GÜMÜŞPALA-40


Keyifli okumalar ♥️

İki haftadır oldukça hareketli günler yaşanıyordu Gümüşpala ailesinde.

Oğulları minik dünyalarında yaşamaya adapte olmaya çalışırlarken Bahar da anne olmaya çabalıyordu müthiş bir istekle. 

İlk zamanlar gündüzleri aşağı kattaki odada Zeliha hanım ve Hafize hanımın yardımlarıyla vakit geçirmiş geceleyin olunca da üç bebekle adeta çaresizliğin dibini sıyırıp sabahlara kadar bir gram uyku uyuyamadığı günler olmuştu. 

Tüm bu ikili durum Hamza Mahir'in dayatması değilmiş gibi bir de adam için hava öyle hoştu ki nasıl olsa üç bebeğin habire karnını doyurup altını değiştiren bir Bahar vardı. On günün sonunda genç kadın bu duruma isyan etmişti ve apar topar yukarıya bebekler için güzel bir oda hazırlatılmıştı. 

Bebek odası geniş bir yatak odasına açılıyordu, Hafize hanım ve Zeliha hanım gönüllü olarak kendilerine orayı dayayıp döşemişler bebeklerin bakımı için bir yaşam alanı haline getirmişlerdi bile.

Bütün gün oğlanlarla ilgilenmekten bitap düşen Bahar ise kadınların zorlamaları sayesinde geceden sütünü sağıyor birçok defa uyanmalarına artık kalkmak durumunda kalmıyordu. İşin aslı yüreği hop oturup hop kalktığı için hala çok kereler uyanıyor kadınların talimatları üzerine tıpış tıpış yatağına dönüyordu. 

İçindeki bu annelik hissiyatı öyle güçlüydü ki elinden gelse tekrar içine koyup hiç çıkartmayacaktı yavrularını. 

Bu süre içerisinde Gümüşpala ise mesafeli tavrını koruyordu kıza karşı. Bahar birçok defa olan biteni öğrenmeyi denemiş hiçbir netice alamamış ve en nihayetinde tüm konsantrasyonunu oğullarına yöneltmeye karar vermişti. Şuan dünya üzerinde daha önemli bir durum yoktu kız için. Yine de adamın sabah erkenden çıkıp gitmesine, ancak akşam yemeği vaktinde gelip sonrasında oğullarıyla vakit geçirip kendisini görmezden gelişine içerliyordu. Çoğu zaman çalışma odasına kapanıyor gece yarılarına kadar orada vakit geçiriyordu. Geceleyin bebekler için uyandığında ancak yanına geldiğini anlayabilmişti birçok kereler. 

Bahar aslında düşünmeyi kendine yasaklamış gibi davranıyordu. Yaşadığı en büyük hayal kırıklığının doğru olmadığını öğrenmek öyle büyük bir rahatlama yaşatmıştı ki öncesinde çektiği acılar kadar bir daha canı nasıl olsa yanamazdı. Bu teselliye güvenip şimdilik sorgulamayı bırakmıştı hoş zaten Hamza Mahir ile başbaşa kalıp böyle konulardan konuşacak bir ortamları da oluşmuyordu. Adam özellikle izin vermiyor gibiydi. 

Diğer taraftan evin içi bir hayli kalabalık olduğu için günlerin nasıl akıp gittiğini de açıkçası pek takip edemiyordu Bahar. Hem evin hanımı hem de anne olmanın telaşıyla soluksuz geçiyordu zaman. 

Bugün de her zaman olduğu gibi yine Hamza Mahir oğullarını öpüp koklamış erkenden çıkmıştı. Önceden olsa Bahar'ı mutlaka kaldırır kendisini kapıya kadar geçirmesini isterdi. 

Tabii boynuna sokulup kokusunu sanki tüm gün yetmesi için depoluyormuş gibi içine çekerek uzun uzun öper öyle giderdi, oraya hiç değinmiyordu bile genç kadın.

Şu anki durumları ise eğer Bahar kendisi giderken uyanıksa bir şey isteyip istemediğini sorması ve bir durum olursa aramasını tembih etmesinden öteye geçmiyordu. 

Adamın yüzüne karşı soğuk davransada bu halleri karşısında içi yanıyordu Bahar'ın.

