GÜMÜŞPALA-63
Keyifli okumalar..
Yiğit Ali burnundan soluyarak yukarı çıkmıştı. Kapıyı çarparak kapattığında Aleyna yerinde sıçrayarak döndü adama.
"Oha yavaş!"
Hışımla geçip koltuğa oturdu Yiğit Ali.
"Başlatma yavaşına kızım ya! Sen de tam gününü buldun gelecek."
Arkadaşının söylediklerine genç kadın çok bozulmuştu.
"İyi be sana da iyilik yaramıyor gidiyorum ben!"
Aklı Esra'yla birlikte arabaya binip gittiği için ilk etapta ne dediğini idrak edememişti genç adam.
"Kusura bakma Aley senlik bir şey yok kal lütfen. Bakma benim öküzlüğüme."
Aleyna öyle her şeye alınıp gücenecek biri değildi. Aksine pek kimseyi takmayan, uçarı bir tipti. Adamın özrü sonrası hiçbir şey dememiş gibi gidip yanına oturdu.
"Kimdi o kız Yiğit?"
Bu sorunun cevabını Yiğit Ali bilmiyordu ki.
"Esra"
Çok açıklayıcı oldu der gibi göz devirdi Aleyna.
"Ağabeyimin eşi Bahar'ın kız kardeşi. Daha doğrusu manevi kız kardeşi."
Durum daha da ilginç hale gelmeye başlamıştı.
"Hala neden buraya geldiğini açıklamıyor bu söylediklerin canım."
Yiğit Ali gözleri kapalı başını koltuğun arkalığına yaslamış duruyordu.
"Evden şutlandığım için merak etmiş gelmiş işte Aley."
Genç kadının zihninde ampul yanmıştı aniden.
"Ne? Birlikte mi yaşıyorsunuz?"
İki dizinin üzerine oturmuş yönünü adama doğru dönmüş merakla bakıyordu.
"Evet benim evde kalıyor."
Duy da inanmaydı!
"Sen ve bir kızla aynı evde yaşamak? Sizin aranızda bir şey mi geçti? Hem Hamza ağabey nasıl izin verdi böyle bir şeye?"
Aleyna Yiğit Ali'nin oldukça eski arkadaşıydı. Hamza Mahir ve Nejat'ı tanırdı. Özellikle Hamza Mahir'in ketum hallerini bildiği için çok şaşırmıştı böyle bir şeye. Sağolsun kendisinin evlerine girmesine bile izin vermezdi.
"Öyle bir şey geçmedi ya saçma sapan konuşma."
Genç adamın hemen savunmaya geçen halleri genç kadının bir kaşının kalkmasına sebep olmuştu.
"Nasıl şeyler geçti anlat bakayım"
Kızın pis pis sırıtması üzerine ters ters baktı Yiğit Ali.
"Aley şu ifadeni sil tepemin tasını attırma benim."
Yiğit Ali'nin kaba saba hallerine alışıktı Aleyna o nedenle umursamazdı bile. Çok varlıklı bir ailenin hayta çocuğuydu o da Yiğit Ali gibi.
"Adam akıllı anlat sende be!"
Genç adam oflayarak dikleşti yerinde. Anlaşılan gitmeyecekti başından.
"Ne anlatacağımı bilsem anlatacağım da..."
Arkadaşını ilk defa böyle görüyordu genç kadın.
"Aşık mı sana?"
Adam ellerini saçlarından geçirirken düşünceli görünüyordu.
"Bilmiyorum."
Aleyna'nın inanmaz bakışları altında tekrar konuştu.
"Sanırım"
Normal zamanda sohbet muhabbet etmeyi seven adam gitmiş yerine çekilmeyen ketum bir tip gelmişti.
"Anlamıştım zaten gözleriyle ateş edip gitti bana da normalde daha iddialı laflar ederdin sen hayırdır sende mi aşıksın?"
Genç kadın konuya bodoslama dalmıştı.
"Aşık mı olduk daha önce nereden bileyim."
Aleyna istemsizce yöneltti sorusunu.
"Yasemine de mi değildin?"
