GÜMÜŞPALA-58
Keyifli okumalar ..
Gecenin zifiri karanlığında camları siyah filmli lüks araba yollardan yağ gibi kayarak ilerlerken ortama sükunet hakimdi.
Arabayı kullanmakta olan Ferit ise oldukça tedirgindi çünkü ağabeyi tarafından başına getirilecekleri az buçuk kestirebiliyordu.
Sürpriz kısmı yengesinin ortamdan şüphelenirse ne reaksiyon vereceğiydi.
Bu Yiğit Ali ne demeye Eleni'nin mekanına gitmişti ki? Tamam kabul ediyordu yılların alışkanlığıydı. Kendisi bile kırk yılda bir dışarıya çıktığında soluğu orada alırdı fakat bu durumun artık değişmesi gerektiği idrakına varabiliyordu.
Ağabeyi ile Eleni arasında zamanında tam olarak ne vardı bilemiyordu fakat bazı geceler mekandan çıkmadığını biliyordu.Bu da oldukça yeterli bir bilgiydi yengesinin kendi de dahil herkesi ateşe vermesi için.
"Ferit ya bu kadar uzakta mıymış bu meyhane?"
Bahar söylenmeye başlamıştı.
"Yani sen de normalde yarış pilotu gibi kullanırsın yollar bomboş ayağın gazda değil gibi. Ne yapıyoruz Ferit emin misin gidiyor muyuz bana pek öyle gelmedi de?"
Kız haklıyıdı madem gidilecekti yolda vakit kazanmaya çalışmanın manası yoktu.
"Yenge kusura bakma kafamda işlerin planını yapıyordum fark etmedim."
Yalan da değildi. Bu işten ağabeyi de dahil kazasız belasız sıyrılmanın çeşitli yöntemlerini düşünüyordu.
"Ağabeyin çok mu yükleniyor sana?"
Hamza Mahir'in Ferit'e güvendiğini tavırlarından anlıyordu Bahar. Muhtemelen fazlaca sorumluluk yüklüyordu.
"Yok yenge olur mu öyle şey estağfurullah."
Bahar gülerek devam etti.
"İki arkasından atacaktık ağabeyinin hemen karşı tarafa geçtin yazıklar olsun."
Ferit de tebessüm etmişti Bahar'ın çıkışması üzerine. Muhtemelen son gülüşleriydi genç adamın.
"Şimdi yenge ağabeyimin arkasından atmam ama taraf olursa seni tutarım söz."
Netice de ağabeyi de bundan sonra o meyhaneye gidilmeyecek deseydi kimse cesaret bulup gidemezdi öyle değil mi?
Bu işin sonu suçu ağabeyine yüklemeye kadar gelmişti.
Ferit'in ağabeyine hak vermediği ve de eleştirdiği bir an olsundu. Duy da inanma.
"Bak söz verdin Ferit gün gelir hatırlatırım."
Bahar'ın öylesine kurduğu cümleler genç adama anlam olarak yükleniyordu.
"Sözüm söz yenge."
On dakika kadar daha yol aldıklarında Bahar artık Yiğit Ali'ye hakaret etmek istiyordu. Şimdi kocasının sıcağında mışıl mışıl uyuyacakken sarhoş zibidinin peşine düşmüşlerdi.
Dahası içinden bir ses karşılacağı kadından hiç hoşlanmayacağını söylüyordu ki yolun başından beri o sesi yine iyi idare etmişti.
Arabadaki iki kişi için de sabır sınavı şeklinde geçen yolculuğun ardından varacakları yere gelmişler, genç adam arabayı park etmişti.
Bir butik otelin giriş katında oldukça sade ve gösterişsiz bir tabelası vardı meyhanenin. Ya çok kimse bilmiyordu ya da belli kişilerin uğrak yeriydi. Yiğit Ali geldiğine göre ikinci seçenek ön plana çıkıyordu.
"Otelin giriş katında bir yer olacağını tahmin etmemiştim Ferit sanırım daha lüks bir yer hayal etmişim."
Bahar'ın samimiyeti biraz vakit geçirince insanları hemen kuşatıyordu. Genç adam da sanki o kadar çekindiği, korktuğu patronunun karısı ile değil de arkadaşı yada ablasıyla vakit geçiriyormuş gibi hissediyordu. Bu durum şu anlık mesele değildi elbette uzun zamandır böyleydi.
Gecenin hayırlısıyla bitmesini en çok bu yüzden istiyordu. Kızcağız kalkıp gelmiş bu saatte Yiğit Ali'nin peşine düşmüştü. Üzülerek ayrılmasını hiç istemezdi.
"Yenge istersen sen arabada bekle hiç girme meyhane ortamına. Ben ağabeyimi bulup getireyim sonra da oyalanmadan gidelim vakit geç oldu."
Buraya kadar gelmişken Bahar da o kadını görmeden gitmezdi.
"O kadar yolu boşuna mı geldim ben Ferit? Hadi inelim."
Genç adamın hiçbir şey söylemesine fırsat vermeden arabadan inmişti Bahar.
Ferit önden kapıyı açıp içeriye girdi. Kapıyı tutup yengesinin de geçmesini bekledi.
Genç kadın etrafına şöyle bir bakındı. Oldukça şık döşenmiş bir mekandı. Daha önce hiç meyhaneye gelmemişti bir kıyası olamazdı ama dizilerde, filmlerde gördüğü kadarıyla salaş meyhane ortamından oldukça uzak bir yerdi.
İçerisi fazla kalabalık değildi fakat masalarda oturan müşteriler oldukça kalafatlı tiplere benziyorlardı.
"Ferit bu meyhaneler dizilerde hiç böyle gösterilmiyor"
Bahar'ın şaşkın şaşkın etrafına bakıp söylenmesi o kadar sempatik görünüyordu ki Ferit'i güldürmüştü.
"Yok yenge zaten çoğu böyle olmaz. Gereksiz gösterişli bir yer burası."
Genç adamın gözleri bir yandan Yiğit Ali'yi ararken diğer yandan tedirgin şekilde Eleni'yi kolluyordu.
