GÜMÜŞPALA-44
Keyifli okumalar♥️
Hamza Mahir göğsüne başını yaslamış karısının usul usul saçlarını okşuyordu yattıkları yatakta.
İki gündür bebeklere tek başına bakan Bahar yorgunluktan bitap düşmüş haldeydi. Ev işleri için gelen Hafize hanımın yardım talebini kesin bir dille reddetmiş diğer kadınların gelmek istediklerini söylediğinde ise duymazlıktan gelmişti.
Gelmişti gelmesine fakat olan en çok kendisine olmuş ne gecesi ne de gündüzü kalmıştı genç kadının.
Benim diyenin yapacağı iş değildi aynı anda üç bebeğe koşturmak. Kaldı ki Bahar henüz toy bir anneydi ve oğullarının her mırıldanmasında yanlarına koşturuyordu.
Şüphesiz durumdan en memnuniyetsiz kişi ise Hamza Mahir'di.
Adam ilgi beklemeyi falan bir kenara koymuş Bahar'ın kendini heba edişine kızıyordu.
Dikmişti o güzel burnunu havaya bana mısın demiyordu.
Normal zamanda Gümüşpala duruma el atmasını elbetteki bilirdi fakat Bahar'ın içinin soğumasını bekler gibi bir hali vardı.
Diğer yandan bu yaşına kadar eli silah tutmuş bir adamın da bir anda bebek bakması beklenilecek iş değildi doğrusu.
En fazla Bahar bir bebekle ilgilenirken diğer ikisini omzuna yatırıp odanın içinde gezdiriyordu.
Kendisine soracak olursanız da 'aslanlarına anaları kadar bakıyordu işte.'
Bahar yorgun yorgun yatarken Hamza Mahir'in sesiyle kendisine geldi.
"Hamile olduğunu ne zaman öğrendin?"
Anlaşılan kocası kendisi yokken yaşanılanları merak ediyordu.
"Trabzon'a gittikten üç gün sonra öğrendim."
Uzun yolculuktan sonra çok kötü olmuştu Bahar. İlk iki gün habire kusmuştu. Kendisi psikolojik olarak çöküşüne bağlamıştı fakat yılların ebesi olan Sevde hanım kızın halinden şüphelenmişti. Önce doktora götürmeye ikna edememişti kızı.
İki gün boyunca reddetmişti Bahar hamile olmayı.
Sonrasında ise Sevde hanımın özellikle salonun en göze çarpan yeri olan televizyon konsolunun önüne koyduğu hamilelik testlerinden birini alıp yapmaya karar vermişti.
Hoş sonucun pozitif çıkması üzerine de ağlama krizlerine girmişti ama o günlerde uçan kuşa ağladığı için Sevde hanım tarafından oldukça normal karşılanmıştı bu hali.
"Ne hissettin?"
Normal şartlar altında aşık olduğu adamın bebeğini taşıdığını öğrenmek elbetteki Bahar'ı dünyanın en mutlu kadını yapardı fakat durumlar öylesine karışıktı ki nasıl hissetmesi gerektiğini bile bilememişti genç kadın.
O günlerde düşündüğü tek şey asla bebeğinden vazgeçmeyecek olmasıydı. Tek bir an bile geçirmemişti aklından bu fikri.
"Önce çok ağladım yaşadıklarım bana reva mı diye."
Ben ailesiz büyüdüm benim bebeğim de babasız mı büyüyecek düşüncesiyle sekiz ay geçirmişti Bahar.
"Sonra çok çabuk kabullendim sanki bekliyormuşum gibi böyle olmasını yada belki de artık o kadar da yalnız olmadığım düşüncesi beni ayakta tuttu bilmiyorum.
Onları ben dokuz ay boyunca taşıdım ama aslında oğullarım bana zor zamanlarımda en büyük destekçi oldular."
Hamza Mahir'in kalbine birer ok gibi saplanıyordu kızın ağzından çıkan cümleler. Kollarıyla daha bir sıkı kavrarken sanki geçen o günleri aklından silmek ister gibiydi.
"Üçüz olduklarını ne zaman öğrendin?"
