GÜMÜŞPALA-46
Keyifli okumalar♥️
Öğleden sonra saat beş sularıydı.
Evin kalabalık nüfusunu oluşturan kadınlar fincanlarını almışlar havuz başındaki oturma grubunda keyif kahvelerini yudumluyorlardı.
Üç küçük yaygaracıyı aynı anda uyutabildikleri nadir anlardan birinde oldukları için daha bir kıymetliydi vakitleri.
Hava güllük gülüstanlıktı bugün. Pırıl pırıl bir güneş vardı dışarıda. Dertten tasadan uzak, arkalarına yaslanmış huzurluca sohbet ediyordu hanımlar.
Aralarında kırgınlıktan küskünlükten eser kalmamıştı ya en çok onun rahatlığı vardı üzerlerinde.
Malum bu kadar kadın bir araya gelince de konu bir şekilde alışverişten, kıyafetten açılıveriyordu.
"Esra okulunun açılmasına da az kaldı diyorum ki birgün tepeden tırnağa alışveriş yapalım sana."
Bahar abla edasıyla konuşup, düşünüyordu Esra'yı.
"Sorma abla okulun açılma tarihi yaklaştıkça ben bir gerilmeye başladım zaten kılık kıyafet de ayrı mevzu tabi."
Kızın çekingen ve bir o kadar gergin haline anlam veremeyen Zeliha hanım kahvesinden bir yudum alıp sordu.
"Hayırdır kuzum niye gerilecekmişsin bakayım?"
Esra'nın ağzının içinden söylendi.
"Ne bileyim işte öyle yeni çevre falan biraz heyecan yaptım sanırım."
Genç kızı oldukça iyi tanıyan Bahar lafı geçiştirdiğini farketmişti elbetteki.
"Yok yok senin derdin başka anlat bakalım Esra hanım sen öyle kolayına gerildim demezsin"
Ablasının kendisini hemen çözmüş olması karşısında rahatsızca kıpırdansada işin doğrusunu söylemek durumunda kaldı.
"Abla ben baba parasıyla zengin okullarında okuyan prenseslerden değilim sonuçta.
O gün bir sürü okul gezdik ben daha ortalama bir tanesi olsun istedim.
Benim gibi öğrencilerin de olduğu ama Yiğit Ali bey ne yaptı? Tuttu en zengin züppelerin okuluna yazdırdı beni zorla.
Neymiş eğitimi en iyi okul orasıymış!"
Okul kaydını yaptırmaya gittikleri gün aklına gelmiş olacak ki hırsla konuşuyordu Esra.
"Biliyorsun ben öyle kendimi onlarla yarıştıracağımdan değil ama şu hayatta en çok istediğim şey hukuk okumak ve tam hayallerime kavuşmuşken başka zorluklarla karşılaşmak fikrine üzülüyorum.
Neticede aynı ortamda bulunacağım birçoğuyla. Nasıl ayak uyduracağım ben o zengin bebelere?"
Genç kızın beynini meşgul eden bu düşünceler oradaki diğer beş kadını da düşündürmüştü.
Ortamın gerginliğini atmak adına neşeli olduğunu umduğu bir sesle Hafize hanım söze girdi.
"Aman kızım düşündüğün şeylere bak iki günde öğrenirsin sen onların yaşantısını. Hem neymiş canım şu etrafına bir bak Hamza beyim seni açta mı koyar açıkta mı allasen."
Bahar da tam olarak böyle düşünüyordu ama bu fikrin Esra tarafından pek de hoş karşılanacağını zannetmiyordu.
"Hafize teyze o nasıl söz öyle zaten yeterince yük oluyorum. Hem babam mı abim mi canım bu adam benim mecbur mu her şeyime koşmaya?"
Tam da Bahar'ın düşündüğü gibiydi.
"Esracığım ben senim ablanım, elbetteki senin her sıkıntınla, ihtiyacınla ilgileneceğim. Senin problemin aynı zamanda benim problemim demektir. Mahir de benim kocam olduğuna göre benim problemim de doğal olarak onun problemi oluyor.
Hem sen istesende istemesende bu bahçenin sınırlarına girdiğin günden beri Hamza Mahir Gümüşpala'nın koruması altına girdin bile şekerim sana pek danışacağını zannetmiyorum.
Kocam diye söylemiyorum biraz despottur."
Bahar'ın son cümlesi ortamdaki kederli havayı dağıtmış herkese tebessüm ettirmişti.
