GÜMÜŞPALA-61
Keyifli okumalar...
Ertesi gün akşamüstü saatlerinde İstanbul'da lapa lapa kar yağıyordu. Dünden kalma karların üzerine yenileri eklenmiş hemen bembeyaz oluvermişti etraf.
Tüm gün yağış devam ettiği için otuz kırk santim civarında kar dolmuştu bahçenin kürenmeyen yerlerinde.
Normal zamanda Bahar öyle çok kar seven biri değildi. Daha doğrusu soğuk sevmezdi o nedenle kara dokunmak şöyle dursun karlı havada evden çıkmak işkence gibi gelirdi ama bu bahçenin güzelliğinden midir yoksa hala içinde yanmakta olan yangının harından mıdır nedir üzerini değiştirip bahçeye çıkmaya karar verdi.
Kapalı pencereden bile havanın ne denli soğuk olduğu tahmin edilebiliyordu. Ekru rengi yarım balıkçı kazağını üzerine geçirirken kalın bir pantolon giymeyi ihmal etmemişti. Kazağıyla aynı renk şişme montunu giyerek kırmızı beresini taktı hemen. Oldukça büyük hacimli olan beresiyle takım kaşmir atkısını da boynuna dolayarak çıktı odadan. Ayağındaki kar botlarıyla beraber kendisini zırhlı gibi hissediyordu artık.
Merdivenleri indiğinde görünürlerde kimse yoktu. Yemek saati yaklaşıyordu muhtemelen Hafize hanım mutfaktaydı. Zeliha sultan da oğlanların yanındadır diye düşündü.
Kapıyı açıp çıktığında adamların hepsi hazır ol konumunda önlerine bakıyorlardı.
"Bir isteğiniz mi var efendim?"
Bahar kısaca geçiştirdi adamı.
"Yok yürüyeceğim biraz bahçede siz işinize bakın lütfen."
Montunun cebinden çıkardığı kırmızı eldivenlerini giydi çarçabuk buz gibiydi hava. Beresinin yanlarından çıkan dalgalı kumral saçlarının üzerine karlar şimdiden dolmaya başlamıştı bile.
Bir süre kendi kendine yürüdü karların içinde. Evden bir miktar uzaklaşmıştı. Mükemmel yer yön bilgisine tam olarak güvenemese de av köşküne doğru giden yoldu burası. Yaklaşık on dakika içinde iyice üşümüş eve girmeye karar vermişti.
"Ne işin var senin buralarda kurt kapar."
Hamza Mahir'in arkasından beklenmedik sesini duyunca anlık bir şaşkınlıkla döndü genç kadın.
"Esas senin ne işin var burada hemen peşimden mi geldin?"
Gümüşpala eve gireceği sırada adamları Bahar'ın bahçede olduğunu söylemişlerdi. Adam merak edip karısını görmek için kapıdan dönmüş bahçeye doğru adımlamıştı.
"Buralarda kendi başına dolaşan bir kuzu var dediler bakmaya geldim."
Soğuktan burnu ve elmacık kemikleri kıpkırmızı olmuş karısı başındaki kırmızı beresiyle fazla sevimli görünüyordu.
"Kendim yürüyüş yapıyorum ben boşuna gelmişsin."
Omzunu silkerek tekrar önüne döndü Bahar.
Tam o sırada sırtına kocaman bir kar topu isabet etti.
"Hiiih Mahir ne yapıyorsun ya!"
Adam karşı mesafeden sırıtıyordu kendisine.
"Sen görürsün şimdi sırıtmayı"
Eğilip kocaman bir kartopu yapıp adama doğru fırlattı. Tam omzundan isabet etmişti. Bir kaşı kalkan adam belli ki hamle yapacaktı.
"Bak sakın! Tamam ödeştik bitti"
Kendisine doğru gelirken genç kadın arka arka kaçıyordu.
"Sakın diyorum bak!"
"Mahir!"
Hemen eğilip aceleyle bir kartopu yaptı eline ama atmaya fırsatı olmadan kafasından vurulmuştu. Sert atmıyordu adam ama o kadar isabetli atıyordu ki kaçmaya fırsat dahi vermiyordu.
Bahar da elindekini var gücüyle fırlattı adama.
"Bunu sen istedin Mahir bey"
Aralarındaki mesafe kapanana kadar kartopu savaşı yapmışlardı. Hamza Mahir'in bir atışına karşılık Bahar en az üç dört tane atıyordu. Yarısı ıskalasa da epey vurmuştu adama.
"Bakalım şimdi nereye kaçacaksınız Bahar hanım"
Genç kadın artık kartopunu falan bırakmış tabana kuvvet kaçmaya başlamıştı. Akşamın soğuğuyla birlikte yerler yavaş yavaş buz tutmaya başlamış kayıyordu.
"Koşma düşeceksin."
Adamın arkasından seslenmesini umursamıyordu bile.
"Düşerim daha iyi!"
Gümüşpala adımlarını hızlandırıp karısını belinden kavrayarak kucağına aldı. Bir eli bacaklarının altında diğeri sırtındaydı. Kenarda birikmiş henüz el değmemiş kar birikintisinin üzerine doğru tutarken Bahar bas bas bağırıyordu.
"Aklından bile geçirme! Sakın atma Mahir bak vallahi konuşmam sen..."