Evet Hamza Mahir eskiden de despot, hükmetme isteğiyle dolu, aksi bir adamdı fakat bu hali normal gelmiyordu genç kıza. Her ne olursa olsun bir yasak koyar, ters bir laf eder iyi yada kötü bir şekilde iletişime geçerdi kendisiyle ama şuan yalnızca üzerine düşen görevleri bir robot edasıyla gerçekleştiriyor devamında bir tepki vermiyordu.

Onun bu halleri karşısında isyan etmemek öyle zordu ki Bahar da bir gün özellikle bebeklerin kaldığı odadaki yatağa uzanmış gitmemişti kendi yatağına. Durum değişmemiş adam gelmiş kendisini kucakladığı gibi götürmüş ve itiraz dahi etmesine izin vermeden yatağa koyup kendisi de yatıp uyumuştu. 

Hepsi bu kadardı, böyle hissiz ve aynı zamanda insanı boğacak kadar hisli. 

Bugün diğer günlerin aksine biraz daha hareketli bir gün yaşanıyordu evin içerisinde. 

Esra'nın üniversite sınav sonuçları neticesinde maalesef ki İstanbul'da bir hukuk fakültesine puanı tutmuyordu. Ablasının durumları yüzünden oldukça dağılmış, çalışmaları o dönem bir hayli aksamıştı. Aslında oldukça iyi giden sınav süreci bir anda olanlarla alt üst edilmişti maalesef ki. Son tercih gününe üç gün kalmıştı ve Esra da üç gündür iki gözü iki çeşme ağlayıp durmuştu. 

Evdeki herkes üzülmüştü bu duruma çünkü Esra oldukça akıllı bir kızdı ve hakettiğini düşünüyorlardı. Artık onun da yüzü gülse ne iyi olurdu.

Önceki akşam olduğu gibi kızın yine kızarık gözlerle yemek yediğini gören Hamza Mahir doğrudan sormuştu.

"Hayırdır Esra bir sıkıntın mı var?"

Hamza Mahir'den bir hayli çekinen kız kendisini farketmesine şaşırmıştı çünkü ortamdan oldukça ilgisiz görünüyordu adam.

"Üniversite sınav sonuçlarına biraz üzüldüm Hamza abi."

Bahar kesin bir dille enişte demesini yasak ettiği için Esra da diğer iki adam gibi ağabey diyordu Gümüşpala'ya.

Adamın söylediklerini dikkatle dinlediğini gören kız devam etti açıklama yapmaya.
"Hukuk okumak istiyorum ben İstanbul'da ablamın yanında."

Sanki emrivaki yapar gibi hissedince devam etti açıklamaya. 

"Tabii sana da soracaktık biz ama önce benim kazanmam gerekiyordu İstanbul'u. Bu sıralamaya da ancak periferde bir hukuk fakültesi belki kıyısından köşesinden gelir ama zaten ablamın yanında olmadan da okumamın bir yolu yok benim."

Kızın üzgün halini izleyen adam bir müddet durduktan sonra telefonunu çıkarıp birilerini arayıp kulağına dayadı telefonu. 

"Koçum yarın Esra'ya İstanbul'daki özel hukuk fakültelerini gezdir hangisine gönlü olursa devamıyla ilgilenirsin."

Bahar yanındaki adamın tavırlarını film izler gibi seyrediyordu. Şu iki dakikalık durum bile Hamza Mahir'i özetlemeye yetiyordu doğrusu.

Birincisi iyi tarafının da kötü tarafının da ucu bucağı yoktu.

İkincisi hiçbir koşulda gücünü kullanmayı esirgemiyordu. 

Üçüncüsü ise asla hesap vermeden, hiçbir açıklama yapmadan kendince doğru neyse yapıp geçiyordu. 

İşte Bahar'ı rahatsız eden de bu durumdu. Biliyordu elbette ki biraz önceki telefon konuşmasında asla art niyet içeren bir durum yoktu fakat insanlar bu şekilde sürekli Hamza Mahir'e bağımlı oluyorlardı. Kimse kendisinden yardım talep etmemişti hele ki özel üniversiteye yazdırmasını asla istememişti. Bu durumda adamın en azından 'Ne yapmayı düşünüyorsunuz?' yada 'Yapabileceğim bir şey var mı?' diye sorması gerekmez miydi? Peki ya o ne yapmıştı? Esra'ya dahi danışmadan ki okula gidecek olan oydu direkt olarak onun adına karar vermiş konuyu kapatmıştı. 
Yaptığı kötü bir şey değildi evet ama fazla bireyseldi. 

Hamza Mahir gerçekten zor bir adamdı. 

