GÜMÜŞPALA-38
Keyifli okumalar♥️
Bebeklerin üçüz oluşu ev gündemine bomba gibi düşmüştü.
Hamza Mahir'in Bahar'ı yukarıya çıkarmasının ardından elinde pusetlerle içeriye giren üç adamın yanına hücum etmişti tüm kadınlar bakışlarından sevgi pırıltıları akan bir şekilde.
Zeliha ve Hafize hanım yaşlarının vermiş olduğu tecrübeyle hemen birer bebeği kucaklarına almışlardı bile.
Leyla ise çekimser bakışlarla kucağına alıp almamayı tartarken Nejat taşıdığı puseti Layla'nın önüne doğru uzatmıştı adeta tereddütünü görürmüş gibi.
Kadınlar kucaklarındaki ufaklıklarla yanyana üçlü koltuğa oturmuşlar şaşkın bakışlarla ve dillerinden düşürmedikleri maşallah kelimeleriyle bebeklerin üçünü birden sevmeye çalışıyorlardı. Diğer yandan ise hep bir ağızdan ne kadar küçük olduklarının ve kime benzediklerinin kritiğini yapıyorlardı.
Ferit çoktan bahçeye çıkmıştı bile ama Nejat ve Yiğit Ali yorgunluklarını belli edercesine biraz ötedeki tekli koltuklara oturup kalmışlardı.
"Çok şükür bu iş de bitti kardeşim valla şu günleri göremeyeceğiz zannettim bir ara." bezgine konuşan Yiğit Ali'ydi.
"Böyle alengirli iş yapmak ne zormuş ulan bir alay adamın içine dalsam daha az yorulurdum anasını satayım." Nejat'ın ses tonunun da Yiğit Ali'den farkı yoktu.
"Lan üç tane yeğenimiz oldu ha" Kendilerini filmin sonuna o kadar kaptırmışlardı ki durup sevinmeye fırsatları dahi olmamıştı yeni yeni dank ediyorlardı.
Nejat'ın dudağının köşesi kıvrıldı Yiğit Ali'nin cümlesi üzerine. Şaka maka amca olmuşlardı.
"Hamza Mahir Gümüşpala'nın üç tane aslan gibi oğlu oldu lan yakışır abime."
Yiğit Ali'nin keyfi yerine geldiği belliydi söyledikleriyle.
"Yakışır tabi oğlum adamınki nasıl bir kudretse tek seferde hat-trick atmış."
Bir yandan da kadınların tarafına göz ucuyla bakıyordu fakat onlar dünyadan soyutlanmış gibilerdi. Gözleri bebeklerden başka bir şey görmüyordu.
"Gümüşpala bu paşam adam kendine güveniyor demekki."
İki adam da gülerken Nejat bir yandan da tersçe söyleniyordu.
"Ulan Yiğit Ali abuk sabuk konuşturuyorsun beni."
Yiğit Ali'yi daha da çok güldürmüştü Nejat'ın gülerken aksilenmesi.
Sesini ağabeyi gibi çıkarmaya gayret ederek okları bir anda Nejat'a döndürdü.
"Aslanım senin kondisyonunu da göreceğiz."
Aldığı karşılık karnına atılan kırlent ve pis pis bakışlar olmuştu ama bariz olan bir durum vardı o da iki adamın da neşeli olduğuydu.
Evdeki herkes uzun süren hasretliğin ardından böylesine üç mucizeyle ödüllendirilmiş olmaktan memnundu.
Bu durum en çok kadınların yüzünden okunuyordu elbette.
Hem sevinmişlerdi hem de çok duygulanmışlardı. Şüphesiz duygu yoğunluğunu en çok yaşayan kişi Zeliha hanımdı. Kızı olarak gördüğü Bahar'ının anne olmasına, kendisini torun sahibi yapmasına seviniyordu.
Henüz yukarı çıkıp halini hatrını soramamıştı kocası apar topar yukarı çıkarmıştı ama ilk fırsatta burnunda tüten canına sarılıp özlem giderecekti.
