GÜMÜŞPALA-32
Keyifli okumalar♥️
Gecenin karanlığında saat biri on geçiyordu. Tüm ev ahalisi odalarına çekilmişti ve ortalığa ölüm sessizliği hakimdi.
Yalnızca ay ışığının vurduğu odada Hamza Mahir kollarında uyuyan güzel yüzlü kadını inceliyordu.
Bugün aralarında geçen özel anlardan sonra bile küslüğünü devam ettirmeyi başarmış arkadaşını dövdüğü için surat asmaya devam etmişti.
Anlaşılan ne Hamza Mahir'den vazgeçebiliyordu ne de doğru bildiklerinden.
Huysuzca kıpırdanıp adama biraz daha sokulduğunda kocasının müptelası olduğu o güzel kokusu yayıldı etrafa.
Normalde bu saatlerde uyuyabilen biri değildi Gümüşpala fakat Bahar'ı kollarında, saçlarını okşayarak uyutmayı huy edinmişti.
Onun da böylesini sevdiğini biliyordu. En anlaşamadıkları zamanlarda huysuzlanıp itiraz etse bile biraz sonra bu şekilde sakinleştiğini hissediyordu kızın.
Saçlarının kokusunu derince içine çeken adam usulca doğruldu. Yavaş adımlarla odadan ayrılıp doğrudan mutfak kapısından açılan bahçeye çıktı.
Sonbahar akşamının serinliğinde ciğerlerine temiz havayı doldururken bir sigara yaktı gecenin karanlığına.
İşin aslı curcunayı sevmezdi Hamza Mahir. İki gündür maile yaşamalarının tek sebebi Bahar'dı.
Tüm bu kalabalığa onun için sabrediyordu. Anlaşılan o sevmişti böyle şenlikli aile yaşamını.
Ayakta dikilip bir taraftan sigarasını içine çekerken hemen ilerdeki bir ağacın dalına kurulmuş salıncak dikkatini çekti adamın.
Pek giren çıkanın olmadığını bildiği bu evde o salıncağın Bahar'ın küçüklüğünden kalma olduğu alenen belliydi.
Tam o sırada Zeliha hanım mutfak kapısından elinde siyah renkli büyükçe bir çöp poşetiyle çıktı. Herkesin odalarına çekilmesinin ardından yaşlı kadın etrafta kalanları toparlıyordu.
Hemen yakında duran çöp kovasına poşeti attı. Adamın gözü bir anlığına kendisine kaysa da hemen ardından tekrar salıncağa çevrildiğini farketmişti.
Hamza Mahir'in yanına doğru adımladı yaşlı kadın. Onun da gözü kalın bir halatla kurulmuş eski usül salıncaktaydı. Tebessüm ederek konuşmaya başladı.
"Yaşıtları birbirleriyle oynarken benim zavallı kuzum burada bir başına oynardı. O körolasıca babası yüzünden ilkokula gidene kadar neredeyse ben hariç kimseyle muhattap olamadı yavrum. Okula gittiği ilk günü hiç gözümün önünden gitmez. Etrafında kendisiyle yaşıt onca çocuğu görünce şaşkına dönmüştü."
Adam hiç sesini çıkarmadan Zeliha hanımı dinliyor bir taraftan da sigarasını içip biraz uzakta tam karşısında duran salıncağa bakıyordu gözünü kırpmadan.
"O yaşa gelene kadar da kolaylıkla büyümedi ha. Bilirdi anası olmadığımı. Hiç ben senin annenim demedim zannettim ki çocuktur kendiliğinden der nasıl olsa ama demedi. Hissederdi olmadığımı.
Sabahı görmek nasip olmasın bir ana çocuğuna nasıl davranırsa farklı davranmadım canım ciğerim o benim. Yine de anası olamadım ama bilirim neden demediğini kendi anasının üzüleceğini düşünürdü yerine başkasını koyarsa.
Ben kendim için değil onun için üzülürdüm bir sabiye ana lazım gelir çünkü. Yoksa kimin yanına koyarsan koy nasıl güvende hissetsin kendini?"
Kadının yüzünde yaşlar ip gibi dizilirken sesi titremeden anlatıyordu.
"Bazı bazı yok yere bir ağlamak çıkarırdı. İçi çıkana kadar ağlardı. Bilirdim anasına ağlardı. Özlerdi.
Öyle bir günde çaresizlikten ne yapacağımı şaşırıp da kurmuştum bu salıncağı.