"Hamza abiye karşı sürekli mahçup olup duruyorum zaten."
Esra'nın sesi de ruh hali gibi oldukça mahçuptu.
"Sen bunları düşünme şimdi. Biraz hayallerine odaklanır mısın lütfen? En büyük hayalin gerçek oluyor dolu tarafından bak artık."
Bahar'ın söyledikleri Leyla'nın yüzünde acı bir tebessüm belirmesine sebep olmuştu. Kendisi maddi imkansızlıklar yüzünden üniversiteyi kazandığı halde gitme fırsatı elde edememişti.
"Bence de Esra buradaki herkes senin ailen. Mahçup olmanı gerektirecek bir durum yok ki. Hem senin yakaladığın bu fırsatı ucundan kıyısından elde edebilmenin hayaliyle yaşayan bir çok yaşıtın vardır eminim."
Leyla'nın söylediklerine hep bir ağızdan hak vermişti kadınlar.
"Evet hanımlar yarın bebişlerimi sizlere bırakıp Esra ve Leyla'yla kaçıyoruz. Alışverişe gidiyoruz!"
Bahar'ın heyecanla alışveriş demesi tüm kadınların keyfini yerine getirmişti.
"Oh oh gidin biz de mis kokulularımla başbaşa kalırız."
Zeliha hanımın torun sevgisi görülmeye değerdi doğrusu.
"Zeliha sultan ben tek çocuğum yalnız çabuk kıskanırım haberin olsun."
Bahar'ın huysuzluğu yaşlı kadını güldürmüştü.
"Al işte üç tane de çocuğu olsa çocuk ayol bu kız."
Ortamdaki muhabbet son sürat, keyifle devam ederken Bahar'ın çalan telefonu herkesi susturmuştu.
"Ayy Mahir arıyor!" deyip hızla ayağa kalkıvermişti.
Aferin Bahar şu an herkes arkandan alay ediyor...
"Alo"
Heyecanla cevapladı az ötedeki kadınların gülüşme seslerini duymazdan gelerek.
"Alo mu?"
Hamza Mahir'in konuşması ne kadar ciddi de olsa sesindeki tını oyunbaz çıkıyordu.
"Telefona böyle cevap verilir diye biliyorum ben ama?"
Bahar'ın ağzının kulaklarına varması için bu sesi duyması yeterli oluyordu.
Ah kalbim.
"Durumu düzeltmen için beş saniyen var Bahar hanım."
Bahar kıkırdayarak sordu.
"Hangi durum?"
Karşısındaki adam sorusunu es geçerek devam etti.
"Üç saniye"
Genç kadın adamın karşısında istemsizce nazlı nazlı konuşmaya başlıyordu.
"Kocacığım sen beni özlemişsin bence."
Telefonun ucundaki ses bir iki saniyeliğine sessiz kalmıştı.
"Tekrar söyle."
Cümle her ne kadar emir kipinde kurulmuşsa da içerik tamamen istek ve arzu doluydu.
"Ne söyleyeyim kocacığım?"
Körle yatan şaşı kalkardı değil mi?
"Ulan... Sen sınırlarını fazla zorluyorsun."
İşveyle kıkırdadı Bahar.
"Severim. Sınırları zorlamayı."
Hamza Mahir burnundan sesli bir nefes verip homurdandı.
"Ben ölçeceğim o sınırları dur sen."
Telefonun bir ucundan Bahar'ın nabzı yine kuş gibi atmaya başlamıştı. Hayır nasıl oluyordu anlamıyordu ki bir anda alt üst etmeyi başarıveriyordu bu adam kendisini.
"Ne oldu sesin soluğun gitti birden?"
Bir de dalga geçiyordu ama Bahar anlamıştı vuslata erecekleri o ana kadar her gün biraz daha beklentiye sokuyordu kocası kendisini.
Sürekli daha fazla heyecanlandırıyor o günün gelişini bir nevi kutsallaştırıyordu.
Ansızın olan şeylerin uğrunda sabırsızlanılmazdı, gün sayarkenki kadar heyecanlanılmazdı evet ama buna da kalp dayanmazdı ki canım!
Hamza Mahir'in ne yaptığını görüyor fakat gidişata asla müdehale edemiyordu.
"Sen çok fenasın ama! Hem sen ne diye aradın bakayım?"
Bahar'ın huysuz çıkan sesi Hamza Mahir'i eğlendiriyordu.
