GÜMÜŞPALA-48


Keyifli okumalar ♥️

Bahar elindeki mektupla put kesilmişti adeta. 

Hamza Mahir'in evliliklerini aylarca neden gizlediğini, aralarına onca yanlış anlaşılma girmesine rağmen hala tek kelime edip duruma açıklama getirmek istemediğinin nedenlerini bebekleriyle birlikte bu eve yeniden getirildiği günden beri düşünüyordu genç kadın. 

Bir adamın ne gibi bir sebebi olabilirdi ki kendi karısından nikahlarını gizleyecek yada dile getiremeyecek? 

Bahar pekala anlamıştı an itibari ile yüreğine bomba gibi düşen gerçekleri. Genç kızın içini paramparça eden bizzat olayların muhatabı olan kocasını kimbilir ne hale getirmişti?

Annesi açık açık yazmıştı soylarının karışmasındansa ölmeyi tercih ettiğini. 

Mektubu tekrardan dörde katlayıp kutusuna koymak için ayaklanırken bir taraftan da gözünden usul usul akan yaşları siliyordu Bahar.

İnsafsızlık değil miydi babasının yaptığı şerefsizliklerin bedduasının kendisine edilmesi?

O da annesiz büyümüştü de iyi mi olmuştu yani? Bahar'ın annesiz büyümesi hangi yüreğin acısına su serperdi ki hepi topu bir sayfalık bir mektupta kendisine yer bulmuştu o cümleler?

Okuduğu her satır infial niteliğindeydi. Neresinden tutarsanız bir hayat, koskoca yaşanmışlar, bildiğiniz tüm doğrular her ne varsa değişiyordu. Narin hanım freni boşalmış yokuş aşağı gitmekte olan bir aracın direksiyonuna oğlunu geçirip gitmişti.

"Allah'ım benim kocamı bunca yükü kaldırsın diye mi böyle güçlü yarattın?"

İsyan etmiyordu genç kız. Asla yaratıcıya hayatı için bir gün bile isyan etmemişti fakat mesele canından daha çok sevdiği kişi olunca cümleler boğazına kadar gelip gelip gidiyor tam o noktada tıkanıyordu. Geri yutkunmak zorunda kalıyordu Bahar.

Narin hanım Hamza Mahir'i çok büyük bir ikilemde bırakıp gitmişti. 

Bir yandan köklerimiz, soyumuz, kanımız karışmasın derken diğer yandan sıkı sıkı tembih ediyordu aşık bir kadının ellerini asla bırakmaması gerektiğini. 

Elbette onun da aklına gelmezdi hayata gözlerini kapattıktan kısa bir süre sonra Bahar Saruhanlı'nın dünyaya gözlerini açacağı. Akabinde oğlu ile yollarının kesişip kendisinin düştüğü aşk kuyusuna o küçük kızın da bizzat oğlu ile birlikte düşeceğini.

Hayat, kader, alın yazısı her ne derseniz deyin; ne büyük sürprizdi.

Mektubu koyduğu kutudaki Narin hanımın fotoğrafının bulunduğu çerçeveyi eline alıp uzunca baktı Bahar.

"Biliyorum istemezdiniz Narin hanım, beni gelininiz olacak en son kişi olarak bile istemezdiniz ama bakın buradayım."

Yüzünden acı bir gülümseme geçti Bahar'ın.

"Biliyorum tarifi mümkün olmayan acılarla sınanmışsınız. Bunları hiç yaşamamış olmanızı dilerdim inanın. Hem aşık olduğum adamın annesi olarak hem de bir kadın olarak koruyabilmek isterdim sizi öz babamın şerrinden."

Fotoğraftaki kadın doğrudan genç kızın gözlerinin içine bakıyordu ve manevi bir iletişim kurdukları hissiyatına kapılmasına sebep oluyordu Bahar'ın.

"Ama biliyor musunuz ben de oğlunuz hayatıma girene dek mutlu bir hayat sürmedim. Evet annemi sizin bedduanızla kaybetbetmedim ömrü vefa etmedi fakat o sözleri söylememiş olmanızı dilerdim.