"Yarın Yiğit Ali'yle gezin, araştırın hangi üniversiteyi beğenirsen tercihini yaparsın ona göre."

Esra'ya dönüp talimatlarını sıralamıştı bile.

"Ben çok teşekkür ederim ama böyle bir şeyi kabul edemem ki sonuçta çok para, ödeyemeyeceğim de belli size yük olmak istemiyorum."

Bahar tam da bundan bahsediyordu işte. Esra'nın gürül gürül çıkan sesi bir anda içine kaçmıştı adeta. Hamza Mahir herkesin sesini bir şekilde kısmayı başarıyordu. 

"Merak etme Esra yeniden çalışmaya başladığımda kimseye borçlu kalmayız ben öderim taksitlerini."

Hamza Mahir elindeki çatalı masaya usulca bırakmış arkasına yaslanmıştı. Gözleri Bahar'ı bulduğunda fazla oyalanmadan Esra'ya çevrildi. 

"Ben ödeyeceğim sen de buradan çocuklarla gidip geleceksin."

Yalnızca Esra'ya cevap vererek alenen bu konudaki muhatabım sen değilsin diyordu. 

"Aa Esra yerinde olsam bir cümle daha kurmaz elini eteğini öperdim ne de olsa öyle alışıktır şimdi Mahir bey!"

Bahar'ın adama sataşmasını izliyordu Esra. Konu kendisiyle ilgiliydi fakat bir cümle etmeye korkuyordu şuan ters teper diye.

Karı kocanın birbirlerine ters ters baktığını gören Zeliha hanım Esra'ya seslendi.
"Kızım hadi yardım et de tatlıları getirelim."

Esra başıyla onaylayıp kaçarcasına gitti mutfağa Zeliha hanımın ardından.

"Ne yapıyorsun sen?"
Genç kadın kızgınca sordu.

"Ne yapıyorum?"
Adam ise sabır çekiyor gibiydi.

"Ben de onu diyorum işte ne yapıyorsun? Neden yapıyorsun ya kimse kimseye durduk yere böyle kocaman bir iyilikte bulunmaz tamam mı? Böyle böyle etrafındaki herkesi avcunun içine alıp kendine bağımlı, sözünden çıkamaz hale getiriyorsun bunu yapmaya hakkın yok!"

Gümüşpala karşısındaki köpüren kadını izliyordu. Yüzünden bir şey okunmasa da gözlerinden kızın tavırlarına mana vermeye çalıştığı az buçuk anlaşılıyordu.

"Bunun yem olduğunu, herkesi kendime köle yaptığımı düşünüyorsun yani?"

Adam daha çok kızın söyledikleri üzerinden tespit yapıyor gibiydi.

"Sorun da o ya zaten kasten yaptığını düşünmüyorum. Kasten yapsan belki de daha az sinirlenirim. Bir şekilde sanki doğan gereği insanlar sana kul köle oluyeriyor! Sinirlerimi bozuyorsun duydun mu beni?"

Hamza Mahir küplere binen kızın yüzünü uzun uzun süzdükten sonra sordu.
"Sen başka bir şeye bozuk gibisin hayırdır?"

Bahar hırçınca anında itiraz etti.
"Ne başka bir şeye bozuk olacağım ya hayret bir şey!"

Adam masada duran peçeteye ağzını sildikten sonra acele olmayan tavırlarla ayağa kalkıp gideceği sırada  Bahar tarafından durduruldu.

"Nereye gidiyorsun?"

Genç kız da ayağa kalkmış karşısında dikiliyordu.

"Çıkıyorum işim var."

Aman yarabbim bu nasıl açıklayıcı bir cevaptı böyle!

"Gidemezsin bir yere!"

Bu arada kendisine doğru iyice yaklaşmıştı Hamza Mahir.
"Sebep?"

Adamın hemen dibindeki mevcut varlığına da küfediyordu artık Bahar.

"Sebep mi? Evde üç tane ilgi bekleyen bebek var bilmem farkında mısın?"

Bir taraftan da asla nereye gittiğini merak ediyorum yada gitmeni istemiyorum demiyordu çünkü burnunu yukarı dikmişti bir kere. 

"Üç tane mi?"

Hamza Mahir'in bir kaşı havada alayla sormuştu bu soruyu. Resmen 'emin misin seninle birlikte dört etmesin bak o' der gibi bir hali vardı. 