"Konuyu kapat zor anlar yaşıyorum mu diyorsun?"
İnsan sürekli iki yüz elli atan bir kalple yaşayamaz diyodu sadece.
"Mahiir utandırıp durmasana!"
Bu kadar nazlı çıkan bir sese adamın normal şartlarda karşı koyma ihtimali oldukça düşüktü.
"İyi hadi kıpkırmızı olmuşsundur zaten."
Aman ne büyük eğlence.
"Akşama hazırlan dışarı çıkacağız."
Akşam çıkma mevzuları karşında Bahar'ın vücudundan bir ürperti geçiyordu haklı olarak.
"N-nereye gideceğiz?"
Kızın üzerindeki haklı tedirginliği anlayan Gümüşpala endişeye mahal bırakmayacak bir tonda konuştu.
"Yavrum endişe edeceğin bir şey yok sadece yemek."
Şu vakitten sonra bir şey olması mantık dahilinde değildi fakat yine de istememişti Bahar daha önceki tecrübelerinden dolayı.
"Sevgilim evimizde yeriz işte hem bebeklerimiz var hiç boşuna çıkmasak olamaz mı?"
Kızın sesindeki ürkeklik adama dalga dalga öfke olarak yayılıyordu. Bu öfkenin sebebi elbetteki Bahar değildi. Onun yaşamak zorunda kaldığı durumlaraydı. Belki de en çok kendineydi.
"Bahar nefesini boşuna tüketme güzelim akşam sekizde hazır ol almaya geleceğim."deyip telefonu kapattı.
"Yüzüme kapatsaydın bari odun! Ben de sana bu telefon nasıl kapatılır öğretmezsem Mahir bey!"
Söylene söylene kadınların yanına doğru gelmişti genç kız. Adam yine beş dakikada bütün duygu geçişlerini yaşatmıştı, sağolsundu.
Daha az evvel beklentiye sokup kalbine takla attıran kendisi değilmiş gibi öfkelendiriyordu.
Bak yine aklına gelmişti o anlar...
Koltuğuna oturduğunda tüm kadınlar kendisine muzip muzip bakıyordu.
"Hayırdır Bahar hanım gözlerin yine hülyalı hülyalı bakıyor?"
Zeliha hanım sürekli aşık halleriyle alay ediyordu. Neymiş efendim bu asi kızın böyle süt dökmüş kediye döneceği günler de mi gelecekmiş? Vay efendim bir tek kocası diş geçirebiliyormuş pek de iyi olmuşmuş...
"Yine kıpkırmızı olmuş suratı Zeliha sultan ne dediyse artık Hamza abi."
Esra'nın imalı imalı konuşmasıyla kucağındaki sırt yastığını fırlattı Bahar.
"Esra! Canım bak artık ben de anneyim terliğimin tadına bakmak ister misin?"
Genç kadının hırçınlığı herkesi güldürmüştü.
"Ellemeyin kızımı, ne dediyse dedi kocasıyla kendi arasında."
Sevde hanımın yardım elini düşünmeden tutan Bahar, yaşlı kadının kendisini arkalamasının verdiği güvenle konuştu.
"Bu Esra hep böyle edepsiz Sevde teyze!"
Esra kötü kötü bakarken genç kadın sinsi sinsi gülüyordu ki Sevde hanımın cümlesi neredeyse sesli bir şekilde gülmesine sebep olacaktı.
"Onun da dişine göre biri çıkar elbet kızım."
Gözlerini kaçıran taraf Esra olmuştu.
"Bakın Baharıma tam dişine göre birini buldu değil mi kuzum?"
Zeliha hanım kendisini tiye alıyordu.
"Aşk olsun Zeliha sultan ben o kadar fena biri miyim de dişime göre olsun? Hem ben Mahirle baş edemiyorum ki."
Karşısındaki kadınlar hiç de inanmış gözlerle bakmıyordu kendisine.
"Hadi ordan baş edemiyormuş. Sen kocanın dışardan nasıl göründüğünün farkında değilsin herhalde diklenip durduğuna göre."
Yaşlı kadının sesinde oldukça keyifli bir ton vardı. Kızının mücadeleci tavrı belli ki hoşuna gidiyordu.
"Bahar gerçekten ben de katılıyorum Zeliha teyzeme Hamza abi dışarıdan fazla otoriter duruyor."
