GÜMÜŞPALA-22
Bahar sabah gözlerini açtığında kendini adeta Hamza Mahir'in üzerinde yatarken bulmuştu.
Önceden sabaha kadar yatakta dört dönen kendisi değilmiş gibi adamın güçlü kollarının altında kıpırdamadan kimbilir kaç saattir uyuyordu.
Başını zar zor bir şekilde göğsünden kaldırıp adamın uyuyan yüzüne baktı.
Kirli sakallı köşeli yüzü, gözleri kapalıyken upuzun görünen kirpikleri, esmer teni, hafif dalgalı olduğu anlaşılan ve uykusunda bile taralı duran kısa, siyah saçlarıyla gerçekten kusursuz sayılabilecek derecede güzel duruyordu.
İşin aslı Bahar pek güzel erkek sevmezdi yani bebek yüzlü denilen kusursuz güzellikteki erkekler onun ilgi alanı değildi fakat Hamza Mahir'in yüz hatları o kadar sert duruyordu ki resmen güzelliğiyle tezat oluşturuyor ve genç kıza fazlaca çekici geliyordu.
Gece yorduğu kadar kendisi de yorulmuş olcak ki Bahar'ın kıpırdanmalarına aldırış etmeden uyuyordu.
Uzunca bir zaman yatakta aşık olduğu adamla yatmanın keyfini süren genç kız bir süre sonra kalkıp duşa girmeye karar verdi.
Hamza Mahir'in mengene gibi kollarından zar zor kurtulup çıplak bedenine sabahlığını geçirdiği sırada ayağını markizin köşesine vurarak seke seke banyoya koşturdu.
İnci rengi dantelli sabahlığı çıkarıp suyun altına gireceği sırada gözü aynadaki aksine takıldı.
Vücudunun bir sürü yerinde irili ufaklı kızarıklıklar ve özellikle boynunda morluklar vardı.
Aklı birden sabahın ilk ışıklarına kadar kocasıyla yaşadığı o tutku dolu anlara kayarken istemsizce nefes alış verişleri hızlandı.
"Sapıtma Bahar kendine gel kızım!"
Sonrasında yukarıdan akan sıcacık suyun altına girdi. Gözleri kapalı saçlarını şampuanlarken beline sarılan kollarla aklı çıkan genç kız aniden boş bulunup zıpladı.
"Şişşt sakin ol."
Al işte gözüne şampuan kaçmıştı!
"Niye sinsi sinsi yaklaşıyorsun be adam?"
Bir yandan da yüzüne su tutup gözünün yanmasını geçirmeye çalışıyordu.
Yeterli olduğuna kanaat getirmiş olacak ki gözlerini açarak adama doğru döndü.
"Hem uyumuyor muydun ne işin var senin burda?"
Hamza Mahir kızın saçlarını bir yana doğru toplamış kendi için açtığı yolda boynuna ufak ufak öpücükler kondurmakta meşguldü.
"Güzelim odanın içinde koşarak hareket etmek yerine duşa giriyorum deseydin ben yine uyanırdım zaten."
Canım ayağını heba ettiği gibi adamı da uykusundan etmişti anlaşılan.
"Afedersin aslında sessizce çıkmak istedim yataktan ama ayağımı çarptım."
Gümüşpala'nın gözü kızın ayağına kayarken homurdandı.
"Ulan minicik bir şey zaten Allah bilir nasıl acımıştır."
Bahar adamın çatık kaşlarına gülümsedi.
"Mahir sen artık çıksan mı sevgilim hı?"
Gözü adamın göğsü hizasında bir yerlerde oyalanıyor daha yukarıya bakamıyordu.
Hamza Mahir yine kendine mabet belirlediği boyun girintisine başını gömmüştü.
"Benim keyfim gayet yerinde."
Utançtan kıvranıyor olmasaydı Bahar'ın da keyfi gayet yerinde olurdu tabi.
"Utanıyorum anlamıyor musun acaba?"
Sesi içine kaçalı çok olmuştu zaten.
"Yavrum öpmediğim tek noktan kalmadı daha mı utanıyorsun benden? Hem gece her türlü poz.."
Bahar aniden adamın ağzını kapattı eliyle.
"Allah aşkına sus Mahir! Gülme bak! Kime diyorum ben? Bilerek yapıyosun dimi hoşuna gidiyor böyle kıvranmam?"
Gümüşpala ağzının üzerine kapanan eli önce öpüp sonra avucunun içine alıp uzaklaştırırken gülüyordu.
"Ulan senin bu utanan hallerini var ya" deyip hırsla kızın dudaklarına kapandı adam.
