GÜMÜŞPALA-35
Keyifli Okumalar♥️
(Bölüm şarkısı- Sena Şen/Sevmemeliyiz)
Hastanenin içinde alarm verilmiş gibiydi.
Yoğun bakım ünitesine on beş dakika içinde birçok doktor girip çıkmış açıkçası pek de beklenir olmayan durumu memnuniyet çerçevesinde değerlendiriyorlardı.
Gümüşpala'nın üç aydır uyanmasına ihtimal verilmiyor beyin ölümü gerçekleşmediği için de bir umut makinalara bağlı yaşamsal faaliyetlerini destekliyorlardı.
Nejat ve Yiğit Ali önce kötü bir durum olduğunu düşünüp panik olmuşlar yoğun bakımın koridorunu git gel aşındırmışlardı. En sonunda kendilerine sakin olmalarını söyleyen bir hemşire sayesinde gidişattan haberdar olmuşlardı.
İki adam da yürekleri ağzında bekliyordu.
Elim olayın ilk gününden beri kendilerini bir an olsun yalnız bırakmayan doktor Serdar bey bilgi vermek üzere yanlarına yaklaşırken hızla adama doğru adımladılar.
"Doktor nedir bu hareketlilik korkulacak bir durum yok değil mi?" Soruyu soran Nejat'tı.
"Sakin olun endişelenecek bir şey yok aksine sevinebiliriz Hamza bey uyanmaya başlıyor."
Serdar bey üç aydır iki adamın da ne kadar perişan olduklarını yakınen bildiği için oldukça babacan bir tavırla vermişti sevindirici haberi.
"Doğru mu anladık abim kendine mi geldi?"
Yiğit Ali'nin titrek sesle dile getirdiği soru algılayamamaktan öte böyle uzun bir bekleyişin sonundaki inanamama hissiyatıydı.
"Tam olarak kendine gelmiş sayılmaz fakat artık uyaranlara cevap veriyor."
Nejat ve Yiğit Ali ağızlarından çıkan şükürler eşliğinde birbirlerine sarıldılar. Öncekilerin aksine bu sefer sevinçten akıyordu gözyaşları istemsizce.
Omuzlarından binlerce kiloluk yük kalkmış gibiydi. Rahat bir nefes almak deyimi daha önce hiç bu kadar yerini bulmamıştı.
Doktor bir müddet iki adamın sevinçlerini mutlu gözlerle izledi. Kendisi de çok sevinmişti aylardır başında beklediği hastanın hayata geri dönüşüne.
Bir müddet sonra ekledi.
"Dahası pek anlayamasak da Baha, Bahar gibi bir isim sayıklıyor."
Adamların gözleri anında birbirini bulurken ikisininkinden de bir bulut yığını geçmişti.
"Sizinle konuşmam gereken bir diğer konu ise uyandığında nasıl bir tepki vereceğini bilemiyor oluşumuz."
Doktorun söyledikleri merakla bakmalarına yol açmıştı.
"O ne demek Serdar bey?" Nejat'ın sesi ister istemez temkinli çıkıyordu.
"Şöyle ki uzun süre bize cevap vermedi Hamza bey. Hiçbir şey olmadan uyanabileceği gibi şuan ön göremeyeceğimiz birtakım sorunlarla da uyanabilir hazırlıklı olmalıyız.
Bunun yanında hastaneye geldiğinde vücudunun çeşitli yerlerinde önemli kırıklar vardı. Daha küçük boyutta olanlar bu süreçte iyileşti fakat ameliyat sonrası altı ay yatmasını gerektiren bir kalça eklemi operasyonu geçirdi platin takıldı.
Eğer dayanamayacağı kadar şiddetli ağrılarla uyanırsa hastamız tekrar uyutmak durumunda kalabiliriz."
Tam ağabeyleri uyanıyor, kötü günler bitti derken doktor öyle ucu açık şeyler söylemişti ki sevinçleri adeta boğazlarına dizilmişti.
