GÜMÜŞPALA-29
Bahar yarı uyur gözlerle indiği merdivenlerden adeta uçarak çıkmıştı. Yatak odasına girer girmez komodinin üzerinde duran telefonuna doğru yöneldi. Acilen Esra'yı arayıp haber vermesi gerekiyordu.
Genç kız telefonun bir ucunda sabırsızca çağrısına cevap verilmesini bekliyordu ki neredeyse kapatacağı vakit karşıdan uyku mahmuru bir ses duyuldu.
"Alo"
Bahar heyecanla konuşmaya başladı.
"Günaydıııın Esraların en güzeliii."
Esra henüz kendine gelebilmiş değildi.
"Abla rüyanda beni mi gördün allasen sabah sabah karga şeyini yemeden arıyorsun."
Esra'nın huysuzluğu bile şuan Bahar'ın modunu düşüremezdi vallahi.
"Kızım kalk kalk hadi sana bir sürprizim var!"
Karşı tarafın yarı ağlamaklı sesiyle birlikte çıkan isyanından anlaşıldığı üzere yattığı yerden doğrulmuştu.
"Ne sürprizi? Teyze mi oluyorum yoksa?"
Yok artık daha nelerdi yani!
"Kızım saçma sapan konuşma bi dur içine ettin sürprizin. Akşama hazır ol bebişim ben geliyorum!"
Sesini sonuna doğru şuh bir şekilde çıkarmaya çalışırken komik olduğunu kendisi de biliyordu.
"Ayy koydu dimi seni kapıya eh be ablam dağ olsa dayanmazdı zaten sendeki çeneye."
Esra'nın sesi aldığı habere çok sevindiği için mutlu geliyordu.
"Iyy ergen seni yaptığı espriye bak"
İki kız da karşılıklı kıkırdarken devamında Bahar, Zeliha hanıma sürpriz yapacağını o nedenle geleceğini söylememesini Esra'ya sıkı sıkı tembih etmişti.
"Uçakla gelirsiniz heralde değil mi akşam yemeğine burdasınız o zaman?"
Hamza Mahir saatlerce yolculuk yapacak kadar sabırlı bir adam olmadığına göre uçakla gelirlerdi tabi yani Bahar öyle tahmin ediyordu.
"Uçakla geliriz diye tahmin ediyorum kuşum ama ben yine de Mahir'e bi sorar sana haber ederim."
Bahar'ın cümlesi üzerine Esra alayla mırıldandı.
"E tabi sen bi Mahir'ine sor tabi."
Bahar normalde öyle pek kimseye akıl danışan bir tip değildi ve onun bu yeni halleriyle Esra çok dalga geçiyordu.
Hemen hemen her gün telefonda konuşuyorlar birbirlerine hayatlarıyla ilgili düzenli bilgi akışı sağlıyorlardı. Bahar'ın her ne kadar tek düze hayatında anlatacak çok bir şeyi olmasa da Yiğit Ali, Nejat ve Hafize hanımla ilgili bir sürü şey anlatıyordu. Hatta Leyla'yı bile anlatmıştı Esra'ya. Genç kız bahsi geçen bu insanları yüz yüze hiç tanımasa da haklarında çok şey biliyordu.
"Sen bi aşık ol da göreyim ben seni!"
Esra'nın dudağında kırık bir tebessüm oluşmuştu bile.
"Neyse neyse oyalama beni hadi daha bavul hazırlayacağım."
İki genç kız vedalaştıktan sonra görüşmeyi sonlandırmışlardı. Uykusu çoktan kaçan Bahar akşamüstünü nasıl edeceğini düşünüyordu. Vakit geçmezdi şimdi bekle bekle. Kendisine ve Hamza Mahir'e birkaç parça eşya hazırlamak için giyinme odasına doğru yöneldi. Hamza Mahir'in gömleklerinin asılı olduğu sürgülü dolabı açtığında kıkırdadı Bahar.