O sırada garson çocuklardan biri yanlarına koşturarak geldi.
"Ferit ağabey hoşgeldin. Hemen bir masa ayarlayayım mı?"
Gencin sırtına ağabey edasıyla vuran Ferit teklifini geri çevirdi.
"Sağol koçum Yiğit Ali ağabeyine baktım. Biraz fazla kaçırmış diye duydum."
Tam o sırada ahşap merdivenlerden topuklu ayakkabısıyla bulundukları kata gelen Eleni'nin sesi duyuldu.
"Uyuyor geleceğinizden emin olamadım Feritciğim."
Bahar'ın gözleri o sırada merdivenlerden usul usul inerek yanlarına doğru arz-ı endam eden kadına takılı kalmıştı.
Uzun boylu kadın salına salına yanlarına gelmişti. İlk etapta beline doğru dalga dalga dökülen kıvırcığa yakın simsiyah saçları dikkat çekiyordu. Aslan yelesi gibi gür saçları vardı. Üstelik oldukça parlak ve bakımlı görünüyorlardı. Giydiği yüksek topuklu ayakkabının da etkisiyle nereden baksanız bir seksen görünüyordu.
Biçimli esmer bacaklarını açıkta bırakan kısacık eteği, vücudunu tam olarak saran belinden çapraz bağlamalı v yaka bluzu, oldukça büyük olan göğüslerini sanki özellikle vurguluyordu. Dekoltesi çok derin değildi fakat olmasına da gerek yoktu zaten böyle de oldukça dikkat çekiciydi.
Yanlarına doğru yaklaştıkça yüzünün detaylarına daha çok hakim olmaya başlamıştı Bahar. Kalp şeklindeki yüzünde sivri çenesi ve çıkık elmacık kemikleri hemen seçiliyordu. Kalın gür kaşları oldukça kavisliydi. Koyu renk kaş ve kirpiklerine tezat yemyeşil gözleri vardı kadının.
Yaşını düşündü Bahar. Acaba kaç yaşındaydı bu kadın?
Genç görünüyordu fakat yirmilerinde de değil gibiydi. Bakışları, tavırları hiç toy birine benzemiyordu.
Birincisi buraya gelirken bu kadının böyle güzel olacağını düşünmemişti.
İkincisi içinde bir yerlerde öfke ateşi fokurdamaya başlamıştı. Bir an evvel sakinleşmesi lazımdı.
Üçüncüsü ise biraz daha gözlerini kadının üzerinden çekmezse kendi kendini ifşa edecekti.
Kadın yanlarına doğru oldukça hoş bir gülümsemeyle yaklaştı.
"Tekrardan hoşgeldiniz ama keşke buraya kadar zahmet etmeseydiniz sabah kalkınca giderdi Yiğit Ali."
Bir dakika kendisi arayıp gelin dememiş miydi bu kadın?
Şimdi de düşünceli rolü mü oynuyordu yani?
"Bu arada Eleni ben."
Elini Bahar'a doğru uzatan kadın sanki büyük bir samimiyet gösterisi yapıyor gibiydi. Kadının hamlesini yapmacık bir tebessümle karşılayan Bahar elini uzatmadı.
"Bahar Gümüşpala ben de ."
Eleni bozulsa da asla belli etmiyordu.
Ferit ortamın gerginliğinden elektrik akımına kapılıverecekmiş gibi hissediyordu.
"Saat çok geç oldu biz ağabeyimi alıp gidelim."
Bahar da az önceki duruma cevap verir gibi konuştu.
"Aynen arayıp çağırdığınız için geldik ama bir an evvel gitmemiz gerek."
Eleni sözde samimi bir tavırla sordu.
"Gümüşpala'nın haberi olmadı sanırım yoksa kendisi gelirdi. Yiğit Ali için tabiki."
Başka kim için olacaktı?
Derin bir nefes alıp kendini sakin kalmaya zorladı Bahar. Kadının kışkırtmasına gelmeyecekti.
"Hadi Ferit bir an evvel eve gitmek istiyorum."
Ferit'in bile sinirleri bozulmaya başlamıştı. İster istemez bir koruma güdüsü oluşuyordu.
"Sen nasıl istersen yenge. Yukarıda bizimki."
Eleni yukarıyı işaret ederek kollarıyla önden buyrun işareti yaptı.
Ferit önde Bahar bir adım gerisinde yukarıya doğru merdivenlere yöneldiler.
"Otelle birleşik olduğunu merdivenleri görene kadar tahmin etmemiştim."
Genç kadın Feritle konuşuyordu.
"Hem otel işletiyoruz hem de özel misafirlerimiz gece kalmak isterlerse burada ağırlıyoruz."
'Feritle konuşuyordu demiştik değil mi?'
Neden her cümlesi ima doluymuş gibi geliyordu Bahar'a?
O sırada düşünceler eşliğinde odaların bulunduğu geniş hole çıkmışlardı. Koridorun sonundaki odaya doğru önden yürüdü Eleni.
Kapısını açıp Ferit ve Bahar'ı içeriye buyur ettiğinde küçük dilini yutacaktı genç kadın. Muhtemelen bu odanın bir benzeri otelde yoktu.
Kelimenin tam anlamıyla kral dairesiydi.
Odaya koyu renk mobilyalar hakimdi. Bunun yanısıra pek çok bordo detay göz dolduruyordu.
Şahsa özel bir oda olduğu çok belliydi öncelikle. Fazla girip çıkılan bir oda olmadığı bir kilometre öteden anlaşılıyordu.
Gömlek düğmeleri çözülmüş, saçları dağılmış halde yatak örtülerinin üzerinde gelişigüzel bir halde uyuyan Yiğit Ali'nin dünyadan haberi yoktu.
Bahar bir anne telaşıyla genç adamın başına hızla gitti.
"Eh be Yiğit Ali ne demeye bu kadar içersin ki?"
Başına eğilmiş elleriyle saçlarını geriye doğru düzeltirken burnuna gelen leş gibi alkol kokusuyla yüzünü buruşturdu Bahar.