"Allahım sizi verene kurban olurum ben. Baharım üçünüzü birden nasıl taşıdı da büyüttü böyle? Kırk bin kere maşallah sizin güzelliğinize."
Zeliha hanımın söylediklerine tüm kadınlar katılır gibi baş salladılar.
"Sahi ya kutu bebek gibi kız insanın aklı ermiyor. Rabbim yaşatacak ya üçünü de böyle sağ salim dünyaya getirmiş işte anaları." Hafize hanımın da Zeliha hanımdan kalır yanı yoktu şaşkınlık konusunda.
"Özellikle son zamanlarında çok zorlandı. Ben endişe etmesin diye çok zaman normal dedim ama ne yalan söyleyeyim bu kız erken doğuracak da dedim içimden." Sevde hanım yeni tanıştığı kadınların sohbetine ortak olmuştu bile.
"Allah senden razı olsun Sevde hanım dediler ki Bahar'ın yanında annesi gibi bakan biri var ancak öyle serin tuttuk yüreğimizi yoksa öldük öldük dirildik."
Yaşlı kadın son bir yılda sürekli olarak yirmi beş yıl boyunca gözünün önünden ayırmadığı kızı ile sınanıyordu adeta.
"Allah hepimizden razı olsun asıl siz pırlanta gibi bir evlat yetiştirmişsiniz. Ben Bahar'ı çok sevdim Trabzon'a döndüğümde anlaşılan çok özleyeceğim."
Sevde hanımın sözleri üzerine Zeliha hanım gururlanmıştı. Yüzünde tebessümle devam etti sohbetlerine.
Leyla ise kucağındaki minik adamı seyrediyordu gözünü kırpmadan. Kibrit çöpü gibi parmakları, minicik ağzıyla burnuyla öyle güzeldi ki insanı kendisine hayran bırakıyordu.
Başını kaldırdığı anda Nejat'ın kendisini izlediğini gördü. İstemsiz bir tebessümle karşıladı adamın bakışlarını. Acaba onların da böyle bir gelecekleri olur muydu?
Gelecek zamanın insana ne getireceği hiç belli olmuyordu tıpkı Bahar'ın on beş dakikadır gözünü kırpmadan baktığı evlilik cüzdanında kendi fotoğrafını görmeyi beklemediği gibi.
Sekiz aydır Hamza Mahir'in yanında başka bir kadını hayal ederek kahrolmuştu. Bu öyle böyle bir kahroluş değildi yalnız insanın yüreğinin cayır cayır yanmasıydı.
Çok gece düşünmüştü Hamza Mahir ölse mi daha çok canım yanar yoksa başka bir kadının yanına gitse mi diye.
Bahar için cevap hiç değişmiyordu hiçbir seçenek başka bir kadın kadar acı verici gelmiyordu.
Allah var çok zaman ağlarken adamın arkasından onca laf saydırmıştı ama hiçbir zaman dememişti ki sen de benim yaşadıklarımı yaşa.
Hamza Mahir'in kendi yaşadıklarını yaşaması; başka bir kadına deli gibi aşık olup aldatılması, sonrasında ise yaşamak istemeyecek kadar çok üzülmesi demekti. Ancak öyle anlardı kendi yaşadıklarını ama mümkün müydü ki Bahar'ın içinde üçüncü kişi geçen bir dilekte bulunması?
Asla değildi.
Hatta düşüncesi bile nefessiz bırakmaya yetiyordu.
Peki ya şimdi öğrendikleriyle ne olmuştu?
En başta omuzlarından devasa bir yük kalkmıştı. Boğazındaki o hiç çözülmeyen düğüm bir anda kendini salıvermişti.
Bu öyle bir rahatlama hissiydi ki şuan ayağa kalksa iki ayağı üzerinde durabilir miydi emin değildi adeta aylardır kasılı kalan tüm kasları gevşeyivermişti.
Tüm bu içsel ve de fiziksel farkındalıktan sonrası ise büyük bir muammaydı.
