GÜMÜŞPALA-13
Maviler ve siyahlar uzunca bir süre rest çeken delici bakışlarla birbirlerine meydan okumuşlardı.
Siyahlar o kadar kendinden emin bakıyordu ki Bahar her an aklından geçen her şey adam tarafından okunabilecekmiş gibi hissediyordu. Bu nedenle gözünü ilk kaçıran yine kendisi olmuştu.
Hamza Mahir'deki bu rahatlık Bahar'ı rahatsız ediyordu.
Öyle bir hali vardı ki sanki oturduğu koltuk kırk yıllık kendi koltuğuydu yada çay içtiği bardakla günde üç öğün çay içiyordu. Öyle ki cansız nesneleri dahi itaat ettiren görünmez bir gücü vardı.
Size ait olan bir şey, Hamza Mahir'in ellerinde size ait olduğundan daha çok ait duruyordu.
Bu da her defasında bir adım geri durmanıza sebep oluyordu.
Dün akşam kendisine yaşattıklarından sonra biraz da olsa mahçup olması yada en azından öyleymiş gibi bakması gerekmez miydi?
Gözlerinde gram pişmanlık yoktu.
Bu durum Bahar'ın öfkesini perçinliyordu.
Hafize teyzeyle tüm gün konuştuğu şeylere kanmayacaktı!
Ne olursa olsun kendini uzak tutacaktı bu Hamza Mahir'den!
Hala adamın önünde dikiliyordu ve bu süre içinde vücudu kaç defa tavaf edilmişti, alenen incelenmişti sayamadı Bahar.
Hışımla söylene söylene içeriye doğru girdi.
"Utanmaz herif!"
Mutfaktaki lavaboda çarçabuk ellerini yıkadı. Üstü başı için yapılacak maalesef bir şey yoktu zaten genç kızın da bu durumu önemsediği söylenemezdi.
Tekrar dışarıya çıktığında Hamza Mahir ve Hafize teyzeyi konuşurken buldu.
"İlaçların bittiyse biz burda neciyiz Hafize hanım? Yarın sabah Ferit'le hastaneye gidip kontrollerini yaptırıyorsun!"
Sesi bir miktar azarlar gibi çıksa da karşısındaki kadını düşündüğü belliydi.
"Beyim daha iki gün oldu biteli ihmalkarlık işte"
Hamza Mahir bir taraftan yaşlı kadını dinlerken diğer taraftan da ayaklanmıştı.
Kızın da kapıda dikildiğinin farkındaydı elbette ama oralı olmuyor gibiydi.
"Sen bize lazımsın Hafize hanım. Kendin için değilse de bizi düşün iyi bak sağlığına. Yarın sabah gelme erkenden gidin Ferit'le. Bahar hanım bir sabah kahvaltı hazırlayabilir herhalde?"
Bahar kendisine atılan topla konuya dahil oldu.
Normal zaman olsa kesinlikle itiraz eder bu adama kahvaltı falan hazırlamazdı hatta zıkkımın kökünü yesindi ama araya Hafize teyzenin sağlığını sokmuştu bir kere eli mahkum evet diyecekti!
"Tabi tabi Hafize teyze bi kahvaltı için gelme sen hiç ben hallederim."
Hamza Mahir'in dudağının bir kenarı belli belirsiz kıvrıldı, iki kadın da şahit olamamıştı bu ana.
Hafize hanım elbetteki kendisine kahvaltı hazırladıktan sonra da gidebilirdi fakat özellikle böyle olsun istemişti adam.
Bahar'ı köşeye sıkıştırmak hoşuna gidiyordu.
Bazı şeylerin elbetteki farkındaydı kızın gözleri kendisine kırgın bakıyordu. Dün gecenin onu ne kadar etkilediğinin ve de üzdüğünün de farkındaydı fakat böyle olması gerekiyordu.
Gümüşpala bir yola çıkmıştı şu saatten sonra hedefine ulaşmadan kimse onu durduramazdı.
Hafize hanıma iyi akşamlar dileyip kızın elinden tuttuğu gibi oradan ayrıldı.