Eğer anneliğiniz aşkınızdan daha büyük olsaydı. Değil bırakıp gitmek, düşmanınızın el kadar çocuğunun bile annesinden ayrılmasını dilemeye kıyamazdınız.

Nereden mi biliyorum? Üç tane torununuzdan."

Aynı acı gülümsemeyle çerçeveyi yerine koydu genç kadın.

Bir taraftan da içinde bir tedirginlik peydah olmuştu. Hamza Mahir'in özeline henüz kendisini anlatmaya hazır hissetmeden izinsizce girmişti. 

Acaba öğrendiğini bilse ne derdi?

En iyisi kendi iradesiyle anlattığı güne kadar bilmiyormuş gibi davranmaktı. 

Nasıl olacaksa.

Kapağını kapatıp üzerinde bulunan gümüş kiliti döndürüp yeniden kilitlemişti kutuyu genç kadın. Tam anahtarı çekip çıkaracağı sırada bir dirençle karşılaştı. 

Anahtar çıkmıyordu!

"Yok artık bunu yapmayacaksın bana değil mi?"

Telaşla birkaç defa daha denedi.

Olmuyordu.

Biraz önce açan kendisi değilmiş gibi çıkacağı sırada bir yere takılıyor gelmiyordu. 

İyice panikleyen Bahar fevri hareketlerle tekrar tekrar başarmaya çalıştı.

"Allah kahretsin ya kaldı mı şimdi böyle ne diyeceğim ben Mahir'e?"

Yaklaşık yarım saat kadar denemediği yöntem kalmamıştı. Sonuç çıkmamakta ısrar eden bir adet anahtar ve saçı başı çabalamaktan dağılmış bir Bahar'dı.

Neydi yani şimdi bu biraz önce söylediklerinden dolayı Narin hanımın laneti falan mıydı?

Kutuya öylece çekmeceye koyan genç kadın yeniden deri üçlü koltuğa çöküp kalmıştı.

Başkasına da söylenecek yardım istenecek bir konu değildi ki. Hamza Mahir'in fark edeceği anı beklese kesin iki kat fazladan kızardı.

Mecburen paşa paşa anlatacaktı olanı biteni.

"Evet Bahar bir senin başına gelirdi zaten şu durum aferin şaşırtmadın kızım! Ne bok yiyeceksen ye artık!"

Öfkeyle çıktı çalışma odasından.

Aşağı indiğinde Leyla da dış kapıdan yeni giriyordu. Hafize hanım kapıyı açıp hal hatır sorup mutfağa gitmişti tekrardan.

"Leyloş hoşgeldin."

Bahar'ı öpen Leyla koltuklara doğru yöneldi.

"Hoşbuldum Bahar kuşum ama sana kötü bir haberim var."

Bahar da ne kötü haberler vardı say say bitmez.

"Ay nolur çok kötü olmasın Leyla valla kaldıramam."

Kızın abartılı tepkisi dikkatini çekse de üzerinde durmadı Leyla.

"Yok kuşum kötü derken alışverişe gidecektik ya bugün o iptal anlamında."

Doğru ya bir de o konu vardı. Alışverişe gideceklerdi değil mi?

"Neden ki Esra cadısı uyuya mı kalmış?"

Sabah Leyla aramıştı Esra'yı. Uyandıysa Nejat ikisini birden Bahar'ın yanına bıraksın diye ama sesi oldukça kötü gelen kız hasta hissettiğini söyleyip iptal etmişti programı.

"Biraz kırgın gibiyim dedi. Gel hep birlikte bakarız ayağa kaldırırız seni dedim ama bebeklere de bulaştırırım dedi gelmedi."

Leyla sesi çok inanmış gibi gelmiyordu. Nitekim dayanamayıp söyledi ağzındaki baklayı.

"Bahar bence Esra hasta değil başka bir şey var."

Bahar'ın aklı da o kadar burada değildi ki bir türlü konsantre olamıyordu konuya. Sürekli olarak Hamza Mahir'e ne diyeceğini düşünüyor bir türlü kendinde o cesareti bulamıyordu.