O sırada yanına gelen birinin varlığını hissetmiş olacak ki gözlerini az buçuk açmıştı Yiğit Ali.
"Yenge"
Gözlerinde kimsenin alışık olmadığı bir hüzün vardı adamın.
"Yengeciğim hadi kalk gidelim evimize. Otel köşelerinde üstünle başınla yatıp kalmışsın."
Yiğit Ali bir şeyler söylemek istiyor da aklını bir türlü toparlayamıyor gibiydi.
"Yenge"
bir çocuğun annesinden özür dileme tonu hakimdi sesine.
"Ben.. Ben böyle olmasını istemedim."
Ferit'in az buçuk bir tahmini vardı fakat Eleni konuya uzak kalmıştı tamamen.
"Biliyorum canım hadi biraz toparlan evde konuşuruz daha sonra."
Bahar, genç adamın ağzından yanlış bir şey çıkmadan konuyu bir an evvel kapatmak istiyordu.
"Eleni hanım bize biraz müsade edebilir misiniz?"
Bu kadının kendi özel hayatlarıyla ilgili herhangi bir şeye şahit olmasına gerek yoktu.
"Tabiki ben sizi yalnız bırakayım müşterilerimle ilgilenmem gerekiyor zaten, müsadenizle."
Bahar teşekkür mahiyetinde başını sallarken Ferit de Yiğit Ali'nin doğrulmasına yardımcı olmaya çalışıyordu o anda.
Güç bela yatakta oturur hale getirmişti adamı Ferit. Yiğit Ali nerden baksan bir doksan boyunda en az doksan kilo adamdı. Öyle kaldırıvermesi kolay değildi.
"Ferit kahve yaptırabilir miyiz acaba biz bu serseriye içip ayılsa biraz?"
Hayır yani bu kadar içecek ne vardı?
"Ben halledip geliyorum yenge. Su da getireyim içsin biraz."
Odadan çıkan adamın ardından tekrar Yiğit Ali'ye döndü Bahar. Onun pek dünya umrunda değil gibiydi ama genç kadın yine de kendi kendine söylenmekten duramıyordu.
"Kızı üzdün üzdün geldin burada küfelik oldun ne işine yaradı acaba?"
"Git insan gibi özür dile değil mi?"
"Hem sen daha buraya gelmenin hesabını vereceksin bana da dur bakalım inşallah altından pis bir şey çıkmaz."
Ayağa kalkmış odanın içinde dolaşıyordu Bahar.
Burası Eleni'nin kendi odası mıydı acaba?
Bir kadın tarafından döşenmiş gibi duruyordu ama odanın tuhaf bir aurası vardı.
Tarif edemediği bir enerjiydi.
Kıyafet dolabının yanından geçerken sürgüsü tam olarak kapanmamış kapağın köşesinden sarkan mavi gömlek manşeti dikkatini çekmişti.
Hani insanın içindeki şeytan dürterdi ya işte o anlık hissiyatla sürgüyü çekti.
Özenli asılmış biri mavi ikisi beyaz üç gömlekle göz göze geldi. Her kadın kocasının bedenini tanırdı. Bahar da ilk bakışta bilmişti zaten. Üstelik Hamza Mahir özel dikim giydiği için kumaşının ve renginin duruşu bariz belliydi. Yine bir umut manşetinin iç tarafında görünmeyecek yere işlenmiş, terzisinin küçücük imzasına baktı.
Bingo!
Tabiki de oradaydı.
Tuttuğu nefesini derince verdi genç kadın.
Sonrasında dolabın raflı kısımlarına gözü kaydı. Ters çevrilmiş bir çerçeve duruyordu. Hemen içgüdüsel bir hamleyle aldı eline.
Fotoğraf aşağı kattaki meyhanede çekilmişti. Diğerlerine oranla daha büyük ve yer olarak daha özel bir masa biraz önce dikkatini çekmişti. Kare de o masadandı. Bin bir çeşit mezenin bulunduğu rakı masasında Hamza Mahir Gümüşpala her zaman ki jilet gibi görüntüsünün aksine beyaz gömleğinin ön birkaç düğmesi açılmış, manşetleri katlanmış oldukça rahat görünen bir şekilde oturuyordu.
Başı yan tarafa doğru dönüktü. Direkt olarak objektife bakmıyordu. Profilinin karizmatikliği şu an Bahar'da yalnızca öfke uyandırıyordu.
Eleni ise kocasının tam arkasına dikilmiş, elleri sandalyesinin sırtında, hafifçe öne doğru meyillenmiş gülümseyerek poz veriyordu.
Bu kadarı da fazlaydı ama!
Bu kadın ne yaşıyordu böyle? Evli barklı adamın fotoğraflarını saklayacak kadar ne geçmişleri olabilirdi?
Dahası Bahar bütün bunlara neden şahit oluyordu?
Hamza Mahir'in kendinden önce bir yaşantısı vardı pekala kabul ediyordu ama demekki insanlara geçmişte kaldıklarını yeterince açık ifade etmemişti ki bugün olanlara maruz kalıyordu.
Gözleri dolu dolu fotoğrafa baktı.
Bu odada ne anlar yaşanmıştı kimbilirdi.
Kalbi kırılmıştı.
Daha fazla tahammül edemeyeceğini düşünerek elindeki çerçeveyi hızla yerine koymak istedi. O sırada fazla fevri davranmış olacak ki üst raftan kitaba benzer bir şey yere düşüverdi.
Eğilip eline aldığında bunun kitap değil bir fotoğraf albümü olduğunu farketti genç kadın. İçini açıp baktığında tüm sayfalar kocasıyla doluydu.
Muhtemelen bir çoğunda çekildiğinden haberi bile yoktu.
Kadın saplantılı bir şekilde onlarca fotoğraf çekip biriktirmişti.
O sırada içeriye yeniden Ferit girdi.
"Yenge kahveyi getirdim içirelim de ayılsın biraz."