Cümlesini tamamlamadan sırtı karlarla buluşmuştu bile. Boydan boya karların üzerinde yatıyordu.
"Mahir seni mahvedeceğim görürsün sen! Nefret ediyorum soğuktan bilmiyor musun be adam?"
Sesi ağlamaklı çıkan Bahar'ın aksine kocaman adam baya baya eğleniyor görünüyordu. Henüz karısı kalkmadan kendisi de yanına uzandı.
"Çok önyargılısın bak o kadar da kötü değilmiş."
Bahar sus pus olmuş yatıyordu.
"Hayır kötüymüş."
Gümüşpala gülümseyerek genç kadının üzerine doğruldu. Yüz yüze bakıyorlardı artık.
"Böyle kendi başına ne yapıyordun burada?"
Sesindeki ilgi ve samimiyet gerçekten merak ettiğini gösteriyordu.
"Hiç öyle kendi kendime yürümek istedim. Düşünüyorum yürüyüş yaparken."
Hamza Mahir eğilip alnına bir öpücük kondurdu karısının.
"Seni böyle üzgün görmek beni mahvediyor."
Bahar gözlerini kaçırarak konuştu.
"Üzme o zaman"
Gümüşpala yanaklarına, alnına, dudaklarına küçük küçük öpücükler konduruyordu.
"Özür dilerim"
Bahar biraz şaşırmıştı doğrusu. Kocası pek öyle özür dileyen bir tip değildi çünkü. Bir şeyi yaptı mı doğru yada yanlış arkasında dururdu.
Bahar gözlerinden akan yaşlara engel olamazken zar zor konuştu.
"Üşüdüm."
Hamza Mahir tebessümle kaldırdı. Biliyordu yumuşadığını ama aynı zamanda kuyruğunu dik tutmak istediğini. Anlaşılan biraz daha vakti vardı.
Sabırla doğruldu yerinden. Bundan sonraki birkaç günün nasıl geçeceği şimdiden belli olmuştu.
Yaklaşık aynı saatlerde Esra okuldan gelmiş eve girmişti. İki gündür Yiğit Ali'yi hiç görmemişti. Sarhoş geldiği günden bu yana tek kelime konuşmamışlardı. Etmemesi gerektiğini biliyordu fakat elinde olmadan merak ediyordu.
Acaba arasa mıydı? En azından ne durumda sormuş olurdu.
Saçmaladığını düşünüp vazgeçti genç kız. En iyisi başka şeylere odaklanmaktı.
Tolga günden güne daha fazla yakınlık gösteriyordu kendisine. Hatta haftaya bir partiye davet etmişti. Birlikte gitmek istiyordu. Birkaç gün içerisinde cevap vermesi gerekecekti. Ablası bu durumdayken ona böyle bir konuyu açmak da istemiyordu. Dün uzun uzun konuşmuşlar olanı biteni öğrenmiş, dertleşmişlerdi.
Derin bir of çekip üzerini değiştirmeye çıktı. Daha yemek yiyip ders çalışması lazımdı. Bu konu biraz beklese iyi olacaktı.
Günler akıp giderken herkes kendi dertleri içerisinde harmanlanıyordu. Ortalık birkaç gün içerisinde biraz sakinlemişti.
Bahar'ın Konya'ya gitme planının Hamza Mahir tarafından sabote edilmesinin üzerinden dört gün geçmişti. Doksan altı saatin daha uzun sürdüğü bir zaman dilimi yaşamamıştı Gümüşpala.
Önceki günlerden birindeki alışveriş macerasından sonra güzel karısı göster ama elletme politikasını muazzam şekilde uyguluyordu üzerinde. Sınırlar konulması, çizgiler çizilmesi ise Hamza Mahir gibi bir adamı daha da tetikliyordu. Akşamdan sabaha genç kadın her anlamda o kadar yükseltiyordu ki adamı evden çıktığı andan itibaren terör estiriyordu.
Mesele yalnızca deli gibi arzuladığı karısıyla sevişemiyor olması değildi. Gümüşpala karısını özlüyordu. Onunla sohbet etmeyi, yanında neşeli neşeli yemek yiyişini, birlikte oğullarıyla ilgilenmelerini, kendisiyle tatlı tatlı atışmalarını...
Bahar adete varlık içerisinde yokluğuyla terbiye ediyordu kendisini.
O güzel gözlerinde kırılmışlığı görmese muhtemelen kendisi de bambaşka davranırdı. Ne yapar ne eder ikna ederdi. Hatta kendisine olan zaafını kullanmaktan da geri durmazdı. Netice itibari ile karı kocalardı ama gel gelelim o üzgün bakışlar ellerine kelepçe, ağzına fermuar oluyordu.
Evlilik hayatları boyunca hiç böyle alttan almamıştı Gümüşpala çünkü ilk defa suçlu hissediyordu. Kendisine göre alt üstü bir meyhaneydi umursamıyordu bile suçluluk hissi karısını üzmesinden kaynaklanıyordu.
Geceleri zorla da olsa sarılıp uyuyor, sabahları bin bir azarla boynundan derince bir buse alıp gidiyordu. Gümüşpala'nın karısına karşı sevgi dili temastı fakat dikenlerini çıkarmış pembe gül kendisini sevdirmiyordu.