Bahar elini çekiştirip kurtarmaya çalışıyordu fakat adam mengene gibi sarmış bırakmıyordu.
Hamza Mahir'in bir adımı Bahar'ın yaklaşık olarak üç adımına tekabül ettiği için arkasından yetişmek de bir hayli zor oluyordu.
"Bırak elimi! Hafize teyzenin yanında ses çıkarmadım diye gönüllü elinden tutacağımı falan mı zannettin?"
Adam hiç duymamış gibi yürümeye devam ediyordu.
"Sana diyorum! Amacın elimi koparmak mı? Bu eller seninkiler gibi silah tutmak için değil tedavi etmek için var çekiştirip durma!"
Hamza Mahir aniden durunca hala saydırmakla meşgul olan kız da adama çarparak durdu.
"Ahh! Aniden ne duruyorsun be!"
Adam derin bir nefes aldı. Bu kadının yanında zaten hep derin nefesler alıp veriyordu sakinleşebilmek için.
"Sahiden mi Bahar?"
Kafasıyla etraftaki adamları göstererek "Bunca adamın yanında karı koca kavgası mı yapalım?" dedi.
Bahar etraftaki adamları yeni farkediyordu.
Hamza Mahir kendisini öyle çok sinirlendiriyordu ki gözü kimseyi görmüyordu.
Sesi adamların duyamayacağı bir şekilde çıkıyordu bu sefer.
"Hıh karı koca kavgası mı? Biz karı koca falan değ..." aniden bir şeyleri idrak etmiş gibi sustu.
Adamın bu cümleyi bir daha kurarsa kendisine ne yapacağıyla ilgili tehditi aklına geliverdi.
"Bu yaptığımız yanlış"
Hamza Mahir, gözleri yerde utandığı her halinden belli olan kızın yüzünü inceliyordu.
"Ben senin kocanım"
Biraz önce kedi gibi miyavlayan kız bir anda yine pençelerini çıkarmıştı.
"Sen benim kocam değilsin!"
Adam aniden elini alıp erkekliğinin üzerine götürdü ve öfkesi kızın iliklerine işleyecek ses tonuyla tısladı.
"O cümleyi bir daha kurduğun an bunu içinde bulursun!"
O gece bunları söylerken gerçekten de ciddi görünüyordu ve Hamza Mahir hiç boş atan birine benzemiyordu.
Normalde bu durum Bahar'ın taktirini kazansa da içindeki bulundukları konu dahilinde aynı zamanda korkutuyordu.
Kurduğu cümleyi yarım bırakarak susarken adamla göz göze geldiler ve adamın gözlerinden de o geceyi hatırladığı aşikar bir şekilde anlaşılıyordu.
Kızın birdenbire sus pus olmasıyla da tehlikeli pırıltılar geçmişti gözlerinden.
Öküz adam kendisiyle eğleniyordu.
O cümleyi tamamlasa hiç de şöyle muzip muzip bakmaz büyük bir ciddiyetle lafının arkasında dururdu!
Etrafta bir sürü insan varken de kavga etmek yersizdi. Yeterince kendisi olmaktan çıkmıştı zaten bir de sokak ortasında kavga eden tipler gibi davranacak değildi.
İstemeden de olsa adama hak verdi.
"Senden nefret ediyorum." diyerek yürümeye devam etti.
Az sonra eli yine adam tarafından ele geçirilmiş şekilde bahçenin içinde yürüyorlardı.
Evin kapısına vardıklarında Nejat ve Yiğit Ali de oradalardı. Kesin ikisinden biri yetiştirmişti Hafize teyzeye gittiğini.
Her ikisine de ölümcül bakışlar atmakla meşguldü şuan. İki adam da kendilerine fırlatılan zehirli okların farkında olarak birbirlerine baktılar.
Önce konuşan Nejat oldu.
"Yenge bizi gözleriyle öldürmeye çalışıyor."
Durum tespiti Yiğit Ali'yi neredeyse güldürecekti son anda topladı. Kız bir de kendisini gülerken görse tövbe Allah kurtulamazdı hedefinden.