Yiğit Ali'nin yüzünden anlık bir tebessüm geçti. O kadar başkaydı ki iki hissiyat.
"Çok bambaşka mesele kızım ikisi. Kıyas edilmez."
Genç kadının sesi daha da meraklı çıkmıştı.
"Nasıl yani? Hatırladığım kadarıyla en uzun onunla birlikte olmuştun ve halinden memnun gibiydin."
Yiğit Ali uzanıp önündeki sehpadan sigarasını alıp yakmıştı. Geri arkasına yaslanıp gözlerini kısarak karşı duvara doğru baktı. Kendi içinde kritik yapar gibiydi.
"Yasemin havalıydı, cüretkardı, eğlenceliydi, akıllıydı. Ortam kokusunu iyi bilirdi. Her erkeği etkisi altına alabilecek kadar güzeldi. Onunlayken kendimi çok tatmin olmuş, sınırsız hissederdim. Birbirimizi çok yükseltirdik. Esra..."
Sigarasından derince bir nefes çekip devam etti.
"... Onunlayken korkuyorum Aley. İncitmekten, zarar vermekten korkuyorum. Yasemin yada bir başkası benden sonra ne yapar diye düşünmedim hiç çünkü hepsi ortamcı, etrafındaki kimseyi kendinden daha fazla önemsemeyecek tiplerdi ama Esra çok saf, çok masum. Bu da beni çok tetikliyor elim sürekli üzerinde olsun istiyorum. Okula gittiğinde ayrı haberim oluyor, çıktığında ayrı... Gerçi bugün Cengiz ağabeyin kazığını yedik de neyse..."
Aleyna arkadaşının gel gitli hallerini pür dikkat dinliyordu.
"Yiğit sen bu kızın babası değilsin. Bu kadar çok sorumluluğu aynı anda düşünüp aranızda yaşanabilecek güzel şeyleri bir kenara koymak zorunda değilsin.
Üstelik iyisiyle kötüsüyle sen dürüst bir adamsın ona olmayacak vaatlerde bulunmazsın sonuçta kararı o vermeli ve biraz sorumluluk almalı.
Her ilişki karşılıklı yaşanır, o okeyse sonucunu birlikte görür yaşarsınız ne kasmışsın bu kadar yahu. Nerede benim Yiğidom sen o değilsin."
Yiğit Ali oflayarak kollarını dizine yasladı.
"Anlamıyorsun kızım."
Aleyna kalkıp bara doğru yönelmiş ikisine de birer kadeh içki doldurmuştu.
"Adamakıllı anlat o zaman oğlum dolandın durdun etrafında lafın."
Genç adam eline aldığı kırlenti 'bir tane çarparım' der gibi tutuyordu. Bakışları da bu eylemi destekler nitelikteydi.
"Sakın atayım deme! Vallahi koyar giderim kalırsın öyle bok gibi kırılmış kadehlerle."
Yiğit Ali hep Aleyna'nın kendisinin kadın versiyonu olduğunu düşünürdü. En azından kendisi sempatikti bu kız çekilecek dert değildi.
"Arıyorum Mert kasıntısını alsın götürsün seni."
Hızlı hızlı yanına gelerek adamın elindeki telefonu alıp masaya koydu Aleyna.
"Sakın! Ayrıldık biz karıştırma şimdi Mert'i."
Genç adam inanmaz gözlerle baktı.
"Ayrıldınız?"
Aleyna kadehinden kocaman bir yudum alıp arkasına yaslandı.
"Ayrıldım da diyebiliriz."
Mert'in arkadaşını ne kadar çok sevdiğini bildiği için ayrılmasına pek ihtimal vermemişti genç adam. Kesin yine bu deli yapmıştı bir şeyler.
"Sebep?"
Aleyna çekimser görünüyordu. Sanki kendince haklı olduğu bir konuda konuştuğu an haksız çıkacakmış gibi hissediyordu.
"Ya evlenelim ya da ayrılalım dedi. Ben de ayrıldım."
Yiğit Ali malını biliyordu.
"Haklı."
Karşısındaki kadının gözlerinden ateş çıkıyordu kendisine bakarken.
