GÜMÜŞPALA-45
Keyifli okumalar♥️
Yiğit Ali günlerdir terslenmiş olmanın verdiği çekimserlikle zile basmıştı.
Eskiden yalnızca ağabeyine hürmeten saygıda kusur etmemek adına az biraz çekinirdi eve girerken fakat Bahar evdeki tüm dengeleri değiştirmiş sanki anne babasının evine gelir gibi bir ruh haline sokmuştu genç adamı kısacık zamanda.
Yiğit Ali, Bahar'a ne kadar ağabey olmuşsa genç kadın da adama yeri gelmiş küçük kız kardeş olmuş yeri gelmiş abla, hatta ve hatta anne olmuştu.
Aslan parçalarının üzerine titreyişi öyle içten, sıcak geliyordu ki adama utanmasa gözleri dolacaktı.
Ne de olsa yurt çocuğuydu Yiğit Ali. Görmemişti ki anne nedir, kanından canından bir evlat nasıl sevilir.
Belki de tüm bu sebeplerdendi Bahar'la arasını hep iyi tutmak istemesi. Önceleri onun da kendi gibi annesiz babasız büyümüş olması tam on ikiden vurmuştu genç adamı, şimdi de hiç yakınen bilmediği anne şefkatini görüyor olmasıydı ona karşı hassasiyeti.
Her şey iyiydi hoştu da yeğenlerini tam dokuz gündür kucağına alamıyordu Yiğit Ali.
Ne yaptıysa olmamış bir türlü Bahar'ı kendisiyle barışmaya ikna edememişti. Ağabeyinden çekinmese gizlice girip sevecekti eşek sıpaları nasıl da burnunda tütmüştü.
Kapının açılmasıyla Baharla burun buruna geldi.
"Ne vardı Yiğit Ali?"
Al işte yine başlıyorlardı.
"Yenge kapıyı niye sen açıyorsun?"
Ağzından çıkıp Bahar'ın kulaklarına henüz ulaşmadan önce kurduğu cümleden pişman olmuştu fakat artık her şey için çok geçti.
Genç kadın kapıyı kapatmaya yeltenmişti ki engel olup kendini açıklamaya girişti adam.
"Yenge affedersin valla öyle demek istemedim ama bir dur ya bir izin ver kendimi açıklayayı.."
Kızın kendisini dinlememesi üzerine son çare olarak planını öne sürdü Yiğit Ali.
"Benimle kış bahçesine gelirsen çok önemli bir şey göstereceğim."
Bahar adamın ağzından bir çırpıda çıkan cümleyle duraksadı.
"Allah Allah niye geliyormuşum?"
Kızın meraklı çıkan sesinden doğru yolda olduğunu anlayan Yiğit Ali kapıdan elini çekip konuşmaya devam etti.
"Gördüklerinden sonra belki beni affedersin ama abimin temiz bir dayak atmak isteyeceği kesin olduğu için kendimi riske de atamam malum kızlar bu surata bayılıyor."
Yiğit Ali'nin kendini beğenmişliği Bahar'ı neredeyse güldürecekti.
Allah için çok yakışıklı adamdı ama onun olayı şeytan tüyünün olmasıydı. Şu anda bile öyle tatlı tatlı bakıyordu ki sanki suç işlemiş on yaşında erkek kardeşi vardı karşısında genç kızın.
"Ben niye kocamın kızacağı bir işe alet olayım peki?"
Zamanında şu aile saadetinin kurulması için ne dualarda bulunmuştu Yiğit Ali ama yine olan kendine olmuş ikiye bir kalmıştı.
"Yav Allah kitap aşkına sen ne zamandan beri abimin bir işe kızıp kızmayacağını düşünür oldun gözünü seveyim?"
Bahar kollarını önünde birleştirmiş ayak diretmeye kararlı gibi görünüyordu.
"Arada hasretlik olunca insan birbirinin kıymetini anlıyor, ne diyelim araya girenler utansın!"