Az biraz büyüyünce aradım o kansız herifi. Öyle her zamanda arayamazsın kızar, arama der.
Neyse işte dedim şu yavrucağızı mezarına götür ana diye ona bir sarılsın bari, iyi değil hali.
Vicdansız kapattı telefonu yüzüme. Bir daha da aramadım o günden sonra sen kızımı alıp beni ateşlere atana kadar."
Hamza Mahir kaskatı olsada belli etmeden bir sigara daha yaktı ilkini söndürür söndürmez.
"Onun da gerçek sebebi bunca zaman sonra önceki gece öğrendim. Bahar'ımın anasını öldürmedi belki onu o öksüz bırakmadı ama seni öksüz bırakmış. Ben bir çocuğun öksüz büyümesi nedir bilirim oğlum. Dahası hem öksüz hem yetim büyümesi ne demek daha da iyi bilirim."
Zeliha hanım, Hamza Mahir'in yüzüne bakarak konuşuyordu artık.
"Ben kolu kanadı kırık kızımı bir kafestede olsa büyütmeyi başardım ama görüyorum ki sen ona tekrar kanat takıp uçurmuşsun.
Gözlerinin içini ilk defa parlarken gördüm. İlk defa yüzü gülerken yüreği sıkışmıyor hissediyorum, belki ben doğurmadım ama ben büyüttüm onu.
Eğer o yükseldiği yerden bu defa düşerse benim onu toparlamaya gücüm yetmez oğlum."
Zeliha hanımın ağzından çıkan her kelime Hamza Mahir'in boğazında bir yumru oluşturuyordu.
Yıllardır duygulardan arındırdığı benliğinde oluşan çatlaklar artık duvarlarını zorluyordu.
"Üç günde kabullendirmişsin kendini inan ben şaşıp kaldım. Hele ki senin gibi sert görünüşlü bir adam nasıl yaptı diye sorgulamadım dersem yalan söylemiş olurum.
Amma velakin farkettim ki sen ona yuva olmuşsun. Senden tek isteğim onun canını yakma oğlum.
Bahar'ım ömründe ilk defa kendini ait hissedecek bir yer bulmuş kendine.
En büyük derdim bu dünyadan göçüp gittiğimde kızımı bir başına bırakmak düşüncesiydi. Kaç geceler sırf bu yüzden uykularım kaçardı ama inşallah gözüm açık gitmeyeceğim artık."
Hamza Mahir ve Zeliha hanımın gözleri buluştuğunda yaşlı kadın tebessüm ederek baktı ve içeriye girmek için davrandığı sırada adamın "Zeliha hanım" demesiyle duraksadı.
"Bahar'ın canını yakarsam benimki daha çok yanar." dedi.
Kısacık bu cümleden sonra oluşan sessizliğin ardından Zeliha hanım içi rahat bir şekilde içeriye girdi.
Kadının içeriye girmesiyle arka arkaya yaktığı sigaraların sonuncusunu söndüren adam az ilerde duran salıncağın yanına gidip halatın üzerinde ellerini gezdirip bir süre öylece vakit geçirdi.
Sanki o küçük kız çocuğuyla iletişim kurmak ister gibi bir hali vardı.
Hamza Mahir bir süre sonra mutfak kapısından içeri girmiş kapıyı kapatıyordu ki gözleri yarı kapalı bir şekilde mutfağa giren Baharla karşılaştı. Karışmış saçları ve huysuz haliyle fazla sevimliydi.
"Nereye gittin Mahir?"
Uykulu çıkan sesiyle durumdan memnun olmadığı açıkça anlaşılıyordu.
"Sen neden uyandım yavrum gel hadi çıkalım odaya."
O sırada hafif hafif öksüren kızda cevap alamamanın aksiliği vardı.
"Öksürüyor musun sen?"
Bahar'dan itiraz gecikmedi.
"Yeni uyandım boğazım kurumuş ondan sanırım. Su içsem geçer."
Kıza su uzatan adam dikkatlice su içişini seyrediyordu.
"Gündüz yaptıklarını affettim zannetme hele ki akşam yemeğindeki o söylediğin şeyle birlikte suçların katlanarak gidiyor!"
Su bardağını masaya bırakırken bir taraftan da adama aksileniyordu.
"Sen yağmuru yediğin için bir hasta ol bakalım o zaman göstereceğim ben sana suçu, huysuz"
Bahar hıhlayarak omzunuz birini havalıca sallayıp arkasını dönüp gidiyordu ki aniden ayakları yerden havalanıverdi.