Bahar'ın dudaklarında bir tebessüm belirdi o gün gerçekten de hayatının şokunu yaşamıştı.
"Hamileliğimin altıncı haftasıydı ultrasonda belli oldu."
Kollarıyla adamın göğsünden destek alıp bedenini kocasına doğru döndürdüğü sırada anlatmaya devam etti genç kadın.
"Mahir ben hayatımda hiç o kadar şaşırıp kalmamıştım görmen lazımdı algılayamadım bir süre zaten.
Doktora diyorum ki emin misiniz iyi baktınız mı?
Hayır ben kendi başıma bir bebeği nasıl büyüteceğimi günde kırk defa hesap ederken düşünsene üç tane bebek. Bir yandan da böyle seviniyorum da saftirik gibi."
Kızın kendine yaptığı yakıştırmaya bıyık altından gülen adam aniden iki eliyle yüzünü kavrayıp dudaklarını esir almıştı. Bir müddet karısının dudaklarının tadını çıkardıktan sonra kısa ama Bahar'ın, tüm düşüncelerinin özeti olduğunu bildiği cümleyi kurdu Hamza Mahir.
"Görmeyi çok isterdim."
Öyle içten bakıyordu ki o gözler Bahar'ın hali hazırda bekleyen yaşları dolduruvermişti gözlerini.
"Ben de her şeyimiz birlikte olsun çok isterdim."
Bahar önceleri kesinlikte reddetmişti Hamza Mahir'e olan ihtiyacını, o yoksunluk hissini. Öyle öfkeliydi ki onun hiçbir şeyi hak etmediğini düşünüyordu. Bir yandan da geceler boyu hala onun için ağladığı için kendine kızıyordu.
Ta ki koşarak banyoya gittiğinde saçlarını tutacak, bitkinlikten mahvolduğu anlarda saçlarını okşayacak bir ele ihtiyacı olduğunu kabullenene kadar.
O el öyle herhangi bir el değildi. Hamza Mahir olsun istiyordu. Başka bir kadın olmamış olsun hayatında, kendi yanında olsun istiyordu. Değiştiremeyeceği gerçekler çok yormuştu o zamanlar Bahar'ı.
Bebekler üçüz olduğu için karnı bir hayli çabuk şişmişti ve oldukça erken aylarda ayakkabılarını bile giymekte zorlanmaya başlamıştı genç kadın.
Yine bir gün yürüyüşe çıkacağı bir vakitte bir türlü spor ayakkabının çözülen bağcığını bağlayamamıştı. Öyle zoruna gitmişti ki bir başına güçlü durmaya çalışmak. Oturup hüngür hüngür ağlamıştı çocuk gibi.
Koskoca sekiz ayın içinde böyle nice anılar vardı Bahar'ın hatırlamak bile istemediği.
"Bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun peki hamile olduğunu?"
Bu Bahar için de biraz muallakta bir konuydu açıkçası.
"Aslında ilk zamanlar bildiğini düşünüyordum dedim ki mutlaka öğrenmiştir Mahir hamile olduğumu ama sonra gelen giden olmayınca bilmediğini düşündüm.
Tamam ben senin için önemli değildim ama biraz da olsa seni tanımışsam ki bu konuda da oldukça yanıldığımı görmüştüm, yine de çocuğunu kimseye bırakmazdın.
Bu da gözümü korkutmuştu bebeğimi benden alırsan diye endişelendim.
Sonra baktım sen hamile olduğumu öğrenecek kadar bile düşmemişsin peşime ben de asla söylememeye karar verdim."
Böyle kolayca söylüyordu fakat hiç de kolayına verilmiş kararlar değildi bunlar Bahar için.
"Ulan ben senin gözünde nasıl bir canavarmışım böyle?"
Güven konusu açılınca Hamza Mahir gözle görülür bir şekilde geriliyordu. Karısının kendisine olan inancının böyle kolayca kaybolması adamı çileden çıkarıyordu.
"Mahir ben bu evde yaşarken bir gün bile senin dürüstlüğünden şüphe etmedim ama o gün duyduklarım bir anda beni alaşağı etti.
Benim dünyam ters yüz olmadı mı zannediyorsun?"