Bir yandan da komedinin üzerine fincanı bırakıyordu. Bahar'dan ses gelmeyince yanına doğru geldi.
Gördükleriyle genç adam da donakalmıştı.
Eleni'nin ağabeyine içten içe bu denli takık olduğunu bilmiyordu.
Bahar ile göz göze geldiklerinde yaş dolu bakışlarının ardında derin bir hüzün gördü genç adam. Dahası bir delilik yapacak kadar öfkeli görünüyordu.
"Arkamızdan çocuklar geldiler mi?"
Yengesiyle çıktığı yolda elbetteki ek önlemler almıştı Ferit.
"Geldiler yenge dışarıda bizi bekliyorlar."
Genç kadın başıyla onaylayarak devam etti.
"Çağır alıp götürsünler şunu. Kahveye falan gerek yok, gerizekalı buralarda sızıp kalmasaydı."
Bahar'ın sesi buz gibi çıkıyordu. O kadar haklıydı ki hiç ses etmeden telefonunu çıkarıp birilerini aradı genç adam.
"Seninle bir işimiz var Ferit."
Gardırobun içinde özenle asılmış olan gömlekleri tek tek çıkarıp ayaklarının ucuna atıyordu bir yandan da.
"Sen ne dersen yenge."
Kıyafetlerin ardından albümü de üzerlerine atmıştı. Şöyle bir baktı kocasının daha fazla eşyası olup olmadığına. Bulduğu bir çift kol düğmesini ve kravatı da yanlarına gönderdi.
"Toparla bunları al yanına gel aşağıya."
Ferit yalnızca kafa sallayabiliyordu. Kızcağızın maruz kaldığı duruma çok kızmıştı. Geldiklerinden beri Eleni'nin tavırları kendisini bile irrite etmişti. Sırf araya girmiş olmamak için susmak zorunda kalmıştı.
Ferit Bahar'ın ayağıyla basıp geçtiği yerdeki eşyaları kucağına toparlarken aşağıdan iki iri yarı adam da gelmiş Yiğit Ali'nin kollarına girerek apar topar aşağıya indiriyorlardı.
Onlar biraz önce çıkarken Bahar da elinde çerçeve Ferit'in önünden merdivenlerden inmeye başlamıştı.
Genç adam kucağında eşyalarla yengesini takip ediyordu.
Aşağı kata indiklerinde Eleni her ne kadar müşterilerle ilgileniyormuş gibi yapsa da belli ki kendilerini bekliyordu. Bahar'ı sinsi bir tebessümle karşılarken arkasından gelen genç adamın kucağındakileri görünce yüzündeki gülümseme yerini şaşkınlığa bıraktı.
Bahar asla kadını muhattap almadan doğrudan dışarı kapısına yöneldi.
"Ferit dur ne yapıyorsun nereye götürüyorsun onları?"
Eleni koşturarak Ferit'in yanına doğru gelse de genç adam da kadını duymuyordu.
"Onlar benim özel eşyalarım izinsiz götüremezsiniz. Size diyorum!"
Ferit önde Eleni arkada dışarıya çıkmışlardı.
Bir yanda korumalar Yiğit Ali'yi arabaya bindirmeye çalışıyor, diğer yanda elinde çerçeveyle öfkeli Bahar ayaklarını ritmik bir şekilde yere çarpıyor, bir başka tarafta Ferit'in sürdüğü arabanın yanında üç dört koruma kendilerini bekliyordu.
Bahçe gecenin bu saatinde birden hareketlenivermişti. Tüm bunlar aynı anda olurken siyah, büyük başka bir araç yanaştı yanlarına.
Hamza Mahir'le devamlı bindikleri bu arabayı Bahar elbetteki tanıyordu.
Arabanın sürgü kapısı açılır açılmaz tüm heybetiyle Gümüşpala indi.
Bekleyen korumalar yerinde şöyle bir dikleşirken, Hamza Mahir'in gözleri anında Bahar'ı bulmuştu.
Karısını gördükten sonra gelen anlık rahatlamayla gözleri bir saniyeliğine arabaya binmemek için zorluk çıkaran Yiğit Ali'nin sesine doğru kaydıysa da hemen sonrasıda yeniden odağını bulmuştu.
Tüm bu yaşananlar zaten otuz saniye içinde olup biterken Bahar Ferit'e kucağındaki eşyaları yere bırakması için kaş göz yaparak işaret verdi.
"Yak Ferit"
Bahar'ın kısık sesi çıt çıkmayan ortamda adeta yankılanmıştı. Hamza Mahir gözünü bile kırpmadan karısını izleyerek usul usul yanlarına geliyordu.
Ferit bir anlığına ağabeyine baksada bu gece tarafı yengesinden yanaydı. Ne cesaretle yapıyordu bilmiyordu ama doğru olanın bu olduğunu düşünüyordu.
Eleni'nin itirazı bile Ferit'in hızı karşısında yavaş kalmıştı.
Ateşi gören kumaşlar ve kağıtlar bir anda alev almışlardı.
Gümüşpala Bahar'a doğru yaklaştıkça sanki tüm diğer etkenler ve kişiler birer birer flulaşıyordu. Mesafe kapanırken aralarında yalnızca yanan ateş kalmıştı. Gözlerini birbirlerinden bir an olsun ayırmıyorlardı. Normal zamanda harlanan soyut ateşleri adeta somut bir hal almış gibiydi.
Kocası ateşin başına geldiğinde Bahar elindeki çerçeveye şöyle bir baktı. Adam da görsün istemişti ne olduğunu. Sonrasında yine aynı umursamaz tavrıyla gözlerinin içine baka baka yanan ateşe onu da attı.
Tek kelime etmeden geçti gitti Gümüşpala'nın yanından. Geldikleri siyah jeepe doğru yürüdü.
Son durumdaki tabloda ateşin birkaç adım gerisinde Ferit dikiliyor, korumalardan birkaçı Eleni'nin önüne durmuş olası bir duruma karşı Bahar'ı koruyordu. Yiğit Ali arabaya güç bela bindirilebilmiş onu taşıyan çocuklar da hazır ol durumunda arabanın önünde Gümüşpala'yı bekliyorlardı.