"Ne gibi beklenmedik şeyler doktor bey? Allah aşkına daha ne gelebilir başımıza biraz açık konuş korkutma bizi."
Serdar bey gözlüklerini çıkarırken bir yandan da Yiğit Ali'nin bitmiş gibi çıkan sesiyle sorduğu soruyu dinliyordu.
"Bakın açık konuşmak gerekirse böyle büyük travmalarda sekel kalmadan iyileşmek gerçekten zordur. Kısmı bir felç, konuşmada bozukluk vs. birçok hasar bırakmış olabilir. Hastamız tamamen uyanmadan bir şey söylemek erken. Ben yalnızca hazırlıklı olun diyorum.
Yalnız net olan bir konu var ki oldukça uzun bir süre hastane şartlarında fizik tedavisi alması gerektiği. İyileşme süreci sancılı ve uzun olacak maalesef."
Bitmek bilmeyen bir süreçti sanki. Çok şükür ki en büyüğünü atlatmışlardı. Birbirlerine olsun bu günler de geçer der gibi bakıyorlardı.
"Peki biz ne zaman görebileceğiz abimi?"
Yiğit Ali'nin bu soruyu dile getirmeye asla cesareti yoktu zaten soran da Nejat'tı.
"Hastamızın tamamen bilinci yerine gelip gerekli kontroller yapıldığında ancak izin verebilirim. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Gelişmelerden mutlaka haberdar edileceksiniz beyler, geçmiş olsun."
Giden doktorun ardından başbaşa kalan iki kardeş için dünya yeniden dönmeye başlamış gibiydi.
"Allahım çok şükür uyandı. Lan bağırmak istiyorum içim içime sığmıyor oğlum!"
Her ne kadar dile getiren kişi Yiğit Ali'yse de durum Nejat için de farklı değildi.
Hemen Hafize hanım ve Leyla'yı aradılar. Müjdeyi vermek için.
Temiz hava almak üzere bahçeye çıktıklarında ikisinin aklında da aynı mevzu vardı.
"Nejat lan ya çok büyük bir iz bırakırsa? Abim gibi bir adam nasıl yaşar öyle?"
Banka oturduklarında Yiğit Ali üzgünce konuşuyordu. Aklına gelenlerin başına gelmesinden korkar gibi bir hali vardı.
"Bilmiyorum kardeşim inan ki bilmiyorum. Ben sırtımda taşırım abimi de o öyle bir hayat sürecek adam değil."
Gümüşpala eşittir irade demekti.
Bunu herkes pekala bilirdi. Kendi vücuduna hakim olmazsa ne denli büyük bir psikolojik çöküntüye gireceğine adları gibi emindiler.
Bir süre daha gidişat hakkında kafa yormuşlar işin içinden çıkamamışlardı. Asıl dile gelmesi gereken mevzuya ise bir türlü girememişlerdi fakat konuşulması gerekiyordu.
"Yenge mevzusunu ne yapacağız süre gittikçe uzuyor?"
Bu denli uzun bir süre geçeceğini hiç tahmin etmemişlerdi.
Kazanın olduğu gün Hamza Mahir ve Yiğit Ali'nin hemen ardından Nejat da yola düşmüştü. Yanlarında gelen korumalar da ağabeylerini takip ediyordu.
Olay yerine ilk ulaşan kişi Yiğit Ali olmuştu. Daha doğrusu gözü önünde ağabeyinin arabasının şarampole yuvarlandığına şahitlik etmişti.
Diğerleri beş dakika içerisinde geldiklerinde Yiğit Ali'nin çoktan ambulansı aradığını öğrenmişlerdi fakat adam aklını kaçırmış gibiydi adeta.
Gördükleri karşısında donakalan Nejat zorla da olsa kontrolü ele alabilmiş ve bir arabayı Bahar'ın arkasından göndermişti.