Yatakta sarmaş dolaş bir halde yatarken bir anda ortamdaki tansiyon yükselivermişti.
Bahar da adamın üzerinde yatmıyormuş gibi tartışıyordu.
"Benim bir anda haysiyetsiz bir adam olduğuma kendini çok çabuk inandırmışsın bakıyorum?"
Hamza Mahir gözlerini bir iki saniyeliğine kapatıp derin bir nefes vererek geri açtı.
"Ben yaptığım şey için çok pişmanım ama sen de her şeyi kendi içinde yaşar bana hiçbir şey söylemezsen yanlış anlaşılmalar kaçınılmaz olur."
Cümlesi biter bitmez Bahar kendisini Hamza Mahir'le yatak arasında sıkışıp kalmış bir halde bulmuştu.
"Sen her gece bu yatakta sana nasıl dokunduğumu unutmuş gibisin sözlü olarak anlatmamı ister misin?"
Bahar'ın tartışırken dahi kurdukları temasla aklı uçup gidiveriyordu ama kalan zerreleriyle dahi iyi bildiği bir şey vardı ki o da Hamza Mahir'in her zaman kendisiyle aşkla sevişiyor oluşuydu.
Genç kadının öncesinde bir tecrübesi yoktu kıyas edecek fakat o özel zamanlarda kocası adeta kendisine tanrıça gibi davranıp tapınır gibi vücudunun her bir yerini aşkla seviyordu.
Bahar ne kadar çok sevildiğini her bir zerresinde hissediyordu.
Kocası tam olarak o güzel anlara gönderme yapıyor hatırlamasını sağlıyordu.
"Haklısın özür dilerim sana güvenmemek benim için dünyanın en zor şeyiydi."
Hamza Mahir, Bahar'ın bu hayattaki tutunduğu en büyük daldı onu kaybetmek hiç şüphesiz en çok kendisine zor olmuştu.
"Amacım af diletmek değil güzelim. Bir daha kendine de bana da bunu yapma.
Ulan normalde başka mevzuya kırk kere hesap sormaya çalışırsın birini de buna sorsaydın ya."
Bahar'ın ağzından dağılan gerginlikten sonra bir kıkırtı kaçtı.
"Hesap sormama alıştın sen bak bünyen istiyor artık."
Konuşmanın başından beri yakın temasta olmalarını gözardı etmeye çalışsalar da bir yerden sonra çekim karşı konulmaz hale geliyordu.
"Benim bünyemin istediği hesaplar kısmına daha hiç geçemedik yavrum."
Bahar'ın anında sıklaşan nefesleri adamın dudağının kenarının kıvrılmasını sağlamıştı.
"Bu kadar mı çok etkileniyorsun benden?"
Bir insan evladının da bu kadar çok üzerine gidilmezdi ki canım!
"Mahir"
Adamın bakışları tembel tembel kızın gözleriyle dudakları arasında gidip geliyordu.
"Hmm"
Bahar'da dayanacak sabır falan kalmamıştı artık.
"Ay öpeceksen öp artık bak vallahi duracak kalbim."
Hamza Mahir de elinin altındaki kalp atışlarından kızın ne kadar etkilendiğinin elbetteki farkındaydı.
"Vazgeçtim."
Bahar duyduklarına anlam veremezken boş bulunup "Ne?" şeklinde yüksek sesli sayılabilecek bir tepki vermişti.
Karşılığında adamın kahkahasına bakılacak olursa oyun oynuyordu alçak adam kendisiyle.
"Çekil şurd..."
Devamında esir alınan dudaklarıyla birdenbire susturuluvermişti.
Ne zaman üzerindeki kıyafetler çıkarılmıştı ve kocası karşısında çırılçıplak bir halde kalmıştı hatırlamıyordu bile.
"Bakma şöyle."
Adam kızın bembeyaz tenini özlem ve beğeniyle süzerken sordu.
"Nasıl?"
Nasılı mı vardı bir de soruyordu.
"Deli gibi işte."
Bahar'ın utanarak söyledikleri aslında tam olarak gerçekleri yansıtıyordu. Hamza Mahir karısının teninin herbir santimine deli oluyordu.