Madem evlilerdi niçin kendisine söylenmemişti?
Böyle bir durumdan nasıl haberi olmazdı?
Evlenecek kadar değer verdiyse neden peşinden gelecek kadar mühim görmemişti bu adam kendisini?
Muhakkak bu soruların bir cevabı vardı fakat hiçbir olasılık sekiz ayda yaşadıklarının önüne geçemiyordu Bahar'ın nazarında.
Anlatılmaz yaşanır denilirdi ya hayatının hiçbir döneminde böylesine anlamlı olmamıştı bu söz.
Zar zor yataktan doğruldu bacaklarının arasındaki acı görmezden gelinecek gibi değildi.
Eline aldığı evlilik cüzdanıyla birlikte adım başı duraklaya duraklaya Hamza Mahir'i aramak için çıktı odadan. Eğer evden gitmemişse muhtemelen aşağıdaki kalabalığa inmemek için çalışma odasındaydı.
Kapının önüne geldiğinde çalma gereği duymadan içeriye girdi. Tahmin ettiği üzere masanın başına oturmuş sanki her şey yolundaymış gibi dosya okuyordu.
Kapının sertçe kapanmasıyla başını kaldırıp Bahara doğru baktı adam.
Genç kadın canının acıdığını belli etmemeye çalışarak masaya doğru yaklaştı ve elindekini hiç de kibar olmayan bir şekilde masanın üzerine fırlattı.
O öyle fırlatılmaz böyle fırlatılırdı.
"Boşanmak istiyorum."
Hamza Mahir'in tek kaşı otomatik olarak kalmış Bahar'ın tavrını izliyordu dikkatlice.
"Niye ayaktasın sen?"
Kızın söylediğini es geçerek karşısında acı çektiği belli bir şekilde dikilmesine odaklanmıştı adam.
"Duymadın galiba boşanmak istiyorum. Hemen."
Bahar da adamın sorusunu es geçerek benzer tavırla meydan okuyordu.
"Ciddiye alınacak bir şey söylersen duyarım. Yatağına dön."
Adamın sesinde korkunç bir mesafe vardı. Hatta bu mesafenin uzunluğundan karşısındakinin Hamza Mahir olup olmadığı neredeyse seçemeyecekti Bahar.
"Dönmüyorum! Sen bana sordun mu benimle evlenir misin diye? Ben bir nikah memuruna evet dediğimi de hatırlamıyorum. Aaa ben imza falan da atmadım hiçbir yere hay Allah!"
Genç kızın dalga geçer gibi konuşuyor olması muhakkak ki adamın damarına basmak içindi ama atladığı şey neredeyse kendisinin ağlamak üzere olduğuydu. Doğumdan hemen sonra bu denli yüksek hormonlarla bir mücadeleyi kaldıracak durumda değildi Bahar her ne kadar kendisi umursamasa da Hamza Mahir tarafından açıkça anlaşılıyordu.
Usulca yerinden kalkıp kızın yanına doğru yaklaştı. Masmavi gözlerinden kalbindeki yaralanmışlığı görüyordu adam.
"Birincisi şu saatten sonra ancak ben ölürsem bu evlilik biter. İkincisi sen zaten her halükarda benim karımdın bu belge bir şey değiştirmedi. Üçüncüsü tüm bunları konuşacağız ama önce sen iyileşeceksin."
Cümlesini bitirir bitirmez Bahar'ı kucağına alıp odaya doğru yürümeye başladı. Tüm gün kucağında taşımasından dolayı isyan etmekten yorulmuş olacak ki bu sefer ağzını dahi açmamıştı genç kız ta ki "İyileşmeyeceğim" diyene kadar.
Tek kelimelik bu cümlenin fiziksel bir durumdan bahsetmediği çok açıktı.
Kızı yatağa bırakan adam alnına bir öpücük bıraktıktan sonra "Söz veriyorum iyileşeceksin" demişti.
"Neden gelmedin aylarca?"
Hamza Mahir yatırdığı kızın yanıbaşına oturmuş hasret duyduğu yüzünü izliyordu.