Adamın imasının altında yatanı anlıyordu Bahar. Tabiki neden böyle davrandığını da. Yaklaşık on gün önce yaptıkları bir tartışma esnasında Hamza Mahir kendisinden koşulsuz bir güven beklediğini söylemişti tam da mevzu yine sekiz ay neden gelmediğinden açıldığı sıralarda. 

Açık açık söylediği cümle hala kulağında yankılanıyordu kızın.

"Bana koşulsuz güvenmeyi öğreneceksin Bahar. Nedenini bilmeden bekleyişini bile bir kenara koyup bildiği vardır diyecek kadar güveneceksin ancak öyle her şeyin üstesinden gelebiliriz biz seninle."

Günlerdir de bizzat sözünün ardında duruyor kendisiyle doğru düzgün iletişime geçmiyordu bile. 

"Bilmem Ferit'e falan sorayım bir istersen başka ilgi bekleyen var mıymış tam sayısı belli olsun. Yada sen her akşam nerelere gidiyorsan oralara soruver bir zahmet!"

Son cümleyi söylediğin iyi oldu Bahar gerçekten.

"Olur sorarım."

Karşılıklı birbirlerinin damarlarına bastıkları sırada bebek telsizinden ağlama sesleri duyuldu. 

"Git oğullarını sustur her şeyi ben mi yapacağım karışmıyorum!"

Bahar omzunu sallayıp gidip koltuğun birine oturdu bacak bacak üzerine atıp havalı bir şekilde yüzünü öbür tarafa çevirmişti bile.

"Ulan saçmalama nasıl susturayım ben? Acıkmışlardır kesin ağlayışlarını duymuyor musun?"

Genç kadın tabiki duyuyordu hatta içi gidiyordu koşarak merdivenleri çıkmamak için. Resmen bu adam yüzünden vicdanı sızlıyordu.

"Bilemem artık nasıl susturursan sustur. Onları da cezalandırıp kalplerini kırarsan belki yola gelirler."

Küskünce omzunu sallamış oturuyordu Bahar.

"Ya sabır"

Kızı kucağına aldığı gibi yukarıya doğru yöneldi adam. Bahar da bir taraftan "Çok ihtiyacın var belli." diyerek laf sokmaya devam ediyordu.

"Ben sana demiyor muyum izin vermediğim sürece vücuduma dokunamazsın diye? Hayır yani beni kucağına alabilirsin dedim mi?"

Adam ters ters bakarken ağzının içinden söylendi.
"Sen bu kırk güne güveniyorsun da sayılı gün çabuk geçer. Kaldı otuz."

Hamza Mahir'in sözü üzerine vücudundan bir titreme geçmemiş değildi doğrusu. Bahar henüz cevap veremeden bebek mavisi ve beyaz tonlarının hakim olduğu odaya girmişlerdi bile. 

On gündür sesleri daha bir gür çıkmaya başlayan minik yaygaracılar kucağa alınmayı bekliyorlardı.
Bahar adamın kucağından atlarcasına inip yanlarına koşturmuştu.

"Annem geldik miniklerim buradayım."

Kızın sesini duyar duymaz ağlamalarına ara veren bebeklere Hamza Mahir tebessümle bakıyordu. Kendisine gelince kaplan kesilen Bahar öyle içten 'annem' diyordu ki oğulları anlaşılan şimdiden tav olmuşlardı bile bu sese.

Hemen bebek emzirmek için kullandığı koltuğa oturan kız bir taraftan göğsünü açıyor diğer taraftan da oğlunu seviyordu. 

"Annecim yavaş boğulacaksın oğlum bu kadar mı acıktın sen?" Dünyadan bir haber minik elleriyle annesinin göğsüne tutunmuş emmekle meşguldü Mirza Emir.

"Anneniz bana da kırk nazla verirdi aslanım ne yapalım alışacaksınız."

Yanına oturan adamın karnına doğru dirsek atmaya çabaladı Bahar.
"Oğullarımın yanında edepsiz edepsiz konuşma."

Adamın her defasında aralarında geçen özel anlara atıfta bulunmasıyla Bahar'a sıcak basıyordu. Sanki unutabilirmiş gibi bir de özenle tekrar tekrar hatırlatılıyordu bizzat Hamza Mahir tarafından.

"Uyudu galiba yatırayım mı?" 
Yanındaki adamın sorusu üzerine o tutkulu zamanlardan bir anda gerçek dünyaya dönüş yapmıştı.

"Yok o seviyor öyle yarı uyuyup yarı emmeyi."