"Beni sen delirtiyorsun." deyip dudaklarını buluşturdu.
Elleri vücudunun en özel yerlerinde keşfe çıkarken Bahar dünyadan tamamen soyutlanmış gibiydi ve kendini Hamza Mahir'in insafına çoktan bırakmıştı.
Adamın dudakları göğüslerinin ucunu dişleyip, elleri en kuytularını talan ederken Bahar o çok iyi bildiği yükseklikten kendini aşağı bırakmış adeta bulutlarda bir yerlerde süzülüyordu.
Biraz sonra Hamza Mahir kendisiyle birlikte Bahar'ı da yanına çekip kolları arasına alarak yatmıştı.
Bir süre nefes alışverişlerini düzene sokmaya çalışan kızı usul usul seyreden adam kendisini soktuğu zor durumu bir kenara koymuş karısının gevşemiş halinin keyfini çıkarıyordu.
"Hayırdır özlemiş gibisin?"
Sırıtarak kurduğu cümleden sonra göğsüne şaplağı yemişti tabiki Hamza Mahir.
"Edepsiz."
Adam kendisiyle ne kadar uğraşırsa uğraşsın şu an sinirleri alınmış gibi hissediyordu Bahar.
Yan dönüp kollarıyla kocasını iyice sarıp kedi gibi sokuldu göğsüne.
"Şu kırk gün bir geçse sende sinir falan kalmayacak güzelim."
Hamza Mahir'in muzipçe söylediği şey hem utandırıyor hem de güldürüyordu Bahar'ı.
"Sen bugün biraz fazla mı üzerime geliyorsun kocacığım?"
Adamın göğsünde daireler çizerken ne yaptığını bilir gibi bir hali vardı.
"Uslu dur."
Elleri kocasının elleri tarafından tutulmuş öpüldükten sonra göğsünden usulca çekilmişti.
"Bu yaramazlıklarının hepsini yazıyorum gül sen."
Bahar daha fazla dayanamayıp bir kahkaha atmıştı. Kocasının ne kadar zor bir durumda olduğunu iyi biliyordu.
"Farkında mısın hiç uyanmadılar?"
Bahar'ın sesi oldukça şaşkın çıkıyordu.
"Ben duş alırken sen de bir baksan mı sevgilim?"
Karısının böyle tatlı diliyle kendisine her şeyi yaptırabileceğini düşünüyordu adam. Baş sallanmasının ardından Bahar dudaklarına bir öpücük kondurup sabahlığını üzerine geçirerek odanın içindeki banyoya koşturdu.
Banyodan çıkıp üzerine bordo spor bir elbise geçirip bebek odasına girdiğinde Zeliha hanım, Esra ve Leyla'yı orada bulmayı hiç beklemiyordu.
Oğullarının da gayet keyfi yerindeydi anlaşılan ki o yüzden ağlamamışlardı. Bebek telsizini kapatan kadınlar iki gündür yorgun düştüğünü tahmin ettikleri Bahar'ın uyuduğunu zannedip uyanmasın istemişlerdi.
Bir kişinin üç tane bebeğe bakmasının ne denli zor olduğunu tahmin eden Zeliha hanıma göre Bahar'ın kendilerine olan direncinin kırılmasını beklemek demek yarın iki gün sonra yorgunluktan yatak döşek hasta olması demekti. O nedenle daha fazla duramamış peşine kızları da takmış gelmişti.
"Sen bizimle konuşmuyorsun diye ben torunlarımdan da mı mahrum kalayım?"
Bahar'ın şaşkın şaşkın bakmasının ardından söze girmişti Zeliha hanım.
"Bebeklerime bakıp bakamadığımı kontrole gelmedin yani?"
Ne kadar aksilense de Bahar için Zeliha hanım anneydi. Bir çocuk annesine ne kadar küs kalabilirse onun için de öyleydi işte.
"Eh o da var elbet. Sen bu paşalara bakmaya bakarsın en alasını da yaparsın da sana kim baksın?"