Bahar'ın homurdanmaları dahası söylenip durmalarını duymazdan gelen adam kızla birlikte yeniden yatağa girmiş, kollarının arasına almıştı bile.
Halinden memnun olduğu alenen belli olan Bahar ise uykulu haliyle hala kendinden ödün vermemeye çalışıyordu.
"Herkes uyuyor diye sesimi çıkarmıyorum. Barıştık zannetme."
Ulan ne barışması sevişmişlerdi bile ama hanımefendi burnunu dikmiş hala itiraz ediyordu.
"Uyuyorum"
Hamza Mahir tarafından kibarca susturulan Bahar ise "Aman iyi!" diyerek oldukça aksi çıkan sesiyle kocasının göğsünde huzurlu uykusuna geri dönmüştü.
Ertesi gün kızların dışarı çıkma ısrarlarıyla kahvaltıdan sonra ayaklanmışlar küçük bir Konya turu yapmışlardı.
Mevlana türbesini gezmişler, ünlü Akyokuş tepesinden tüm şehri ayaklarının altında gibi hissetmişler en son Meram bağlarındaki restoranlardan birinde yemek yemişlerdi.
Gün sonunda ise epeyce yorulan gençler kendilerini eve atmışlardı.
Bahar'ın her öksürüşünde Hamza Mahir'in homurdanması sayılmazsa oldukça güzel bir gün geçmişti.
Adam defalarca kere doktora götürmek istese de Bahar her defasında bir bahane öne sürüp ısrarla gitmemişti.
Akşamın erken saatlerinde erkekler dışarıda kahve içip muhabbet ederken Bahar ve Leyla ise toparlanıyorlardı.
Hamza Mahir yarın döneceklerini söylemişti.
İşin aslı Bahar böyle kalabalık ortamda tüm sevdikleri yanındayken yaşamaya hemen alışıvermişti. Dönecekleri için üzülüyordu.
Bir yandan da itiraz etmek manasız geliyordu sonuçta erkekler işi gücü daha fazla aksatamazlardı.
Hazır Konya'ya gelmişken evdeki kıyafetlerini de götürmek isteyen Bahar'ın işi bir hayli uzundu. Allahtan Esra yardımına yetişmişti.
Yetişmişti yetişmesine de her zamanki neşeli cıvıl cıvıl hali yoktu kızın. Dayanamayıp sordu.
"Esra kuşum neyin var senin?"
Esra'nın yüzünde yapmacık olduğu her halinden belli olan bir tebessüm belirdi.
"Nerden çıkardın abla yok bir şeyim?"
Besbelli içi başka dili başka söylüyordu işte.
"Var bir şeyin görüyorum Esra gizlimiz saklımız mı var bizim söyle bakayım?"
Genç kız biraz tereddüt ederek konuşmaya başladı.
"Abla yanlış anlama senin adına inanki çok mutluyum ben ama sen gidince burada çok yalnız kaldım. Bir tutunduğum dal sen vardın beni okutacak götürecek buralardan diyordum o da yalan oldu."
Bahar kızın neye üzüldüğünü anlamıştı.
"Esra sözüm söz benim. Ne zaman gördün döndüğümü? Bu sene kazanacaksın hukuk fakültesini götüreceğim seni İstanbul'a."
Kızın yanına gelip ellerini tutarak devam etti konuşmaya.
"İlk planımız seni İstanbul'da kursa yazdırmaktı biliyorum ama tüm bu yaşananlar aklımıza dahi gelmezdi bir anda başımıza geldi işte.
Hem burada kalıyormuşsun artık Zeliha sultana bakmak için yatılı kaldığını söylemişsiniz babana. Çok iyi olmuş en azından huzurlu olduğunu düşünüyorum bu evde yanılıyor muyum?"
Bu eve yerleştiğinden beri psikolojik olarak rahatlamıştı Esra. Sürekli armudun sapı üzümün çöpü için azarlanıp hor görüldüğü o evden kurtulmuştu.
Haftada bir gün gidiyor Zeliha hanımın zorla eline sıkıştırdığı parayı babasına veriyordu. Bu şekilde susturuyorlardı adamı.
Genç kızın ders çalışıp sınava hazırlanabilmesi için böyle bir yöntem bulmuşlardı kendi içlerinde.