Yiğit Ali şimdi kafasını şu duvarlara vura vura kendini unutacak dert, tasa, gam, keder bir şey kalmayacak tertemiz olacaktı.
"Yenge gözünü seveyim bir gel ya sonra daha da ısrar etmeyeceğim zaten."
Adamın ısrarla çağırması üzerine kapıdan dışarıya adımını atan kız Yiğit Ali'nin peşine düşmüş arka bahçeye doğru ilerlemeye başlamıştı.
İşin aslı kendisi de merak etmişti neydi bu kadar önemli olan.
"Umarım gerçekten geçerli bir sebebin vardır Yiğit Ali beni sürüklemek için."
Oflaya puflaya kış bahçesinin kapısından giren kızın dikkatini ortadaki oturma grubunun masasının üzerinde bulunan laptop çekivermişti. Çok geçmeden Yiğit Ali karşısına oturup bilgisayarı açtı. Bahar da konuşmaya gerek duymadan merakla adamın yanına oturdu.
Videonun oynatma tuşuna basılmasıyla ekranda bir hastane odası beliriverdi. Yatakta yatan adamın kolları bacakları sargılar içerisindeydi. Makinelere bağlı olan iri gövdesinde çeşitli kablolar takılıydı ve geriye kalan bir çok yeri bandajlıydı.
Odadaki kamera güvenlik önlemleri için yerleştirilmişti. Özellikle tam yatağın karşı tarafına konulmuş ses ve görüntüyü anbean kayıt altına alıyordu.
Ağabeylerinin dostu olduğu kadar düşmanı da vardı. Her ne kadar kaza örtbas edilmiş hiçbir yere bilgi sızdırılmasına izin verilmemişse de riske atamazlardı. Bu nedenle Nejat bizzat kendisi yerleştirmişti.
Kamera yatağa doğru zoom yapınca o kişinin Hamza Mahir olduğu ancak seçilebiliyordu.
Bu elbetteki Bahar için geçerli bir durum değildi çünkü ekran açılır açılmaz içinden geçen o ürpertiyle anlayıvermişti zaten o olduğunu.
Belli ki kaşıyla gözü arasındaki o iz henüz yeni olduğu için dikişliydi ve genele oranla önemsenmeyecek kadar küçük olan o yara bile genç kadının içini parçalamaya yetmişti.
"Mahir..."
Gözlerini kırpmasıyla yanakları ıslanıvermişti.
Kızın daha ilk saniyeden boğazındaki düğüme adeta somut olarak şahit olan Yiğit Ali işi şakaya alarak videoyu durdurdu ve laptopun ekranını kapattı.
"Ohoo sen böyle ağla eve gidince abim sorsun niye ağladın diye sonra faturası bana kesilsin. Yok yok sen en iyisi bana küs kal."
Bahar aniden kapatılan ekran karşısında bir iki saniye şaşırıp kalmış bir şekilde bakakalmıştı fakat genç adamın cümleleriyle fazla uzun sürmedi.
"Yiğit Ali saçmalama aç şunu ya!"
Bir yandan da adamın kollarıyla yukarıya doğru kaldırdığı bilgisayarı elinden almaya çalışıyordu.
"Yiğit Ali diyorum ver şunu!"
Bir o yana bir bu yana kapmaya çalışıyordu fakat o kadar uzun kollardan bilgisayarı çekip alabilmek kolay iş değildi Bahar için.
"Söz ver ağlamayacağım diye önce."
Gözlerini devirerek konuşmaya başladı genç kadın.
"Oldu paşam başka? Hem barışmaya çalışıyor hem de şart koşuyor. Ağlayacağımı da sana soracaktım!"
Bahar'ın azarı pek de gözünü korkutabilmiş gibi görünmüyordu Yiğit Ali'nin.
"Sen de giderek iddialı bir rakip olmaya başladın ama her türlü abimin gazabından daha çok korkarım canım önce söz ver."
