıza doğru uzattı.
"Yavrum kendime kırmızı araba alacak değilim ya."
Bahar uzatılan anahtarı almak için herhangi bir harekette bulunmuyordu.
"Ben sadece araba kullanmayı öğretmeni istedim Mahir senden araba istemedim."
Kızın sevineceğini düşünerek aldığı hediyenin istenmiyor olması adama bocalatmıştı.
"Almak istedim aldım güzelim."
Açıklama yapmasını bekliyordu bir de Bahar sanki karşısındaki adamı tanımıyor gibi.
"Böyle pahalı hediyeler alma bana."
Kızın aksi çıkan sesiyle adam da bir miktar gerilmişti.
"İyi senin değilmiş farz et yürü hadi bin şu arabaya"
Hamza Mahir arabaya doğru yönelmiş sağ koltuğun
kapısını açmıştı bile.
"Odun" diye söylenerek gelen kıza tersçe baktı.
"Ulan incelik yapıp hediye alıyoruz yine kötü biz oluyoruz. Sen kaşındın elindeki odunla idare edeceksin artık."
Bahar'ın kendisine araba öğretmesini istediği ilk gün aldırmıştı bu arabayı.
Kendi arabalarının motorları acemi olan kıza göre fazla güçlüydüler üstelik oldukça büyük arabalardı. Ufak tefek olan kıza yakışacak şekilde bir araba sipariş etmiş kendince jest yapmak istemişti adam.
Söylene söylene şoför koltuğuna oturan Bahar'ın heyecandan eli ayağı buz gibi olmuştu.
Hamza Mahir elbetteki bu durumun farkındaydı.
Emniyet kemerini takmayan kızın üzerine doğru eğilip yavaşça kayışını çekti.
O süre içinde Bahar'ın heyecanı çoktan bambaşka yerlere kanalize olmuştu bile.
Bıyık altından gülen adam bir taraftan da direktif vermeye başlamıştı bile.
"İlk kural emniyet kemeri takılacak Bahar hanım."
Allah bilir kaç kural sıralayacaktı bu adam? Üstelik daha ilkindeydiler.
Allah Bahar'ın yardımcısı olsundu.
Hamza Mahir'in görüntüsü küçücük arabaya o kadar tezat duruyordu ki stresli olmasına rağmen gülmeden edemedi genç kız.
Adam ise yine noldu der gibi bakıyordu.
"Bu araba sana çok yakıştı ona gülüyorum.Bakıyım rengini de açtı valla." derken adamın yüzünü inceler gibi yapıyordu.
Kendisine bakarak gülen kızın masumluğu karşısında kızgın kalamayan adam elinden geldiğince aksilenerek söylendi.
"İyice serseri oldun sen. Çok şımartıyorum seni çok."
Karşılığında aldığı cevap ise kızın daha fazla kıkırdamasıydı.
Hamza Mahir sürüşe başlamadan önce arabanın her bir çalışan aksanı hakkında ön bilgi vermişti.
Gaz ve frenin hangisi olduğuna kadar tane tane anlatmış, arabayı nasıl çalıştırması gerektiğini bile göstermişti.
"Ayağın tam yetişiyor mu gaza frene?"
Adamın sorusu üzerine gözlerini devirdi genç kız.
"Arkama yastık koy istesen! O kadar da değil herhalde."
Kızın sevimli isyanına ses çıkarmayan adam arabayı çalıştırmasını bekledi.
Otomatik vites olan arabayı kaldırmak çok da zor olmamıştı Bahar için. Garajdan çıkarken bahçedeki adamlar kendisini görüp çil yavrusu gibi önünden kaçışmışlardı ama Bahar yazmıştı bunu bir kenara elbet sorardı hesabını.
Güç bela çıktıklarında kocaman bahçe genç kıza dar geliyor sanki etrafındaki her şeyi yan aynalara takıp götürecekmiş gibi hissediyordu.
Hamza Mahir'in tarifiyle arka orman yoluna doğru sapmışlardı.
Yarım saatlik çalışmanın ardından Bahar'ın tam kendine güveni geldi derken adamın isteği üzerine arabayı iki ağaç arasına park etmeye çalışırken bulmuştu kendini.
"Mahir bence senin bi göz doktoruna gitme vaktin gelmiş sevgilim. Bu mesafe arabadan küçük görmüyor musun?"
Yapamayacağını düşündüğü için çeşitli bahaneler sıralamakla meşguldü.
"Güzelim o mesafeye kamyon park eder el kadar araba altındaki."
Şimdi kimin eline göreydi yani? El vardı el vardı sonuçta değil mi?
Zorlu bir mücadelenin ardından araba tam olmasa da iki ağacın arasında gibi duruyordu. Tamam biraz çaprazdı falan ama böyle de hoş olmuştu yani.
Sabrının son demlerini yaşayan Hamza Mahir için durum biraz farklıydı.
Bir taraftan da Bahar'ın hevesini kırmak da istemiyordu.