Sabahın bu erken saati koşudan gelip aşağı kattaki havuza kendisini attığından beri tüm bunları kafasında evirip çeviriyordu.
Tamam günlerdir sakinleşmesini bekliyordu fakat artık bu kötü gidişata dur demenin vakti gelmişti.
Havuzda yeterince vakit geçirdikten sonra duş alıp üzerini değiştirmek üzere odaya çıktı adam. Tam kapıdan içeriye girerken Bahar'la burun buruna geldiler. Gözleri otomatik olarak baştan aşağı süzdü karısını. Vücudunu mükemmel bir şekilde saran lacivert parlak taytı ve beyaz crop uzun kollu tişörtü ile nasıl bu kadar seksi gelebilirdi gözüne?
Bahar da aynı anda kocasını incelemekle meşguldü. Havuzdan çıktığı eliyle gelişi güzel şekillendirdiği ıslak saçlarından ve üzerindeki tişörtün neminden belliydi.O kadar fit duruyordu ki yutkunmadan edemedi genç kadın. Bu adam bilerek mi böyle yapıyordu? Hiç de bilerek yapıyor gibi bir havası yoktu.
Selam sabah vermeden çıkacağı sırada komodinin üzerinde unuttuğu telefonu geldi aklına. Geri dönüp aldığı sırada adamın bakışlarını hemen ardında hissediyordu. Tekrar kapıya yaklaştığı sırada önü kocası tarafından kesildi.
"Nereye yavrum bu halde?"
Çocuk gibi kapıyı mı tutacaktı yani?
"Neyi varmış halimin?"
Bahar'ın da böyle saf saf sanki bilmiyormuş gibi halleri adamı delirtiyordu.
"Üzerindekinin kumaşının yarısı eksik farketmedin sanırım."
Bahar omuz silkerek konuştu.
"Crop onun adı böyle üretiliyor."
Kapıya doğru daha da yaklaşarak adamla arasındaki mesafeyi kapatmıştı.
"Altındaki taytı ne yapacağız?"
Genç kadın dudaklarını yalayarak konuşmaya devam etti.
"Ne yapmak istersin?"
Bakışlarını adamın gözlerinin en içine sabitlemişti.
"Aklımdan birkaç seçenek geçiyor."
Hamza Mahir konuşurken aynı zamanda karısını belinden kavrayıp kendine doğru çekmiş vücutları bir bütün olduğunda ise elleri hemen kalçalarındaki yerini bulmuştu. Bahar hanım bal gibi biliyordu tam olarak buraya zaafı olduğunu.
"Mesela?"
Kasten kışkırtıyordu adamı. Cümlesi ağzından çıkar çıkmaz adam tarafından kucağa alınmış ve sırtı kapıya yaslanmıştı. Bacakları kocasının belini sararken, kalçaları güçlü eller tarafından kavranmıştı.
Bahar irade savaşını kaybetme noktasına gelmişti. Kendi kazdığı kuyuya düşmek üzereydi ki son bir hamleyle adamın boynunu ısırarak anlık olarak canını yaktı. Dikkati dağılan Gümüşpala şaşkınlıkla geri çekilerek karısının yüzüne bakacağı sırada Bahar son bir hamleyle daha sonradan defalarca kere özür dileyeceği o yere ufak bir tekme atıp boşluktan istifade kucağından atlayarak kaçtı.
"Siktir"
Sinirle banyoya doğru yürüdü Gümüşpala
"Ne yaşıyorum ben amınakoyayım?"
Hızlı hızlı üzerindekileri çıkarırken hala söyleniyordu.
"Ulan Bahar zamanı gelince bunun acısını çıkarır bu adam da mı demiyorsun?"
Hamza Mahir söylene söylene duş aladursun esas soğuk duşa ihtiyacı olan kişi Bahar'ın ta kendisiydi. Koşturarak koridoru geçtikten sonra oğullarının kapılarının önünde nefes nefese durakladı. Kalbi pır pır atıyordu. Bir yandan hemen arkasında beliriverecek gibi hissettiği kocasının tedirginliği varken diğer yandan kahkahalarla gülmek istiyordu yaptığı şeye.
'Bunun acısını çok pis çıkaracak senden kızım'
Toparlanıp odaya girdiğinde oğulları uyanıktı.
"Günaydın minik aslanlar"
Genç kadın odaya girdiği anda oğullarına neşe saçan bir tonla seslenmişti. Her ne olursa olsun onlara yansıtmak istemiyordu. Belki küçüklerdi henüz evet ama insan psikolojisi her yaşta dış uyaranlardan etkileniyordu.
Odanın perdelerini açıp bebeklerine yeni günün başladığını ilan ediyordu. Ardından pencereyi de hafifçe açıp içerinin havalanmasını sağladı.
"Hiç mırıldanma Emir bugün önce meme Alp'in anneciğim."
Alp'i kucağına alıp öpüp kokladıktan sonra koltuğa oturup emzirmeye başladı. Annesinin işaret parmağını avucunda sımsıkı tutan minik paşa iştahlı iştahlı emiyordu.
"Yavaş anneciğim çok hava yutuyorsun böyle. Sakin ol oğluşum bu ne acele?"
Küçük Alp denileni anlarcasına dikkatli dikkatli dinliyordu annesini.