Bahar bornozu giydirilirken söylenmekle meşguldü fakat adam pek de takıyor gibi görünmüyordu.
"Senin yüzünden vücudum harita gibi oldu gerçekten inanamıyorum sana Mahir! Gece yaptıkların az sanatsal olmuştu çünkü yenilerini eklemen isabet oldu. Bilerek yapıyorsun anladım ben zaten özellikle boynuma yapıyorsun ki oramı bile kapatayım dimi? Hem bana niye bornoz almıyoruz ya yerlerde sürünüyor bu görmüyor musun?"
Ohooo kime konuşuyordu ki?
Kendi beline de bir havlu saran adam kızı belinden tuttuğu gibi lavabonun yanındaki alçak ahşap dolabın üzerine oturtmuş bornozunun şapkasını kafasına geçirmiş saçlarının suyunu alıyordu.
Çocuk gibi kafası bir sağa bir sola hareket eden Bahar ciddiyetle işini yapan adamı izliyordu şaşkınlıkla.
"Ya kurutmayalım noluur"
Hamza Mahir'in elindeki saç kurutma makinasından kaçmanın yollarını aramaya başlayan Bahar son çareyi kedi gibi bakmakta bulmuştu fakat adam zerrece etkilenmiş görünmüyordu.
Tek kaş hareketine Bahar erirken onun bu bakışlar karşısında böyle kayıtsız kalması biraz haksızlık olmuyor muydu?
Eli mahkum teslim olan genç kız büyük bir sabır ve özenle kendisinin saçlarını kurutan kocasının işinin bitmesini bekliyordu.
Gören de Hamza Mahir gerçekten sabırlı bir adam zannederdi yani.
Gerçi tüm bu sabır kontenjanının kendisine kullanılıyor olması Bahar'ın hoşuna da gitmiyor değildi yani.
İstemsizce gülümserken kıvrılan dudakları adamın dikkatinden kaçmamıştı.
"Hayırdır yüzünde güller açtı birden?"
Bahar'ın yüzünde açan tüm güllerin fidesi Hamza Mahir'in bizzat kendisiydi.
Bahar'a göre bu durumu kocası zaten adı gibi biliyordu.
"Hiiç.. Sen böyle saçımı kuruttun ya birden baba şefkati hissettim yani seni elbette öyle gördüğümden değil ama hiç tatmadığım merhameti hissediyorum benimle böyle ilgilenince. Sanki sen hayatımdaki tüm eksikleri tek başına kapatabilirmişsin gibi geliyor.
Bilmeyerek tam o yerlere dokunuyorsun ve içimdeki yaralara iyi geliyorsun."
Gümüşpala kızın alnına dudaklarını bastırarak bir süre öyle kaldı.
Sonrasında Bahar bacakları arasında duran adamın beline, kollarını dolayarak başını göğsüne yasladı.
Adam kimsesizliğini söküp almak istercesine sımsıkı sarılıyordu kıza.
Geçen huzurlu dakikaların ardından sessizliği bozan Hamza Mahir olmuştu.
"Benim bornozumun tenine değmesini seviyorum."
Yüzüne yeniden büyük bir gülümseme oturan Bahar muzipçe sordu.
"Bu bir aşk itirafı mı?"
Onun bu oyunbaz haline katılan Hamza Mahir'in ise cevabı gecikmedi.
"Hayır. Yeni bornoz almayacağım onu söylüyorum yavrum."
Üzerlerini giyinip aşağıya indiklerinde Nejat ve Yiğit Ali'yi salonda otururken buldular. Hamza Mahir'i görünce ayağa kalkan adamlar, Bahar'a da selam vermeyi ihmal etmemişlerdi.
"Hayırdır lan sizi nüfusuma aldım da haberim mi yok?"
Yiğit Ali alıngan bakışlarla konuşmaya başladı.
"Aşk olsun abi bir aile saadetini çok mu görüyorsun bize?"
Hamza Mahir "Aşkına sokacam şimdi" diye homurdanırken, Yiğit Ali hedefi tam on ikiden vurmuş Bahar'ın içini cız ettirmişti.
"Kahvaltı yaptınız mı?"
Hafize hanımın hazırladığı hiç bir kahvaltı fırsatını kaçırmayan ikili hemen küçük Emrah modunda baş sallayıp kendilerini davet ettirmişlerdi bile.
"Sana yüz verme şunlara demiyor muyum ben?"
Herkes masadaki yerini alırken Hamza Mahir, Bahar'ın kulağına doğru söylenmekle meşguldü.