Gözü bir anlığına Hamza Mahir'e kaydı Bahar'ın. Kucağına aldığı oğluyla ilgilenen adam kendileriyle oralıymış gibi görünmüyordu ama kocasının yanında söylenecek laf mıydı yani şimdi bu?
"Mahir de bana bakar."
Bahar asla taviz vermek istemiyordu.
"Orasını anladık zaten kızım maşallah gözünün kocandan başka kimseyi gördüğü yok."
Hamza Mahir bunları duyduğu için yanakları al al olmuştu genç kadının.
"Ne o utandın mı? Gören de sana gizlice nikahı biz kıydırdık zanneder. Her şey olsun bitsin bizim öyle haberimiz olsun ama tüm suç bize kalsın.
Kalmaya kalsın ben senin ananım ama beni kendinden mahrum edip de şu yaştan sonra bir de evlat özlemi çektirme bana."
Aylardır, annesi yerine koyduğu kendisine bakıp büyüten bu kadını o kadar çok özlemişti ki Bahar ne kadar suçlu bulursa bulsun tüm yaşadıkları için annesi bildiği kadına sığınmak, göğsünde ağlamak istiyordu.
"Siz ayladır kendinizi benden mahrum etmediniz mi? Ben özlemedim mi sanki!"
Sesinde bitmeyen bir isyan vardı.
"Güzel gözlüm bak evlat acısı ne anne acısına benzer ne de koca acısına benzer. Nereden mi biliyorum? Ben yaşadım. Bir tercih hakkım olsa o çok sevdiğim kocamı değil yavrumu döndürmek isterdim hayata.
Senin böyle bir acıyla karşılaşma ihtimalini bile göze alamadım ben. Sen evlatlarınla sınanma diye yaptım kuzum bak anne oldun daha da iyi anlaman lazım artık beni."
Bahar artık kendini durduramıyor gözyaşları yanaklarını birer ikişer ıslatıyordu. Zeliha hanım gidip kızına sarılırken Bahar da karşılıksız bırakmamış sımsıkı sarılmıştı kıza.
"Çok aradım seni, çok aradım."
Bahar'ın tek cümlesi anlatmaya yetiyordu Zeliha hanıma olan ihtiyacını.
"Sen buradayken de benim bir gözüm bir kulağım hep yollardaydı bir de gidince deliye döndüm boncuk gözlü kızım benim."
Zeliha hanım gelmek istediğini Baharla konuşmak istediğini Hamza Mahir'e söylemişti öncesinde. Bu konuşmanın yapılacağından haberdardı o nedenle şaşırmamıştı onları odada görünce.
Karısının günlerdir içten içe ne kadar üzgün olduğunu bildiği için bu anın yaşanmasının daha fazla gecikmemesi gerektiğine ikna olmuştu o da.
Biraz sonra odadaki ikili koltuğa oturmuşlar Bahar başını yaşlı kadının göğsüne koymuş günlerdir anne olmanın verdiği güçlü olma zorunluluğunu bir kenara bırakmış evlat olmanın huzurunu yaşıyordu.
Hamza Mahir oğullarının üçünün de aynı anda taşınabilmesi amacıyla yaptırdığı özel yapım pusetlerine yanyana yatırmış odadan çıkmıştı.
Odada başbaşa kalan kadınlardan Esra ve Leyla Bahar'ın ayak ucuna oturdular. İki genç kadın da kızın birer elini avuçlarının içine alırken af dileyen gözlerle bakıyorlardı. Söze ilk giren Esra oldu.
"Yemin ederim her gün ama her gün gelmek istedim yanına. Zeliha sultanı haksız bulduğum için değil yalnızca beni biliyorsun duramadım yerimde bir an evvel yanında olmak istedim, elini böyle tutabilmek destek olabilmek istedim ama yapamadım.
Trabzon'da olduğunu biliyordum ama neresinde olduğuna dair en ufak bir bilgim yoktu. Gelmeyi göze almıştım ama gelsem de kocaman şehirde seni nerede arayacaktım ki?"
Ablasının eline öpücükler kondururken af diledi tekrar Esra.
"Özür dilerim hissettiklerinde ne kadar payım varsa hepsi için ayrı ayrı özür dilerim."