Leyla'nın ne demek istediğini elbetteki anlıyordu Bahar. Bu eve ilk geldiği günlerde kendisi de bir hayli çekiniyordu kocasından. Hoş şu an bile her ne kadar belli etmemeye çalışsa da tedirgin eden bir yanı vardı adamın.
Tüm bunlar gündelik hayatta pek gözüne görünen şeyler değildi yalnızca. Baş tacı edildiğini bilmenin rahatlığı vardı üzerinde genç kadının.
"Tamam haklısınız kocam biraz fazla göz korkutucu biri ama siz de biliyorsunuz ki bu evdeki herkesi el üstünde tutuyor."
Tüm kadınlar hep bir ağızdan Bahar'ı onaylarken Sevde hanım esprili bir dille yaklaşmıştı genç kızın söylediklerine.
"Duy da inanma kocanı mı arkalıyorsun bakayım sen?"
Ee ne de olsa aylarca Hamza Mahir'in arkasından saydırmalarının tek şahidi Sevde hanımdı.
"Ay ne yapayım kıyamıyorum ki Sevde teyze." Bahar hem gülerek hem de iç geçirerek cevapladı kadını.
"Belli ki o da sana hiç kıyamıyor güzel kızım birbirinizin kıymetini bilin."
Ortam da bir anda herkesin gözlerinden kalpler fışkırmaya başlamıştı. Bu durumdan utanan Bahar konuyu değiştirmek hem de uzun zamandır merak ettiği bir konuyu açığa kavuşturmak adına sordu.
"Sevde teyze sen o kadar ay boyunca benim evli olduğumu nasıl gizleyebildin? O kadar hastaneye gittik, eczaneden ilaç aldık dahası işe girdim hiçbirinde soyadım Gümüşpala görünmüyordu."
Kadının anbean mahçup bakan gözleriyle karşılaşan Bahar sorduğu soruya pişman olmuştu bile.
"Sevde teyze sırf merakımdan sordum ben artık kimseyi bir şey için suçlamıyorum bakma öyle mahçup mahçup."
Sevde hanım kırıkça tebessüm ederek konuşmaya başladı.
"Kızım sen unutsan da ben kendimi sana karşı hep mahçup hissedeceğim aylarca yanında durup yarana merhem olamadığım için.
Soruna gelirsek ilk doktora gittiğimizde ne yalan söyleyim ben de anlamadım, zaten de evli olduğunu ben de bilmiyordum. Sonradan çocuklar gelip durumu anlatınca dank etti.
Hatırla o gün doktor sistemde problem var dedi senin testleri elden istedi. Yazıp mühürlediği kağıtla gittik kan testi vermeye adını da kendin söyledin oradaki adamlara."
Bahar o günleri aklından silmek istediği için bu güne kadar neyin nasıl olduğuna dair herhangi bir şey düşünmeyi reddetmişti.
An itibariyle Sevde hanımın söyledikleri düşünmeye teşvik etmiş ve taşlar yerine oturmaya başlamıştı.
Kendisi de yaşanılan durumu garipsemişti fakat ilçe devlet hastenesinde bu gibi aksaklıkların yaşanabileceğine kendini ikna etmişti olmalıydı o zaman.
O günlerde bir şeyi iki defa düşünebilecek kadar aklı başında da değildi zaten.
"Sonra çocuklar benimle konuşunca anladım ki her şeyin önceden ayarlanmış kızım. Doktorundan tut da personeline kadar.
Seninle sürekli aynı eczaneye gittik durduk sekiz ay boyunca hatırlarsan?"
Bahar elbetteki hatırlıyordu hatta çoğu zaman Sevde teyzesi alırdı ilaçlarını. Kendisi ya dışarıda ki banklarda otururdu yada hava soğuksa içerideki koltuklarda beklerdi hazırlanmasını.
Hamilelik döneminde çok da fazla ilaç almaya gereksinim duyulmamıştı zaten birkaç ek vitamindi alt üstü.
"Yahu benim esas hayret ettiğim hastaneye o kadar giriş yaptırdık birinde de duymadım Gümüşpala dediklerini."
Yalnızca Bahar değil ortamdaki bütün kadınlar hayret etmişti bu denli hassas davranmalarına.
"Orada duran kızcağızlar Ayşe'yle İrem'i çok idare ettiler bizi.
Babalarının hayrına değildir herhalde ne vadetti buradaki çocuklar bilmem gık demediler bir günden bir güne."