Bahar ise bir taraftan kocasına kınayan bakışlar atarken diğer taraftan iki adama durumu çaktırmamak adına gülümsüyordu.
"Yenge sabah bir sürü ayakkabı geldi senin siparişlerinmiş."
Güzel haberi veren Nejat'tı.
Her birine ayrı ayrı aşık olarak aldığı ayakkabıların geldiğine sevinen Bahar'ın ağzı kulaklarındaydı.
Ellerini birbirine vurarak yüzündeki kocaman gülümsemeyle sevincini açıkça belli ediyordu.
"Çok mutlu oldum şuan. Eve de getirmelerini söylersen süper olur."
Kızın çocuksu neşesi her daim suratsız gezen Nejat'a bile bulaşmış görünüyordu. Tebessümle cevap verdi.
"Kahvaltıdan sonra hepsi evde olur merak etme."
Kahvaltısını yaparken konuşulanlara ilgisiz görünen Hamza Mahir, ayakkabıları eve bizzat Nejat'ın kendisinin getirmesini tembih etmeyi ihmal etmemişti.
Her ne kadar Hamza Mahir başlangıçta despotluk yapsada devamında gayet neşeli bir kahvaltı yapmışlardı.
Kocasını geçiren Bahar yatak odasına çıktığında Nejat'ın getirdiği ayakkabıların her birini ayrı ayrı deneyip yerleştirmekle meşguldü.
Pahalı markaların bu güzel ve de aynı zamanda özel tasarımlarını ayağında görmek genç kızı mest ediyordu.
Oldum olası ayakkabılara karşı özel bir hayranlığı vardı zaten Bahar'ın.
Her şeyi yerli yerince yerleştirdikten sonra merakla kocasının kravatlarının ve kol düğmelerinin dizili durduğu oldukça büyük çekmeceye bakıyordu Bahar.
Ne çok kravat ve kol düğmesi vardı bu adamın!
Bir diğer çekmeceyi açtığında kravat iğneleri ve saatlerle göz göze geldi. Saatlerin çoğunun etiketi üzerinde duruyordu.
E sen havuza atınca tabi Bahar ne yapsın adam yeniden almış.
Yalnız ne ara yenilenmişti bunlar onu anlamamıştı gerçekten.
Kutuları açıp her birinin içindeki pahalı ve bir o kadar şık saatleri tek tek incelerken kutunun birinin içinden çıkan bir anahtarla karşılaştı.
Beklenmedik bir şeyle karşılaştığı için şaşıran genç kız anahtarın nereyi açabileceğini düşünüyordu hızlıca fakat evi gezdiği kadarıyla kilitli bir kapıyla karşılaşmamıştı.
Böyle özenle kaldırılmış bir anahtar nereyi açıyor olabilirdi ki?
Bilinmesini isteseydi muhtemelen açtığı kilidin üzerinde bırakırdı anahtarı Bahar!
Kocası da olsa özel eşyalarını karıştırmanın verdiği suçlulukla çekmeceyi hemen geri kapattı genç kız.
Tüm gün evde durmaktan iyice canı sıkılmıştı Bahar'ın. Alışık değildi ki evde oturup durmaya.
Kaç gündür tanışmasıydı, eve alışma süreciydi derken vakit geçmişti fakat hayatı yavaştan kendi rutinini bulurken akşama kadar bir başına ev beklemek genç kızı basmaya başlamıştı.
Hasta bakmaktan yorgun düştüğü ve sürekli şikayet ettiği günleri arayacağını söyleseler gülüp geçerdi fakat bu durumda vaziyet git gide onu gösteriyordu.
Mutfakta kendine kahve yapıp televizyon karşısına geçtiğinde bir an beyninde bir ampul yandı.
Asistanlık kabulü için üniversiteye gitmesi gerekiyordu ve son kayıt tarihi için yalnızca birkaç gün kalmıştı!
İnsanın hayatı bir haftada komple değişince böyle hayati önem arz eden olaylar da arada kaynayıp gidebiliyordu.
Bir yıl boyunca günde on saat ders çalışmayı gerektiren bir sınava gir, İstanbul gibi puanların çok yüksek olduğu bir şehri kazan ve günlerdir hayal aleminde yaşadığın için kayıt tarihini kaçırmak üzere ol.
Ne büyük başarı!
Hamza Mahir geldiğinde ilk olarak kayıt işini konuşmayı aklına yazdı Bahar.
Akşamüstüne doğru Hafize hanım yemek yapmaya geldiğinde Bahar da sohbet etmek için onu bekliyordu.
Mutfak kapısından giren kadın genç kızı görünce gülümseyerek geldi.