Esra'nın bu evde kalması Zeliha hanıma da iyi geliyordu. Bahar'ın yokluğu kadının hayatında kocaman bir boşluk açmıştı ne de olsa.
"Elbetteki burada çok iyiyim abla. Gerçekten halime çok şükrediyorum. Her an göze batıp azar işiteceğim derdim yok. Evim belki orası ama ben daha çok burası gibi hissediyorum."
Bahar gülümseyerek güç vermek ister gibi sıktı kızın elini.
"Burası senin evin kızım bak hala ne diyor ya? Söz ver bakalım sıkı çalışıp İstanbul'da bir hukuk fakültesi kazanacaksın."
Esra da söz verir gibi ablasının eli sıktı.
"Söz veriyorum elimden gelenin en iyisini yapacağım."
Sonrasında işe kaldıkları yerden devam ederken Esra'nın gözü hala uzaklara dalıp gidiyordu. Sanki bambaşka şeyler düşünür gibi bir hali vardı.
O sırada bavul hazırlama derdine düşmüş olan Bahar ise durumun farkında değildi.
İstanbul trafiğinde eve gitmek üzere yolda olan beş kişinin hiçbirinden ses çıkmıyordu. Sabahın erken saatlerinde özellikle kadınlar uyanabilmiş değillerdi.
Zeliha sultandan dahası Esra ve evinden ayrılmak Bahar için o kadar zor olmuştu ki bir türlü elinde büyüdüğü kadından kopamamış dakikalarca sarılmıştı.
Genç kızdan ayrılmak Zeliha hanıma da çok zor gelmişti. Sırf yeni evine alışsın daha fazla gözü arkada kalmasın diye kendini tutmuş ağlamamıştı.
Tüm bu sahneleri gözünün önünden geçiren Bahar bir taraftan da Hamza Mahir'in göğsünde uyukluyordu. Zaten uçak yolculuğu boyunca da uyumuştu. Biraz da halsiz gibiydi işin aslı.
Ortamın sessizliğini arada sırada genç kızın öksürük sesi bozuyor hemen üstünden Hamza Mahir'in homurdanması duyuluyordu.
Adamın homurdanmasının sebebinin boğazı acıdığı için olduğunu bilmese artık isyan edecek olan Bahar yalnızca bu sebepten ötürü ses etmiyordu.
Yiğit Ali ise başını arkalığa yaslamış, kollarını önünde kavuşturmuş gözleri kapalı bir şekilde hiç ses çıkarmadan duruyordu. Anlaşılan o da pek bulaşılsın istemiyordu kendine.
Ortamdan soyutlamaya çalışıp hiç sesini çıkarmayan bir kişi de Leyla'ydı.
Karşısındaki koltukta Bahar, Hamza Mahir'in kollarında yatarken kendisi yanı başında oturan Nejat beyin umrunda dahi değildi.
Tamam kendisi istemişti aralarında mesafe olmasını fakat adam da dünden razı gibi kendisini bir anda geri çekivermişti.
Öfkeyle burnundan bir soluk aldığında ortamın sessizliğinde fazlaca sesli olmuştu sanki.
Bahar ve Hamza Mahir'in gözleri Leyla'yı bulurken, Yiğit Ali'nin dudaklarında alaycı bir sırıtma peydah olmuştu gözleri kapalı haliyle.
Nejat ise yine hiçbir tepki vermemişti.
Eve geldiklerinde Bahar ciddi ciddi bu evi özlemiş olduğunu farketti.
Önceden yalnızca dört duvarmış gibi gelen bu evi seveceksin deseler güler geçerdi.
Hemen aklına Hafize hanımın sözleri geldi.
"Bir evi yaşanılır kılan içindeki canlardır kızım yoksa hepsi aynı dört duvar. Anılar biriktirdikçe kıymetlenir evler. Misal sen şimdi kaçıp gitmek istiyorsun ya biraz zaman geçsin kocanla her bir köşesinde anın olsun bak gör o zaman nasıl sahiplenirsin o evi." demişti yaşlı kadın. Gerçekten de haklıydı. Şaka maka içten içe nasıl da sahiplenmiş ti bu evi kendine bile farkettirmeden.
Hamza Mahir bavulları yukarı kata çıkarıp şirkete geçtiği için evde yalnız olan Bahar, Konya'dan getirdiği eşyalarını yerleştirmeye koyuldu.
Kıyafet dolabının önünde bir hayli vakit geçirdiğinden olsa gerek aniden aklına daha önce keşfettiği anahtar geldi.