Öyle muazzam bir sevgiydi ki içinden taştığını hissediyordu Bahar. Oğluna sakin ol diyordu ama kendisi duramayıp ikide bir öpüp kokluyordu emen bebeğini.
Alp'i emzirme işi bitip kalkacağı sırada Hamza Mahir de duşunu almış bebek odasına girmişti. Kapı açılıp da göz göze geldiklerinde doğrulmak üzere olan Bahar yerinde sabitlenmişti. Hazırlanıp gideceğini düşündüğü kocası eşofmanlarını çekmiş gelmişti.
Üzerindeki sweatin koyu yeşili o kadar yakışmıştı ki kalbi bu adamı gördüğünde ne zaman normal atmaya başlayacaktı artık?
Hamza Mahir gözlerini karısının üzerinden bir an olsun ayırmadan yanına yaklaşarak ikili koltuğa sağ kolunu koltuğun arkasına doğru uzatarak genişçe oturdu. Bahar'ın kapladığı küçücük yerin aksine adam tüm heybetiyle yanı başındaydı.
Gümüşpala başını koltuğun arkalığına yaslamış gözleri kapalı bir şekilde Alp'in annesine çıkardığı sesleri huzur içinde dinliyordu.
"Üzerini giyinmemişsin işe gitmeyecek misin?"
Başını yana çevirmiş gözleri kapalı olan kocasının yüzünü izliyordu.
"Hastayım gitmeyeceğim."
Hiç de hasta gibi görünmüyordu.
"Sabah sporunu yapacak kadar iyiydin az önce."
Günlerdir görmezden geliyor gibi davransa da her durumuna ve hareketine hakimdi kocasının.
Hamza Mahir'in gözleri usulca açıldı.
"Ruhum hasta"
Göz göze geldikleri andan söyledikleri Bahar'ın sevimlice gözlerini devirmesine neden olmuştu. Ne kadar kabullenmek istemese de kocası özür dilediğinden beri eskisi kadar sinirli değildi. O özrün onun için de ne kadar önemli ve zor olduğunun farkındaydı.
"Hem başka yerimde de sıkıntı var."
O başka yerin tam olarak neresi olduğunu iyi biliyordu genç kadın.
"Hadi ordan"
Gümüşpala tekrardan gözlerini kapatmış rahat rahat konuşuyordu.
"İnanmıyorsan bak."
Bahar'ın gözleri sadece bir anlığına aşağı doğru kayarken Hamza Mahir sırıtarak devam etti.
"Gözlerin gitti o tarafa."
Genç kadın kocasının gıcıklığına dayanamayıp şöyle bir yapıştırdı dizine.
"Gözlerim falan gitmedi çok biliyorsun sen!"
Hamza Mahir gülerek gözlerini açarken bakışlarındaki o parlaklık çok tanıdıktı. Allah bilir ne diyecekti.
"En son böyle şiddete başvurmaya başladığın zaman kırk günü geçirememiştin hatırlarsan."
Yaptığı ima o kadar bel altıydı ki gerçekten uğraşılmazdı bu adamla.
"Kabul et öfkeyi, siniri içinden çekip çıkarıyorum."
Yerinde doğrulmuş Bahar'a doğru eğilmişti. Annesinin göğsünde hiçbir şeyden haberi olmadan emen Alp'in yanağından bir öpücük alıp kalkarken genç kadının tenine değen kirli sakalları içinin ürpermesine yetip de artmıştı bile.
"Esas senin böyle kurdun kuzuya baktığı gibi uzakta kaldığın zamanlar diline vuruyor farkında mısın acaba?"
Tam o sırada Emir'in sesi duyuldu. Restleşen bakışlar beşiğe doğru kaymıştı. Durduk yere bir ağlama peyda olmuştu.
Hamza Mahir gözlerini açıp anında sorarcasına Bahar'a bakınca genç kadın ben biliyorum bu durumu dercesine kafa salladı.
"Sen Alp'i al doydu zaten gazı çıksın. Ben Emir beyle ilgileneyim."
Oğlunu babasının kucağına doğru vermek için uzanırken aynı zamanda adamın omzuna kenarları nakışlı bebek mendilini yerleştiriyordu.
"Koyma şunu ya hiç sevmiyorum."
Kocasının aksilenmesi genç kadının hoşuna gidiyordu.
"Ay Mahir kusabilir diye tedbiren koyuyorum."
Yüzü hoşnutsuz adam bir yandan ya omzuna yatırdığı oğlunu sevip öpüyordu.
"Kusarsa kussun gider değiştiririm ne olacak sanki."
Birlikte ayağa kalkmışlar Emir'in beşiğine doğru gitmişlerdi.
"Gel bakalım yaygaracı. Tamam senin sıran ama böyle öne geçemezsin anneciğim."
Gümüşpala küçücük bebeğin kasıtlı olarak ağladığına ihtimal vermemiş olacak ki dayanamayıp sordu.
"Küçücük bebek nasıl bilerek yapsın?"
Annesinin kucağına gelen Emir anında kesmişti ağlamayı.
"Odaya girdiğimde biraz vakit geçip kucağıma gelemeyince her gün aynısını yapıyor senin bu minik aslan."
Adam gerçekten de şaşırıp kalmıştı. Ona göre oğulları henüz gözleri yeni açılan kedi yavruları gibi bir şeydi.