Böylelikle kızın emniyette olduğundan emin olmuştu fakat o an olayın sıcağı sıcağına onunla ilgilenecek durumda değildi. Ağabeyi o haldeyken daha fazlasını düşünemiyordu.
Her şey fazlasıyla hızlı gelişmiş palas pandıras hastaneye gitmişler ve devamında bu süreç yaşanmıştı.
Hiçbir şekilde olay basına yansıtılmamış büyük bir titizlikle örtbas edilmişti.
Önceleri Bahar'ı hemen getirip getirmeme mevzusunda kararsız kalmışlardı.
Güvendikleri birkaç adamla usulünce genç kıza söyleyip getirtmeyi düşünmüşlerdi fakat doktorlar gelip belki aylarca belki de hiç uyanmayacağını söylediklerinde fikirleri değişmişti.
Kızcağız ayrılık acısını bile böyle kuvvetli yaşarken bir de bu bekleme sancısını üzerine eklemek istememişlerdi.
Dahası ağabeyleriyle yengeleri arasında büyük bir mevzu vardı ve bu durum ellerini kollarını bağlıyordu.
Ne Yiğit Ali ne de Nejat o konuyla ilgili açıklama yapma haddini kendilerinde bulmuyordu.
En iyisinin bir müddet gidişata bakmak olduğuna karar vermişlerdi.
Geçen bir ayın sonunda ise fikir birliğinde oldukları durum kesinlikle söylememek olduğuydu.
Bahar'ın iyiliği için bilmemesi gerekiyordu şimdilik.
Bir süre daha oyalandıktan sonra tekrar bütün zamanlarını geçirdikleri yere döndüler.
Aradan saatler geçmiş ağabeyleri akşama doğru ancak tam olarak kendine gelebilmişti.
Bu süre içinde Hafize hanım ve Leyla da hastaneye gelmişlerdi.
Yaşlı kadının kendinden önce sesi duyulmuştu koridorda.
"Hamza oğlum uyanmış yarabbim çok şükür çok şükür..."
Leyla ise koşarak Nejat'a sarıldı.
"Hamza abi uyandı değil mi? Allahım şükürler olsun."
Günlerdir perişan halde olduklarından dolayı kızcağız sevinirken bile gözyaşı döküyordu.
Kıza sımsıkı karşılık veren adam çenesini başının üzerine yaslamış öylece duruyordu. Leyla elbette farkediyordu adamın ne kadar sakinlediğini.
"Çok şükür güzelim kendine geldi."
Genç kız biraz aralarına mesafe koyup adamın yüzüne doğru bakarak sordu.
"Ne zaman görebileceğiz?"
Serdar bey yaklaşık on beş dakika önce gelmiş Hamza Mahir'i artık görebilecekleri müjdesini vermişti.
"Biraz sonra çağıracaklarmış."
Nejat o kadar bitkin görünüyordu ki Leyla'nın yüreği parçalanıyordu.
"Bu gece sen de yatıp uyusan çok yorgun görünüyorsun?"
Kızın endişeli hali karşısında Nejat'ın dudağında kırık bir tebessüm belirmişti. Ellerini Leyla'nın yüzünde gezdirirken sordu.
"Koynunda uyutacak mısın beni?"
Leyla adamın yaptığı şeyi pekala anlıyordu. Konuyu dağıtıp geçiştirmek niyetindeydi.
"Uyutacağım dersem gelecek misin?" Genç kız da sonuna kadar şansını deniyordu sırf adam bir parça da olsa dinlensin diye.
"Uyuyayım diye koynuna bile almaya razısın yani öyle mi?" Sorudan çok şefkat içerikli bir cümleydi Nejat'ınki. Kızı kendine doğru çekip tekrardan sarıp sarmaladı.
"Hamza abi iyileşene kadar."
Söylediklerine kendi inanmıyordu ki karşısındaki adamı nasıl inandıracaktı?
Koltuklara oturmuş bekledikleri sırada hemşirenin kendilerine doğru geldiğini gördüler. Yiğit Ali ve Nejat anında ayaklanırken kızın kendilerini odaya götürmek için geldiğini anlamışlardı.