Ortam o kadar civcivliydi ki derin bir soluk verip bir şey demeden Bahar'ın arkasından arabaya doğru yürüdü adam.
Ferit'i bekleyen genç kadın hızla kapının açılmasıyla birlikte Hamza Mahir'le yüz yüze geldi. Adam arabadan inmesine fırsat dahi vermeden binip kapıları kilitledi. Bahar bu arabadan inemeyeceğini bildiği için nefesini yorma gereğinde bile bulunmamıştı.
Dahası o kadın arkalarından izliyordu ve böyle bir rezillik çıkaracak değildi.
Lastik sesi gecenin sessizliğini bozarken araba hızla oradan uzaklaşmıştı.
Peşlerinden Yiğit Ali'yi götüren araba da hareket ederken geriye Ferit ve Eleni kalmıştı.
Genç adam kadına doğru yaklaşıp hoşnutsuz çıkan sesiyle konuşmaya başladı.
"Bu gece çok ileri gittin Eleni. Ne zannettin böyle ucuz bir planla aralarını bozacağını mı? Kırk sınavdan geçti onların aşkı sen vız gelirsin. Bizi bundan sonra hesaptan sil. Geçmiş olsun."
Gümüşpala'nın geldiği araba da Ferit'e kalmıştı. Adam karanlıkta kaybolup giderken Eleni'nin artık serbest bıraktığı gözyaşları birer birer akmaya başlamıştı. Gümüşpala kendisiyle muhattap bile olmadan karısının peşine takılıp gitmişti.
Yıllardır kurduğu hayaller yerle bir olurken o kadın gelip özenle sakladığı her bir parçasını ateşe atıp yok etmişti.
Tamamen kadınsı bir kıskançlıkla Gümüşpala'yla olan geçmişlerini Bahar'ın gözüne sokmak istemişti. Sen yokken ben vardım demek istemişti.
Bugün anlamıştı ki evlenmiş olmak için yada çocuk sahibi olmak için evlenmemişti. O yakıcı bakışları görmüştü Eleni az önce. Gümüşpala'nın hep hayalini kurduğu kalbi çoktan başkasınındı. Büyük bir yıkımla otel kapısına doğru yürüdü.
Az önceki restleşmenin kaybedeni Eleni olsa da Bahar galip hissetmiyordu. Daha çok kalbi kırılmış, hayal kırıklığına uğramış gibiydi.
"Sen neden bana haber vermeden evden çıkıyorsun?"
Genç kadın sinirle güldü.
"Sakın bana hesap sormaya kalkma o hesabı verecek kişi sensin."
Hamza Mahir kendinden ve duygularından o kadar emindi ki o yüzden yanlış bir şey yaptığını düşünmüyordu.
"Tam olarak neyle suçlanıyorum?"
Gümüşpala hasar tespiti yapmaya çalışır gibiydi.
"Düşün biraz akıllı adamsın sen bulursun."
Bahar şu an muhattap bile olmak istemiyordu.
"Güzelim yapma böyle daha birkaç saat önce yanında yatan adamdan farklı biri yok yanında."
Bahar'ın öfkesi henüz dinmeye niyetli değildi.
"Ama senin yanında akşamki Bahar yok. Fazlasıyla hayal kırıklığına uğramış biri var. Seninle konuşmak istemiyorum şu an"
Değiştirilebilcek bir durum olsa değiştirecekti adam ama olan olmuştu.
"İki günümüz iyi geçse üçüncü güne bir olay çıkıyor anasını satayım."
Kendi kendine söylenen adam nasıl olduğunu bile idrak edemeden bu olayın içinde bulmuştu kendini.
"Evet farkındaysan olaylar hep senin gizli kapaklı işlerin yüzünden çıkıyor."
Gümüşpala burnunda bıkkınca sesli bir soluk verdi. Bahar'ın daha da çok öfkelenmesine sebep olmuştu.
"Sen bu durumu öyle sıradan bir olaymış gibi geçiştiremezsin. Gecenin bir vakti sana saplantılı derece aşık bir kadın arıyor ve bana telefonda Gümüşpala beni iyi bilir diyor. Haklı iyi biliyormuşsun bizzat gözlerimle gördüm. Buram buram seks kokan otel odasında."
İki saattir aradığı tarifi hızlı hızlı saydırırken bulmuştu Bahar. O odanın enerjisi kesinlikle buydu.
"Sesini alçalt."
Bahar'ın Hamza Mahir nezdinde kredisi sonsuzdu fakat o da en nihayetinde Gümüşpala'ydı. Böyle yüksek sesle çıkışılmalara alışık değildi. Hiç sesini çıkarmasa da direksiyonu sıkarak kullanıyordu.
"Ne oldu en başa ses ayarı yaptığın günlere mi döndük?"
Kocasının uyarısını zerrece umursamış görünmüyordu genç kadın.
"O kadın seni nasıl arayabilir Mahir? Senin bir bakışınla hazır ola geçen Yiğit Ali ne cesaretle hala oraya gidebiliyor ya? Bu ne rahatlık, kimden bulunuyor bu yüz?"
İşin aslı Gümüşpala Eleni'nin varlığını da yokluğunu da umursamıyordu bile. Tek konsantresi huzurunu sağladığı hayatınaydı fakat yanındaki küçücük kadının kocaman bağırışlarına bakılacak olursa orada da asayiş pek berkemal değildi.
"Aynı durumu sen yaşasaydın belki daha kolay anlardın beni."
Bahar şu an içindeki öfkeyi çıkarmak istiyordu. O kadar canı sıkılmıştı ki can sıkmak istiyordu.
"Beni böyle sınama diye kaç kere söyledim sana?"
Hamza Mahir'in damarını kesinlikle çok iyi biliyordu.
"Sınanmak istemediğin yerden sınamayacaksın o zaman!"