Bahar olmasa Hamza Mahir bu ağlamayı kesinlikle gerçek zannederdi. Annelik böyle bir şeydi demekki. Her türlü dilinden anlıyordu çocuklarının. Hayranlık dolu bakışlarından habersiz karısını izliyordu adam.
Emir bey de istediğine ulaşmış olmanın zaferiyle keyifli keyifli emiyordu.
"Doğduğu günden beri Yiğit Ali'nin kucağından inmiyor bak şimdiden üç kağıtçı oldu bu çocuk."
Ağzı böyle söylüyordu ama çok hoşuna da gidiyordu amcalarının ilgisi.
"Baktı vermiyoruz içerden fethediyor demekki serseri."
Kocasının yorumu gülümsetmişti Bahar'ı.
"Sahi o nerede? Günlerdir yok ortada. Normalde gelip elli kere özür dilemiş olması gerekirdi bu vakte kadar."
Oğlunu yavaşça beşiğine koyan Hamza Mahir hiç aceleci olmayan bir tavırla az önce kalktığı yere karısının yanına oturarak konuştu.
"Gönderdim."
Bahar oğlunu izlerken aniden telaşla adama dönüp sordu.
"Nereye gönderdin?"
Karısının ses tonuna bakılacak olursa Yiğit Ali için hala şans vardı. Gümüşpala insanların nabzını yoklamayı çok iyi biliyordu.
"Bir ay eve gelme dedim."
Bahar bir kere daha hayretle sordu.
"Ne dedin ne dedin?"
Gümüşpala yine hiç istifini bozmadan tekrarladı.
"Bir ay eve gelme dedim."
Genç kadın kötü kötü baktı kocasına.
"Allah Allah ben sana bir ay eve gelme dedim mi?"
Ne olmuş bitmiş yine Gümüşpala'nın asabı bozulmuştu.
"Bir miyim ben o dingille?"
Bahar kucağındaki oğlunun başını okşayıp severken diğer yandan da Hamza Mahir'e laf anlatmakla meşguldü.
"Doğru tabiki değilsin. Sen benim kocamsın. Bu olay da seninle ilgili olduğuna göre suçun büyüğü sende demektir."
Ayağı kopsaydı da o meyhaneye gitmeseydi. Artık bu aşamaya gelmişti Gümüşpala.
"Zaten aidiyet hissetmekle ilgili sorunları olan bir çocuğu kapı dışarı mı ettin Mahir bravo gerçekten."
Bu Yiğit Ali ne yapıp edip kendisini sıyırıyordu her seferinde. Hamza Mahir'in canını sıkıyordu artık.
"Aidiyetine s..."
Toparlanıp devam etti adam.
"Tövbe estağfurullah"
Yiğit Ali'nin şımarık tavırlarına Bahar da çok kızıyordu. Gerek kendini hiçe sayıp o kadının meyhanesine gitmesi gerek Esra'ya olan tavırları çileden çıkarıyordu fakat bu ceza genç adama iyi gelecek bir yöntem değildi genç kadına göre.
"Madem işe gitmiyorsun bugün git getir hadi evine."
Emrivaki gibi değil de istek gibi söylüyordu Bahar.
"Geri dönüşü yok onun biletini kestim ben."
Oğlunun gazını çıkarması için babasına uzatıp Han'ı almaya giden Bahar söyleniyordu.
"Bazen gerçekten merhametsiz oluyorsun Mahir."
Üçüncü bebeği emzirirken artık süt üretim tesisi gibi hissediyordu her gün. Üçüncüye karnını doyuracak kadar çok süt kalmıyordu bu nedenle mecburen ek gıda veriyorlardı. En dikkat ettiği şeylerden biri her seferinde sıraya bağlı olarak emziriyordu. Hiçbir çocuğunun hakkı bir diğerine geçsin istemiyordu.
"Yavrum benim tüm iyi huylarım sana demiyor muyum ben?"
Bahar hıhlayarak güldü.
"Öyle diyorsun da Yiğit Ali'ye bir şey olsa yer yerinden oynar bilmiyorum sanki."
Han'ı emzirmeden önce de öpüp koklamıştı Bahar. Annesine hayran hayran bakıyordu fakat en az reaksiyon veren bebeğiydi. Daha şimdiden ağırbaşlı bir karakteri var gibiydi.
"En çok Han benzeyecek sana. Kopyan gibi."
Oğlanların üçü de fenotip olarak birbirine genel anlamda çok benziyordu. Henüz doğru düzgün güneş görmemiş tenleri bembeyaz olsa da koyu renk gözleri, koyu olacağı anlaşılan kaş, saç renkleri dahası bakışları bile babalarını andırıyordu. Bahar'a göre Han karakter olarak da babasına çok benzeyecekti. Şimdiden fıtratları benzeşiyordu.
"Nasıl anladın?"
Gümüşpala'nın sesi fazla mı hevesli çıkmıştı ne?
"Alp daha şimdiden herkesle iletişim halinde. Zeliha sultana, Esra'ya falan nasıl gülücükler atıyor görsen sosyal kelebek olacak belli. Emir dersen şimdiden şımarık ve yaygaracı ama aynı zamanda ben üzgün olduğumda anlıyor sanki o zaman hiç sesi çıkmıyor."