Hayır da bu duruma ne ara gelmişlerdi yani daha az önce yalvaran kendisi değilmiş gibi şimdi de şart koşuyordu beyefendi. Yok yok bu Yiğit Ali iflah olmazdı.
"Hem bu videonun aramızda kalacağının da teminatını isterim." diyerek devam etti sözlerine adam.
"Pis fırsatçı önce başını gösterdin ki iyice merak edeyim değil mi? Nasıl olsa kabul ettiririm dedin!"
Yiğit Ali'nin suratından alaycı ama bir o kadar kafası hinliğe çalışan çocuklar gibi gözlerinin içini parlatan bir gülümseme geçti.
"Ee var bizimde kendimize göre bir şeklimiz. Barışırsan öğretirim sana da bir iki numara."
Bahar gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmakla meşguldü. Koskoca adam adeta afacan bir çocuk gibiydi şu anda gözünde.
"İyi izletme ben de gider Mahir'e Esra'yı öptüğünü söylerim."
İşte şimdi beraberlik sevinci vardı tribünlerde.
Bahar kaşlarını kaldırmış, bilmiş bir gülümsemeyle bakıyordu adama.
"Yuh saçmalama yok öyle bir şey."
İnanamaz gözlerle bakıyordu karşısındaki genç kıza Yiğit Ali.
"O yüzden mi geçen gün bahçede beni görünce bir toparlandınız falan hı? Gözümden kaçar mı zannettin canım?"
Yiğit Ali daha da bir şey demiyordu artık pesti!
Bir süre Bahar'ın yüzünü inceler gibi bakıp tereddüt dolu bir yüz ifadesiyle söylendi.
"Senin bu bebek suratının arkasında ne var çok merak ediyorum."
Bahar'da gözlerini kısmış Yiğit Ali'ye pis pis bakıyordu.
"Hahaha asıl sen bebek yüzlü bir serseri olduğunun farkında mısın acaba?" derken konsantresi dağılmış adamın elinden bilgisayarı çekip aldı.
"Sen benim çocuklarıma kötü örneksin gerçekten."
Söylene söylene tekrardan açtı videoyu Bahar.
"Ama kabul et çok eğlenceli amca olur benden. En çok beni sevecekler o Nejat da kuduracak bak görürsün."
Bahar adamın söylediklerine ne kadar gülmemeye çalışırsa çalışsın elinde olmadan kendini gülerken buluyordu.
Biraz sonra ekranda yeniden Hamza Mahir'in belirmesiyle ortamı sessizlik kapladı. Adam olan biten her şeyden habersiz öylece yatıyordu. Adeta canı, kanı yüzünden çekilmiş gibiydi.
Uyanmadan önceki halleri aşama aşama videoya kaydedilmiş gibiydi sanki. Bir sonraki karede vücudundaki kırıklar için kullanılan alçılar çıkarılmış yalnızca bacağındaki sargısıyla makinelere bağlı uyuyordu.
Bahar videoyu durdurup üzgün gözlerle baktı Yiğit Ali'ye.
"İnanamıyorum ne hale gelmiş tüm vücudu. Onu bu halde böylece savunmasız görebileceğim aklıma dahi gelmezdi. Sanki asla yıkılmaz gibi."
Adama bakarak konuşuyordu ama daha çok kendi kendine söylenir gibi bir hali vardı.
"Yıkılmadı zaten. Onun yerinde başka biri olsaydı asla bu kadar büyük bir mücadele veremezdi."
Yerinden kalkıp koşa koşa Hamza Mahir'in yanına gidip biraz önce sarılı gördüğü her bir yerinden tek tek öpmemek için zor tutuyordu Bahar kendisini. Kimbilir o yaralar yerini ne sızılara bırakmıştı.
Yiğit Ali'nin söyledikleriyle yüzüne hüzünlü bir gülümseme yerleşmiş videoyu devam ettirmişti Bahar.
Üç ay boyunca kesit kesit birçok görüntüsü vardı adamın ve uyanmaya başladığı ilk saniyelere gelmişti zaman.