Çalışma odasındaki kilitli kutuyu o anahtarla açmayı deneyecekti.
İçinden ne çıkardı bilmiyordu fakat şuan daha çok önemsediği şey anahtarın o kilite mi ait olduğuydu.
Hemen anahtarı bulduğu çekmeceyi açtı. Hangi kutunun içinde olduğunu bildiği için direkt eli ona gitmişti fakat açtığında büyük bir hüsranla karşılaştı.
Kutunun içi boştu.
Oysa emindi içinde olduğuna!
Acele hareketlerle çekmecedeki diğer kutulara da bakındı fakat hiçbirinin içinde aradığını bulamadı.
Acaba Hamza Mahir mi almıştı?
Kullanmak üzere mi almıştı yoksa buraları karıştırdığını mı anlamıştı?
Eğer öyleyse içinde Bahar'ın görmesini istemediği ne olabilirdi ki kaçırır gibi almıştı?
Kendini rezil olmuş gibi hissetti Bahar.
Hevesle açtığı çekmeceyi hayal kırıklığıyla kapattı.
Günlerdir kalabalığın içinde farketmeden de olsa yorulan genç kız pek de hoşuna gitmeyen bu durumdan sonra sıcak bir banyo yapıp uyumaya karar verdi.
Hamza Mahir'e bir şeyim yok diyordu fakat öksürmesinin yanında oldukça da halsiz hissediyordu kendini.
Akşama doğru uyanıp aşağı indiği sırada kapının açılma sesini duydu.
Kapıya doğru gittiğinde Hamza Mahir'in yaşlıca bir adamla geldiğini gördü.
Kır saçlı adamın üzerinde koyu kahverengi bir takım elbise vardı ve elinde büyükçe deri bir çanta taşıyordu.
"Hoşgeldiniz" derken soran gözlerle Hamza Mahir'e bakıyordu.
"Hoşbulduk kızım"
Kocasının muhatabı ise daha çok adam gibiydi.
"İşte Orhan bey kaçak burada."
Ay yok artık doktoru kolundan tuttuğu gibi eve mi getirmişti bu adam?
"Merhaba kızım ben dahiliye bilimleri uzmanı Orhan Acar."
Bahar zorla da olsa adama tebessüm etmeye çalışıyordu.
İlk fırsatta Hamza Mahir denen zorba adama bu emrivakinin hesabını soracaktı.
"Memnun oldum Orhan bey ama benim öyle sizi buraya yoracak kadar büyük bir hastalığım yok. Mahir evham yapıyor."
Bu arada Hamza Mahir'e kötü kötü bakışlar atmayı ihmal etmiyordu.
Orhan bey de kızın bu işten hiç hoşlanmadığını fark ederek anlayışlı bir ses tonuyla konuşmaya devam etti.
"Biz yine de tedbiri elden bırakmayalım kızım bir muayeneden zarar gelmez."
Şimdi buraya kadar gelmiş adama da hayır git denmezdi ki mecbur tamam demek zorunda kalmıştı Bahar.
"Buyurun içeri geçelim ayakta kaldınız." diyerek adamı salona davet etti.
Yaklaşık on dakika içinde Bahar'ın boğazına bakıp ciğerlerini dinleyen adam etraflıca muayene etmişti kızı.
Alınan iki tüp kan genç kızın en sevmediği kısmıydı.
"Kan tahlili sonuçların da çıkınca daha detaylı konuşalım kızım ama ateşin çıkarsa antibiyotik tedavisine başlamamız lazım."
Bahar henüz bir şey söylememişti ki Hamza Mahir söze girdi.
"Çocukluğundan beri ne zaman böyle soğuk alsa çok çabuk ateşi çıkıyormuş Orhan bey."
Hayır yani hangi ara kocasıyla Zeliha sultan müttefik oluvermişlerdi de Bahar'ın haberi olmamıştı?
"Ben antibiyotiğini reçete edeceğim zaten. Yanına ateş düşürücü ağrı kesici bir ilaç da yazıyorum. Öksürüğü için bir sprey ekledim rahatlatır bunlar. Geçmiş olsun kızım."
Alacağın olsun Zeliha sultan!
Bahar çocukluğundan beri ilaç kullanmaktan nefret ederdi.
Çok da çabuk hasta olduğu için o iğrenç ilaçları yaşlı kadın burnunu sıkarak içirirdi mecburen.
Şimdi de Hamza Mahir engeline takılmıştı. Anlaşılan kurtuluş yoktu.