Onlarca gömlek asılıydı ve hepsi beyaz, mavi ve siyah tonlarından oluşuyordu. Bir insan ancak bu kadar sabit fikirli olabilirdi doğrusu.
Sadece şu düzene dahi bakarak adamın ne kadar zor biri olduğunu anlayabilirdiniz ve tüm bunlara gülen Bahar kendi kendine homurdandı.
"Kesin delirdin sen artık Bahar adamın aşkından her şeyi hoşuna gider oldu."
Bir taraftan kendine kızsa da diğer taraftan silemediği sırıtışıyla yüzünü gömleklerin arasına doğru yaklaştırıp derin bir nefes aldı. Mahir gibi kokuyordu mis gibiydi işte.
Çıkardığı küçük bavula adam için gerekli eşyaları koyarken her bir eşyası üzerine adeta gözlerinden sevgi pıtırcıkları yayılıyordu genç kızın.
İki saatin sonunda kendi eşyalarını da hazırladıktan sonra Hamza Mahir'i aramaya karar verdi. Üç yada dört çalışın ardından sonunda açabilmişti telefonunu.
"Yavrum?"
Konuşması bile maçoydu ama Bahar'ın maçosuydu canım en nihayetinde.
"Naber sevgilim?"
Genç kız adamın daha az önce kanlı ellerini yıkadığından habersiz tatlı tatlı soruyordu naber diye.
"İş güç güzelim hayırdır bir şey mi var?"
Normal sevgililer telefonlarını kapatmamak için uzatmalara oynarken Hamza Mahir'in sadede gel tarzında tavırları Bahar'ı kahrediyordu. Ne vardı yani onlar da biraz normal çiftler gibi olsalardı?
"Ay sesini duymak için aradım belki? Azıcık yontulmuş gibi davranamaz mısın Mahir?"
Sesi ne kadar isyankar da olsa o cilveyi nazı hissediyordu adam.
"Hı odunsun diyorsun yani?"
Bahar gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Estağfirullah canım o senin şahsi alınganlığın."
Saatlerdir beş para etmez adamların hesabını kesmekle meşgul olan Gümüşpala'ya kızın sesi dinlendirici bir melodi gibi geliyordu.
"Unutma sözlerini gelince de aynılarını istiyorum."
Tatlı tatlı tehdit mi ediyordu bu adam kendisini? Bu sefer dayanamayıp kıkırdadı.
"Bak ya diyeceğimi unutturuyordun az daha!"
Yapmacık bir sitemle adama kızarken aynı zamanda kendisine cevap da gecikmemişti.
"İki saattir cilve yapacam diye konuya giremedin ki anasını satayım kabahatli biz mi olduk?"
Şu an her ne kadar aralarındaki iletişimi sağlayan tek şey elindeki telefon da olsa genç kız karşısında Hamza Mahir varmışçasına başını yastığın altına gömmek istedi. Bu adam neden kendini hep böyle utandırıyordu ki sanki?
"Hıh her şeye de kendine bi pay çıkart zaten. Neyse şimdi dur ben sana ne sorcam. Konya'ya uçakla mı gitcez?"
Kızın hızlı hızlı konuşup konuyu geçiştirme çabası adamı eğlendiriyordu ama üzerine gitmemeye karar verdi.
"Evet güzelim."
Bu da demekti ki akşam yemeğine yetişebileceklerdi. Hemen Esra'yı arayıp söyleyecekti.
"Mahiiir?"
Kızın bu ses tonunu adam çok iyi biliyordu.
"Hayır Bahar."
İyi de henüz söylememişti ki?
"Neden ama yaa daha ben bi şey demedim ki sevgilim?"
Adam derin bir nefes verdi.
"Ben biliyorum o ses tonunu kesin olmayacak bir şey isteyeceksin."
Neden olmasındı ki bal gibi de olurdu yani.
"Nerden biliyorsun belki çok makul bir şey diyeceğim?" cık cıklayıp devam etti. "Bu kadar sabit fikirli olma biraz yeniliklere açık ol sevgilim."