Bilimum tehdit ve zorla da olsa rüşvet teklif etmişlerdir ne olacak diye düşündü genç kız içten içe öfkelenmişti yine.
"Çalıştığın yer de biliyorsun çok eskiden aile dostumuz. Önceden durumu anlattım dedim böyleyken böyle sağolsun kırmadı beni. Çalışman resmi görünmediği için maaşını elden veriyorlardı.
Sana da kısa süreliğine girdiğin için evrak işleriyle uğraşman gerekmesin diye böyle olsun dediler o kısmı biliyorsun zaten."
Bahar'ın gözünün hiçbir şey görmediği bir dönem olduğu için de her şey çok kolay olmuştu anlaşılan. Bir dönem hayatsal faaliyetlerini bile Sevde hanımın komutlarıyla idare eder haldeydi ne de olsa genç kadın.
Çok şükür ki o günler geride kalmıştı.
"Ruhum duymamış gerçekten, vallahi çok başarılı kendim olmasam gidip ellerini sıkacağım kocamın kardeşi olacak o adamların!"
Ters ters konuşsa da içten içe bir öfke hissetmiyordu artık Bahar. Şu saatten sonra yaşantıları bir düzene girsin, kendisi de gönül rahatlığıyla yaşasın istiyordu.
"Ay valla sen de kusura bakma Leylacığım ama kocan dümen çevirmek konusunda oldukça başarılı."
Leyla zaten Bahar'ın tüm sitemlerini sonuna kadar haklı buluyordu. Aynı durumda kalmayı hiç ama hiç istemezdi.
"İstediğin kadar kızabilirsin kuşum sonuna kadar haklısın ama Nejat'ın pek haberdar olduğunu zannetmiyorum o günlerde bir taraftan ağabeyinin başında beklerken diğer taraftan tüm işleri yürütmek zorunda kalmıştı. Yiğit Ali'nin de başı dumanlıydı onu da idare etmesi kolay olmadı."
Tüm yaşananlar karşısında en serin kanlı davranabilen gerçekten de Nejat'tı. Adamın gıkı çıkmamıştı fakat bizzat Leyla biliyordu ne denli yorulduğunu, çöktüğünü.
"Hiç de kıyamaz kocasına hiç."
Leyla utangaçça cevapladı.
"Kıyamam tabi."
Leyla diğer iki kıza göre daha sessiz bir kızdı o nedenle Nejat'ı açıktan sahiplenişi herkesin hoşuna gidiyordu.
"Nejat oğlum pek efendi pek."
Zeliha hanımın bu evin erkeklerine karşı beslediği hayranlık ve sevgi Bahar'ı çok eğlendiriyordu.
Gülerek yerinden kalktı.
"Hanımlar bana müsade benimkiler biraz sonra aranmaya başlarlar çıkıp bakayım ağlamadan."
Minikler gerçekten de çok iştahlılardı artık ek gıda olarak mama vermek zorunda kalıyordu Bahar. Karınları doymadığında mümkün değil uyumuyorlar adeta ayak diretiyorlardı.
"Git sen bak paşalarıma yine iyi uyudular."
Zeliha sultanın en hassas noktası oluvermişlerdi.
Ayaklanan Bahar aklına gelen şeyle duraksadı.
"Bu arada akşam sekizde alacakmış Mahir beni yemeği dışarıda yiyecekmişiz ne gerek varsa anlamadım."
Bir nevi evlere dağılmayın oğlanlara bakılacak demekti bu.
"Gidin tabi kızım ne gereği var olur mu bize de gün doğdu torunlarla vakit geçiririz değil mi Hafize hanımcığım?"
Bahar kadınların konuşmalarına gülerek içeriye girdi. Öncelikle oğullarıyla vakit geçirip karınlarını doyuran genç kadın sonrasında hızlıca duş alarak hazırlanmaya başladı.
Üzerine giydiği lila saten kumaş elbisesi ve pırıltılı stilettolarıyla uçuş uçuş görünüyordu.
Bir miktar makyajla gözlerini daha da ön plana çıkardığında aynadaki yansımasından oldukça memnundu.
Huysuz kocası yine söylenecekti elbisesine ama kırk yılın başı hazırlanmak istemişti.
Hazırlıklarının ardından çantasını alıp, oğullarına son kez bakıp aşağıya indiğinde saat sekize geliyordu.
"Oha ama ya çok güzel olmuşsun abla!"