Ne diyecekti ki? 

'Senin tesbihlerini bile tek tek saklayacak kadar çok sevdiğin babanın aslında öz olmadığını öğrendim' 
mi diyecekti?

yada;

'Sevgilim evliliğimizi neden benden sakladığını öğrendim annenin sözlerini değil de beni tercih ettiğin için teşekkür ederim' mi diyecekti?

Belki de en iyisi 'Kediyi merak öldürür sevgilim ben de aylardır merak ettiğim ama senin sakladığın anahtarı en sonunda o kutunun mu diye denedim kurtuldum' demekti.

Hepsi birbirinden kötü şıklardı ve Allah biliyor ya Hamza Mahir'in tepkisinden korkuyordu.

"Bahar sen beni duyuyor musun?"

Bir an dalıp gittiği yerden sıyrılan genç kadın tekrar konuya döndü.

"Leyla kusura bakma ne diyordun en son?"

Bahar'ın düşünceli halinden anlam çıkarmaya çalışır gibi dikkatlice bakan genç kadın şüpheyle sordu.

"Her şey yolunda mı Bahar?"

Bahar gözlerini kaçırarak yapmacık olduğunu farkettirmemeye çalıştığı gülmesiyle cevapladı Leyla'yı.

"Yolunda tabi Leyloş ne olabilir ki gayet mutluyum."

Genç kız çok da emin olamayan bir ifadeyle süzdü Bahar'ı.
"Hamza abiyle de iyisiniz bir problem yok değil mi?"

O konuyu Bahar da tam bilmiyordu ama inşallah yoktu öyle ümit ediyordu.

"Ay yok yok ne problemi olacak her şey yolunda çok şükür."

Acaba bir anahtarcıya falan mı götürseydi kutuyu? Sonuçta işleri buydu adamların yaparlardı ama kapıdaki adamlara ne diyecekti? 

Daha kötüsü hayatta götürmezlerdi ki ver bize yaptıralım derlerdi.

Resmen kendi kendini sobelemişti.

"İyi iyi şükür siz mutlu olun da başka bir şey istemem."

Leyla'nın yaşanılan onca olaydan sonra geldiği nokta neredeyse güldürecekti Bahar'ı şu halde bile. Kızcağız ailelerine gelir gelmez bir ton kötü olaya maruz kalmıştı ne yazık ki.

"Neyse ben Esra diyordum. Bahar bence bunların Yiğit Ali'yle aralarında bir şey geçmiş bak benden söylemesi. Esra'yı iyi görmüyorum ben."

Bahar'da tahmin ediyordu elbetteki o mevzuyu. Müdehale edip etmemek konusunda ikilemdeydi sadece. Nihayetinde ikisini de kardeşi gibi görüyordu ve kaş yapayım derken göz çıksın istemiyordu. Dahası Esra'nın henüz yeni başlayan bir hayatı vardı. 

Bu zamana kadar aşk meşk konularına kendisine göre hep daha hevesliydi Esra. Bu durumun da gelip geçici bir heves olma ihtimali vardı ve dallanıp budaklandırmak konuyu ortaya saçmak ne kadar doğru olurdu?

"Ben de fark ediyorum Leyla ama ikisinden biri konuyu açmadıkça böyle bir şeyin varlığından emin olamayız maalesef ki. 

Hem Esra'nın yaşı çok küçük ve Yiğit Ali aileden biri Mahir duysa iki güne evlendirir bunları adım gibi eminim. Onlar konuyu açana kadar biz beklemede kalalım bence."

Bahar'ın söyledikleri Leyla'ya da akıllıca gelmişti. Eğer aralarındaki şey her ne ise gelip geçici bir hevesse ve aile büyükleri öğrenirse birbirilerinin yüzlerine bakamazlardı yada Bahar'ın da söylediği gibi evlenmek durumunda kalabilirlerdi. Kimsenin hayatını zora sokmak istemezdi Leyla da elbette ki.

"Haklısın ben Esra'nın üzgün olduğunu hissedince tutamadım kendimi."