Genç kız yine konuyu alenen manipüle ediyordu.
"Söyle hadi söyle ne gibi bir yenilik çıkacak altından bakalım."
Hamza Mahir'in sesi bıkınca çıkıyordu.
"Ben diyorum ki bizimkiler de gelsin Konya'ya. Çok güzel olmaz mı?"
Aferin Bahar adam seni zar zor götürüyor zaten!
Karşı taraftan ses gelmeyince ikna çalışmalarına başladı hemen.
"Hem ben Esra'ya ve Zeliha sultana çok anlattım onları. Tanışsınlar istiyorum. Üstelik Esra benim en yakın arkadaşım e burda da Leyla'yla yakın arkadaş olcaz belli yani. Onlar da tanışsa kaynaşsa?"
Bahar'ın dur durak bilmeden konuşmaya devam etmesi üzerine Hamza Mahir müdehale etti.
"Ulan daha sen dün tanıştın ne ara kaynaştın da iş buraya geldi?"
Evet gerçekten yerinde bir soruydu.
"Ben sana dün gece demedim mi kazık kadar insanlar işlerine karışma diye?"
Çocuk gibi azarlanıp duruyordu ama canım!
"Sen ne dersen de ben burnumu oraya sokcam canım işte o kadar!"
Sonuçta hayırlı işti birilerinin el atmasında ne gibi bir kötülük olabilirdi ki yani?
"Bak bak laflara bak! Ulan Bahar iki dakikada kudurtuyorsun ya beni gelsinler ulan tamam ne halin varsa gör!"
İçinde şampiyonlar ligi marşı çalan genç kız adamın öfkesini duymuyordu bile. Sanki kızmamış da güzelce kabul etmiş gibi sevimlice konuşmaya başladı.
"Teşekkür ederim sevgilim başka söyleyeceğin bir şey var mı?"
Kızın kendiyle dalga geçer gibi konuşmasına asabı bozulan adam "Dörtte hazır ol." diyip telefonu kapattı.
"Öküz! İnsan bi seni seviyorum sevgilim, hayatım, aşkım, canım falan der!"
Ağzından çıkanlara kendisi dahi inanmayan kızın ağzından bir kahkaha kaçtı. En iyisi önce Esra'yı sonra Yiğit Ali'yi arayıp bilgi aktarımını bir an önce sağlamaktı.
Akşamüstüne doğru kıyafetlerini değiştiren Bahar üzerine tam oturan, dizinin altında, yarım kollu, siyah spor bir elbise giymiş; altına da beyaz spor ayakkabılarını geçirmişti. Hafif bir makyajla hazırlığını tamamladığında aynadaki görüntüsünden gayet memnundu.
Saat tam dörtte yatak odasının kapısı açılmıştı ki o sırada Bahar yarım bağladığı saçlarını düzeltmekle meşguldü.
Hamza Mahir her zamanki gibi yanına yaklaşmış saçlarını bir kenara çekip boynuna burnunu gömmüştü. Bu artık aralarında oluşan günlük rutindi ve Bahar her gün bu anın gelmesini özlemle bekliyordu.
"Hoşgeldin sevgilim."
Kendisine doğru dönüp gülen gözlerle bakması üzerine Hamza Mahir genç kızın dudaklarına kapanmıştı.
Bir saat içinde evden çıkıp uçağa bindiklerinde Bahar hala söyleniyordu.
"Özel jet ne ya yok artık yani daha neler! Ben de diyorum ki uçakla mı gitcez?"
Kızın tatlı tatlı sitem edişine cevap vermeyen adam takım elbisesinin ceketini çıkarmakla meşguldü.
"Çocuklar nerde kaldılar Mahir?"
Hamza Mahir yerine otururken huysuzca homurdandı.
"Çocuklar mı? Nüfusumuza alalım istersen eşek kadar herifleri?"
Kızı da kolundan tuttuğu gibi yanına oturtup kendine doğru çektiği sırada gelenlerin sesi duyuldu.