"Hoşgeldin Hafize teyze"
Bahar da aynı gülümsemeyle kadını karşılamıştı.
"Hoşbuldum güzel kızım nasılsın?"
Yaşlı kadının merhametli sesi Bahar'ın içini ısıtıyordu.
"İyiyim Hafize teyze asıl sen nasılsın görüşmeyeli?"
Hafize hanım gülen gözlerle Bahar'a bakarken, muzipçe söylendi.
"Ee kızım gözün kocanı gördüğünden beri başkasını görmez oldu."
Bahar kadının imasına utanmıştı.
"Aşk olsun teyzem iki kelime edelim diye yolunu gözlüyorum ben senin."
Kızın utandığını hızlı hızlı konuşmasından ve al al yanaklarından anlayan kadın daha fazla üstüne gitmek istemedi.
"Hadi hadi öyle olsun akşama ne yemek istersin bakalım?"
Bahar bugün yemek yapmaya yardım etmek kocasına elleriyle bir şeyler hazırlamak istiyordu.
"Mantı mı yapsak Hafize teyze? Mahir sever mi ki?"
Bahar'ın derdini anlayan yaşlı kadın durumdan oldukça memnundu.
"Sever sever çok sever hem de. Haydi iki kişi giriştik mi hallederiz evelallah."
Birkaç saatlik uğraşın ardından Bahar'ın hazırladığı masa harika görünüyordu. Üstündeki yemek kokusunu geçirmek adına hızlı bir duş bile almıştı genç kız.
Ekru rengi, v yakası dantel işlemeli elbisesini giydi. Dekoltesi derin değildi fakat sütyeninden taşan göğüslerinin ufak bir kısmını sergiliyor oldukça seksi gösteriyordu.
Dar bir şekilde tüm vücudunu sararak ilerleyen elbise uzun olduğu için hem şık hem de gündelik bir hava veriyordu.
Abartıdan uzak oldukça sade bir elbiseydi fakat teninin beyazlığına fazlaca yakıştığı için genç kız içinde porselen bebek gibi duruyordu.
Az da olsa makyaj yapmış yüzünü ruj ve allıkla biraz renklendirmişti.
Akşam yedi civarında eve gelen Gümüşpala, karısının su gibi güzelliği karşısında bir anlık tutulsa da çabuk toparlanmıştı.
"Hoşgeldin"
Yanına gidip her zaman ilk olarak öptüğü boynunu es geçiş yakasından görünen bembeyaz kabarıklıkların üzerine kafasını gömüp uzunca bir öpücük almıştı Bahar'ın nabzının yaklaşık iki bin attığından habersiz.
Yani Bahar'ın tahminlerine göre Mahir, iki yüz elli falan attığını biliyordu ama iki bin atması tamamen genç kızın kalbinin abartısıydı.
"Çok hoş buldum."
Hamza Mahir boynuna boynuna konuştuğu sürece Bahar da bu dünya üzerindeki her şeyi çok hoş bulabilirdi açıkçası.
Heyecanlandığını belli etmemeye çalışarak konuşamaya başladı fakat bu konuda ne kadar başarılıydı tartışılırdı.
"Sana yemek yaptım. Yani birlikte yaptık Hafize teyzeyle ama ben de yaptım."
Biri kendisini durdurmazsa sonsuza kadar saçmalayabilirmiş gibi hissetti Bahar.
"Demek bana yemek hazırladın."
Bir yandan kızın ipeksi saçlarını oynuyor, kulağının arkasına alıyordu.
Her temasıyla Bahar'ın içi titriyordu.
Yemeklerini afiyetle yedikten sonra masayı toplayan Bahar, yaptığı yemeğin kocası tarafından beğenilmesine hatta ikinci tabağı istemesine çok mutlu olmuştu.
Büyük salonda bilgisayarla uğraşan adamın yanına oturduğunda güçlü kolları tarafından çekilip göğsüne yaslanmıştı.
"Mahiir?"
Zamanı gelmişti bu mevzu mecbur konuşulacaktı.
"Efendim güzelim?"
Gözünü ekrandan ayırmadan konuşuyordu Hamza Mahir.
"Hani ben İstanbul'a kayıt için geliyordum ya normalde"
Ses gelmeyince kafasını yukarı kaldırarak kocasının yüzüne baktı fakat cevap verecekmiş gibi görünmüyordu mecbur devam etti konuşmaya.
"İşte o kayıt süresi geçmek üzere. Diyorum ki ben yarın o işi halletsem?"
Bu adam neden cevap vermiyordu ki şimdi?