"Sen neden güvenmedin bana?"
Bu soru karşısında yalpalasada cevap gecikmemişti Bahar'dan.
"Hem suçluyum hem de her zaman ki gibi güçlüyüm diyorsun yani öyle mi!"
Adam iki eliyle yüzünü sıvazlayıp başını sağa sola doğru çevirdi. Sanki söylemek istediği çok şey var ama kendisini frenliyor gibiydi.
"Ulan daha gece baygın yatıyordun ne çabuk kendine geldin sen?"
Adam öfkeyle konuşurken kız yüzünü incelemekle meşguldü. Bir insanın çehresinin her bir santimetre karesi mi ezbere bilinirdi? Bu nasıl bir delilikti?
"Ee acı eşiğim yükseldiyse demekki."
Hamza Mahir hasbinallah çekerken Bahar pek de umursuyormuş görünmüyordu.
"Hem açık kalp ameliyatı olmadım ben çocuk doğurdum hasta muamelesi yapıp durma bana!"
Adamın bildiği bir şey vardı o da şuan her ne derse Bahar'ın tersini iddia edecek oluşuydu. İyisin dese, üç tane çocuk doğurdum sana canımdan oluyordum, derdi.
"Senin gözünün yan tarafına ne oldu?"
Bu sefer de hesap soran gözlerle bakıyordu Bahar. Kendi hararetinden fark edememişti belli ki ama orada dikiş izine benzer bir yara izi vardı.
"Yok bir şey, çok merak etseydin yanımda olur öğrenirdin."
Konuyu kestirip atmıştı adam.
"İyi sormadım varsay. Şu saatten sonra ilgilenmiyorum zaten boşayacağım seni."
Bir taraftan adamın gözündeki yarayı sorarken diğer taraftan boşanmaktan bahsediyordu Bahar. Öyle karmakarışıktı ki kendisi bile ne yaptığının farkındaymış gibi görünmüyordu.
"Benim ağzımdan laf kaç kere çıkar Bahar?"
Biraz önceki sakin halinin aksine korkunç bakıyordu adam.
"Bahar nasıl olsa söyler durur ama Mahir bey bir kere söyler ve o şey öyle olur değil mi? Ben bana bunca acıyı çektirmiş bir adamla evli kalmak istemiyorum hele ki nedenini dahi bilmediğim bir durumsa bu!"
Genç kız yüksek perdeden konuşurken Hamza Mahir başındaki zonklamayla gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Hiçbir şey yokken bir anda girip aklını alacak gibi acı veriyordu bu baş ağrıları adama.
"Ne oldu?" Bahar telaşla sordu. Biraz önceki halinden eser kalmamış panikle sırtını dayadığı yataktan doğrulmaya çalışıyordu.
"Mahir neyin var Allah aşkına korkutma beni bir şey de ne oluyor?" Kızı daha da telaşlandırmamak adına eliyle durdurdu.
"İyiyim bu kadar bağırmanı başım kaldırmıyor herhalde." Adamın konuyu dağıtmaya çalıştığını görüyordu Bahar. Durduk yere ne olmuştu ki şimdi bu adama?
Aklı çıkmıştı, ne kadar öfkeli olursa olsun bir yanı da sürekli kayırıyordu adamı, hiç kıyamıyordu.
Hamza Mahir biraz rahatladığını hissettiğinde kızın endişeli bakışları altında ayağa kalktı.
"Kalkma yataktan aslanlarımı ben getiririm yanına." deyip kapıya doğru uzaklaştı.
Bahar olan bitenden hiçbir şey anlamıyordu. Onca şey yaşandı mı diye neredeyse şüpheye düşecekti.
Hamza Mahir hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu ama bir yandan da son derece mesafeliydi kendisine.
Öyle tezat bir durum içine düşmüştü ki ne yapacağını şaşırmıştı Bahar. Belli ki hiç konuşulmayan bir şeyler vardı ama ne olduğunu anlamayı bırak tahmin dahi edemiyordu.