Esra merdivenlerdeki kızı bir ıslık eşliğinde karşıladı.
"Abartı olmamış değil mi Esra? Çok mu buldumcuk gibi olmuş?"
O sırada Zeliha hanım da salona gelmiş beğeni dolu gözlerle kızına bakıyordu.
"Nazar değecek kızım bu ne güzellik?"
Bir taraftan da okuyup üflemekle meşguldü.
"Yaa utandırdınız beni teşekkür ederim."
O sırada kapının açılma sesi geldi.
"Hıh Mahir de geldi zaten. Ben yeni emzirdim paşalarımı, süt bıraktım ama doymazlarsa mama da verin. Bir şey olursa hemen arayın olur mu?"
İlk defa çocuklarını bırakıp dışarıya çıkacağı için bir hayli telaşıydı Bahar.
"Aa kızım gören de ilk defa çocuk bakacağız zanneder! Hadi bakayım herkes işine. Esra yemeği mutfağa hazırladım hadi kızım."
Genç kadın ne olduğunu anlayamadan azarlanmış ve salonun ortasında kalakalmıştı ki kocasının ayak sesleriyle geldiği tarafa çevirdi başını.
Hamza Mahir yaklaşırken bir taraftan da acele etmeden tepeden tırnağa usul usul inceledi karısını.
Onun bu yoğun bakışları altında Bahar her defasında elini ayağını nereye koyacağını şaşırıyor renkten renge giriyordu.
"Mahir"
Boğuklaşmış sesiyle kocasının ismini söyledi önce.
"Sevgilim"
Aldığı cevapla gülümseyen kadın hemen önünde duraklayan adama bakabilmek için başını kaldırdı.
Adamın bakışları yüzünün her bir santimetre karesinde gezindikten sonra hemen hemen her zaman son durağı olan boynunda duraksayıp yüzünü tam da o kuytuya gömmüştü.
"Fazla güzelsin." Söylerken sesinde memnun olmayan huysuz bir tanı vardı.
"M-memnun değil gibisin?"
Bir de kekelemesen iyi gidiyordun aslında Bahar!
"Değilim seni kimseye göstermek istemiyorum. Sadece ben bileyim bu kadar güzel olduğunu."
Öyle her dakika iltifatla karşılaşmaya hazır olmadığı için bir eli adamın koluna tutunmak zorunda kalmıştı Bahar'ın.
"Mahir salonun ortasındayız y-yapma şöyle."
Adamın dudağının kenarından bir gülümseme geçti.
"Ne yapmayayım yavrum?"
Zor durumda kalan karısının yüz ifadesini izlemek hoşuna gidiyordu Gümüşpala'nın.
"Mahir..."
Daha fazla üzerine gitmeye içi elvermemiş olacak ki bir adım geri çekilip şöyle bir tekrar süzdü kadını.
"Daha can sıkıcı bir elbisen yok muydu yavrum?"
Bahar bu geçişlere ayak uydurmakta hala zorlanıyordu. Bu adamın bir anı diğerini tutmuyordu ki.
"Bahane arıyorsun hiçbir şeyi yok elbisemin."
Adam sesli bir nefes verdikten sonra homurdandı.
"Hadi fikrim değişmeden çıkalım."
Halinden bir hayli memnun bir şekilde kapıya yönelmişti genç kadın.
Arabaya binip yola çıktıklarında karşısındaki koltukta oturan adamı inceliyordu Bahar istemsizce. Siyah takım elbisesinin içinde o kadar yakışıklı görünüyordu ki genç kızın bünyesinde bir miktar sinir yapıyordu bu durum.
Bütün gözlerin kocasının üzerinde olacak olması tüm kıskançlık dürtülerini harekete geçiriyordu.
Bir bacağını ötekinin üzerine atmış son derece rahat bir şekilde umarsızca dışarıyı seyrediyordu.
Acaba havalı olmak için özellikle mi yapıyordu?
Hiç sanmıyordu Bahar.
Tavırları o kadar doğal seyrindeydi ki mümkünatı yoktu.
"Yanıma oturmazsan öyle izlersin uzaktan."
Adamın kalın sesiyle daldığı hülyalardan çıkıvermişti genç kadın.
Yakalanmanın verdiği utançla itiraz etti.
"Ellerin hiç uslu durmuyor ki elbisem mi buruşsun?"
Hamza Mahir umursamazca omuz silkti.