"Abiye haber uçmasına köpürdü o."
Nejat'ın sesinde haksızlığa uğramanın haklı ve de çocuksu itirazı vardı.
"Sen ispitledin amınakoyim ben niye yanıyorum?"
Yiğit Ali iyice yanlarına yaklaşan çifte bakıyordu. "Kardeşim anca beraber kanca beraber."
Bir adım önde Hamza Mahir hemen arkasında Bahar, yanlarına geldiklerinde ikisininde suratı beş karıştı.
Ağabeylerini selamlayan Yiğit Ali ve Nejat kapının ağzından kenara geçmek üzereydiler ki Bahar'ın ölümcül bakışlarına daha fazla dayanamayan Najat söze girdi.
"Yenge seni Yiğit Ali ispitledi."
Anın şaşkınlığıyla Yiğit Ali'den bir hayret nidası yükseldi.
"Yuh amınakoyayım!"
Hamza Mahir küfür eden adama ters ters bakarken
"Çenesini kırdırtacak bu çocuk bana" diye ağzının içinden söyleniyordu.
Tüm bunlar yaşanırken Bahar'ın hedefinde yalnızca Yiğit Ali vardı. Birkaç adım öne çıkmış ellerini belinde birleştirmiş tam Yiğit Ali'nin önünde durmuş pis pis bakıyordu.
Sonrasında tek laf etmeden içeri geçerken üç adam da arkasından bakakalmıştı.
Önce toparlanan Gümüşpala oldu.
"Dönün lan önünüze gözünüzü siktirtmeyin!"
Ağabeylerinin kıskanç halleri üzerine yapılacak o kadar çok espri varken susmak zorunda kalmak iki adamın da hoşuna gitmese de el mahkum önlerine döndüler.
"Ekrem şerefsizinden var mı bir haber?"
Ortam anında ciddileşmişti.
Nejat söze girdi.
"Abi sana ulaşamadığı için tüm gün aradı durdu. Seninle acil görüşmek istiyor. Ancak yarından sonra müsait olduğunu söyledik söylemesine de Allah belamı versin ben böyle ısrarcılık görmedim."
Yiğit Ali de onaylar gibi başını salladı.
"Beni de kaç kere aradılar sayamadım kendi ayrı, sekreterleri ayrı, iki babası da ayrı ayrı."
Yiğit Ali devamında sövecek gibi sıralıyordu.
Gümüşpala'nın keyfi az da olsa yerine gelmişti demekki fena halde paçaları tutuşmuştu şerefsizlerin.
"Yarından sonraya söyleyin gelsin."
İki adam da onaylarken Hamza Mahir içeriye doğru yönelmişti.
Yiğit Ali, Nejat'ın üzerine doğru yürürken bir taraftan da hesap soruyordu.
"Demek ispitçi değilsin! Nesin peki lan haysiyetsiz iyi mi?"
Bahar içeri öfkeyle girdiğinde biraz sonra peşinden Hamza Mahir de geldi.
Sakin görünüyordu ama Bahar bu görünüşe güvenemedi ne de olsa sağı solu belli olmuyordu.
"Evet doktor seni dinliyorum?"
Hıh işte tam olarak bundan bahsediyordu genç kız. Başlıyorlardı yine, güzel.
"Ben bir şey söylemiyorum ki neyi dinliyorsun?" Alaylı sesi adamın damarına basmak içindi.
"Sen bacak kadar boyunla benimle dalga geçmeye mi çalışıyorsun?"
Hamza Mahir on ikiden vurmuş Bahar'ın boy kompleksine istemeden de olsa atıfta bulunmuştu.
Genç kız gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalıştı ama yok olmuyordu.
"Bak ikidir boyumla alay ediyosun! Üçüncüsü olurs..."
Adam kızın iyice dibine sokulmuş, çileden çıkmış şekilde kendisini tehtid etmeye çalışmasını izliyordu.
Hamza Mahir'in bu kadar yakınına girmesiyle sözü yarım kalan kız şaşkın şaşkın adama bakıyordu.
"Ee üçüncüsü olursa diyorduk doktor ne yaparsın mesela?"