Bu işin böyle olmaması gerektiğini en çok savunan kişi Esra olduğu için belki de en çok o pişman görünüyordu.
Kardeşi gibi gördüğü kızın daha fazla üzülmesine gönlü el vermeyen Bahar sımsıkı sarıldı kıza.
"Tamam ağlama artık affettim tamam, bak ben başlarsam duramıyorum ona göre."
Ablasının ağzından çıkanlarla yüzü aydınlandı Esra'nın içine oturan o ağırlık bir anda buhar oluvermişti.
Leyla da hazır yeri ve zamanı gelmişken kendini açıklamak istedi.
"Sizin hikayenizi öğrendiğim günden beri senin beni en iyi anlayan kişi olduğunu düşünüp durdum. İlk günden beri kendimi sana yakın hissedişimin nedenini buluvermiştim adeta.
Hani sen dedin ya o gün beni en iyi anlayan kişinin sen olduğunu düşünürdüm diye. İşte o gördüğüm hayal kırıklığı beni günlerdir kahrediyor.
Bakma Nejat'la çok iyiyiz falan ama yalnızca onun sınırları dahilinde çok iyiyiz biz. Tam da bu noktada senin beni anlayacağını umuyorum Nejat'ın haberi olmadan tek bir şey yapabilmem mümkün değildi hele ki o zamanlar.
Çok istedim inan en azından birimiz yanında olalım sana destek verelim ama burası savaş alanı gibiydi.
Yiğit Ali aylarca kendine gelemedi sürekli kendini suçlayıp durdu delirmiş gibiydi. Her şey Nejat'ın üzerindeydi ve zaten o da abisine üzülmekten bitap düşmüştü. Onunla sağlıklı bir şekilde konuşmamın imkanı dahi yoktu ki yalnızca yanında olup destek olabildim.
Ben de çok özür dilerim yapamadıklarım için senden çok özür dilerim."
Leyla'nın konuşması adeta tüm yaşanılanların özeti gibiydi. Bahar onun da ne demek istediğini çok iyi anlıyor içten içe hak veriyordu.
Kendisi de günlerce Zeliha hanım ve Esra'yı arayıp yalnızca iyiyim bile diyememişti.
Bahar bu sefer de Leyla'ya sarıldı sıkıca. Gözlerinden okunan o 'bir şey yapmak isteyip de yapamamış olma' durumu açıkça okunuyordu.
"Ay ben zaten lohusa bir kadınım daha fazla ağlatmayın beni lütfen.
Tamam bakın içten bir şekilde affediyorum sizi ama ama bunu bir daha koşullar ne olursa olsun yaşatmayın. Beni ilgilendiren bir şeyi önce bana söyleyin. Sonradan duymak güvenimi yerle bir ediyor.
Ben sizin çaresiz kalışınızı da çok iyi anladım. Ben de yargısız infaz yaptım belki de.
Siz de kusuruma bakmayın olur mu?"
Olayın iki gün sonra tatlıya bağlanması herkesi rahatlatmıştı. Kadınlar duygusallıklarından sıyrılıp kendilerine geldiklerinde Bahar şaşkınlıkla sordu.
"Mahir nereye götürdü oğlanları?"
Hızlıca kalkıp aşağı indiler. Aşağı katta da kimseyi bulamayınca Bahar önde diğer kadınlar arkada dış kapıya yöneldiler.
Kapıyı açtıklarında karşılaştıkları manzara evlere şenlikti doğrusu.
Koca koca adamlar bahçede yeşilliklerin üzerinde toplanmış ayakta dikiliyorlardı bebek sevmek için. Oğlanları Nejat, Yiğit Ali ve Cenk kucaklarına almış Ferit, Selim ve diğer bir sürü beli silahlı, takım elbiseli adam el kadar bebeklerle oyalanıyorlardı.
"Ay Allahım bu Mahir beni öldürecek. Bak bak görüyorsunuz değil mi vermiş çocukları kucaklarına kendisi ileride telefonla konuşuyor rahatlığa bak!"
Hava oldukça güzeldi fakat bebekler henüz çok miniklerdi. Babaları sayesinde de ilk güneşlerini alıyorlardı.