"Yenge gözün yollarda kalmış öyle duyduk?"
Neşeli sesin sahibi Yiğit Ali'ydi. Bahar sevinçle yerinden kalkıp Leyla'ya sarılırken genç adama laf yetiştiyordu.
"Hoşgeldiniz ama nerde kaldınız ya gözümüz yollarda kaldı?"
Leyla da aynı şekilde büyük bir sıcaklıkla Bahar'a sarıldı.
"Ohooo pabucumuz dama atılmış bile."
Yiğit Ali'nin tasvip etmez sesiyle Hamza Mahir'in ters ters bakışı yaklaşık aynı saniyelere tekabül etmişti.
Nejat ise her zamanki ciddiyetiyle ağabeyine ve Bahar'a selam verip yerine geçmişti.
İlk günlere nazaran çok daha samimi davranıyordu fakat Yiğit Ali'ye olduğu kadar Nejat'a nazı geçmiyordu açıkçası Bahar'ın.
Herkes yerine yerleştiğinde Bahar da Hamza Mahir'in yanağına bir öpücük kondurup başını omzuna doğru koydu. Adam ciddiyetle elindeki tabletten bir şeyler okuyordu. Dönüp genç kıza bakmasa da bir koluyla kavrayıp göğsüne doğru çekti. Adamın sıcaklığıyla yaklaşık bir saatlik yolculuk başlamıştı.
Uçaktan indiklerinde kendilerini bekleyen özel araca doğru ilerlediler. Karşılıklı birçok koltuğun bulunduğu aracın içi tamamen özel tasarım gibi duruyordu.
Gerçi böyle modifiye araç işlerinden pek anlamazdı Bahar ama bu pek de varsayıma yer bırakmayacak cinsten bir durumdu.
Araç hareket ettiğinde kimse kendisine evin konumuyla ilgili bir soru sormamıştı bu da demekti ki zaten alenen biliniyordu!
Gözaltından yanında oturan Hamza Mahir'e baktı kendi heyecanının aksine herzamanki soğukkanlılığıyla oturmuş elindeki tesbihi çeviriyordu.
Bahar'ın anladığı kadarıyla bu adam için bir çeşit terapi yöntemiydi.
Başını çevirdiğinde karşı ikili koltukta oturan Leyla'yla göz göze geldi genç kız. O da heyecanlı ve tedirgin görünüyordu.
Endişeli haline destek olmak ister gibi içten bir şekilde gülümsedi. Nejat beyin dünya umrundaymış gibi görünmüyordu kızın yüzüne bile baktığı yoktu.
Dışarıya doğru baktığında akıp giden yolları izledi bir süre. Uzun zamandır gelmediği bu şehri tuhaf bir şekilde özlemişti. Kaçıp kurtulmak için düştüğü yollarda kendisi kaçırıldığı yetmezmiş gibi aşık olmuş, gönüllü olarak bambaşka bir hayat kurmuştu. Şuan ise tüm o yaşadıklarının başkahramanı ile el ele yeniden bu şehirdeydi. Hayat gerçekten tuhaf bir olguydu. İnsanın karşısına ne çıkaracağı hiç belli olmuyordu.
Dalıp gittiği ruh halinden arabanın durmasıyla sıyrıldı. Büyüdüğü evin kapısına gelmişlerdi bile. İçi özlemle doldu, İstanbul'da hissettiğinden çok daha büyük bir özlemle.
Bahçe kapısına vardıklarında kendilerini şu gözünün hiç tutmadığı yeni güvenlikçi karşıladı tabii kendinden önce Hamza Mahir'in yanına koşturarak gelmişti.
"Beyim hoşgeldiniz."
Gümüşpala bir baş selamıyla bahçeden içeri girerken Bahar olduğu yerde durmuş adama kötü kötü bakıyordu. Hamza Mahir birkaç adım attıktan sonra geriye dönüp adamı öldürmeye çalışır gibi bakan Bahar'ın elinden tutup çekiştirdi.