Bahar'ın anneleri olarak bebeklerle ilgili tespitlerinin adamı mest ettiğinden habersiz devam etti.
"Han'a gelince... Mesela iyice acıkmadığı yada bir yeri ağrımadığı zamanlar hariç asla ağlamaz. Sanki sırasını takip edebiliyormuş gibi sesimi duyunca almam için veryansın etmez. O kadar belli ki az konuşacak, reaksiyonlarını hep ben takip etmek zorunda olacağım çünkü dışarıya çok belli etmeyecek yani daha şimdiden aynı sen gibi."
Annesinin konuşmasını dikkatli dikkatli dinliyordu. Kendisinden bahsedildiğini anlıyor gibiydi.
"İmzamın mürekkebi en çok bu aslana mı çıkmış diyorsun?"
Bahar iç geçirerek konuştu.
"Nasıl baş edeceğim diyorum daha çok."
Karısının göğsünden Han'ı alarak omzuna yatırdı adam.
"En çok onu kedi gibi yaparsın sen merak etme bak halimize."
İki eli kanda dahi olsa işini gücünü ihmal etmeyen Hamza Mahir Gümüşpala evden çıkmamış karısıyla arayı düzeltmeye çalışıyordu.
"Sen mi kedi gibi oldun? Kedi görmesek neyse..."
Oğlunu beşiğe yatırdıktan sonra koltukta üstünü düzelten Bahar'ın yanına gelmişti adam.
"Hayırdır sen kimin kedisini gördün?"
Koltuğun iyice ucuna doğru giden kadının üzerine doğru eğilen adam karısını köşeye sıkıştırmış olmanın memnuniyeti içindeydi.
"Mahir kalkar mısın üzerimden?"
Bahar'ın belinden tuttuğu gibi kendisine doğru kaydırmış sırtını minderle buluşturmuştu Hamza Mahir.
"Bağırırım bak!"
Gümüşpala duymuyordu bile.
"Bağır bağır heyecanlı olur."
Kocasının dudakları boynunu bulur bulmaz gözleri kapanmıştı genç kadının.
"Edepsiz"
Bir saattir karşısında yarı çıplak şekilde oturuyordu bu da candı!
"Sıra bende. Benim de hakkımı ver."
Hali hazırda zaten crop olan üzeri hiçbir zorlukla karşılaşmadan adam tarafından çarçabuk şekilde yukarıya çekilmişti. Dudakları anında sütyenden taşan göğüslerini bulurken Bahar devamı için yalvaracak kıvama gelmeden bacaklarıyla uzaklaştırmaya çalıştı adamı. Tam tekme atacağı sırada kocası tarafından engellendi.
"O bir kere olur güzelim."
Göğsünde bırakılan ısırıkla inledi Bahar.
"Ahh acıttın odun!"
Hamza Mahir'in başının üzerinde kilitlediği ellerini boşluktan faydalanıp kurtaran genç kadın kocasını üzerinden iterek kurtulmaya çabaladı. Üzerini düzeltip doğruldu.
Normal zamanda bırakmazdı biliyordu verdiği cezaya ayak uyduruyordu. Kendi dilinde saygı duyuyorum demekti bu.
"Ne zaman izin vereceksin seni sevmeme?"
Biraz toparlandıktan sonra cevapladı adamı.
"Bana dokunmadan sevemiyor musun beni?"
Gümüşpala sakin bir şekilde konuşmaya başladı. Sanki bilimsel bir gerçeklikten bahseder gibiydi. Öylesine netti.
"Seni ömrüm boyunca görmeden de sevebilirim ama yanımdayken tenini hissetmek, saçlarının kokusunu içime çekmek istiyorum. Bana tatlı tatlı bir şeyler anlatırken seni dinlemek istiyorum. Çok özledim seni. Kaç gündür mahrum bıraktın beni kendinden."
Bu durum Bahar'ın da hoşuna gitmiyordu elbette ama kadınlık gururu özlem duygusunun önüne geçiyordu.
"Bundan sonra eski sevgililerinle iletişime geçmeden önce iki kere düşünürsün canım. Tek özlem çeken sen değilsin ama bu duruma sen soktun bizi."
En azından özlediğini gizlemiyordu. Kafayı yedirecekti adama böyle böyle.
"Yiğit Ali'nin evine gidelim mi? Gözümle göreyim olmaz mı?"
Bahar adı gibi biliyordu genç adamın ruh halinin iyi olmadığını.
"Ayağına mı gideceğiz bir de hergelenin?"
Hamza Mahir haklıydı içten içe biliyordu Bahar ama bir yandan da üzülüyordu kardeşi gibi gördüğü adam için. Geçen gece soluğu başka bir yerde almış olsaydı şu an konuştukları konu 'bu çocuğun ne derdi var böyle de küfelik olana kadar içmiş' minvalinde olacaktı. Konunun bu kısmını atlayıp geçmek istemiyordu. Konu Esra ise kızcağızı istemeyen kendisiydi anladığı kadarıyla. Yani biri bu hale gelecekse o kişi Esra olurdu böyle bir durumda. Belki de mevzu bambaşka bir şeydi bilmiyordu ki Bahar. İçinden bir ses gözüyle görmesi gerektiğini söylüyordu.