Hamza Mahir'in açıkça yüzünden okunuyordu  sevgisi oğluna bakarken. 
"Keyfe bak anasını satayım."

Bahar gülmemek için direnirken iki kere düşünse asla söylemeyeceği bir cümle kurdu.
"Ee kime çekmişse artık bire bir..." 

Utanmanın verdiği kaçma isteğiyle havalı olduğunu umduğu bir kalkışla oğlunu yatağına bırakmıştı ardında kararmış gözlerle kendisi izlediğini bildiği bir Hamza Mahir bırakarak. İçten içe adama bu şekilde acı çektirmekten büyük haz almıştı doğrusu.

Kocasının yoğun bakışları altında bebeklerin karnını doyurmuş üç tane olmaları sebebiyle adeta yorgun düşmüştü kız.

"Altınızı da babanız değiştirsin bebişlerim anneniz yoruldu."

Kızın söylediklerine ters ters bakan adam ayağa kalkarak oğullarının yattığı beşiklerin yanındaki kıza doğru yaklaştı. Beşiklerle adam arasında sıkışıp kalan Bahar kıpırtısız duruyor mümkün olduğunca nefes dahi alıp vermeden bekliyordu. 

"Anneniz iyice azıyı ele aldı aslanlarım ama neyse ki babanız onu nasıl uslandıracağını iyi biliyor."

Bahar'ın saçları bir omzunun üzerine toplanmış boynu adamın dudaklarının istilasına uğramıştı bile.

"M-mahir dur napıyorsun biri gelecek şimdi odaya."

Sanki tek dertleri birinin görecek olmasıymış gibi konuşuyordu Bahar. İşin aslı adam günlerdir kendisinden zerrece etkilenmiyormuş gibi davranıyordu ve bu durum genç kadını zaten değişen vücut ölçüleriyle birlikte hali hazırda peydah olan kendini beğenmeme durumu da eklenince fazlasıyla alıngan yapmıştı. Şimdi böyle adamı hala etkileyebiliyor olmak büyük bir tatmin yaşatmıştı ama esas mesele Hamza Mahir şuan kendisine yalnızca dediklerini yaptırabilmek amacıyla bunu yapıyordu. Hep böyle yapardı bir şeyi kabul ettirmek için ikna kabiliyetini üzerinde kullanmaktan hiç çekinmezdi. 

"Meydan okumaya devam edecek misin bana?"
Adamın buğulu ve kısık sesi öyle etkileyici çıkıyordu ki şiirde okusa tehdit de etse aynı etkiyi bırakırdı. Ne dediğinin pek önemi olmadığı gibi zaten Bahar da uzun süre aklında tutabilecek gibi değildi. 

Fazla özlemişti. Çok fazla...

"E-evet" Kendisinin bile ne dediğini zor anladığı bir şekilde söylemişti. 

"Duyamadım?" Hamza Mahir işi bir tık ileri taşımıştı Bahar'ın cevabı üzerine. Elleri biraz önce oğullarının süt emdiği yerlerde tehlikeli bir şekilde dolaşıyordu.

"E-evet diyorum evet nesini anlamadın!"

Genç kız ise son irade kırıntılarıyla adama başkaldırıyordu.

"Meydan okumaya devam edecek misin diyorum?"

Elleri daha da aşağıya doğru giderken Bahar hızlıca adamın elleri üzerine kendininkileri koyup engel olmaya çabaladı.

"M-mahir yapma lütfen saygı duy biraz!"

Kızın hazdan incelmiş sesiyle kendisine lütfen demesi üzerine durup kendine doğru çevirdi bedenini. Adamın yüzüne bakmayan Bahar ise yerleri incelemekle meşguldü.

Odanın yerlerini komple mi halı döşetselerdi acaba çocuklar yürümeye başladıklarında parkede kayıp düşerler miydi?

"Yüzüme bak Bahar."

Olmadı biraz büyüdüklerinde değiştirirlerdi canım daha vakit vardı nasıl olsa.

"Bahar diyorum."

Hamza Mahir kızın çenesinden tutup başını kaldırdığında gözlerini buluşturdu.

"Neden evlendin benimle?" 
Aniden soruvermişti Bahar.

Hamza Mahir derin bir nefes alıp verdi kızın sorusu üzerine. Bir şey söyleyecek olduysa da Bahar'ın sorusuyla ambiyans tamamen dağılmıştı.