Ayakları ileri yönde hareket eden genç kızın başı hala gerideki adama doğru çevrili pis pis bakıyordu ki geriden gelen Nejat ve Yiğit Ali durumu fark edip sırıttılar.
Allah biliyordu ya bu adamın başına bir gelecek vardı.
Bahar uçakta herkesi sıkı sıkı tembih etmişti Zeliha sultana sürpriz yapacağı konusunda.
Kendi aralarında konuşmadan sessizce kapıya doğru yürüyorlardı. Genç kız önden gidip zile bastı çok değil iki dakika sonra kapı açıldığında ortaya çıkan manzara görülmeye değerdi.
Zeliha hanım şaşkınca Bahar'a bakarken bir an tek kelime edememiş öylece kalakalmıştı.
"Zeliha sultanım bi hoşgeldin yok mu?"
Genç kızın gülen yüzünün aksine ağlamaklı sesiyle çıkan cümlenin ardından, yaşlı kadında gözlerinden firar eden yaşlarla "Bahar'ım, güzel kızım hoşgeldin." diyip öne doğru atılmış genç kızı kollarının arasına almıştı.
Bahar, Zeliha hanıma her ne kadar anne demese de onlarınki bir anne kız kavuşmasıydı. Dışarıdan gören gözler için de öyleydi elbette.
"Hoşbuldum sultanım. Çok özledim seni." İki kadın da yaşlı gözlerle hasret gideriyordu.
O sırada Esra'nın sesi duyuldu.
"Aşk olsun siz beni hep dışlayın zaten böyle!"
Bahar duyduğu sesle birlikte Zeliha hanımdan ayrılıp Esra'ya doğru yöneldi.
"Bak ya Zeliha sultan bu kız hala kıskanıyor beni."
İki genç kızın özlemle sarılmaları da bugünün görülmeye değer anıları arasındaydı. Hasret gideren üç kadın kapıdaki misafirleri akıl edebilmişlerdi sonunda.
Zeliha hanım mahçup bir şekilde söylendi.
"Hay Allah size de ayıp oldu böyle kapıda kaldınız buyurun evladım geçin içeri."
Hamza Mahir başıyla kadını selamlayıp, Bahar'ın elini avuçları arasına alarak genç kızın yönlendirmesiyle içeriye doğru geçti.
Arkada kalan Zeliha hanım ve Esra için çok açık bir mesaj olmuştu bu durum.
Bahar benim diyordu.
Salona geçtiklerinde genç kız öncelikle Hamza Mahir ile tanıştırdı Zeliha hanım ve Esra'yı.
Sonrasında Nejat, Yiğit Ali ve Leyla'yla da tanıştırdı tek tek. Zeliha hanımın gözü sürekli baş köşeye buyur ettiği Hamza Mahir'e kayıyordu.
Kızıyla aralarındaki münasebeti biliyordu ama daha önemlisi bizzat kızını kaçıran adamla karşılıklı oturmak bir garip gelmişti kadıncağıza.
Diğer iki adam da güçlü kuvvetli delikanlılardı maşallahları vardı pek bir yakışıklıydılar ama işin doğrusu hiç biri bu adam kadar heybetli gelmemişti gözüne.
Başka bir duruşu vardı kadıncağızı tedirgin etmeye yetmişti.
Dikkatini adamdan alıp hemen yanında oturan ne zamandır hasretini çektiği bal boncuğuna çevirdi. Elleriyle saçlarını severken bir taraftan da özlem gideriyordu.
"İyisin değil mi? Nasıl merak ettim seni bir bilsen ne gecem kaldı ne gündüzün ah be kızım."
Her an ağlamaya hazır duruyordu gözleri.
"Sultanım yaşandı gitti bak ben çok iyiyim artık güzel şeylerden bahsedelim olmaz mı?" derken kadına sarıldı bir kere daha.
Salondaki erkeklerden çıt çıkmıyordu herkes yabancısı olduğu ortamda sessizce oturuyordu.