Gümüşpala aşağıya indiğinde salonun ortasında duran kocaman orta sehpanın üzerinde üç tane puset duruyordu içinde bebeklerle birlikte.
Yiğit Ali ve Nejat da tekli koltuklara oturmuşlar bebeklerin başını bekliyorlardı.
"Hayırdır herkes nerde?"
Ağabeylerinin geldiğini gören adamlar toparlanıp ayaklandılar.
"Hanımlar mutfakta abi şerbet mi ne yapacaklarmış."
Açıklamayı yapan Nejat'tı.
"Abi sen iyi misin?" Yiğit Ali sesinde bariz bir telaşla sormuştu çünkü ağabeyinin en zor zamanlarında yanında bizzat kendisi durduğu için her halinden anlar olmuştu ağrısı olduğunu.
"İyiyim endişe edilecek bir durum yok."
İşin aslı artık bu keskin ağrılar pek uğramaz olmuştu ama dünden beri yaşadığı stres durumu yeniden tetiklemişti anlaşılan.
"Abi biliyorum yine tersleyeceksin ama dünden beri kendini çok yordun. Bir dakika uyumadın, hiç dinlenmedin, bacağın yeni iyileşti sen sürekli yengeyi kucağında taşıyorsun. Biraz dinlen gözünü seveyim."
Hamza Mahir oğullarını izlerken Yiğit Ali'nin söylediklerini dinliyordu.
"Merak etme koçum üç tane aslan gibi evladım olmuş sırtım yere gelmez benim artık."
Diğer iki adamın da bakışları anında bebekleri bulurken gözlerinden sevinçleri açıkça okunuyordu.
"Allah analı babalı büyütsün abi kendi çocuğumuz olsa biliyorsun ancak bu kadar seviniriz."
Nejat'ın kurduğu cümleyle birlikte iki adam da tebrik etmek için kucaklaştılar ağabeyleriyle. Aralarındaki tüm kızgınlıklar askıya alınmış gibi duruyordu.
O sırada Hafize hanım girdi salona. Hamza Mahir'i görür görmez yüzünde güller açarak geldi yanına.
"Rabbim üç tane kopyanı göndermiş sana beyim. Ömürleri uzun olsun, hayırlı evlat olsunlar. Babaları gibi sözüne güvenilir, güçlü, dimdik adamlar olsunlar inşallah."
Hafize hanımın güzel dilekleriyle tebessüm eden adam teşekkür edercesine yaşlı kadının omzunu sıvazladı. Bir müddet bakışan gözlerin gittiği tarihler hemen hemen aynıydı. Hamza Mahir'in en zor zamanlarının, çocukluğunun, bu evdeki tek şahidiydi Hafize hanım ve bunu ikisi de çok iyi biliyordu.
"Beyim Bahar'ın yanına gitmek icap eder ama bilirim sen odanıza girilsin istemezsin. Ben diyorum ki iyileşene kadar gündüzleri yanında olacağımız bir oda hazırlayım Bahar'a hem üç tane bebeğe benim diyen bakamaz yazık kıza çok yorulur."
Eskiden beri yatak odasına girilip çıkılmasından hoşlanmazdı adam. Bahar gelene kadar Hafize hanım günlük olarak iki dakikada düzenler çıkardı odayı zaten beyi çok düzenli ve disiplinli bir adamdı ortalıkta eşya görmeniz mümkün olmazdı. Bahar geldiğinden beri de o derleyip topluyordu odayı. Yalnızca temizlik için asgari süreyle giriliyordu odalarına.
"Sen bu işlerin usulünü benden iyi bilirsin Hafize hanım. Yalnız Bahar'ın yanında üzüleceği bir şey konuşulmasın önce iyileşsin diğer şeyler zamanla anlatılır."
Hamza Mahir'in ne demek istediğini çok iyi anlayan kadın biraz sonra diğerlerini de tembih etmek üzere mutfağa gitmişti.
"Nejat bizim bu kolonların arasından geçen asansörün bakımı tam mı?"