"Hastamızı çok yormayalım lütfen."
Kapıya geldiklerinde kızı başlarıyla onaylayıp içeri girdiler.
Yiğit Ali ağabeyine karşı çok büyük suçluluk duygusu içerisinde olduğu için önden Nejat'ın girmesi için yol vermiş kendisi de kapı eşiğinden bir türlü içeriye girememişti.
Ağabeyleri kendine gelmiş gibi görünüyordu. Oldukça yorgun görünse de gözlerini açmıştı ya herkese yetiyordu.
Nejat hemen yatağa yaklaşıp hasretle konuştu.
"Gözümüz yollarda kaldı abi çok beklettin bizi."
Kocaman adamın sesi titriyordu.
"Bugünün tarihini söyle bana Nejat."
Hamza Mahir henüz anlaşılmayan bir şekilde çok asabi görünüyordu.
"On şubat abi"
Adam bıkkınca gözlerini kapatıp sesli bir nefes verdi. Duyduklarından hiç de memnun olmamış gibiydi.
"Ulan ben üç aydır hastanede miyim?"
Bir yandan da kollarındaki damar yollarını söküp atmaya aynı zamanda da doğrulmaya çalışıyordu.
Nejat telaşla ağabeyinin ellerini tutup engel olmaya çabaladı.
"Abi gözünü seveyim biraz sakin ol ya bak hayati tehlikeyi yeni atlattın."
Normalde Nejat'ın gücünün ağabeyine yetmesi mümkün değildi fakat Hamza Mahir karşılık verebilecek durumda değildi.
"Çek lan elini. Bahar nerede!"
Adam her an biraz daha fazla gerginlik çıkarırken Nejat ağzını açmaya korkuyordu hali hazırda zaten iyi olmayan sağlığına bir zarar gelecek diye.
"Abi yenge korumamız altında emin bir yerde."
Gümüşpala cevaptan asla tatmin olmuş değildi. Sesinin tonundan açıkça belli oluyordu. Nejat mecburen ağzındaki baklayı çıkarttı.
"Trabzon'da abi."
Hamza Mahir devam etmesini bekler gibi sertçe bakıyordu.
"Abi sen bu halde olunca biz yengeyi getirmeye gidemedik. Haber vermeye dilimiz varmadı hem malum durumlardan dolayı iyileşip kendin getirmek istersin diye de düşündük. Kaza geçirdiğinden haberi yok."
Gümüşpala öfkeyle yumdu gözlerini. Yatağa adeta bağımlı haldeyken kalkıp gidememek zoruna gidiyordu.
"Abi istersen hemen gider getiririz yengeyi."
Nejat da ne yapacağını bilememişti ki iki arada bir derede kalmıştı.
Bir müddet cevap vermeyen Gümüşpala tekrar doğrulmak istediğinde Nejat engeline takıldı.
"Ne kadar yatacağım ben bu siktiğimin yatağında?"
İşte o konuyu hiç konuşmak istemiyordu genç adam.
"İki ay daha oturur pozisyona geçmen yasakmış. Bir süre sonra yürüyüşlere başlayabilirmişiz. Yalnız aylarca fizik ted..."
Öfkeyle adamın sözünü kesti Hamza Mahir.
"Aslanım senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?"
Öfkesini dizginlemeye çalışıyor aynı zamanda da yumruk yaptığı avuçlarını sıkıp sıkıp gevşetiyor, zor duruyordu.
"Ulan bu amınakoyduğumın yerini ateşe mi vereyim ben?"
Bu seferde öfkesini hala kapı ağzında duran Yiğit Ali'ye yöneltti. Sesiyle inletiyordu odayı.
"Sen ne dikiliyorsun koçum orada davetiye mi gönderelim!"
Genç adam ağabeyinin gözünün içine bakamıyordu.