"İki dakika boş bırakmaya gelmiyor bu adamı. Hayır bunların elleri temiz mi dokundular çocukların yer yerlerine."
Söylene söylene bahçeye çıkan Bahar'ın ardından Zeliha hanım gülümserken Esra ve Leyla da biraz sonra kızın ardından çıkmışlardı evden.
Bebeklerin başında toplandıkları yerden Bahar'ı görür görmez açılan adamlar bir anda saygıyla dizilmişlerdi.
Gözleri yerde adamların haline "Tövbe yarabbim" diyerek ağzının içinden tepki veren genç kadın bir yandan da yine Hamza Mahir'e saydırıyordu.
"Hayır suç bunlarda değil ki suç bu çocukları böyle korkutan benim kocamda."
Adamların yanına vardığında Hamza Mahir de Bahar'ı uzaktan görmüş telefonu kapatıp aynı anda yanlarına varmıştı.
"Allah analı babalı büyütsün yenge."
İlk konuşan Ferit'ti. Neticede Ferit'le az muhattap olmamışlardı.
"Teşekkür ederim Ferit darısı başına."
Hamza Mahir tam arkasında bir koluyla önden kızın belini kavramış dikiliyordu.
Bahar'ın söyledikleriyle mahçup olan Ferit gülümseyerek bir baş selamı vermişti. Sırasıyla tanışık olduğu diğer çocuklar da kendisini tebrik edip iyi dileklerde bulunmuşlardı.
"Çok küçükler henüz üşürler içeriye götürelim biz artık."
Kadınlar bebekleri kucaklarına alıp götürecekleri sırada Bahar'ın dikkatini yakalarındaki birer büyük altın çekmişti. Anlaşılan doğum hediyesiydi oğullarının.
Hamza Mahir'in göz hapsi altında içeriye girmişlerdi.
Tek kelime etmemişti fakat kocasını yoğun bakışları altında takılmadan adım atması bile büyük başarıydı doğrusu.
Oğlanların karnını doyurup onlarla vakit geçirdikten sonra şükür ki uyutabilmişti. Gün geçtikçe hareketleniyorlar ilk günlerdeki gibi sürekli uyumak istemiyorlardı. Gerçekten de tek kişiyle olacak iş değildi.
Bebek odasından çıkıp kendi odasına girdiğinde Hamza Mahir de odadaydı.
"Ay Mahir el kadar bebekleri aşağı indirmişsin hemen."
Kızın kendisine hesap sorarak gelişini izliyordu adam.
"Yavrum yarın iki gün sonra bahçede arkalarından koşturacaklar hiç mi sevmesin çocuklar, merak ediyorlardı zaten."
Bu adam hep böyle yapıyordu. Kendisine hayal kurdurup kendi bildiğini okuyordu böyle. Hayır bir de sevimli geliyordu Bahar'a ki o kısmı hiç sormayın bile.
"Koşturacaklar değil mi benim miniklerim öyle paytak paytak?"
Düşüncesi bile güzeldi.
"Koşturacaklar tabi ya babaları da burada anneleriyle ilgilenecek."
Bahar'ın ağzından bir kıkırtı kaçtı.
"Hmm nasıl ilgilenecekmiş?"
İç çekerek konuşmasından anlaşıldığı üzere pek de şikayetçi değildi genç kız.
"Kadroyu genişletmek için birtakım öngörüşmelerde bulunacak."
Hamza Mahir'in yapacaklarını anlatış şekline gülen Bahar hayretle söylendi.
"Yok artık Mahir üç tane var işte daha ne istiyorsun?"
Adam kaşlarını çatarak aksilendi.
"Ulan bunlar on beş yaşından sonra haydut olur kızım olana kadar boş bırakmaya niyetim yok seni haberin olsun."
Yok artık daha nelerdi!
"Şaka mı bu?"
Hiç de şaka yapar gibi bir hali yoktu adamın.
"Ay bir de haydut diyor miniklerim..."
Bahar cümlesini henüz tamamlamadan kocasının dudakları tarafından susturulmuş, öpüşmenin heyecanına kapılmıştı bile.
Yorumlar
Yorum Gönder