"Teşekkür ederim Orhan bey zahmet oldu size." Ağzının içinden mırıldanıyordu adeta.
Gümüşpala doktoru kapıya kadar geçirip reçeteyi almaları için kapıdaki çocuklara vermeye gitti sırada Bahar hala homurdanıyordu.
Dizilerde, filmlerde hasta olan kızların sevgilileri sabaha kadar başlarında beklemiyorlar mıydı? Dahası bebek gibi kucaklarında taşıyıp, ateşlerini düşürmek için duş aldırmıyorlar mıydı?
Bahar'ınki de iki dakika nazlanmasına dahi fırsat vermeden doktoru kolundan tuttuğu gibi alıp getirmişti.
Yani tamam hastalığın şakası olmazdı ama Hamza Mahir neden bu kadar abartmıştı anlamamıştı genç kız.
"Mahiir?"
İçeri doğru gelen adam kızın seslenmesi üzerine cevap verdi.
"Efendim güzelim."
Biraz önceki halinin aksine kızın sesi hasta gibi çıkıyordu.
"Benim parmağımı kıpırdatacak halim yok yukarı yatağıma taşır mısın?"
Anlaşılan Bahar hanım iki günün hesabını toplu olarak bu şekilde kesecekti kendisinden.
"Biraz önce iyiyim diyordun yavrum?"
Genç kız omuz sallayarak redderken bir taraftan sesi daha da nazlı çıkıyordu.
"Böyle bir anda çok halsiz hissetmeye başladım. Ateşim çıkacak sanırım."
Adam elbetteki kızın oyununu görüyordu. Nasıl görmesindi? Gözünün içine baka baka kasıtlı olarak yapıyordu fakat gayet kararlı bir şekilde kucağına alıp yukarı taşıdı kızı.
Yaklaşık bir haftadır evde Bahar'ın her türlü nazı çekiliyordu.
Genç kız, Hamza Mahir'i eve doktor getiren aklına küfretme eşiğine getirdiyse de adam kesinlikle tek laf etmiyor kızı kucağında gezdiriyordu.
Bahar bu işe sırf eziyet olsun diye başlamıştı fakat unuttuğu şey adamın alt edilemez iradesiydi. Kararlı bir şekilde yaptığı işin arkasında duruyordu.
Bu adama hiçbir şekilde eziyet etmek mümkün değildi genç kız bunu bizzat deneyip öğrenmişti.
Anlamıyordu ki komando eğitiminden mi geçmişti?
Akşam yemeği vakti gelmek üzereyken odanın kapısı açıldı. Bahar o sırada ıslak saçlarının ayna karşısında suyunu almakla meşguldü.
Hamza Mahir yanına yaklaşıp arkasından beline sarılmıştı kızın. Her zamanki gibi saçlarını bir omzuna toplayıp burnunu boyun girintisine gömmüştü.
"Hoşgeldin sevgilim"
Adam kızı kendine doğru çevirip yüzünü tavaf ederken alayla söylendi.
"Ayaklanmışsın bakıyorum."
Bahar alt dudağını dişlerken gülmemek için çabalıyordu.
"Artık iyileştim sanırım iyi hissediyorum."
Adamın gözlerinde tehlikeli bir parıltı peydah oldu.
"Güzel. O zaman bir haftadır bana çektirdiğin eziyetin rövanşını alabilirim."
Hoşgeldin Hamza Mahir gözümüz yollarda kalmıştı!
"N-ne eziyeti sevgilim hastaydım sadece biliyosun."
Bir taraftan da adamla duvar arasından kendini boşluğa doğru atmıştı fakat ne fayda üzerine doğru geldikçe geri geri gidebiliyordu ancak.
"Bak bak bilmezden gelişe bak sen."
Hamza Mahir'in tepkilerine bir taraftan gülmek istiyordu fakat diğer taraftan da hala geri gitmekle meşguldü Bahar.
Derken ayağı yatağa dayandı. Tam sırt üstü düşeceği sırada adamın kolları tarafından kavrandı.
"Mahir?"
Şu saatten sonra ne desen kurtulamazsın Bahar çırpınma diyordu iç sesi.
"Korkutuyorsun beni"
Adamın gözleri bir süre kızın gözlerinde oyalandıktan sonra dişleri arasındaki dudaklarına bakarak konuşmaya başladı.
"Kork. Çok kork."
Yorumlar
Yorum Gönder