Hamza Mahir'in dudaklarından dökülen "Bahar" ismi bir kere daha genç kadının yanaklarının ıslanmasına yetmişti. Çarçabuk sildi hızla akan o yaşları.
Ekrana bakarak konuşan Yiğit Ali "Ağlıyorsun görüyorum." derken Bahar itiraz etmeye başlamıştı.
"Hiçte bile ağlamıyorum."
Sesinin titrek halinden de anlaşıldığı üzere elbetteki ağlamıyordu(!)
"Sen abime büyü mü yaptın kızım adam üç ay uyudu uyanır uyanmaz senin adını sayıkladı. Mavi gözlü kadınlardan oldum olası korkarım zaten."
Adamın tespitine Bahar'ın bir kere daha gülmesine sebep olmuştu. Ne çok gülmüştü bugün Yiğit Ali sayesinde.
"Hadi hadi devam ettir."
Kızın biran evvel videonun kalanını izleme hevesinin önüne geçmek istemeyen Yiğit Ali yeniden play tuşuna basmıştı bile.
Videonun devamında Hamza Mahir'in etrafına kan kusturduğu öfkeli halleri, geçmek bilmeyen baş ağrıları, ayağa kalkamadığı için aksilenmeleri vardı. Amerika'ya gidecekleri günde ise bitiyordu.
Bahar onun ne denli zor zamanlar geçirdiğine bizzat şahit oluvermişti şu kısacık videoda.
Elbetteki biliyordu fakat görünce bir başka etkilemiş, bir başka canını yakmıştı genç kadının.
"Ee devamı yok mu?" Sesi oldukça meraklı çıkıyordu.
"Devamı yok ama ne olduğu belli işte aylarca fizik tedavi gördü bacağından. Sadece bacağı da değil tabii üç ay boyunca kırılıp da iyileşen tüm kemikleri hareketsiz kaldı kaskatı kalmış tüm vücudu. Epey yoruldu orada aslına bakarsan."
Onca yorgunluğun üzerine gelir gelmez de kendi peşine düşmüştü kocası.
Bir insan en fazla ne kadar sevilebilirdi var mıydı bunun bir sonu, ucu bucağı? Bahar'ın sevgisinin, aşkının büyüklüğünü ölçen bir ölçü birimi henüz icat edilmemişti.
"O gün senin bizi duyup da gittiğini anladığım an var ya..." Bahar daldığı yerden adamın sesiyle kendine gelmişti. "Şu hayatta daha el kadar çocukken hırsızlık da yaptım, adam da yaraladım, tonla illegal iş de yaptım ama hiçbirinde böyle pişman olmadım. Ulan dedim sana mı kaldı Yiğit Ali bunun peşine düşmek, abinden iyi mi bileceksin? Onun bir bildiği olmasa yapar mı böyle gizli saklı işler sevdiği kadına?"
Derin bir nefes verip konuşmaya devam etti.
"O arabanın içinden abimi ben çıkardım. Aklımı kaybediyorum zannettim. Uyanana kadar gecem gündüzüm birbirine girdi uyku uyuyamaz oldum. Gözlerimi kapattığımda hep o şahit olduğum kaza anını gördüm. Tekrar tekrar tekrar... Bu nasıl bir şey biliyor musun? Adamı diri diri mezara koyar."
Bahar adamın yüzünden geçen acıları ilk günkü tazeliğiyle görebiliyordu. O çaresizliğini hissediyordu. Yiğit Ali'nin geçmişe yönelik ve de şu an ki acı çeker haline içinin sızladığını hissetti.
"İnan ki seni önemsememek değil. Layık görmemek mi? O zaten asla olamaz. Ben kendimi kaybetmiştim. Özür dilerim kaş yapayım derken o gözü komple çıkarttığım için. Seni düşüneyim derken her şeyin ağzına sıçtığım için. Sen beni affetmediğin sürece benim içimden bu vicdan azabı hiç çıkmayacak."