Derken kocasının sesi duyuldu. "Halletsen?"
Üstelik sesi oldukça ciddi çıkıyordu.
"Yani birlikte de gidebiliriz tabi ben senin işin vardır meşgul etmeyim diye kendim gideyim dedim."
Konuşmayı velisinden izin almaya çalışan ilkokul çocukları gibi sürdürmek zaten oldukça zorken bir de Hamza Mahir'i konuşturmaya çalışmakla uğraşıyordu Bahar.
"Gitmeyeceksin"
Bir an doğru duyup duymadığını algılayamadı genç kız.
"Anlamadım?"
Bu arada yerinde doğrulup adamın göğsünden kalkmış direkt olarak yüzüne bakıyordu.
"Anlamayacak bir şey yok. Çalışmanı istemiyorum."
Sanki bilerek damarına basılıyor gibi hissediyordu Bahar fakat öyle olmadığı adamın suratından açıkça anlaşılıyordu.
Baya baya gereksiz bir muhabbet içinde olduklarını düşünür gibi bir hali vardı.
Burnundan sinirli bir hıh sesiyle birlikte yapmacık bir şekilde güldü genç kız.
Yavaştan geliyorlardı.
"İstemiyorsun. İstemiyorsun öyle mi? Sırf sen istemediğin için ben onca emeğimi çöpe mi atayım yani?"
Hamza Mahir'in hala bilgisayardan yüzünü çevirmemiş olmasıyla sinirleri iyice bozulan Bahar pek de kibar olmayan bir şekilde ekranı çat diye kapattı.
"Anlaşılan senin için konuşmaya dahi gerek olmayan bir konu Hamza Mahir bey ama benim bu yaşıma kadar ki tüm emeklerimden, gecelerimden, gündüzlerimden bahsediyoruz!"
"Yarın oraya gideceğim ben. İzin almıyorum, haber veriyorum!"
Hışımla yanından gideceği sırada adamın koluna sarılan eliyle durmak zorunda kaldı.
"Sakın bana arkanı dönüp gitme!" diye tısladı Gümüşpala.
"Söylediğim onca şey boşuna değil mi? Tek derdin kendinsin. Sen ve senin yüce varlığına duyulması gereken saygı!"
Çok sinirlendiği zamanlarda istemeden gözlerinden yaşlar akmaya başlayıveriyordu.
Kendisiyle ilgili en sevmediği huyuydu. Bir halt varmış gibi doluveriyordu bu gözler!
"Çek elini gideceğim." Sesi de öfkesinden nasibini almış şekilde titrek çıkıyordu.
"Kendi isteğinle burada kalmak isterken çalışmana izin vereceğimi düşündün mü harbiden sen?"
Gümüşpala kendini sakin tutmaya çalışıyor gibiydi.
"Ben o an ilerisini gerisini düşünmeden cevap verdim sana. Kafamda herhangi bir şeyi tartmadan istedim ama görüyorum ki senin için hesap kitaptan öteye bir şey yok!"
Adamın söyledikleriyle o kadar üzülmüştü ki daha fazla konuşmak istemedi Bahar. Sırf kendisi kalmak istiyorum dediği için koşulsuz şartsız her şeyi kabul etmesini bekliyordu adam.
Halbuki dememiş miydi gitmek istersen bile göndermem diye?
Ne yani durum öyle olsaydı şuan yüzüne vurulmayacaktı ama duygularını açıktan yaşadığı için miydi tüm bunalar?
Resmen teslimiyetini kendisine karşı silah olarak kullanıyordu.
En çok da bu ezmişti Bahar'ın kalbini.
Gümüşpala tek kelime etmeden kızın yüzünü uzunca bir süre süzdükten sonra kolunu bırakıp kapıyı da çarpıp çıkıp gitmişti.
Bütün gün heyecanla yemekler yapıp, gelsin diye yolunu gözlediği adam kalbini parça parça edip gitmişti.
Ağır hareketlerle yukarı çıkan Bahar, zar zor ihtiyaçlarını giderdikten sonra odanın ışığı kapatıp buz gibi yatağa yatmıştı.
Hamza Mahir'in duvarlarına çarpmaktan artık çok yorulmuştu.
En ufak bir karşı koyuşunda adamın buz gibi tavır takınmasına, sanki daha biraz önce sarmaş dolaş değillermiş gibi aralarına sıradağlar koymasına aşkla dolup taşan kalbi dayanmıyordu.
Ağlayarak uykuya daldığında gece yerini güne bırakmak üzereydi ve kocası tüm gece eve dahi gelmemişti.
Yorumlar
Yorum Gönder