Yukarı kata doğru s çizerek çıkan iki merdivenin ortasındaki duvarın içinde bir asansör sistemi bulunuyordu.
"Sorunsuz çalışıyor abi. Çıkaralım mı bu paşaları yukarıya?"
Adamın başıyla onaylamasının ardından bebekleri kapıya kadar çıkarmışlardı. Gençlerin geri dönmesinin ardından adam üçünü de odanın içine doğru taşıdı. Kapının açılmasıyla gözünü açan Bahar ise mutlu gözlerle oğullarının kendisine doğru gelişini izliyordu.
Babaları üçünü de yatağın ortasına yatırmıştı.
"Annem hoşgeldiniz miniklerim."
Bahar doğrulup üzerlerine doğru eğilmişti bile dur demeye kalmadan. Her birinin boynunu koklayıp koklayıp öpüyordu genç kadın.
Hamza Mahir ise karşısındaki manzaranın keyfini çıkarıyordu.
"Hamileyken o kadar sövdüm arkandan yine de hepsi sana benziyor gerçekten bravo!"
Adam sırıtarak yanlarına oturdu dokunmaya kıyamıyor gibi yalnızca elleriyle oynuyordu bebeklerin.
"İçten içe ne istemişsen artık."
Bahar ters ters bakarak söylendi.
"Daha çok küçükler hemen havalanma çok değişirler büyüyene kadar."
Yüzleri çok yakın duruyordu, fazla yakınlardı.
"Sanmam üçüne de imzamı atmış geçmişim."
Hamza Mahir'in sözü güldürmüş Bahar'ı. Adamın şu kendini beğenmiş hallerini bile özlemişti.
"Dokuz ay karnımda ben taşıyım sen övün oh valla."
Konuşurken adamın sürekli dudaklarına bakıyor olması dikkatini dağıtıyordu.
"Ee bir maçta üç gol atmak kolay değil güzelim ama üzülme skor ikimize yazıldı takım çalışması sonuçta."
Demedi Bahar 'güzelim' falan demedi.
Hem egosu arşa değen bir adama aynı andan üç bebek doğurdun ne olmasını bekliyordun ki?
"Edepsizliğinden hiçbir şey kaybetmemişsin bunca zamanda."
Her an birbirlerine daha da çok yaklaştıklarından habersiz bir şekilde atışırlarken bebeklerden birinin yaygarası toparlanmalarını sağladı.
"Annecim uyandın mı sen oğlum? Gel bakalım karnını doyuralım senin."
Tam arkasını döneceği zaman adam tarafından engellendi. Oğlunun her halini görmek istiyordu sanki Hamza Mahir.
Eli mahkum genç kadın adamın gözleri önünde emzirmeye başladı.
"Kendini iyi hissettiğin bir zaman internetten bir oda beğen aslanlarıma yaptıralım odalarını."
Adamı başıyla onayladı Bahar.
"Şimdiden aslanlarım demeye başlamışsın bakıyorum. Ele avuca sığmayacak bu çocuklar biliyorum ben zaten."
O sırada öncekini kardeşinin yanına yatırıp sıradaki bebeği annesinin göğsüne veren adamla oğlu kısa bir süre de olsa göz göze gelmişlerdi.
Babalık Gümüşpala'yı fena halde çarpmıştı.
"Zeliha sultanı göremedim yanlarına inmek istiyorum. Çok özledim hepsini."
Hamza Mahir eli sürekli olarak oğullarının ellerini tutuyordu sanki çekemiyor gibiydi bir türlü.
"Aşağı kata oda hazırlıyorlar sana bitsin indireceğim."
Bahar içinde depremler yaratan soruyu büyük bir umursamazlıkla sordu.
"Aşağı odada mı kalacağım ben?"
Hamza Mahir'in çok fazla şahit olunmayan o yumuşamış çehresi sertçe döndü kıza.
"İlla damarına basacağım Mahir mi diyorsun?"
Yanlış anlamışsın Bahar ama hayırdır neden bu kadar rahatladın sen?