"Bu Esra akşama arkadaşlarımı davet ettim diyip onca yemek yaptırdı bana bilseydim senin sevdiklerinden yapardım."
Bahar gülümsedi karşısındaki telaşlı kadına. Ellerini tutarak içtenlikle cevap verdi.
"Ben senin yaptığın her yemeği yerim ki."
Ortamdaki duygusallık bir türlü dağılmıyordu çareyi olaya el atmakta bulan Esra, Leyla da dahil olmak üzere tüm kadınları mutfağa toplarken hep bir elden yemek masasını hazırlamaya giriştiler. Yemekten sonra yerleşmek için valizleri çıkardıklarında Bahar odasını ne kadar özlediğini farketti.
Ergenliğinden beri dışarıya karşı ne kadar asiyse içten içe bir o kadar duygusaldı ve bu odada az hayaller kurmamıştı.
Bir gün içinde bulunduğu kimsesizlikten, hiç bir yere ait olamama hissinden kurtaracak bir kahraman düşlemişti hep.
Şimdi burada yine aynı odada Hamza Mahir ile yan yana duruyordu.
Durum adam için de oldukça enteresandı elbette.
Yalnızca birkaç aydır tanıdığı ve hayatının merkezine paldır küldür yerleşmiş bu kadının tüm geçmişi bu dört duvardaydı. Bebekliği, çocukluğu ve de kendinden ayrı geçirdiği tüm yılları. İstemsizce öfkelendi Gümüşpala tüm sahip olamadığı günlerine.
"Ee sevgilim odamı nasıl buldun?"
Kızın kendisine merakla bakan gözleri adamı gülümsetti ama hemen ardından yüzünü numaradan buruşturdu.
"Fazla pembe"
Beyaz mobilyalarla döşeli odanın duvarları toz pembeydi. Adamın kast ettiği şey de tam olarak buydu fazla feminen bir odaydı. Adamın tepkisine kahkaha atan Bahar
"Ee bu kadar prenses olmasaymışım napalım" diye havalı havalı söylenirken dalga geçtiği belliydi.
Adam kızı kucağına aldığı gibi pek de büyük olmayan yatağa doğru ilerledi. Hamza Mahir gibi iri cüsseli bir adamın neredeyse tamamını kapladığı yatakta Bahar'ı da kendi üzerine doğru çekmiş öylece uzanmışlardı.
"Ben sığarız diyodum ama sen ancak sığdın bu yatağa."
Kulağını adamın kalbi hizasına koymuş huzurun sesini dinliyordu bir yandan.
"Sığdık zaten."
Genç kız gülerek sordu.
"Tüm gece böyle üzerinde mi yatcam yani?"
Sesindeki edalı haller belli ki adamın da hoşuna gidiyordu.
"Sanki odamızdaki yatakta farklı yerde yatıyorsun yavrum."
E yani haksız da sayılmazdı şimdi. Devasa yatakta her gece bir şekilde adamın tarafına gidip koala gibi yapışıyordu.
"Ben üşüyorum diye öyle yatıyorum bi kere."
Evet evet kesin öyledir Bahar.
"Yak beni Mahir diyorsun yani?"
Adamın sesinden eğlendiği belliydi. Açıkça kendisiyle alay ediyordu.
Genç kız gözlerinde muzur bir ifadeyle doğrulup Hamza Mahir'in tam kasıklarının üzerine oturdu. Adamın bir kaşı anında kalkerken gözleri doğrudan kıza bakıyordu.
"Oturduğun yere dikkat et, karışmam."
Alt dudağını bu sefer kasıtlı olarak dişlerinin arasına almış bir şekilde Bahar da kocasının bakışlarına karşılık veriyordu.
"Burası benim odam" derken ufak ufak kıpırdanıyordu.
Hamza Mahir ise hiç istifini bozmadan sordu.
"Yani?"
Olabildiğince havalı bir şekilde devam etti genç kız. "Ne derler bilirsin sevgilim her horoz kendi çöplüğünde öter."