Bahar anlayışla tebessüm ederek Leyla'nın ellerinin üzerine koydu ellerini.

"Samimiyetinden asla şüphem yok Leyloş biliyorum."

Akşama kadar saatler geçmek bilmemiş kah kadınlarla muhabbet etmiş kah oğullarıyla ilgilenmişti Bahar ama tüm gün mektuptan öğrendiği sarsıcı gerçekler kafasında dönmüş durmuştu.

Akşam Hamza Mahir'in geliş saatinde oğullarının odasından çıkan genç kadın ayna karşısında saçlarını toplarken odanın kapısı açıldı. 

Gelenin kocası olduğunu tabiki biliyordu, zaten aynadaki aksinden de görünüyordu adam. Arkasını dönmeye cesareti olmayan Bahar usulca bekledi kendisine yaklaşan Hamza Mahir'i.

Kızın beline kollarını sarıp vücudunu geniş gövdesine doğru çekip yaslamış burnu otomatik olarak o çok sevdiği boynuna sokulmuştu bile.

Bu hareket dahi Bahar'ın gözlerini doldurmaya yetiyordu bugün için.  

"H-hoşgeldin sevgilim."

Bir müddet kocasından ses gelmemiş anın keyfini sürüyordu adam. Tüm gün onca yorgunluğun, sinirin stresin ilacı gibiydi Bahar'ın kokusu. 

"Hımm çok hoşbuldum."

Kızı kendisine doğru döndürüp güzel gözlerine bakmak istedi adam. 

O gözlerde biraz tedirginlik ve tereddüt mü vardı?

"Yavrum hayırdır?"

Bir gözünü kırparak yönelttiği soru normal zamanda şüphesiz Bahar'ın yüreğini hop ettirirdi fakat şu an yalnızca köşeye sıkışmış gibi hissettiriyordu.

"M-Mahir..."

Hamza Mahir daha da ısrarcı gözlerle bakar olmuştu.

"Mahir benim sana bir şey söylemem lazım."

Söylenecek şeyden ziyade kızın endişeli hali adamın canını sıkmaya başlamıştı.

"Güzelim söyle çırpınıp durma."

Adamın elinden tutup çalışma odasına doğru yürümeye başladı Bahar. İçeriye girdiklerinde doğrudan masaya doğru yaklaşırken Hamza Mahir kıza anlamaz gözlerle bakıyordu. 

Elinin gittiği çekmeceyi gördüğünde ise gerildiği bariz bir şekilde yüzünden belli oluyordu.

"Mahir ben bugün kimliğimi arıyordum hani dedim ya alışverişe gideceğiz diye. Sonra istemeden bir şeyleri görmüş bulundum."

Çıkardığı kutuyu adama gösterirken hiç de anlayışlı bakışlarla karşılaşmamıştı.

Hamza Mahir aceleci olmayan adımlarla masaya yaklaşıp kutuyu eline aldığında zaten anlamıştı anahtarın oraya sıkıştığını. İlk değildi çünkü.

"İstemeden gördün demek?"

Sesi sakin çıkıyordu ama Bahar biliyordu ki fırtınadan önceki sessizlikti bu.

"Yani kimliğim buradadır diye düşündüm hani soyadım değişince görmemi istememiş olabilirsin dedim o yüzden baktım."

Adam kutuyu masaya bırakırken ilgisizce sordu.
"Buldun mu bari kimliğini?"

Genç kadın gidişatın nereye ilerlediğini anlamaz bir şekilde cevapladı adamı.
"Buldum içindeymiş."

Bir adım daha atıp kızla aralarındaki mesafeyi sıfıra indiren adam tekrar sordu.
"Başka ne buldun içinde yavrum?"

Ellerini Bahar'ın vücudunun iki yanından masaya dayayan Hamza Mahir boylarını eşit seviyeye getirerek eğilmişti Bahar'a doğru.

"M-mektup"

Evet sinirleneceğini biliyordu ama kocasının bu denli öfkeli gözlerle bakacağını tahmin etmiyordu genç kadın.