Tamam cüsse olarak kendisinin iki katı olabilirdi hatta belki daha fazlası da olabilirdi ama bu hiç bir şekilde Baharla dalga geçme hakkı vermezdi!
İşaret parmağını adamın göğsüne vura vura konuşmaya başladı.
"Çok kötü yaparım tamam mı? Duydun mu beni? Pişman ederim seni benim boyumla dalga geçmek neymiş o zaman anlarsın!"
Gümüşpala kendini tehtit eden ve hiç durmadan konuşan kızın cürretine bakıyordu.
Kendisine böyle fütursuzca sallayıp hala nefes alabilen birileri var mıydı?
Sanmıyordu.
Adamın hiç konuşmadan kendisine bakmasına daha da sinir olan Bahar aniden tüm gücüyle ayağına basmış ve yukarı gitmek için arkasını dönmüştü ki beline sarılan kollarla durmak zorunda kaldı.
"Hop dur bakalım yavrum daha hesap verdiğin kısma geçemedik nereye böyle?"
Kızı, belinden tuttuğu koluyla yukarı doğru kaldırmış ve üçlü koltuğa oturup onu da yan bir şekilde dizlerine oturtmuştu.
Çeşitli itirazlardan ve kalkma denemelerinden sonra başarılı olamayacağını anlayan Bahar çaresiz bir şekilde direnmeyi bırakmış yüzünü adama dönmüştü.
"Sana hesap falan vermeyeceğim!"
Adam alayla konuştu. "Öyle mi dersin?"
Bahar havalı havalı "Aynen öyle diyorum!" diye söylenince adamın eli ikaz eder gibi kızın bacağını sıktı.
Acıtmıyordu fakat ikaz ettiği çok açıktı.
"Bahar! delirtme beni. Ben sana bu evin sınırlarından çıkmayacaksın demedim mi?"
Bahar'ın anlamadığı şey tartışırken bile niye bu kadar yakın mesafede olduklarıydı.
Konuşurken bir cümle önce söylediği şeyi aklında tutarken zorlanıyordu böyle.
Dirayetini korumaya çalışarak konuşmaya başladı.
"E teorik olarak zaten çıkmış sayılmıyorum ki aynı bahçenin içinde değil mi Hafize teyzenin evi?"
Gümüşpala'ya artık ufaktan geliyorlardı.
"Ulan sıçtırma teoriğine! Sen zaten bahçe sınırlarından nasıl çıkacakmışsın bakayım?"
Bahar da zıvanadan çıkmak üzereydi.
"Anladık sen çok güçlü bir adamsın emrinde milyon tane adamın var. Senin iznin olmadan değil bahçe kapısından çıkmam kuş uçurtmam bile mümkün değil.Oldu mu böyle rahatladın mı?"
Adamın bacağını tutan eli istemsiz bir şekilde sertleşiyordu.
"Olmadı lan olmadı daha bugün gülücük dağıttığın adamların hesabını vermeden rahatlamadım!"
Hamza Mahir kendisini kıskanıyor olabilir miydi?
Yoksa emrinde çalışan adamlara karşı egosu mu zedelenmişti?
"Ya sen intikamını aldıktan sonra sırf paçavra gibi babamın suratına fırlatmak için tutmuyor musun beni bu evde? Kime güldüğümün kiminle ne yaşadığımın ne önemi var?"
Hamza Mahir'in gözlerinden ateş çıkıyordu.
"Sen kendini bana öldürtecek misin lan? Ne demek yaşamak? Sen benim karımsın! Duydun mu beni?"
Bahar adamın gerçekten sinirlendirdiğini farketti ama yine de diretmekten kendini almadı.
"Dün eğlence malzemesi yaptığın karın mı çıkaramadım pardon?"
Adam hala çok öfkeli görünüyordu.
"Sen eğlence malzemesi yapılan kadın görmemişsin lan!"
Ellerini kabaca kızın yüzünde ve boynunda gezdirdi. "Günlerdir kaç defa tadına bakardım senin?"
Teninde gezinen eller daha da aşağıya göğüslerine ve karnına doğru kaydı.