"Haklı mı? Sen mi söylüyorsun bunu?"
Genç adam çok ciddi görünüyordu konuşurken.
"Haklı tabi. Adam genç, yakışıklı, koskoca holding yönetiyor, düzenli hayatı var senin gibi serseriyle mi uğraşıp duracak. Yine iyi dayandı sana."
Duydularıyla sarsılmış görünen genç kadının ses rengi bile değişmişti.
"Siktirsin gitsin o zaman. Elimi sallasam ellisiydi tam beş yılımı verdim ben ona!"
Yiğit Ali umarsızca içkisini yudumluyordu.
"Ee yarın biri gelir kucağına bir çocuk verir beş yılını vitrinde saklarsın o zaman sen de gelip ağlama bana."
Karşısındaki canım ciğerim dediği arkadaşının böyle rahat rahat konuşması bam telini attırmıştı Aleyna'nın.
"Kim Mert'in kucağına çocuk verecekmiş ya? Gerekirse ben veririm lüzum yok kimseye!"
Yiğit Ali sırıtıyordu.
"Ne oldu Aley evlenmekten kaçıyordun çocuğa razı oldun? Hiç aklında olmayan şeylere doğru bakmışsın en önden sen koşuyorsun. Şimdi daha iyi anladın mı?"
Anlamıştı Aleyna. Birini sahiplenmek böyle bir duyguydu. Mert'in kendisine olan sevgisinden emin olduğu için kolayca arkasını dönmüştü ama bir başkası söz konusu olunca deliye dönmüştü. Gerekirse evlenirdi o çocuğu da yapardı. Tıpkı Yiğit Ali'nin kendisine ait olmayan davranışları gösterdiği gibi.
"Gerizekalı aferin çok iyi öğrettin."
Yiğit Ali 'heralde' der gibi başını salladı.
"Sen niye gitmedin kızın peşinden peki?"
Konu tekrar Esra'ya dönmüştü.
"Eve girmem yasak diyorum nesini anlamadın?"
Aleyna gözlerini devirdi.
"Sen gireceğim dedin giremedin öyle mi? Hiçbir şey yapamazsan yolda arabadan indirirsin sen o kızı bana kendini anlatma."
Haklıydı genç kadın.
"Peşinden gidip ne diyeceğim? Yanlış anladığını mı söyleyeceğim? Devamını getiremedikten sonra insan neden böyle bir açıklama yapar?"
Anlaşılan o ki Yiğit Ali de kendisiyle savaşıyordu. Bir yanı bu zamana kadar ayakta kalması için tutundukları diğer yanı bırakmak istemediği Esra'ydı.
"Esra'yla olup diğer kadınlardan, eğlence ortamından uzak durmak mı sana zor gelecek?"
Yiğit Ali yandan ters ters baktı.
"Aylardır kimseyle takılmıyorum bile dünkü çocuk mu zannettin sen beni?"
O zaman neydi bu adamın derdi?
Arkadaşının meraklı bakışları altında yeniden konuşmaya başladı Yiğit Ali.
"Benim girip çıkmadığım delik kalmamış her türlü boka bulanmışım. Sevmeyi bile bilmeyen bir adamım. Soğuktan donmamayı başardığım için adımı Yiğit koymuşlar. İpsiz sapsız, köksüz... Esra'ysa ayakları yere basan, bu hayata kök salmak için çırpınan biri. Onun aradığı kişi ben değilim ama kimseye de bırakmak istemiyorum anasını satayım."
Aleyna gözleri dolu dolu Yiğit Ali'nin boynuna sarıldı.
"Aptal çocuk. İnsan kendisini hiç mi tanımaz? Üniversitede her beladan sen kurtarırdın beni hatırlasana. Mert kızacak diye anlatamadığım her şeyi sana anlatırdım. Sen sevmeyi de sahip çıkmayı da çok iyi bilen bir adamsın. Üstelik sen az mı çırpındın ayakların yere sağlam bassın diye. Hamza ağabeyin sana ne kadar güvendiğini gayet iyi biliyorum. Her türlü sorumluluğu alıyorsun holdingte. Tamam biraz serserilik var bünyede ama kendine haksızlık ediyorsun."