"Okudun mu?"

Bahar yalnızca başını evet anlamında sallamakla yetindi.

Hamza Mahir bir elini masaya şiddetlice vururken sıçrayan kızın üzerinden doğrulup kapıya doğru yöneleceği sırada Bahar'ın koluna yapışmasıyla bir anlık da olsa duraksadı.

"Mahir bir dinle bak lütfen rica ediyorum. Bilerek yapmadım sadece bir anlık merakıma yenildim."

Gümüşpala'nın artık sesi yükselmişti.

"Ulan ne bir anlık merakı! Sen bu kutuyu bil git yatak odasında duran anahtarı al getir, dene, aç. Anahtar sıkışınca da anlatmak zorunda kal!"

Her şey daha da batarken Bahar kendini açıklayamamanın telaşına düşmüştü.

"Mahir hayır yanlış anlıyorsun ben kendin anlatmak istersin diye söylemek istememiştim sadece."
Bahar daha ilk günden o mektubu okumamış olmayı dileyecek hale gelmişti.

"Mahir'in gönlü olsun mu dedin? Eyvallah"

Adam kızın elinden kurtulup koridora çıktı. Bahar hala peşinden koşturarak gelmeye devam ediyordu. 

"Tabiki öyle bir şey söylemedim. Tesadüfen öğrendiğim bir şey için bu kadar suçlanmayı hakketmiyorum. Ben senin karınım Mahir bunları bilmeye zaten hakkım var!"

Artık genç kadının da sesi sonlara doğru yükselmiş adamın sesli bir soluk vermesine neden olmuştu.

"Git Bahar, sonra"

Bahar ısrarla adamla birlikte yatak odasına girdi ve konuşmaya devam etti.

"Neden sonra olsun ki artık konuşalım her şeyi Mahir."

Hamza Mahir elleriyle yüzünü sıvazlayıp öfkeli gözlerle döndü kıza.

"Ulan sonra diyorsam sonra! Gelme adamın üstüne öfkeliyim!"

Kocasının bu kestirip atmaları da Bahar'ı öfkelendiriyordu. Haklı olduğunu biliyordu ama kendisine yabancı gibi davranması sinirlerini bozuyordu.

"Ne yaparsın döver misin mesela?"

Bu cümleyle birlikte Gümüşpala'nın şarteller iyiden iyiye atmıştı.

"Ulan saçma sapan konuşma!"

İşaret ve baş parmağı ile burun kökünü sıkıp gözlerini sımsıkı kapattı adam bir anlığına ve daha sakin bir sesle konuşmaya devam etti.

"Benim mahremimi benden izinsiz aldın, öfkeliyim. Başım sakinleyince konuşacağız."

Kendisinin dahil edilmediği kocası ile ilgili bir mahremiyet Bahar'ın hırçınlaşmasına yetmişti.

"Senin mahremin benim!"

Karısının konuya baktığı yer adamı gerçekten de şaşırtmıştı. 

"Sen beni delirteceksin kadın anlaşıldı." deyip kapıdan çıktı.

"Nereye gidiyorsun? Mahir dedim, nereye!"

Kendisini dinlemeyen adam çıkıp gitmişti.

Ağlayarak yatağa oturdu genç kadın. Yine geçen iki huzurlu günün ardından üçüncüsünde olay çıkarmayı başarmışlardı. 

Ağlarken bir taraftan da Narin hanımın hastalıklı olduğunu düşündüğü aşkı geldi aklına. Acaba kendisi de mi öyleydi? Mahir'in aşkından saçma sapan mı davranıyordu?

Öfkeyle kocasının üzerine fazla gittiğini düşündü sakinleşince. O mektup adeta kanayan bir yaraydı ve daha hassas olmalıydı. Konunun muhatabı Hamza Mahir olduğu için onun tepki vermesi normaldi. 

Henüz kendi içinde bitiremediği bir savaşın yorgunuydu kocası. 

Yaralarını göstermemek için direniyordu.

Gece üçe kadar bekledi adamı. Birçok defa bebekleri emzirmeye kalktı. Tekrar yattı. 