"İyi düşünmüşsün diyecektim sonuçta artık birlikte yatmamız çok da doğru olmaz."
Kızın her fırsatta kendisine saldırmasını kendince büyük bir sabırla karşılıyordu adam.
Başka zaman olsa taş taş üzerinde bırakmaz Bahar'ın kaçıp gitmesinin hesabını şimdiye kadar defalarca kere kesmiş olurdu ama durum başkaydı. Kızı yanında bebeklerle gördüğü andan itibaren dili bağlanmış gibiydi adamın.
Belkide Bahar'ın üzerine sinen bu anne kokusuydu Gümüşpala'yı durduran.
"Geceleri yerin bu oda ve benim koynum. İtiraz edecek olursan utanır falan demem herkesin içerisinde kucağıma alır çıkartırım odaya."
Yapardı. Biliyordu Bahar çünkü bu adamın utanma namına tek bir duygusu yoktu. Bu eve geldiği ilk gün anlaşmıştı zaten.
Madem bu denli yanında istiyordu neden sekiz ay boyunca gelmemişti?
Artık kesin olduğu her şeyi bir bir sorguluyordu genç kız ve bu işin sonunda çok pişman olacağı bir gerçekle karşılaşmaktan ödü kopuyordu.
"Gelmek istedin mi?"
Neyi kast ettiğini ikisi de biliyordu.
"İsimlerini düşündün mü yoksa ben aslanım bir iki üç mü diyeyim?"
Bahar adamın söylediklerine istemsizce gülerken bir yandan da gözünden yaşlar kayıp düşmeye başladı. Yüzünü bir bir ıslatırken artık emin olduğu bir şey vardı. Hamza Mahir kendisini bile isteye bırakmamıştı.
"Düşündüm ama babaları da düşünsün öyle koyalım dedim."
Adam üçüncü oğlunu da uzatırken diğer ikisine sevgiyle baktı.
"Anneleri zaten oğullarıma en yakışan isimleri bulmuştur. Söyle bakalım ne olsun isimleri?"
Bahar gerçekten de uzunca bir süre düşünmüştü bu isimleri. Üçüz bebeğe isim bulmak hiç de kolay olmamıştı hele ki bebeklerin üçü de erkekse.
"Pekala kabul çok düşündüm evet ama çok da içime sindi. Sen de kabul edersen Mirza Emir, Mirzat Han, Mirkan Alp olsun istiyorum."
Kızın bulduğu isimler oldukça beğenen adam takılmadan duramadı.
"Hamza Mahir'le uyumlu olsun diyorsun yani?"
Tabiki de bunu itiraf edecek değildi.
"Üff ne alakası var Mahir."
Adamın kalkan o kaşı asla inanmadığını söylüyordu.
"Aslanlarıma yakışır isimler olmuş. Kimliklerini çıkartalım bugün."
Bahar başıyla tamam derken iki tarafta memnundu.
Üzerlerine bir dinginlik çökmüş gibiydi.
Oğulları mışıl mışıl uyurken genç kız da göğüslerini kapatmış esniyordu. Her ne kadar kuyruğu dik tutmaya çalışsa da vücudu son derece yorgundu. Kolay şeyler değildi atlattıkları.
Odaya ilk defa girdiğinde gözüne gereksiz derecede büyük gelen bu yatak bir anda beş kişiye birden ev sahipliği yapmaya başlamıştı.
Henüz yeni iyileşmekte olan adam da mental olarak rahatlamanın verdiği huzurla yanlarına uzandı.
Kısa sürede taze anne baba aylardır ilk defa rahat bir şekilde uykuya dalmışlardı.
İnsanın ruhuna bu denli işleyen birinin nefes alışverişlerinin duyulabileceği mesafesinde olmak bile yetiyordu çoğu zaman.
15 aylık bir bebeğim var ilk anneliğim ne doğumda ne de doğumdan sonra bu kadar düşünülmedim. Ağlayarak okuduğum bir bölüm oldu
YanıtlaSil