Hoşnutsuz şekilde Aleyna'nın kollarından kurtulan Yiğit Ali söylendi.
"Kızım bir dur boğuluyorum ya."
Adamın huysuzluğunu bildiği için gülerek ayrıldı. Hep böyle yapardı kendisi de duygusallaştığında ortamın havasını dağıtacak bir yol bulurdu.
"Bana öldürecekmiş gibi baksada görebildiğim kadarıyla çok güzel bu Esra bebeği. Valla Yiğido bu kızı boş bırakmazlar üniversitede ben sana söyleyim. Hızlı düşün derim ben."
İki dakika huzur yoktu.
"Denesinler bakalım kim alabiliyor Esra'yı benim elimden."
Yiğit Ali'nin bu halleri Aleyna'yı keyiflendiriyordu.
"Elinde yani? Bana pek öyle gelmedi de."
Genç adam oflayarak doğruldu ayağa kalktı.
"Altı aydır yoktun rahatım yerindeydi nereden geldin sen yine ya?"
Başlamıştı yine ters ters konuşmaya. Güldürüyordu genç kadını.
"Ne yapayım Mert postaladı beni."
Sesi belli etmese de üzgün çıkıyordu.
"Hani sen ayrılmıştın?"
Yiğit Ali'nin kalktığı koltuğa boylu boyunca uzanmış yatmıştı Aleyna.
"Ayrıldım ama takılıyorduk ne güzel sonra kafamı karıştırıyorsun deyip postaladı beni."
'Akıl aldığım adama bak' diye söylendi genç adam.
"Kalk yemeğimizi yiyelim gözünü seveyim ya. Bir milyon oldu kafam."
Esra'nın baskınından sonra yarım kalan yemek hazırlığına girişmişlerdi. Yemekten sonra mayışmış bir şekilde karşılıklı koltuklarda kahve içiyorlardı.
"Yiğido"
Yiğit Ali tıka basa yediği yemekten sonra koltukta iyice yayılarak oturmuştu. Efendim der gibi telefon ekranından arkadaşına çevirdi bakışlarını.
"Yok mu şöyle altı ay içinde evlenip çoluk çocuğa karışman?"
Çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi seslenip üstüne dalga geçiyordu.
"Sen beni mi yokluyorsun yoksa kendini mi evliliğe ikna etmeye çalışıyorsun işine bak."
Bu sefer sırıtan Yiğit Ali'ydi.
"Çok komiksin tespit adam."
Genç kadının söyledikleri daha da güldürmüştü adamı.
Aleyna oturduğu yerde dikleşip konuşmaya devam etti.
"Bak mesela senden bildiğim ve de az buçuk gördüğüm, duyduğum kadarıyla bu dünya üzerinde en evlenmeyecek insan Hamza ağabeydi. Adam gitmiş evlenmiş üç tane de çocuk yapmış. Bence biz de yapabiliriz yani neden olmasın? Yaparız değil mi?"
Yiğit Ali fakındaydı Aleyna Mert'i kaybetmemek adına kendisini evliliğe ikna etmeye çalışıyordu ama bunu o kadar komik bir şekilde yapıyordu ki güldürüyordu adamı.
"Zamanı gelince en iyisini biz yaparız sen kafanı yorma."
Aleyna da gülüyordu artık düştükleri hale. Sırıtarak sordu.
"Esra'yla mı?"
Arkadaşının yüzünde hoşnutsuzluk oluşmamıştı aksine ifadesi memnuniyet içeriyor gibiydi.
"Önüne bak Aleyna bir sus artık da!"
Aleyna, Esra'nın iyi bir kız olmasını umdu içten içe. Yiğit Ali'yi çok severdi ve hayatına onu mutlu edecek iyi birinin girmesini çok isterdi. Konuyu şimdilik kapatmayı tercih etti.
"Yalnız ne diyeceğim şu Bahar da ne güzel kızmış."