Gümüşpala'nın da sonunda kan beynine sıçramıştı. Bahçe sınırlarına girdiklerinde arabayı eve doğru değil de arka taraftaki koruluğa doğru sürüp herkesten uzakta bir yerde durdurdu.
"Benim kafama böyle şeyler sokma. Böyle görüntüler geçirtme benim aklımdan!"
Bahar alayla güldü.
"Öldürmüyor merak etme bak sapasağlam yanındayım."
Hamza Mahir tek eliyle kızın sweatshirtünden tutup kendine doğru çekti. Pek kibar bir hareket sayılmazdı fakat öyle can acıtacak bir şey değildi. Karısının dudaklarına kapandığında ateşle suyun karşılaşmasındaki gibi bir cızırtı yükselmişti adeta. Şu an ikisi de ateşti fakat Gümüşpala'nın alevi ancak bu şekilde sakinleyebilirdi.
Bahar çok kızgındı hala. Öpmek istemiyordu.Her daim vücudu Hamza Mahir için hazırdı fakat aklı ve fikri kesinlikle reddediyordu.
"Sakin ol"
Genç kadının çırpınışları ve habire kendisini itmeye çalışması üzerine usulca fısıldamıştı adam.
Kocasının öpüşleri ve sıcaklığı bedeninden öfkenin yavaş yavaş çekilmesini sağlarken ağlamaya başladı Bahar.
Gözlerinden yaşlar birbiri ardına dökülüyordu. Hamza Mahir şöyle bir geri çekilip baktığında karısının gözlerindeki hüzne şahit oldu. Yüzünü elleri arasına alıp yanaklarını okşadı. Pratik bir hareketle koltuğunu iyice arkaya iterken Bahar'ın herhangi bir itirazına fırsat vermeden iyice kucağına doğru çekti.
Bahar şu an nerde olduğundan bağımsız bir şekilde saatlerce ağlamak istiyordu. Bilmek ayrı görmek apayrıydı. Şahit oldukları çok canını yakmıştı. Kalbine bir şeyler saplanmıştı sanki.
Gümüşpala biraz sonra göğsünde ağlayan kızın kulağına tane tane konuşmaya başladı.
"Bugün şahit olduklarına elimden gelse asla izin vermezdim çok üzgünüm. Senden önce gurur duyduğum bir geçmişim yok fakat o günleri geri alamam. Seninle tanıştığım günden beri benim aklımda fikrimde yalnızca sen varsın."
Biraz duraksadı. Söyledikleri karısı tarafından iyice idrak edilsin istiyordu.
"Umrumda olsaydı belki örtbas etmeye çalışırdım ama dünyam o kadar seninle dolu ki Eleni'ymiş şuymuş buymuş aklımın ucuna bile gelmedi."
Bahar'ın tüm bunlardan zaten en ufak bir şüphesi yoktu ama incinmişti işte.
"O kadının sana nasıl takık olduğunu hiç mi farketmedin yapma şimdi."
Gümüşpala'nın kalbine saplanan iç çekişleri kalmıştı ağlamasından geriye genç kadının.
"Başka bir kadınla ilgili seninle konuşmak istemiyorum güzelim."
Bahar ters ters söylendi.
"Artık çok geç yüz yüze muhattap oldum bile. Ne vardı aranızda Mahir?"
Gerçekten de karısı Gümüşpala'yı zorluyordu.
"Duygusal bir bağ yoktu. Eleni öyle biri değildir zaten ben de şaşırdım."
Bahar öfkeyle doğruldu yerinden.
"Nasıl bir bağ vardı hı? Hem nasıl biri değildir? Sinsi bir manyak mı değildir mesela? Bana onu mu savunuyorsun?"
Yumruklarını kocasının göğsüne doğru vururken elleri acımasın diye Hamza Mahir tek eliyle ikisini birden yakalamıştı.
"Yavrum kapatalım bu konuyu."
Gümüşpala geçmişte yaşadığı amacı yalnızca cinsel tatmin olan ilişkilerini karısıyla konuşmak istemiyordu. Bahar ise konuşmak konusunda ısrarcıydı.
"Benimle birlikteyken o meyhaneye hiç gittin mi?"
Bu soru artçı bir sarsıntının habercisiydi.
"Bir iki kere gittim evet."
Hayatında kendisi varken daha önce yatıp kalktığı kadının meyhanesine gitmişti kocası.
Hızla doğrulup sağ koltuğun kapısından kendini dışarıya attı Bahar. Nefes almak zor gelmişti.
Gümüşpala da ardından inip hızla vurarak kapattı kapıyı.
Gecenin karanlığında bahçede hızla uzaklaşıyordu genç kadın. Kendisi de adımlarını hızlandırıp yakaladı karısını. Bir koluyla belinden kavrayıp ayaklarını yerden keserek durdurdu.
"Bırak beni! Yüzünü görmek istemiyorum senin!"
Aralarındaki aşkın büyüklüğü iyi zamanlarını da kötü zamanlarını da hep uç duygularda yaşamalarına sebep oluyordu.
"Mahir bırak diyorum!"
Adam paket taşır gibi genç kadını arabaya doğru götürüyordu.
"Bırakmam"
Aracın yakınına geldiklerinde ayakları üzerine indirmişti.
"Beni aldatmış sayılırsın farkında değil misin sen!"
O kadar da değildi artık Gümüşpala'ya gelmeye başlamışlardı. Aklında, kalbinde böyle bir şeyin ihtimali dahi yokken nasıl olmuştu da böyle bir şeyle itham ediliyordu?
"Yavrum saçmalama artık ya ne aldatması?"
Kendi hararetinden fark etmiyordu fakat yanakları, kulakları ve burnu kıpkırmızı olmuştu Bahar'ın. Dışarısı oldukça soğuktu. Hasta olacaktı.
Bu durumu dert eden tek kişi de Hamza Mahir gibi görünüyordu.
"Sen eskiden yattığın kadının meyhanesine gitmişsin. Oturmuşsun, konuşmuşsunuz, belki birlikte içmişsinizdir daha ne olsun?"