"Yada babana olan bu nefretimle kaç kişinin önüne atardım seni?"
Bahar bu dokunuşları sevmemişti günlerdir tek bir bakışıyla içini titreten adamın dokunuşları değildi bunlar.
Put kesilmiş şekilde adama bakıyordu.
"Ben ne yaptım? Hayatımı sikip atan adamın kızına nikah kıydım! Ulan benim anam mezarında ters dönmüyor mudur şimdi?"
Genç kız, adamın ilk defa bu kadar konuştuğuna şahit oluyordu üstelik annem demişti.
Babasıyla Hamza Mahir'in annesinin ne alakası vardı?
Bahar kendini bildi bileli babası mutaassıp bir hayat süren işinde gücünde bir adamdı.
Evet babasını hiç sevmezdi ama hakkında hiç kötü bir şey de duymamıştı.
Belli ki bilmediği çok şey vardı ve onlar her neyse Hamza Mahir gibi yıkılmaz görünen bir adamı bile çok derinden yaralamıştı.
Babasından konu açıldığında gözlerine katı bir nefret oturuyordu.
Kimbilir geçmişin tozlu sayfalarında neler yaşanmıştı?
Adam söylediklerinde haklıydı. Mantıklı düşününce hak vermeden edemedi.
Ne de olsa kendisi düşmanım dediği kişinin kızıydı ve bu evde geldiği günün ilk saatleri dışında hiç kötü muamele görmemişti.
İstese tüm o söylediği kötülükleri yapabilirdi adam ama yapmamıştı.
Üstelik gerçekten de nikahına almıştı.
Hamza Mahir hakkında bir karara varamıyordu.
Adam söyledikleriyle son noktayı koydu.
"Bak kızım ben kötü bir adamım inkar edecek değilim ama bil ki sen o yüzümü hiç görmedin."
Dolan gözleriyle aklında sürekli dolanan soruyu sordu.
"Babam ne yaptı?"
Adamın soruyla gerildiğini çok net anlayabiliyordu.
Tüm kasları kaskatı olmuştu.
Cevap vermedi.
Susmayı tercih etmişti.
Bahar'ın da dün geceden beri sinirleri laçka olmuştu. Tüm gün kendini oyalamak için koşturmuş, Hafize teyzeyle konuşmuş, gül fideleri dikmişti ama Hamza Mahir'in gelmesiyle yine tüm duygu ve düşünceleri ayyuka çıkmıştı.
Kendini çok yorgun hissediyordu sanki gün boyu bir savaş vermişti iradesiyle.
Omuzları düştü ve kafasını adamın göğsüne yasladı.
"Size çok kötü bir şey yaptı değil mi? Seni yalnızca birkaç gündür tanımama rağmen biliyorum yalnızca öfkeli olsan araya beni koyup canını acıtmaya çalışmazdın. Bir şekilde mahvederdin onu ama sana bir şey diyim mi onun canı benimle yanmaz ki. Daha bebekken gözden çıkarmış beni."
Adam derin bir nefes alıp kollarıyla kızı sımsıkı sardı.
Bu kızın ağlamasından nefret ediyordu.
Gidip adamın kafasına sıkmak istedi.
"O zamandan anlamış tabi nasıl bir bela olduğunu."
Bahar gözlerinden akan yaşları silip kıkırdadı.
"Her bebek masumdur ve çok tatlıdır bir kere."
Adam burnunu kızın saçlarına dayamış öyle konuşuyordu.
"Sen doğar doğmaz konuşup kafa beyin bırakmamışsındır kesin."
Genç kız bir taraftan gülerken diğer taraftan dirseğiyle adamın karnına vurmaya çalışıyordu.
Hamza Mahir bir süre sonra kızın saçlarından başını kaldırdığında yüzü asıktı. Homurdanarak konuştu.
"Tüm gün tozun toprağın arasında saçlarının kokusu kaybolmuş."
Bahar şaşkın şaşkın adama bakıyordu.
Ne yani saçlarını mı kokluyordu hatta koklamayı geç kokusunu biliyordu.