Cebinden çıkardığı sigara paketinden ağzına bir dal alıp arabanın camını açtı ve yaktı. İçine çektiği tütün biraz olsun sakinleşmesini sağlamıştı.
Park denemesini birkaç defa yaptıktan sonra Bahar adamın çok kesin bir dille "Bu günlük bu kadar yeter." demesiyle mecburen evin yolunu tutmuştu.
Karşıdan gelen arabayla bir anlık panikleyen genç kız, Hamza Mahir'in müdahalesi sonucunda arabayı kenara çekebilmişti. Kendileri gibi diğer araç da durmuştu.
Daha önce arabasını görmeyen Bahar, içinden Nejat'ın çıkmasıyla neden durduğunu anlamıştı.
Adam kendilerine doğru gelip şoför tarafının penceresini tıklatınca camını aşağı doğru indirmişti Bahar da.
"Yenge öyle ölmeyiz ya abime söyle sıksın kafamıza."
Kendisiyle alenen dalga geçiyordu. Yapmacık bir gülümsemeyle cevap verdi Nejat'a.
"Şoförlüğün de esprilerin kadar iyidir inşallah Nejat?"
Yan tarafta oturan Hamza Mahir de kızın ters haline gülüyordu.
"Aslanım yengen çok formunda ayak altında fazla dolaşmayın."
İki adam da resmen kendisine çalışıyordu!
"Hıh Nejat işte şimdi belli oldu sizin bu komiklikleri kimden öğrendiğiniz."
Bir taraftan da Hamza Mahir'e ölümcül bakışlar atmakta meşguldü.
"Ben ateş hattında kalmadan gidiyorum abi. Bu arada araban hayırlı olsun yenge güle güle kullan."
Bahar'dan da itiraz gecikmemişti.
"Benim değil abinin arabası"
Hamza Mahir kızın sözlerine homurdanırken diğer taraftan da gözü Nejat'ın siyah film kaplı arabasındaydı.
"Arabada biri mi var aslanım?"
Bahar hayretler içinde Hamza Mahir'e çevirdi başını.
Pesti yani arabanın içini nasıl görmüştü bu adam?
Hayır bulundukları konum gereği ön cam da görünmüyordu ki resmen zifiri karanlıktı.
"Leyla"
Nejat'ın sesi biraz mahçup mu çıkmıştı yoksa Bahar'a mı öyle gelmişti?
"Leyla kim?" deyiverdi birden.
İki adamdan da ses çıkmayınca iyice meraklanmıştı.
"Sevgilin mi?"
Bu sefer direkt sorunun muhattabı Nejat'tı.
"Ev için yeni yardımcı yenge."
İki adamın bakışlarını yakalanmıştı bir kere yer miydi Bahar bu bahaneyi?
"Nataşa gitti Leyla mı geldi?"
Hamza Mahir'in 'tövbe estağfurullah' dediğini duyar gibi olduysa da oralı olmadı genç kız.
"Bu kız öyle biri değil yenge olur mu öyle şey."
Bingo!
Bahar bu ses tonundan yakalamıştı. Vardı işte, bal gibi de bi şey vardı bu işte.
"Anladım ben anladım hadi Najatcım tutma bizi de gidelim." dedi alayla.
Nejat pes ederek doğruldu.
Konuyu kapatmak en iyisiydi çünkü karşısındaki kadın cin gibi bakıyordu kendisine.
Ağabeyiyle tekrardan göz göze gelip bir baş selamı verdi ve yanlarından ayrıldı.
Tekrardan yola çıktıklarında eve zaten çok yaklaşmışlardı. Garajdaki onca arabaya çarpmadan park edebilmek için genç kızın sırtından ter damlamıştı resmen.
Kontağı kapattığında adama doğru uzanıp dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu.
"Hayırdır?"
Kızdan böyle hamlelere alışık olmayan adam belli etmese de şaşırmıştı.
"Teşekkür ettim" dedi Bahar sevimlice.
Yalnızca birkaç santim uzaklıkta güzel gözleriyle kendisini izleyen kadının dudaklarına kapandı adam aniden.
Hararetli bir öpüşmenin ardından ayrılan adam huysuzca söylendi.
"Arabanın ilk gününden siftah yapmamızı istemiyorsan in hadi."
Duyduğu cümlenin ardından hızlıca Hamza Mahir'in kollarından kurtulan Bahar kendini hemen arabadan atmıştı.
Bir kolunu arabanın açık olan kapısına yaslayıp diğerini tavanına doğru atmış içeriye doğru da eğilmiş kıkırdayarak henüz inmeyen adama doğru konuşuyordu.
"İyice arsız oldun sen. Çok şımartıyorum seni çok."
Kapıyı kapattığı gibi çıkışa doğru yöneldi.
Çok geçmeden ellerini adamın kocaman elleri arasında bulmuştu bile.
Kendininkilerin aksine sıcacıktı ve yalnızca ellerini değil kalbini de ısıtıyordu genç kızın.
Yorumlar
Yorum Gönder