"Çok yoruyorsun beni çok hadi çıkalım artık uyudular ses oluyor."

Kızın elinden tutup odadan çıkardı adam. Odaya geldiklerinde Hamza Mahir dışarı çıkmaktan vazgeçmiş olacak ki eşofmanlarını giymek üzere dolaba doğru yöneldi. Öncesinde duş almak üzere banyoya girmişti. Adamın giyinme odasından çıktığını farketmeyen Bahar ise pencereden dalgın dalgın dalgın dışarıya bakıyordu. En iyisi hazır oğlanlar uyurken biraz dinlenmekti. Dişlerini fırçalamak üzere banyoya girdiğinde Hamza Mahir ile burun buruna geldiler. Duş yapmak için soyunmuş çıplak bir Hamza Mahir ile. 

Ne yapacağını bilemez bir halde eli kapı kulpunda donup kalmıştı kız. Adama karşı yeterince büyük bir özlem beslemiyormuş gibi bir de böyle adeta heykel gibi karşısında dikilmiş duruyordu. Gözleri istemsizce aynı anda tüm vücuduna kayıvermişti. Kızın gözlerinin üzerinde heyecanla gezinmesi adamın kendisini zapt etmesini de gittikçe zora sokuyordu.

"Çok beğendiysen senin olsun."
Hamza Mahir aralarındaki yoğunluğu dağıtmak için alayla konuşup kızı daha da utandırmıştı.

"Ş-şey ben çok çok pardon ben dişlerimi şey yapacaktım yani fırçalayacaktım."

Aferin Bahar havalı da bir tüy dikersen oldu bu iş.

"Anlıyorum fırçala tabi ben yokmuşum gibi davranabilirsin."

Gözlerini adamdan alamazken Bahar lanet olası hormonlarına ve de adamın ağır dalga içerikli sesine küfrediyordu. 

Derken gözü biraz önce fark etmediği bir detaya takıldı. Adamın sağ kasığından bacağına doğru oldukça uzun bir kesik izi vardı. Belli belirsizdi ama vardı netice olarak. Daha önce onun orada olmadığına ise yemin edebilirdi Bahar.

Utanmakmış, çekinmekmiş hepsini an itibariyle bir kenara atmış büyük bir ciddiyetle kapının ağzından adamın yanına doğru yaklaşmıştı. Kızın anbean değişen tavrından anlamıştı Hamza Mahir de vücudunun alt tarafındaki özenle kaçırdığı izleri gördüğünü.

"Ne oldu sana Mahir?"

Bahar'ın sesi çok büyük bir ciddiyetle çıkıyordu.

"Dışarı çık."
Adamın kendisine kovar gibi git demesini falan önemseyecek halde değildi kız.

"Ne oldu dedim Mahir bu bacağındaki izler ne böyle? Anlat artık gözümle gördüğüm şeyleri mi inkar edeceksin?"

Adam direkt olarak alt eşofmanını üzerine geçirmişti kızın göz temasını kesmek istercesine.

"Ben inkar etmem."

Bahar histerik bir kahkaha attı.
"Doğru sen direkt söylemezsin olur biter değil mi? Nereye kadar peki? Anlat artık ne olduğunu dayanamıyorum görmüyor musun?"

Anlattığında dayanabileceğini bilse zaten söyleyip gidecekti. Adama da tak etmişti bu ikircikli durumlar.

"Gel benimle" deyip kızın elinden tuttuğu gibi yatak odasına götürüp kendisiyle birlikte yatağa oturttu.

"Öncelikle sakin olmanı istiyorum bak yanındayım ve sapasağlam karşında oturuyorum."

Belli ki arkasından gelen cümle pek hayra alamet değildi. Şimdiden eli ayağı buz kesmişti kızın.

"Sekiz ay önce trafik kazası geçirdim." 

Sekiz ay önce dediği Bahar'ın da pekala anladığı üzere gidişinin üzerineydi.

"B-benim peşimden gelirken mi?"
Sesi kuş gibi titrerken başına sağa sola doğru sallıyor kabullenmek istemiyordu genç kadın.

"Evet. Gelmek istedim ama gelemedim."

Adamın 'gelmek istedim ama gelemedim cümlesi uğultu şeklinde kulaklarında dolanırken birden boşluğa doğru çekildiğini hissetti Bahar. Duyduğu son ses Hamza Mahir'in "Bahar" deyişiydi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜMÜŞPALA-66

GÜMÜŞPALA - 1

GÜMÜŞPALA-14