Hamza Mahir kapana kısılmış gibi hissediyordu. Normalde bu hissiyat onu saldırganlaştırırdı fakat şimdi hissiyatı bambaşkaydı. Kıyamadığı bu küçücük kadın karşısında ağlıyordu.
"Kimseyle muhattap olmadım."
Bahar'ın burnundan tıslar gibi bir ses çıktı.
"İstersen git muhattap ol. Seni bekliyordur şimdi teselli edersin. Malum kalmadı senden geriye bir şey!"
E artık bu da Gümüşpala'ydı. Kadını bacaklarından tuttuğu gibi omzuna attı. Arabaya bindirmekle falan uğraşamadı eve doğru yürümeye başladı.
"Anlaşıldı. Sen bu gece ateşkesten uzaksın. Daha çok ateşe vermeye meyillisin gördük zaten."
Bahar adamın mengene gibi saran kollarından kurtulmaya çalışıyordu.
"Mahir bu öyle basit bir konu değil geçiştireceğin!"
Artık konuşmayı tamamen bırakmıştı Gümüşpala.
"Bak daha çok sinirleniyorum indir beni!"
Bahar'ın çeşitli isyanlarıyla birlikte eve varmışlardı. Adamlar kapıda sıra olmuş beklerken herkes için bir değişiklik olmuştu. Epeydir bu sahne yaşanmıyordu.
Yengelerinin elinde yine isyan bayrağı vardı.
Ferit kapıyı açarken Gümüşpala seslendi.
"Ferit buralarda ol ayrılma."
Genç adam başıyla onayladı.
"Nasıl istersen ağabey."
Bahar evin girişinde hala söyleniyordu.
"Ne oldu şimdi de Ferit'e mi kızacaksın? Hiç öyle bir şey yapayım deme. Sana rağmen kapı gibi arkamda durdu o çocuk benim!"
Dünya üzerindeki herkes şu an kendisinden iyiydi zaten orası belli olmuştu.
Yatak odalarından içeriye girdiklerinde usulca karısını yatağın üzerine bıraktı.
"Yat uyu sakinleşince konuşacağız."
Alnına uzunca bir öpücük kondurarak doğruldu.
Kocası odadan ayrılır ayrılmaz uzandığı yerden kalkan Bahar giyinme odasına geçerek pijamalarını giydi ve oğullarını kontrol etmek için bebek odasının yolunu tuttu.
Yalnızca Emir uyanıktı. Biraz emzirdikten ve oğluyla oyalandıktan sonra yerine yatırdı. Odada bulunan üçlü koltuğa hemen yakınına özellikle koydukları yastık ve battaniyeyi getirip uzandı.
Geçmişte yaşanan bir olay için çok mu tepki veriyordu?
Nedense daha bile çoğunu yapmak geliyordu içinden. İşin şöyle de bir boyutu vardı ki Eleni olacak kadın bu denli damarına basmasaydı Bahar'ın sinirleri de bu kadar kontrolden çıkmazdı belki de.
Çok fazla bağırıp çağırdığı için boğazı acıyordu.
Bu odadaki huzur, bebeklerinin kokusu yatışmasına iyi gelmişti ve dahası gidip Hamza Mahir'in yanına yatmak istemiyordu.
Saatlerdir verdiği sinir savaşının ve gözyaşlarının ardından göz kapakları hemen kapanmaya başlamış uykunun kollarına doğru çekilmişti.
Hamza Mahir karısını evlerine getirip yukarı çıkarınca rahat bir nefes vermişti. Bir alay adamla yumruk yumruğa kavga etmeyi tercih ederdi bu geceyi yaşamaktansa. Çok gerilmişti. Haklıydı Bahar bir şey demiyordu fakat kendini o kadar çok paralamıştı ki kızacaktı artık.
Kapıdan çıktığında Ferit kendisini bekliyordu. Göz göze geldiklerinde başıyla yan tarafı işaret etti. Genç adam mesajı almıştı. Ağabeyi önde kendisi hemen arkasında bahçedeki çalışma odasının yolunu tuttular.
Burası bahçe sınırlarındaki en büyük çalışma odasıydı.
"Otur bakalım Ferit efendi."
Gümüşpala çalışma masasının önünde bulunan kahverengi tekli deri koltuklardan birini işaret ediyordu. İkiletilmeyi sevmeyen ağabeyini kızdırmamak için hemen denileni yaptı Ferit.
"Evet anlat"
Aynı zamanda arkasında dikilmiş genç adamın omuzlarından kavramış masaj yapar gibi sıkıyordu. Canını acıtmıyordu fakat psikolojik olarak varlığını çok net hissettiriyordu.
Ferit konuşmaya başlayınca kendisi de karşısındaki koltuğa geçip oturdu. Masanın başındaki koltuk yerine burayı tercih ettiyse ağabeyi kendisini gerçekten de dinlemek istiyor demekti.
"Ağabey gece yenge kapıyı açınca ben muhattap olayım dedim yanına geldim hemen. Yiğit Ali sarhoşmuş alıp gelelim dedi. Senin de başın çok ağrıyormuş, yeni uyumuşsun hiçbir şekilde uyandırmamı istemedi. Şimdi hayır desem başkasıyla gitmeye kalkacak malum..."
Hamza Mahir zaten Bahar'ın nasıl bir keçi olduğunu biliyordu fakat Ferit de az muhattap olmamıştı yengesiyle. O nedenle ortamda Ferit'in ne demek istediği gayet net anlaşılıyordu.
"Önce Yiğit ağabeyimin her zaman gittiği mekanlardan biridir diye düşündüm. Çocuklar başında yenge arabada beklerken ben alıp gelirim dedim. Eleni'nin meyhanesi aklımın ucundan geçmedi ağabey artık kimse gitmez oraya diye düşünüyordum."
Ferit'in sesi son cümlede ister istemez biraz sert çıkmıştı.
"Hayırdır koçum senin bugün bana ikinci posta koyuşun"
Posta koymak falan Ferit'in Gümüşpala'ya asla yapacağı iş değildi. Aklı çıkardı ağabeyinden. Korkmayı geç o kadar saygı duyardı ki aklının ucuna dahi gelmezdi böyle bir şey.