"Tamam sen gitme söyle götürsünler beni. İçim rahat etsin."
Adam oflayarak ayağa kalktı.
"Olmaz öyle şey ben götürürüm seni."
Tamamdı buna da tamamdı. Karısı kendisine yine öyle ışıl ışıl bakacaksa üç gün önce sövüp sapanlayıp dövdüğü serseriye bugün iyi mi diye bakmaya ayağına da giderdi.
"Montumu giyip geliyorum hemen."
Bahar hızlıca kalktı kapıya yönelmek için.
"Sen önce bir dur bakalım orada."
Genç kadın elini kapının kulpuna atamadan duraksamıştı.
"Vazgeçtim deme"
Kocasına doğru dönüp içinde bolca hayal kırıklığı olan bir ses tonuyla sordu.
"O üzerindekilerle kapıdan dışarıya çıkamazsın."
Bahar'a o an dank etti. Hayatında Hamza Mahir yokken taytın üzerine zaten crop giymezdi ki aklından çıkmıştı tamamen.
"Üzerime giyeceğim kıyafetlerin uygunluğuna ben karar verebilirim." deyip kapıyı havalı olduğunu umduğu bir şekilde açıp gitti. Arkasında sabır çeken bir Gümüşpala bırakarak.
Yaklaşık on beş dakika sonra hazırdı genç kadın. Aşağı inip mutfakta bir arada yakaladığı Hafize hanım ve Zeliha sultana gideceklerini söyleyip bahçenin buz gibi soğuğuna çıkmıştı.
Hamza Mahir her zamanki jilet gibi takımlarından birini giymiş üzerine kaşe siyah kabanıyla Allah kahretmesin ki çok yakışıklı duruyordu. İç geçire geçire arabaya doğru yürüdü Bahar.
Kocası arabanın yanında kendisini beklerken çevredeki adamlarla bir şeyler hakkında konuşuyordu.
"Geldim"
Gümüşpala hemen omuzlarından tutup kendisine doğru çekmişti karısını. Çevresine o kadar büyük bir sahiplenme enerjisi yayıyordu ki bu soğukta erimemeye çalışıyordu Bahar.
Arabaya bindiklerinde sıcaktan kabanının önünü açan karısının kıyafetlerine kaymıştı gözü Hamza Mahir'in.
Kocasının memnuniyet dolu bakışlarını gören Bahar aksi aksi söylendi.
"Üşüyeceğim için değiştirdim."
Gümüşpala bir bacağını diğerinin üzerine doğru atıp kendine fazlasıya güvenen ifadesiyle bıyık altından gülümseyerek geriye yaslanırken hemen yanıbaşındaki karısının gözlerini devirdiğinden emindi.
Araba durup da sürgü kapı açıldığında merakla indi Bahar. Nereye gelmişlerdi acaba?
"Nereye geldik Mahir?"
Gümüşpala hemen karısının yanındaki yerini almış elinden tutmuştu bile. Yanıbaşlarındaki adamlara çaktırmadan verdikleri mücadele sonucu genç kadının küçücük elleri adamın büyük, güçlü ellerine mağlup olmuş ve teslim olmak zorunda kalmıştı.
"Nişantaşı güzelim."
Bahar heyecanla baktı etrafına.
"Ne kadar güzelmiş burası çok beğendim."
İstanbul burasıyla kendileri kesinlikle İstanbul'da yaşamıyorlardı. Gerçi hangi ilde olurlarsa olsunlar mevcut yaşam alanları kendi başına bir şehir gibiydi her yerden ayrışan.
"Oğlanlar birazcık büyüsün hep gezeceğim."
Bahar kendi kendine konuşa konuşa Hamza Mahir'in kendisini çekiştirdiği yere doğru yürüyordu. Girdikleri üç katlı bina yeni bir yer değildi fakat ilmek ilmek işlenmiş gibi duruyordu. Tarihi bir havası vardı.
Hamza Mahir'in yönlendirmesiyle ikinci kata çıkıp zile bastılar. Her nedense kocası kendisinden önde duruyor ve kasten görüşünü kapatıyor gibiydi.
"Mahir çekilsene önümden."
Ufak tefek bedeniyle kocaman adamı ittirmeye çalışıyordu.
"Yavrum bunun evinden ne çıkacağı belli olmaz."
Bahar oflayarak kapının açılmasını bekledi.
"Haklısın çocuk olduğum için psikolojim bozulabilir."
Bugün karısı mütemadiyen söyleniyordu ve bu durum adamı eğlendiriyordu.
Az sonra gri eşofmanı ve siyah tişörtüyle yataktan kalkıp geldiği karışmış saçlarından belli olan Yiğit Ali kapıyı açtı.
"Ağabey"
Gümüşpala'yı burada görmeyi beklemediği sesindeki şaşkınlıktan belli oluyordu. Gözlerini ovuşturduğu sırada kulağına Bahar'ın sesi çalınınca bir şaşkınlık daha geçirdi.
"Yenge"
Bahar zar zor kocasını aşıp öne geçti.
"Yenge tabi ya! Bir özür bile dilemediğin yengen"
Yiğit Ali ne yapacağını bilemez bir halde dikilirken Gümüşpala'nın kalın sesi duyuldu.
"Koçum kapıda mı bekleyelim?"