"Yanına gelmeye yüzüm yok abi siktir ol git dersen de giderim." Başı eğik dikiliyordu Yiğit Ali.
"Aslanım ağzını kıramam diye saçmalıyorsan fazla heveslenme!"
Eliyle yanına doğru çağırdığında Yiğit Ali mecburen yaklaştı.
"Bir daha seni başın eğik görürsem o zaman kendiliğinden siktir ol git Yiğit Ali."
Gümüşpala'nın mesajı gayet açıktı.
Olanlar yüzünden kimseyi suçlamıyordu.
Yiğit Ali ise kendisini affedebilmiş değildi ama ağabeyinin tavrı bir nebze de olsa içini rahatlatmıştı.
Biraz sonra hemşire gelip hastayı yalnız bırakmaları konusunda uyardığında çıkmak üzereydiler ki Nejat tekrardan aynı soruyu yineledi ağabeyine.
"Abi yengeyi getirelim mi?"
Hamza Mahir, Bahar'a fazlasıyla kızgındı.
Yaşanan kazadan ötürü değildi içindeki bu kızgınlık. Kendisini anlamadan dinlemeden koyup gitmişti.
O gün olayın sıcaklığı ile kızın ardından arabaya atlayıp yola çıkmıştı adam. Kapıdaki güvenlik taksiyle uzaklaştığını söylemiş, çocuklar bir hışım taksi şoförüne ulaşmışlar Bahar'ı nereye bıraktığını öğrenmişler devamında hangi ile bilet aldığını kısa bir soruşturma neticesinde kolayca bulmuşlardı.
Sonrasındaysa Gümüşpala kimseyi beklemeden peşinden yola düşmüştü.
Gözü kimseyi görmüyordu o an ki tek hedefi Bahar'a ulaşabilmekti.
Şuan içinde olduğu psikoloji ise bambaşkaydı. Yatağa bağımlı bir halde yetersizlik hissiyle ve dinmeyen öfkesiyle baş etmeye çalışıyordu.
Dizginlemekte zorluk çektiği bir volkan vardı içinde. Hayatının hiçbir döneminde böylece kontrolünü yitirmemişti.
Kardeşim dediği adamların yanında dahi bu halde olmaktan fazlasıyla rahatsız olmuş o da öfke nöbeti şeklinde kendini göstermişti.
Ne vakit yürüyebileceği dahası ayağa dahi ne zaman kalkabileceği muammaydı.
Bu haldeyken kimseyi yanında istemiyordu. Hele ki kendisini ezip geçmiş birini hiç istemiyordu.
Hadi koyup gitmişti, arkasından geleceğini bilmiyor muydu bu kadın?
Üç ay geçmişti hanımefendi neden gelmediğini merak edip arayıp sormamıştı bile anlaşılan.
"Gözünüzü dört açın güvende olduğundan emin olun."
Ağabeyinin mesajını alan Nejat ise baş sallamakla yetinmişti.
Ertesi gün sabah saatlerinde hiçbir şeyden haberi olmayan genç kız, üç ayın sonunda mecburen kendi hayatına bakma kararı almıştı.
Kendine acımaktan bıkmıştı artık. Ne olduysa olmuştu. Evet yaşanılan birçok şey kendi iradesi dışında gelişmişti dahası evli bir adama aşık olup yüz üstü bırakılmıştı. Bir açıklama dahi çok görülmüştü kendisine ama yaşanılan zamanı geri almak gibi bir lüksü yoktu maalesef ki.
Belkide kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmek için yaşaması gerekiyordu bu ağır tecrübeyi.
İlk olarak bir iş bulup daha fazla yük olmamaya karar vermişti.
Sevde hanım başlangıçta itiraz etmiş kesinlikle yük olmadığını defalarca kere söylemişse de Bahar'ı vazgeçirememişti.
İşin aslı kızın aklının biraz meşgul olmasının iyi olacağını sonradan düşünebilmiş ve kendi tanıdığı olan bir diş hekiminin kliniğinde Bahar'a iş bulmuştu.