Karşısındaki adamın üzgün haline daha fazla dayanamayan Bahar kollarıyla boynunu sarıp hiçbir kelimeye gerek dahi olmadan Yiğit Ali'yi şefkatle sarmıştı.
"Affettim."
Sıcacık ve içten çıkan tek kelimelik bu cümle genç adamın yüreğine su serpmişti.
"Hem o gün orada beni korumaya çalıştığını da biliyordum o yüzden sana hiç kızmadım ki ben. Bu kadar vicdan azabı çektiğini görebilseydim ilk günden söylerdim. Hı haber vermeme mevzusunda yine aynılarını yapardım o ayrı."
Adamdan ayrılacağı sırada camekanlı bahçenin rengarenk çiçeklerinin naifliğine tezat içeriyi bariton sesiyle, kaba bir ikazla dolduran ses Hamza Mahir'den başkasına ait değildi.
"Çek lan ellerini karımın üzerinden."
Yiğit Ali nasıl toparlanıp geri çekileceğini şaşırmış hızla ellerini Bahar'ın üzerinden çekmişti.
Hamza Mahir'in, Yiğit Ali'ye kötü kötü baktığı sırada Bahar kocasına doğru harekete geçmiş ayak parmaklarının üzerinde kocasının yanağına kocaman bir öpücük kondurmuştu bile.
"Hoşgeldin aşkım."
İnsan öpücükle bir nebze de olsa yatışırdı ama nerdeydi? Kafasını çevirip kendisine bakmamıştı bile.
"Ne karıştırıyorsunuz siz burada?"
İşte şimdi sorgulanmaya başlamışlardı. Evet Bahar manipülasyon konusunda oldukça iyiydi fakat Hamza Mahir'in kendisinin aklını okuyabilmek gibi bir süper gücü vardı. Bu da genç kadının bir miktar elinin ayağının dolanmasana sebep oluyordu haliyle.
"Abi yengeden adamakıllı bir özür dilemek istedim. Malum günlerdir yüzüme bakmayınca üzülüyorum abi sonuçta biz bir aileyiz."
Ha gayret Yiğit Ali hepimizi ağlatacaksın...
"Koskoca evde oda mı bitti oğlum ne işiniz var burada?"
...ama yemezler.
Yalanı iğne deliğinden geçirebileceği her halinden belli olan Yiğit Ali ağabeyinin karşısında lal oluyordu adeta. Duruma acil el atmak zorunda kaldığını düşünen Bahar söze girdi.
"Sevgilim benim de Yiğit Ali'yle konuşacaklarım vardı ve evden kimsenin duymaması için özellikle buraya gelmek istedim."
Gümüşpala'nın gözleri ikili arasında gidip gelirken inanmayan bakışlarla sordu.
"Neymiş o konuşacakların yavrum?"
Kocası böyle sorgu amiri gibi tepesine dikildiğinde de rahatça bir şey uydurulmuyordu ki canım!
"Ben Yiğit Ali'yle Esra arasında bir şeyler olduğunu düşündüm."
ve Bahar sonunda bombayı patlatmıştı. Her ne kadar patlama sesi duyulmasa da Yiğit Ali'nin bizzat içinde imha etmişti o bomba.
En sonunda Hamza Mahir'in dikkatini çekilebilmiş olsa gerek bir kaşı havalanmış karşısındaki genç adama bakıyordu sorgularcasına.
"Y-yok abi ben yengeye de söyledim zaten yok öyle bir şey."
Bir taraftan da Bahar'ın dahiyane fikrine sövmekle meşguldü Yiğit Ali.
"İşte sevgilim ben yanlış anlamışım sanırım Esra'yı öyle üzgün görünce. Belli ki başka bir şeye sıkılmış kızın canı. Neyse zaten canım kapattık biz konuyu hem Esra'nın yaşı daha küçük, kız üniversite okuyacak böyle mevzularla aklını bulandırmaya gerek yok değil mi?"
Aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyordu genç kadın.
"Miniklerim ne yapıyorlar acaba ya çıktığımda uyuyorlardı gidip bir baksak mı Mahir her şeyi anlattığımıza göre?"