Mahcup bir şekilde telaşla içeri buyur etti misafirlerini genç adam.
"Estağfurullah ağabey şaşkınlıktan içeri buyur edemedim kusuruma bakma"
Gümüşpala kendi evi rahatlığında içeriye girerken Bahar daha temkinli davranıyordu. İçeri odanın aydınlığına girince aniden farkettiği bir durum oldu. Yiğit Ali'nin gözünün altından elmacık kemiklerine doğru uzanan geçmeye meyillenmiş, rengi yeşillenmiş kocaman bir morluk.
"Yiğit Ali ne oldu sana?"
Üzgün ve telaşlı çıkan sesiyle genç adama doğru yaklaşıp anne edasıyla baktı.
"Önemli bir şey değil yenge çarptım."
Bahar inanmazca baktı.
"Nasıl çarpmakmış bu böyle?"
Gözü hala morluğun üzerindeydi.
"Tam ayılamamışım sanırım buzdolabının üst kapağına çarptım."
Genç kadın arkasını dönüp kocasıyla göz göze gelirken imayla sordu.
"Buzdolabı da bir tane sana çarptı heralde?"
Bir kaşı havada Hamza Mahir'de arıyordu bu sorunun cevabını daha çok.
"Yok yenge ağabeyim yapmadı bak gerçekten."
Gümüşpala yaptığından hiç de pişman görünmüyordu. Homurdanarak cevaplamıştı.
"Hak etti."
Hem dayak diyor hem de hala ağabeyini savunuyordu bu çocuk!
"İkinize de bravo gerçekten."
Oflayarak geçip oturdu koltuğa Bahar.
"Yenge"
Yiğit Ali tam yanıbaşındaki koltuğa oturup kedi gibi miyavlayan sesiyle konuşmaya çalışıyordu.
"Çok özür dilerim. Yemin ederim sadece alışkanlık benim için oraya gitmek yoksa başka bir amacım olabilir mi? Kırk yılda bir giderim zaten Eleni yanıma falan gelmez ki benim sadece selam verir gider o kadar. O gece nasıl ben öyle sarhoş oldum inan bilmiyorum."
Bahar karşısındaki koltukta oturmakta olan kocasına bakarak söylendi.
"Onun masasına geldiği kişi belli."
Hamza Mahir derin bir nefes vererek ayaklandı.
"Balkonda sigara içeceğim on dakikanız var."
Daha fazla bu muhabbeti yapmak istemediği gibi Yiğit Ali'nin özür dilemesi için de zaman veriyordu.
"Hamza Mahir ile evli olduğumuzu öğrendiğimde sen ağabeyine benim için karşı çıkıyordun sanki kız kardeşini korumaya çalışır gibiydin. O ses tonun hala kulaklarımda. Ağabeyin gibi birine karşı çabanı içimde çok taktir etmiştim biliyor musun? Ben zaten seni kimi zaman ağabeyim kimi zaman küçük kardeşim gibi görüyorum, öyle seviyorum."
Genç kadının yüzünde kırgın bir gülümseme vardı.
"Buraya geldim çünkü Mahir'in verdiği cezanın sana iyi gelmeyeceğini düşündüm ama verdiği karardan geri aldım atmaz benden daha iyi bilirsin. O nedenle gelip gözümle görmek istedim seni."
Biraz duraksayarak devam etti.
"O gecenin nasıl bittiği kadar neden başladığıyla da ilgileniyorum. Kendine ve önemsediğin insanlara bunu yapma. Daha fazla dağıtma da dağılma da. Her zaman mantığımız en doğru kararı veremiyor maalesef bunu da en iyi ben bilirim. Lütfen içindeki savaşa bir son vererek gel Yiğit Ali."
Ayağa kalkarken diğer yandan da konuşmaya devam etti Bahar.
"İnsanın nazı sevdiklerine geçer. Yine en çok sevdiklerine kırılır. Özrünü kabul ediyorum ama sana kırgınım bunu da böyle bil."
Daha önce kimse ona böylesine kucak açmamıştı. Evet bu hayattaki en büyük destekçisi ağabeyiydi fakat bir kız kardeşin, ablanın, annenin o sıcaklığı, duygusallığı çok başkaydı. O kadar büyük ayıbına rağmen Bahar kendisini düşünüp gelmişti. Merak etmişti ne halde olduğunu. Utanmasa kocaman adam oturup ağlayacaktı karşısında.
Günledir kendini o kadar sıkışmış hissediyordu ki birilerinin gözünde anlaşıldığını hissetmek ne de iyi gelmişti.
"Teşekkür ederim yenge bu büyüklüğü kimse göstermezdi. Söz veriyorum telafi edeceğim yaptıklarımı."
O sırada Gümüşpala balkondan içeri girmişti. Ağabeyi gelince Yiğit Ali de istemsizce ayağa kalkmıştı.
"Yavrum hadi artık."
Vedalaşıp çıktıktan sonra arabanın camından akıp giden yolu izliyordu Bahar. Bir an kocası tarafından çekilip göğsüne yaslandı. Bugünün itiraz etme kotası dolmuştu. Hiç sesini çıkarmadan en huzurlu olduğu yerde yolculuğun kalanını geçirmeye karar verdi.
Yorumlar
Yorum Gönder