Kadın da üç aydır tedirgin yaşıyordu. Önceleri art niyetli birileri tarafından evlerinin gözetlendiği fikrine kapılmış genç kıza belli etmemeye çalışsa da fazlaca korkmuştu.
Ne de olsa Bahar genç ve çok güzel bir kızdı. Ahlaksızlığın kol gezdiği bir devirde kolay iş değildi yalnız başına bir kadın olarak yaşamak.
Sevde hanımın kendilerini farkettiğini anlayan Cenk ise bir gün kadının karşısına çıkmış olanı biteni anlatıp kadından iş birliği talep etmişti.
O günden bu yana içi rahattı kadının. Ne de olsa etraflarında birçok genç adam kendilerini koruyup gözetiyordu.
"Sevde teyze ben çıkıyorum."
Bahar'ın koridordan sesi duyururken kadın daldığı düşüncelerden sıyrıldı.
"Tamam kızım aman dikkat et kendine."
Ardından kapının kapanma sesi duyuldu. Vakit daha erkendi fakat Bahar her zamanki gibi önce deniz kenarına doğru yürüyüp alışkanlık haline getirdiği banka oturmuştu.
Yaklaşık bir saat buradan denizi izlerdi sabahın sessizliğinde.
Aklına dolan anılar öyle tesirli bir etki bırakıyordu ki çoğu zaman derin derin nefesler almak zorunda kalıyordu boğazındaki düğümlerin çözülmesi için.
Olmuyordu. Çektiği acı hiç dinmiyordu.
Bir dakika olsun aklından çıkmazken nasıl hafiflesindi ki bu yangın?
Sanki denizden esip gelen rüzgar bile onun kokusunu getiriyordu Bahar'a.
Bir vakit geçiyor daha şiddetli bir rüzgar esiyor bu sefer de tam boyun girintisine, aşık olduğu adamın mesken bellediği yere doluveriyordu.
Yine de Karadeniz'in hırçın dalgaları içindeki öfkeyi sürekli hatırlatıyordu genç kıza.
Hergün uğrak yeri olmasının nedenlerinden biri de buydu belkide.
Özlem öfkeye ağır basınca insanın kalbi yumuşuyordu.
İstemiyordu Bahar, kalbi yumuşasın istemiyordu.
Öfkesi de nefreti de diri kalmalıydı. Hayatının baş köşesine koyduğu adam evliydi, bir başkasına aitti.
Başının dumanı hafifleyip o deli halleri geçtiğinde bir şeyleri sorgulamaya başlamış acaba demişti, acaba yanlış mı anladım?
Ama yanlış olsaydı Hamza Mahir ne yapıp eder gelirdi değil mi?
Ardına dönüp bakmamıştı bile.
Yüzü yoktu belli ki gelmeye.
Bahar ona kalbini açmış, en kuytu odalarına almıştı.
Bunun karşılığında ne diyecekti? Nasıl bir açıklama evli olduğu gerçeğini görmezden gelmesine sebep olabilirdi ki?
Olayın tirajikomikliği karşısında neredeyse sinirden gülecekti Bahar.
Sevdiği adam tarafından evlenme teklifi alacağı günün hayaliyle yaşayıp dururken salak yerine konulmuştu.
Hissettiği öfke gözüne adeta perde çekiyordu. Öyle keskindi ki her şeyi yapabilecek hale getiriyordu.
İnsanı bazen hayata bağlayan tek şey Allah inancı olabiliyordu. Eğer inançlı biri olmasaydı Bahar şimdiye değin çoktan bu uçsuz bucaksız sulara bırakıvermişti kendini.
Topraktan kökleri koparılmış gibiydi.
Bir müddet daha hiç tepki vermeden oturdu.
Sonrasında hiçbir şey olmamış gibi kalkıp iş yerine doğru yürümeye başladı.
Yorumlar
Yorum Gönder