Adamın dudakları belli belirsiz kıvrılırken ani bir hareketle kızı altına çekip dudaklarına kapandı.
Odanın içi yine aniden alev alıvermişti. Aralarındaki çekim o kadar büyüktü ki ufacık bir kıvılcımdan saniyeler içinde devasa bir yangın çıkıyordu. Büyük eller kızın vücudunu tavaf ederken dudakları da en çok etkilendiğini bildiği yerdeydi.
Başını kaldırıp "Horozmuş" derken boynuna bir öpücük daha kondurup devam etti. "Ulan senden olsa olsa civciv olur."
Bahar, Hamza Mahir'in tespitine gülerken bir taraftan da elinden kurtulmaya çalışıyordu.
"Sevgilim burda olmaz bak yan odada insanlar var lütfen."
Duyan kimdi ki ohoo?
"Mahiir duralım nolur bak sevgilim hadi."
Kızın panikleyen haline homurdanan adam kendini geri çekerken söyleniyordu.
"Kaç bakalım civciv."
Adamın ellerinden zor kurtulan kız gülerek kapıya doğru koşturup öpücük yollayarak kaçtı.
Kızın arkasından kendini tekrar oturduğu yatağa bırakmıştı Gümüşpala.
Bahar yüzünde kocaman gülümsemeyle aşağı inerken Yiğit Ali'yle karşılaştı.Kendinin aksine somurtuyordu. Hızla "İyi geceler yenge." diyip geçip gideceğinde durdurdu adamı.
"Teşekkür ederim beni kırmayıp geldiğin için." diyip içtenlikle sarıldı adama.
Önce kararsız kalan genç adam sonrasında kardeşçe sarıldı kıza. Yiğit Ali de Baharla birlikte bir kız kardeşe sahip olmak ne demek öğreniyor gibiydi.
"Abim kellemi uçurmadan ayrılalım." derken artık o da gülümsüyordu.
"Haftalardır hiç de normal olmayan şeyler yaşadın. Hepsini de sanki normal bir şeymiş gibi olgunlukla karşıladın bizi kabullendin asıl ben sana teşekkür ederim. Hep böyle gül sen valla bak. Haydi iyi geceler." diyip yukarıya doğru çıktı.
Bahar adamın arkasından şaşkınca baktı sanki her zamanki alaycı Yiğit Ali yoktu karşısında. Onu böyle dıygusal görmemişti hiç.
Mutfağa girdiğinde Esra akşamdan kalan çay bardaklarını makinaya yerleştiriyordu. Bahar'ı görünce laf çarpmadan edemedi.
"Ooo Bahar hanım beyiniz izin vermez aşağı inmezsiniz diyorduk ama hayırdır inşallah?"
Dolaptan kahve kupalarını çıkaran Bahar ikisine de kahve yapmaya girişti.
"Aşk olsun Esra adam eve yabacı yatacağı yeri de mi göstermeseydim yani?"
Elektrikli ısıtıcıda kaynayan suyu kupalara dolduruyordu bir taraftan da.
"Takılıyorum abla ya bakma sen bana. Gözlerinden kalpler fışkırıyor yalnız seni böyle göreceğim hiç aklıma gelmezdi biliyor musun?"
Kalan iki bardağı da makineye yerleştirip ellerini yıkayan Esra, Bahar'ın yanına doğru geldi ve iki genç kız mutfak masasının saldalyelerine karşılıklı oturdular.
"Birine bu kadar tutulup kalacağım benim aklıma gelir miydi sanki?" diyerek güldü.
Bir süre sessizce kahvelerini içtiler. Sessizliği bozan Esra oldu. "Sana ulaşamayınca aklımızı kaçırdık. Zeliha sultanı görseydin günlerce iki gözü iki çeşme yolunu gözledi." Gözleri sabit bir noktada takılı kalmış dalgın dalgın anlatıyordu. "Sana ne yaparlar nasıl davranırlar diye düşünmekten, ne yer ne içersin diye tasalanmaktan gözümüze uyku girmedi. İki dakika sesini duyduk ya ilk defa o gece uyku uyudu Zeliha teyze."