"İyi oradan izleyip iç geçirmeye devam et o zaman yavrum."
Bahar'ın burnundan bir hıh sesi çıkmıştı.
"İyi sen de camdan beni izlemeye devam et o zaman."
Adam küstahça güldüğünde Bahar ardından gelecek cümlenin pek de hayra alamet olmadığını anlamıştı.
"Ben seni göstere göstere izlerim yavrum. Benim olana niye uzaktan bakayım?"
Ve yine utandırmayı başarmıştı.
Biraz sonra geldikleri restorantı görünce Bahar'ın elleri titremeye başlamıştı. Arabadan inmek istemiyordu.
Kocası önden inmiş kendisini bekliyordu.
"Güzelim hadi in."
İnmek istemiyordu.
Bir olay daha olma ihtimali kadının midesine kramplar girmesine sebep olmuştu iki dakika içerisinde.
"Mahir buraya neden geldik?"
Gümüşpala karısına doğru elini uzatarak kibarca artık inmesini emrediyordu.
Bahar el mahkum kabul etmek durumunda kalmıştı. Elleri kocası tarafından sımsıkı tutulmuş içeriye girmişlerdi.
İçeride değişen hiçbir şey yoktu kendileri haricinde. Aynı altın sarısı gösterişli lüks mekan, aynı zengin insanların oluşturduğu kalabalık.
Herkesin meraklı bakışları altında önceki sefer oturdukları masaya yöneldi Hamza Mahir.
Oturduklarında sorgulayıcı ve bir o kadar şaşkın gözlerle bakan karısına döndü siparişleri verdikten sonra.
"Sakinleş yavrum sadece yemek yiyeceğiz."
Burası kendince elaleme rezil olduğu tüm Türkiye'nin diline düştüğü yerdi nasıl sakin olabilirdi acaba?
"Buraya gelmemiz şart mıydı yani? Başka yer mi kalmadı koskoca İstanbul'da?"
Adam kızın hırçın haline anlayışla bakıyordu.
"Yaşadığın her kötü anın yerine güzel olanını koymak istiyorum Bahar. Burayı o geceki gibi ağlayarak değil bu geceki gibi gülerek hatırla istiyorum."
Kocasının ince düşüncesi karşısında gözleri doluvermişti Bahar'ın.
"Ama seni daha fazla sevemem ki ben neden böyle yapıyorsun?"
Tatlı tatlı itiraf ediyordu aşkını bir kere daha genç kız.
"En çok beni sev." dedi adam emirden çok büyük bir hevesti gözlerinde gördüğü kadının.
"Ben zaten en çok seni seviyorum, aksini hiç bilmiyorum ki."
Bahar'ın masanın üzerinde duran elini alıp dudaklarına götürdü Hamza Mahir. Karısının bu masum aşkı adamı büyülüyor gibiydi.
Genç kadının tedirginliği gidip de rahatladığı andan itibaren karı koca enfes bir akşam geçirmişlerdi.
Belkide ilk defa hiçbir soru işareti olmaksızın başbaşa vakit geçirmişlerdi. Bahar'dan mutlusu yoktu bu gece.
Etraftaki pek çok imrenen bakışın eşliğinde dışarıya çıktıklarında bundan yaklaşık bir yıl kadar önceki zaman tekerrür etmiş bir anda gazeteciler sorular sormaya başlamıştı kendilerine mekanın çıkışında.
Tüm soruları duymazdan gelen Gümüşpala otoriter sesiyle konuşmaya başladı.
"Gördüğünüz üzere karımla yemek yedik müsaadenizle acelemiz var bebeklerimiz bizi bekliyor, iyi geceler."
Olayın şaşkınlığı ile konuşmaya fırsat bulamayan Bahar arabaya bindiklerinde yanıbaşında oturan adama bakıyordu.
Açıklama yapmaya niyeti var gibi görünmüyordu kocası.
Genç kadın biliyordu ki sırf kendisi geçmişte yaşanılan o geceyi kafasına taktığı için muhabirlerin gelmesine izin vermişti bu gece ve böyle bir açıklamada bulunmuştu.
Yoksa Hamza Mahir'in kalemi değildi böyle mekan çıkışı açıklamalar. En başta tenezzül etmezdi.
Aşkla sarıldı kocasının geniş gövdesine. Başını göğsüne yasladığında hiç olmadığı kadar rahattı içi.
Yorumlar
Yorum Gönder