Ta ki gelene kadar gözünü dahi kırpmadı.

Gümüşpala odaya girdiğinde doğrudan banyoya geçerek duş alıp yatağa girdi. Hiç vakit kaybetmeden Bahar'ı kollarının arasına çekerek gözlerini kapattı. 

"Neredeydin?"

Gözleri kapalı cevap verdi adam.
"Bahçedeki çalışma odamda."

Bahar'ın içi rahatladı en azından içmeye gitmemişti. Kocasının fark ettiğinden habersiz ufak ufak kokluyordu adamın nefesini zaten.

"Mahir kavga da etsek gözümün önünden gitme merak ediyorum. Kızacaksan da kız, bağır ama gitme."

Göğsünde yatan kızın başına bir öpücük konduran adam kollarını biraz daha sıkı sardı.

"Durman gereken yeri hiç bilmiyorsun Bahar."

Daha çok tespit yapar gibi çıkmıştı adamın sesi.

"Hala kızgın mısın bana peki?"

Hamza Mahir henüz gözlerini açma gereğinde bulunmamıştı.

"Evet"

Aldığı cevap Bahar'ı üzerken, öyleyse neden sarılıp yattıklarını sorguluyordu. Kocasının davranışlarını ne zaman anlamıştı ki şimdi anlayacaktı.

Kızgınlığının üzerinde durmamak adına sordu.
"Sen mektubu ne zaman okudun sevgilim?"

Bu konu hakkında sabaha kadar konuşmak istiyordu Bahar. Neticede başta kocasının ve de çocuklarını ilgilendiren mevzulardı.

Adamdan ses gelmeyince yattığı yerden doğruldu genç kadın. Doğrudan Hamza Mahir'in yüzünü seyretmeye başladı.

Biraz sonra elleriyle yüzünü sıvazlayarak gözlerini açan adam da yatakta oturur pozisyona geldi.

"Hiç vazgeçmeyeceksin değil mi?"

Tüm hamilelik dönemini sevdiği adamdan yediğini düşündüğü kazıkla gece gündüz ağlayarak geçiren bir kadın olarak işin aslına bu kadar yaklaşmışken öylece beklemek zor geliyordu kıza. Sabretmeye bugün o satırları okuduğu an itibari ile başlamamıştı ki ne de olsa. Çok daha öncesine tekabül ediyordu.

"Merak ediyorum Mahir. Seni, aklından geçenleri, aramıza giren şeyleri..."

Adamın sesinde engel olamadığı bir öfke vardı.
"Bizim aramıza bir şey girdiği yok Bahar."

Bahar saatlerdir sakin olmak için kendine tenbihatta bulunuyordu fakat kocasının karşısında bu iş cidden güçtü.

"Mahir lafı neden hep tersten anlıyorsun ben öyle mi söylemek istiyorum?"

Sinirlenmiyorsun Bahar tamam sakin!

"Anlatacak bir şey yok Bahar okudun gördün. 

Bu hayatta gurur duyduğum tek şey Rafet Gümüşpala'nın oğlu olmaktı. Ne yazık ki şerefsiz bir adamın öz oğluyum. İki şerefsiz herifin hayatını hayatını harcadığı bir kadının oğluyum. 

Ne istiyorsun Bahar daha ne öğrenmek istiyorsun?"

Hamza Mahir'in konuşmasıyla Bahar ağlayacak kıvama gelmişti bile. Aslında yaraları o kadar derindi ki tersleyerek, kızarak göstermemeye çalışıyordu. 

Hızla sarıldı kocasının boynuna. 

"Bana acımana ihtiyacım yok." Kızın kollarını boynundan çözerken sesi oldukça katı çıkıyordu adamın.

"Saçma sapan konuşma Mahir sen hayatımda gördüğüm acınacak en son insan bile değilsin. Allah senin karşındakilere acısın sana ne diye acıyayım ben?"