Bahar zaten tahmin ettiği şeyleri kulaklarıyla duyunca bir kere daha kahrolmuştu. Evet kendisi de zor günler yaşamıştı ama asıl zorluğu onlar yaşamış yolunu beklemişlerdi.
"Böyle olsun istemezdim zaten onu kandırıp İstanbul'a gittiğim için yeterince vicdan azabı çekiyordum bir de üzerine bu çıktı."
Sesi çok üzgün çıkıyordu Bahar'ın.
Esra havadaki buhranı dağıtmak için alayla söylendi. "Neyse iyi tarafından bak evde kalmadın."
Masanın üzerinde duran kuruyemiş tabağından bir fındığı kafasına yemişti tabiki.
"Hatırlıyor musun doktor istemem, mantık evliliği istemem, aşk evliliği istiyorum ben dediğin günü?"
Bahar elbetteki hatırlıyordu kaçırılmadan bir gün önce ettiği o kocaman kocaman lafları.
"Kız tam dua saatine mi denk getirdim naptım çat diye kabul oldu."
Bahar'ın şaşkın şaşkın yorumu ikisini de güldürdü.
"Yalnız bir şey dicem ben biraz tırstım eniştemden."
Hamza Mahir'e enişte denmesi Bahar'a kahkaha attırmıştı.
"Ne var be ne gülüyorsun? Sence de fazla otoriter bir tip değil mi? Yani insan böyle birine nasıl yaklaşır anlamadım ki vallahi. Siz Allah bilir büyük bir resmiyetle şey yapıyorsunuzdur."
Cümlesi biter bitmez ikinci fındığı da kafasına yemişti bile genç kız.
"Edepsizleşme Esra!"
Genç kız ellerini kaldırarak teslim olur gibi yaptı gülerek.
"Tamam tamam demedim bi şey."
O sırada kapıda Zeliha hanım göründü. Bahar sıcacık gülümseyerek ayağa kalktı sarıldı kadına.
"Kuzum benim, mis kokulum."
Yaşlı kadın da sımsıkı sarılıyordu genç kıza.
"Gel otur anlat bakayım Hamza Mahir beyi. Kızım senin böyle mafya kılıklı bir adamın yanında ne işin var?"
Bahar sorguya çekileceğini anlamıştı bile ilk cümleden.
"Sultanım biliyorum dışarıdan fazla ciddi ve baskın karakterli görünüyor. Tedirgin olmanı da anlıyorum çok haklısın ama inan ki bana karşı böyle değil."
Utanarak konuşmaya devam etti.
"Hem çok seviyorum ben onu."
Zeliha hanım Bahar'ın ilk defa biri için çırpındığına şahit oluyordu.
"O da seni seviyor mu?"
Genç kız bir an duraksadı.
"Yani o pek böyle şeyleri söylemeyi sevmiyor ama ben hissediyorum sevdiğini. O beni herkesin yerine seviyormuş gibi hissediyorum."
Uzun süredir sessizliğini koruyan Esra dayanamayıp söze girdi.
"Ayy sultanım bu buzlar kraliçesi vallahi sırılsıklam aşık olmuş. Bağlasan durmaz bu."
Zeliha hanım yaşının vermiş olduğu hayat tecrübesi ile Hamza Mahir'in ne kadar güçlü ve sözünü geçiren bir adam olduğunu yalnızca üç beş saatlik bir gözlemle anlamıştı.
O nedenle kızı olarak gördüğü Bahar için tedirgin oluyordu.
"Güzel kızım nerde senin parmağında yüzük bakayım? Allah katında nikahlısınız evet ama bu senden doğacak çocuklarla aynı soyadı taşıyabileceğiniz anlamına geliyor mu? Eh be kızım hiç mi sormuyorsun sen bunları kendine?"
Yorumlar
Yorum Gönder