Sahi Bahar'ın saçları nasıl kokuyordu ki?
Al işte içindeki kelebekler yine depar atıyordu.
"S-sen benim kokumu mu biliyorsun?"
Kekelemesinden ve de sesinin titremesinden heyecanı o kadar belliydi ki Gümüşpala belli belirsiz gülümsedi.
"Koynumda yatıyorsun biliyorum tabi yavrum."
Utanan Bahar kafasını adamın göğsüne sakladı.
"İyi de ben kaç gündür senin şampuanını kullanıyorum."
Adamın elleri kızın boynuyla kolları arasında aheste aheste gidip gelirken Bahar'ın gözleri neredeyse kapanmak üzereydi.
"Hmm biliyorum. Bornozumu da kullanıyorsun."
Genç kızın gözleri aniden açıldı.
"Nasıl ya o bornoz senin miydi?"
Hamza Mahir istifini bozmadan "Kimin olacaktı güzelim?" diye sordu.
Bahar yerinde biraz doğrulup adamın yüzüne baktı.
"Ne biliyim sen havlu kullanınca yani ilk gün ben yanlışlıkla şey edince yani görünce zannettim ki misafir bornozu o, kullandım ben de."
İlk günkü olayı hatırlayınca yine sıcak basmıştı kıza.
"Yavrum benim yatak odamın banyosunda misafirin ne işi var?"
Bahar kadınsı bir merakla konuşmayı devam ettirdi.
"Ne biliyim belki gelen giden oluyordur."
Adamdan ses gelmeyince üsteledi.
"Oluyor muydu?"
Hamza Mahir tek kaşını kaldırarak sordu.
"Ne oluyor muydu?"
Bahar adamın anlamazdan gelen halini pek hayra yormayarak biraz ters bir şekilde tekrar sordu.
"Senin yatak odana diyorum gelen giden oluyor muydu?"
Bahar'ın bu kadınsı halleri adamın hoşuna gidiyordu.
"Sen beni iyice kıskanır oldun farkında mısın?"
Adamın eğlendiği açıkça belliydi ve söyledikleri genç kıza dank ettirmişti.
"Yoo ne alakası var? Beni başkasının yattığı yatakta mı yatırıyosun diye sordum ben. Hem ya o bornozu başka bir kadın kullandıysa bunun mantarı var bakte..."
Adamın dudakları tarafından susturulmuştu.
Neye uğradığı ilk etapta şaşırsa da bu sefer itiraz etmemişti Bahar.
Karşılık vermesi üzerine öpüşünü derinleştiren adam büyük bir hazla kızın alt dudağını yakalayıp önce hafifçe ısırmış sonra uzun uzun öpmüştü.
Adama ayak uydurmaya çalışan genç kız kendini anın büyüsüne gitgide kaptırmış elleri çoktan Hamza Mahir'in ensesindeki saçları bulmuştu.
Adam ağzını açmaya zorlayıp dillerini buluşturduğu anda Bahar'ın ağzından bir inleme kaçmıştı. O anda kızı kucağında döndürüp ata biner gibi sertliğinin tam üzerine oturtan adam bir taraftan kızı öpüyor diğer taraftan da tişörtünün üstünden belini ve göğüslerini okşuyordu.
Ortamın harareti geçen her saniye artarken Bahar adamın üzerinde kıpırdanmaya başladığından habersizdi. İstemsiz bir şekilde kendini adama sürten kız yaşadığı hazzın yoğunluğundan salonun ortasında olduklarını dahi unutmuştu.
Hamza Mahir her ne kadar kıza oracıkta sahip olmamak için kendini zor tutsa da öpüşmelerine son veren taraf kendisi oldu.
"Güzelim sana şurada sahip olmamı istemiyorsan durmamız gerek. Beni çok fazla zorluyorsun." derken gözleriyle Bahar'a oturduğu yeri gösteriyordu.
Durumun yeni yeni farkına varan Bahar telaşla kalkmaya çalıştı.
"B-ben yani şey h-hiç farketmemişim hemen kal-kalkıyo..." derken adamın dudaklarıyla susturuldu.