Genç kadın titreyen sesiyle tiye almaya çalışıyordu olanları. Kocasının hassasiyetini şimdi çok daha iyi kavrıyordu. O seste bolca uzlaşmacı, sevdiği adama el uzatan bir tavır vardı. 

Kızın üzgün ruh haline rağmen dik durmaya çalışması Gümüşpala'yı etkilemiş olacak ki konuya girmeye karar vermişti.

"Üç sene önce babamı kaybettiğimde öğrendim gerçekleri. Her şeyi kendisinden öğreneyim diye ses kayıtları bırakmış. Olanı biteni anlatmış."

Anlaşılan Rafet bey bu dünyadan Hamza Mahir'in öz babası olarak ayrılmak istemişti. Koşullar her ne olursa olsun oğlunu çok seven bir babaydı.

"Peki neden Mahir? Neden öz baban anneni bırakıp gitmiş yada Rafet bey anneni ve seni bu denli sahiplenmiş?"

Hamza Mahir sırtını yatağın arkalığına yaslarken aklında dönen onca şeye rağmen hala dimdik görünebilmeyi başarıyordu.

Hayret etti Bahar nasıl böyle bir profil çizebildiğine.

"Annem fabrikada çalışan genç bir kızmış. Etrafındakiler bilirmiş sesinin güzelliğini arada şarkı söyletir dinlerlermiş annemi iş yaparlarken.

Sadece sesi güzel olsa belki de tüm bunları yaşamazdı ama kendi de çok güzelmiş. 

Daha o zamandan takıkmış Ekrem şerefsizi. Rahat bırakmamış düşmemiş yakasından bir türlü. 

Gel zaman git zaman Ekrem'in tacizleri, fabrikadan aldığı üç kuruşun zorlu hayatına yetmemesi derken geceleri pavyonda konsomatrislik yapan fabrika işçilerinden bir kızın aklına uymuş sahneye çıkmaya başlamış. 

Kendisini arkasına bakmadan terk edip giden diğer şerefsizle de orada tanışmışlar. 

Eskiden hatırlarım ben de anadolu'dan İstanbul'a gelen zengin ağa paşa çocuklarının ilk soluk yerleri bizim pavyonlar olurdu.

O da kalkmış gelmiş Mardin'den. Burada müteahhitlik yapmak için bir süre işlerin başında durmaya. 

Yedi düveli doyuracak kadar zengin, ağa oğlu, yakışıklı, genç bir adam. Girmiş kanına.

Mektupta da okudun annem kör kütük aşık olmuş. Pavyonu bıraktırmış buna bir ev açmış. Ayaklarını yerden kesmiş yani anlayacağın. 

Yedi sekiz ay annem böyle bir rüyanın içinde yaşamış. Aile kurma hevesi, gelecek planları derken iyiden iyiye kaptırmış kendini.

İşin aslıysa evli barklı adammış şerefsiz. İlk çocukları ikiz kız olmuş. Üçüncü de kız olunca hemen ardından aşiret laf söz etmeye başlamış. Zor gelmiş tabi bir evin bir oğlu, çekmiş gitmiş İstanbul'a bir süreliğine başını dinlemeye. O arada annemin hayatını karartayım demiş anlaşılan.

Bir gün Mardin'den haber getirmişler. Meğer karısı hamileymiş müjdeyi vermişler hemen oğlu olduğunu."

Konuşmanın ortalarında kocasının göğsüne yatan Bahar film senaryosu gibi pür dikkat dinliyordu yaşanılan hayatları.

"Adamın en büyük isteği bir erkek evlat olunca gözü annemi falan görmemiş. Toplamış pılını pırtısını defolup gitmiş. Etraflıca açıklama yapma gereğinde de bulunmamış. Evli olduğunu, yaşanılanlardan pişman olduğunu ve kendisini arayıp sormasını istemediğini yazıp gitmiş."

Duydukları karşısında Bahar'ın ağzı açık kalmıştı. Bu nasıl bir vicdansızlıktı böyle?

"Peki ya sen bütün bunları nerden öğrendin?" diye ağlamaklı bir halde sorarken çok geçmeden kendi cevabını kendi verdi genç kız.