Kızın söylediklerine hiçte inanmış gibi görünmeyen adam kısa ve net bir şekilde cevapladı.
"Uyanıklar, kızlar ilgileniyor."
Suyunun fazlaca ısındığını hisseden Yiğit Ali usulca söze girdi.
"Yengeyle barış imzaladığımıza göre yeğenlerim burnumda tütüyor ben bir gidip seveyim müsaadenizle abi."
Baş işaretiyle git diyen adamın yanından hızla ayrılan Yiğit Ali'den sonra başbaşa kalmışlardı.
Bahçe kapısının kapanma sesiyle Bahar'a doğru bir adım atan adam konuşmadan doğrudan gözlerine bakıyordu kızın.
Hamza Mahir üzerine doğru yürüdükçe geri geri yavaş adımlarla kaçan Bahar'ın sırtı en sonunda fuşya çiçeklerle kaplı duvara dayanmış gidecek mesafesi kalmamıştı.
"Daha fazla çırpınmazsın diye düşünüyorum. Gidecek yerin kalmadı."
Hain Yiğit Ali!
"Sevgilim niye kaçayım ben senden?"
Bir eli adamın gömleğinin yakasındayken diğer eli tembel tembel üstten dördüncü düğmesinde oyalanıyordu genç kadının. Aralarındaki mesafeyi iyice kapatan Bahar usul usul konuşuyordu.
"Bak bak numaralara bak."
Bahar aniden çocukça bir hırsla ayağını yere vurdu.
"Ya off ben neden seni hiç etkileyemiyorum!"
Hamza Mahir'in dudakları kıvrılırken kızı belinden tutup göğsüne yasladı. Bir elinden tutup tam kalbinin üzerine getirdi.
"Etkileyemiyor musun sence?"
Kalbi deli bozuk bir hızla atıyordu adamın.
"E niye bozuyorsun beni madem?"
Nazlı nazlı sitem ediyordu Bahar kocasını ne kadar etkilediğinden habersiz.
"Konuyu değiştirmek için baştan çıkarmaya çalışmıyor musun beni bakayım?"
Her saniye biraz daha yaklaşıyor gibiydi birbirine, ayrıldıkları anda yeniden hasret kalacak dudaklar.
"Akışına bırakıver ne olmuş yani?"
Kızın söyledikleriyle bir kere daha kıvrıldı adamın dudakları.
"Nimetlerimden faydalan diyorsun yani?"
Bahar gözlerini süzerek işveyle mırıldandı.
"Yani"
Devamında ise kavuşan dudaklar ve tutkuyla sarılmış bedenler vardı kış bahçesinin rengarenk çiçeklerinin arasında.
Ayrıldıklarında sırtı duvara yaslanmış Bahar'ın kolları kocasının boynunu kavramış ayakları ise yerden kesileli çok olmuştu.
Hülyalı bakışlarla Hamza Mahir'in dudaklarından dökülen cümleleri dinliyordu.
"Ulan sana hiç doyamıyorum. Esir ettin kendine anasını satayım. Bir şikayetim de yok gönüllü köle ettin."
Kızın kıkırdamasının üzerine hızla dudaklarına bir öpücük daha kondurdu adam.
Bacakları kocasının beline sarılı olan Bahar içinden dolup taşan aşkla sarıldı Hamza Mahir'e.
"Çok seviyorum seni çok."
Adamın yüzünü ellerinin arasına alıp sevgiyle parlayan mavi gözlerini gezdirdi tüm yüzünde ve kaşıyla gözünün arasındaki ize büyük bir öpücük kondurdu.
Biraz önce izlediği videonun hala etkisine olan kız şefkatle okşadı dikiş izini.
"Gözüne çok yakın Allah korumuş ya gözüne gelseydi."
Kendisine göre oldukça ufak tefek bu muhteşem kadının ellerinin yüzünde gezintisinden oldukça memnun olan Gümüşpala karısını seyrediyordu.