"Her öptüğümde böyle saçmalayacak mısın bakayım sen?"
Sesi eğlendiğini belli eden bir tonda muzipçe çıkıyordu.
Bu da kızın daha çok utanmasına sebep oluyordu. Elleriyle alev almış yüzünü kapattı.
"Dalga geçme!" Sesi yalvarır gibi çaresizce çıkıyordu.
"Sana daha neler yapacağım bir bilsen o zaman ne yapacaksın bakalım."
Bahar bir eliyle adamın göğsüne şaplak atıp kafasını vurduğu yere gömdü. Böyle iyiydi en azından yüzünü saklayabiliyordu.
Adamın gülüş sesini duydu.
Uykusunda bile ciddiyetinden ödün vermeyen adam Bahar'ın utanışına gülüyordu.
Aman ne komik!
Hamza Mahir, kızın vurduğu elini alıp dudaklarına götürürken bir taraftan da söyleniyordu.
"Yok senin gerçekten şiddete meyilini çözmemiz lazım."
Bahar ise o an başını kaldırmış hayranlıkla adamın elini öpüşünü izliyordu.
Aniden havalanırken adamın omuzlarını kavradı "Nereye ya?" diye sitem etti.
"Yerin rahat farkındayım da sen öyle bacaklarını açıp kucağıma oturunca beynime kan gitmiyor kızım!"
Bahar adamın ne demek istediğini anlayınca yine saklanmak istedi ama bu sefer Hamza Mahir izin vermedi.
"Yok öyle adamı yoldan çıkarıp sonra saklanmak."
Genç kız adama kötü kötü baktı.
"Sen varya her seferinde bilerek beni biraz daha fazla utandırıyosun!"
Adamın dudakları arsızca kıvrıldı.
"Zirveyi sen düşün"
Bahar bir an panikleyip kendini adamın kollarından atmaya çalıştı.
"Hayır ya zirve falan istemiyorum ben nereye götürüyosun beni!"
Aynı anda adamın kahkahası duyuldu.
Bahar resmen yüzüne bakakalmıştı.
Bir insana kahkaha atmak bu kadar mı yakışırdı?
Kendisi gülerken ağzı ayrı burnu ayrı bir tarafa giderken bu adamın böyle karizmatik olması haksızlık değil miydi?
Aval aval bakarken Hamza Mahir'in sesiyle dalıp gittiği hülyalardan çıkabilmişti.
"İçin fesat yavrum senin. Banyo yap diye yukarı taşıyorum seni. Her yerin çamur olmuş şuna bak burnunla ne yaptın acaba da çamur ettin?"
Bahar bir taraftan onca zamandır öyle oturmuş olmanın verdiği rezillikle burnundaki çamuru silmeye çabalıyor diğer yandan da kendisi için henüz kapanmamış olan bornoz meselesine açıklık getirtmeye çalışıyordu.
"Peki bornoz?"
Adam alayla sordu. "Ne olmuş bornoza?"
Bahar sinirle söylendi.
"O bornozu kimse kullandı mı benden başka?"
Adam "Hayır" derken şaka yapıyormuş gibi görünmüyordu.
"Peki yatak?"
Bahar aklına takılan ikinci soruyu da sormuştu.
"Senden başka hiçbir kadın girmedi yatak odama. Rahatladın mı güzelim?"
Hem de ne rahatlamaktı.
Omuzlarından yük kalkmış gibi hissediyordu. Resmen hafiflemişti Bahar.
İster istemez yüzünde bir gülümseme belirdi.
Adamın gözünden kaçmamıştı elbetteki ama ses etmiyordu daha fazla utandırmamak adına.
"Niye rahatlayım canım ben öylesine sordum şey için ..."
Hamza Mahir'in tek kaşının kalkıp 'Yapma ya cidden mi?' bakışının ardından susmanın daha hayırlı olacağını düşünmüş olacak ki merdivenlerden taşınırken hiç sesini çıkarmadan adama kedi gibi sokulmuştu.
Şu sevginin çeyreğinin çeyreği kadar bile sevilsem yeterdi herhalde
YanıtlaSil