"Tabi ya araştırdın tek tek parçaları birleştirdin değil mi?"

Kocasından ses gelmezken cevaptan emin olmuştu Bahar. 

"Devam et lütfen sevgilim."

Gümüşpala sesli bir nefes verip devam etti anlatmaya.

"Annem zaten o evin parasını pulunu neyle ödesin? Boşaltmış kısa sürede kürkçü dükkanına dönmüş. Yalvarmış yakarmış pavyondaki işini alabilmek için zorla da olsa kabul etmişler ama çok geçmeden bana hamile olduğunu anlamış. 

Bir gece sahnede bayılınca doktor çağırmışlar o gece tesadüfen babam o pavyondaymış. Ne olduğunu sorunca doktor hamile olduğundan şüphelendiğini söylemiş. Hemen netleştirilmiş durum. Daha sonrasında babam gerçekleri öğrenmiş annemden. 

İşte orada benim kaderim de yazılmış."

Bahar merakla sordu.
"Peki neden Rafet bey hemen böyle bir şey teklif etmiş yani duyduğum kadarıyla baban oldukça sert ve acımasız bir adammış."

Bahar haklıydı. 'Deli Rafet' diye bahsedilen bir adamdı Rafet Gümüşpala. Oldukça katı ve ne yapacağı belli olmayan biriydi.

"İşte öyle kabadayı bir adamın çocuğu olmadığını düşün. İnsanların arkasından fısıldaştığını, bunun için zamanın koşullarında doktora bile gitmenin erkekliğine zeval getirdiğini düşün."

Bahar'ın kafasında tüm taşlar bir tık sesiyle oturmuştu. Hamza Mahir, Rafet bey için altın tepside sunulmuş bir fırsattı. 

"İ-inanamıyorum" 
Genç kadının dili tutulmuştu adeta.

"Sonra annemi o hayattan, beni piç olmaktan çekip çıkarmış. Bir gün bile abiden farklı davranmamış anneme. Hayal meyal hatırlarım ama aralarında fazla bir muhabbet yoktu fakat el üstünde tutardı annemi."

Bir yanda kadıncağızın yoluna canını verebileceği aşkı kendisini elinin tersiyle iterken diğer yanda deli Rafet'in merhameti vardı.

Hayatın ne getireceği asla belli olmuyordu.

"Peki ya Mahir ya öz baban, o seni bilseydi?"

Göğsünde yattığı adamın tüm kaslarının bir anda kasıldığını hissetti Bahar. Nitekim bu durum zehir gibi çıkan sesinden de kendini ele veriyordu.

"Bu durumu önemseseydi aylarca koynundan çıkmadığı kadının hamile olmadığını kesinleştirir öyle giderdi güzelim. Demek ki bir önemi yokmuş."

Hamza Mahir bu konuda çok netti. Üstelik bir o kadar haklıydı Bahar'a göre.

"İkizlermiş..." Konuyu değiştirmek adına söylediği cümle genç kadının yüzünde acı bir gülümseme oluşturmuştu.

Az sonra devam etti konuşmaya.
"Kardeşlerini hiç merak etmiyor musun Mahir? Sonuçta onların bir suçu yok senden haberdar bile değiller."

Hamza Mahir konuyu kapatmak ister gibi bir tavırla konuşmaya başladı.
"Ben damarlarımdan o adamın kanı aktığını öğrendiğimden beri kendimle savaşıyorum Bahar. Bir fazlasına tahammülüm yok."

Bahar adamın göğsünde kendini döndürerek tamamen üzerine yerleşti. Burun buruna gelmişlerdi. Aniden kocasının dudaklarına kapanıp öpmeye başladı. Tutkulu bir öpüşmenin ardından usul usul konuşmaya başladı genç kız.

"Kendini benim gözümden görebilseydin anında ateşkes ilan ederdin."

Bahar'ın sırtının yatakla buluşması da hemen ardından gerçekleşmişti. 

Kestiiiiik🎬

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜMÜŞPALA-66

GÜMÜŞPALA - 1

GÜMÜŞPALA-14