"Sen değil miydin böyle serseriliklere bayılan?"
E ama böyle ne cümle kurduysa gün gelip karşısına mı çıkaracaktı bu adam?
"Ay kıskançlığın da bu kadarı doğrusu pes"
Adamın kızı kalçasından tutan eli biraz daha sıkı kavrarken şakadan uyarı mahiyetindeki bu durum Bahar'ı biraz daha güldürmüştü.
"Benim isteklerimi bu kadar önemsemen taktire şayan sevgilim."
Kızın kendisini tiye alması karşısında eğlenen yüz ifadesi adamı da eğlendiriyordu.
Bahar'ın kendisiyle tatlı atışmalarının son bulmasının ardından alnına uzunca bir buse konduran adam muzip bakan gözlerinin aksine ciddiyetle konuşmaya başladı
"Aslanlarım evde meme beklesin anaları bahçe köşelerinde babalarına cilve yapsın."
Şu tespitler ne kadar zaman geçerse geçsin hep utandırıyordu Bahar'ı ama cevap vermeden de duramıyordu ki şu çenesi.
"Canım ona öyle denmez. Babaları bahçe köşelerinde annelerini sıkıştırıyor denir."
Bahar'ı bacaklarından ve sırtından destekleyerek yan bir şekilde kucağına alıp eve doğru yürüyen adam söyleniyordu.
"Azmettirmek suçundan gün gelecek yargılanacaksınız Bahar hanım az kaldı."
Her seferinde içinden ılık bir şeylerin akıp geçmesine neden olacak bir cümle buluyordu Hamza Mahir. İşin kötü yanı nasıl da etkilediğinin çok fazla farkında olmasıydı. Yutkunarak sessiz kalmayı tercih etmişti Bahar kocasının bıyık altından güldüğünden habersiz.
Yemyeşil bahçeyi gezerek geçerken neşeli bir şekilde biraz önceki olayın da üzerinin örtüldüğünü düşünen genç kız kocasının kucağında taşınırken işittiği cümleyle duraksadı.
"Yiğit Ali mevzusunu da yuttum zannetme o bilgisayardan ne iş çevirdiğinizi öğrenirim ben nasıl olsa."
Bahar sessiz kalıp konunun kendi kendine kapanmasını bekliyordu. Kendi de inanmıyordu ama şansını denemeye değerdi.
"O serseri sana neden sarılıyor? Demiyor muyum sana kimse dokunmayacak diye?"
Hoşgeldin Hamza Mahir biz de seni bekliyorduk gözümüz yollarda kaldı.
"Ayy Mahir kardeşçe bir sarılmaydı ne var bunda? Üstelik ben sarıldım o değil. Abi kardeş gibi anlıyor musun?"
Küçük bir çocuğa anlatır gibi kendisine laf anlatmasını izleyen adam bu kadının bir anda nasıl olup kendisini kuzu gibi sakinleştirirken diğer anda delirtebildiğini düşünüyordu.
"Sen kocanla alay edeceğine sözünü dinlersen iyi olur güzelim. Kardeş mardeş dinlemem alırım ayağımın altına dokunmayacak o kadar."
Sesi o kadar aksi çıkıyordu ki gülesi geldi Bahar'ın.
"Şu an evdeki üç bebekten hiçbir farkının olmamasına ne diyorsun sevgilim?"
Eve oldukça yaklaşmışlardı ve genç kadın neden kucakta gittiğini sorgulamıyordu bile. Sanki Hamza Mahir yanındayken onun kucağında taşınmak yürümek kadar doğal bir eylem haline gelmişti.
"Bana da meme verecek misin?"
Adamın sorusuyla düşüncelerinden sıyrılan Bahar kınarcasına söylendi.
"Terbiyesiz."
Adamın kınanmak pek de umrunda olmuş gibi değildi.
"Aradaki farkı gösterecektim."
Bahar daha da bir şey demiyordu bu adamla laf yarıştıranda kabahatti!
Yorumlar
Yorum Gönder