"Estağfurullah ağabey ne haddime."
Hamza Mahir'in bahsettiği ilk an da ağabeyinin gözü önünde eşyalarını ateşe vermesiydi. Genç adam gayet iyi biliyordu bahsi geçenin ne olduğunu.
"Ağabey böyle bir akşama sebebiyet verdiğim için tüm samimiyetimle özür dilerim. Daha önce baş ağrına denk geldiğim, gözümle gördüğüm için şiddetini ne yalan söyleyeyim ben de uyandırmak istemedim."
Cesaretini toplamak amacıyla derin bir nefes alıp devam etti genç adam.
"Sonrasında bahçede yaşanılanlara gelecek olursam, özür dilersem sahte bir af dileme olur ağabey. Yengenin o haline ben şahit oldum. Çok üzüldü. O an yenge için bir şeyler yapmak istedim. Eşyaları getir deyince de çok sorgulamadım."
Ferit yıllar içinde Yiğit Ali ve Nejat'ın küçüğü kardeşi gibi olmuştu. Onlardan farklı olarak daha efendi ve merhametli bir çocuktu. Gümüşpala bu durumun gayet farkındaydı. Yüzüne karşı belli etmese de akşam ki tavrını taktir etmişti.
"Ne işiniz vardı sizin yukarıdaki odada?"
Gümüşpala birkaç saat uyuduktan sonra kendiliğinden uyanmıştı akşam. Öyle üst üste saatlerce uyuyabilen biri değildi ki zaten. Bahar'ı yanında göremeyince bebek odasına gitmiş orada da bulamamıştı. Hışımla aşağı inip kapıdaki çocuklara sorduğunda Ferit'le ayrıldıklarını öğrenmişti. Kale gibi koruduğu evde karısına elbetteki bir şey olacak değildi ama konu Bahar olunca içgüdüsel hareket ediyordu adam. Hemen Bahar'ın yanına doğru yola çıkmıştı ama hiç ummadığı şekilde olanlar olmuştu.
"Eleni o kadar oda varken kendi odasına çıkarmış ağabeyimi. Niyet okumak gibi algılamazsan kasti olarak yaptığı çok belliydi. Bahar yenge o odaya gelsin, görsün istedi."
Gümüşpala, Eleni'nin İstanbul'da tutunabilmek adına neleri göze aldığını ve cüret edebildiğini az çok biliyordu fakat bu yüzüyle kendisi de yeni tanışmıştı. Daha doğrusu Gümüşpala'ya karşı böyle bir cüreti gösterebilmesi kendi topuğuna sıkmaktı ve Eleni gibi akıllı bir kadın için şaşılacak şeydi doğrusu.
"Yarın ilgilen o odadaki bütün eşyalar değiştirilsin. Müşteriye açılsın. Eleni de kendisine başka bir oda seçsin. Bundan sonra kimsenin oraya adım attığını duymayacağım."
Ferit başını sallayarak onayladı.
"Emrin olur ağabey."
Hamza Mahir ayağa kalkarken elini genç adamın boynuna koydu bir ağabey samimiyetiyle.
"Adam gibi adamsın Ferit görüyorum Ama bugün gittiğiniz yer meyhane değil de gece klübü olsaydı es kaza yengenin başına tatsız bir şey gelseydi acımazdım oğlum anlıyorsun değil mi ne demek istediğimi?"
Ferit yutkunarak başını salladı.
"Bir daha sakın aslanım."
Buz gibi sesiyle direktif verirken genç adamın boynundaki eli ensesini şöyle bir sıkıp bırakmıştı. Uyarı gerektiği yere gerektiği şekilde ulaşmıştı.
On saniye içinde terlemişti Ferit.
Sonrasında çıkıp gitti Gümüşpala.
Bahçeden eve doğru geçerken telefonu çalmaya başladı. Cebinden çıkardığında arayan Nejat'tı.
"Ağabey şükür sonunda açtın. Bir seni arıyorum bir Yiğit Ali'yi açan yok. Çocuklar bir şey yok dedi ama içime kurt düştü her şey yolunda mı?"
Kazadan beri koca koca adamlar Hamza Mahir'e ulaşamayınca panik oluyorlardı. Sesini duymadan rahat edemiyorlardı ağabeylerinin.
"Ulan Nejat kendin gittin bu dingili niye yanında götürmedin?"
Nejat anında kimden bahsedildiğini anlamıştı elbetteki.
"Hayırdır ağabey ne yaptı?"
Sesi bıkkın çıkıyordu. Son zamanalarda Yiğit Ali'nin arkasını toplamaktan gına gelmişti adama.
"Şu aralar varlığı sıkıntı sebebi bu çocuğun."
Nasıl canını sıktıysa ağabeyi konuyu konuşmak dahi istemiyordu belli ki.
"Ağabey var bir derdi söylemiyor ama ruh halini iyi görmüyorum. Kardeş işte insan üzülüyor da."
Neredeyse kapıya varmıştı Gümüşpala.
"Bulacağım ben onun derdini. Ayağına bağlayıp birlikte denize atacağım artık."
İçeriye girmek için lafı çok da uzatmak istemeyen adam iyi geceler dileyip telefonu kapatmıştı.
Odaya girdiğinde Bahar hanım ortalıkta görünmüyordu. Hamza Mahir de zaten pek de şaşırmışa benzemiyordu. Oğullarının odasına doğru gitti.
Odaya vardığında karısını üçlü koltukta uyurken buldu. Ayaklarını karnına doğru toplamış, battaniyeyi de iyice tepesine kadar çekmiş uyuyordu. Yanına yaklaşıp ayakları üzerine çöktü. Yüzüne doğru dökülen saçlarını geriye doğru çekip yüzünü sevdi bir süre.
Sonrasında uyandırmamaya gayret ederek usulca kucaklayıp yatak odalarına doğru yürüdü.
Yorumlar
Yorum Gönder