Elinde telefonu internetten Hamza Mahir ve Bahar'ın yemek çıkışı çekilen ve basına verilen fotoğrafına bakıyordu. Birkaç farklı poz vardı ve birinde genç kadın hayran hayran kocasına bakıyordu.
"Valla güzelliğine bir şey diyemem şimdi ağabeyim hisseder falan ağzıma tükürür ama bildiğim bir şey var bizim eve güneş gibi doğdu Bahar."
Bahar etrafındaki herkes için parlayan bir ışıktı ama şüphesiz en çok da Hamza Mahir içindi.
Sabahın erken saatinde sporunu yapıp kahvaltı masasında oturan adam hemen yanındaki karısının bir gözü açık diğeri kapalı sevimli halini izliyordu.
Bu saatlerde henüz ay ışığı modundaydı.
"Güzelim çatalı düşüreceksin elinden."
Bahar'ın içi geçmiş olacak ki irkilerek baktı gülümseyen kocasına.
"Mahir ya hiç uykumu alamamışım ben."
Bir yandan da ağzının içinde uykulu uykulu söyleniyordu.
"Sen nasıl böyle dinçsin anlamıyorum ki."
Bahar'ın uykusu genelde sesine aksilik olarak yansırdı ve Gümüşpala gayet iyi bilirdi bunu.
"İyi uyuyamadın mı yavrum gece?"
Dalga geçiyordu bir de.
"Sen benden günlerin intikamını alıyorsun anlamıyorum sanki."
Dirseğini beyaz masa örtüsüne dayamış avuç içini yanağına yastık yapmış durmaya çalışıyordu adeta.
"Bu kadar özletmeseydin güzelim sen de kendini."
Hemen ardından sandalyesini biraz geriye alıp Bahar'ın elinden tuttuğu gibi dizlerinin üzerine çekti.
"Gel buraya bakalım yüzde doksanın naz senin."
Bir yandan da çatalına taktığı peyniri Bahar'ın ağzına atmıştı bile.
"Mahir ya bir gören olacak salonun ortasındayız ne yapıyorsun?"
Gümüşpala hiç istifini bozmadan yanıtladı. Karısının sesi az önceki cümlesini destekler nitelikte nazlı nazlı çıkıyordu.
"Ne yapıyorum? Karımın karnını doyuruyorum."
Kabul ediyordu nazlanmayı özlemişti.
"Bebek miyim sevgilim ben?"
Ekmek dilimine sürülen ballı kaymağa hayır demiyordu ama yalandan söyleniyordu.
"Benim bebeğimsin, güzelimsin, karımsı..."
İyice boynuna sokulmuş usul usul konuşuyordu. En iyi bildiği şeydi zaten böyle boynuna boynuna fısıldamak.
"Ay Mahir yapma şöyle!"
Bıyık altından sırıtıyordu kocası görebiliyordu.
"Nasıl?"
Eğilip Bahar'ın boynuna kocaman bir öpücük kondurdu.
"Böyle mi?"
Uyku muyku kalmamıştı genç kadında. Hamza Mahir sağolsun tüm hücrelerine kadar uyandırmıştı.
"Sen bana şurdan bir yeşil zeytin mi versen?"
Bahar kendisini toparlamaya çalışırken o kadar komik görünüyordu ki ister istemez gülüyordu adam.
Bahar'ın çok sevdiği çekirdeksiz, kırmızı biberli, yeşil zeytine çatalını uzattı Gümüşpala.
Kocasından zeytini alıp yediği sırada salonun ortasından bir ses duyuldu.
"Abla"
Okula geçmeden önce Esra uğramıştı.
Uğramıştı uğramasına ama böyle bir tablo görmeyi elbetteki beklemiyordu. Seslenir seslenmez gördüğü manzara karşısında pişman olmuştu bile. Keşke hiç sesini çıkarmadan gidebilme imkanı olsaydı.
Hamza ağabeyi dizinde oturan ablasına bizzat kendisi kahvaltı yaptırıyordu. Müstehcen olmasa da bu anlarına şahit olmak çok utandırmıştı genç kızı.
"Esra"
Bahar apar topar kalktı kocasının kucağından. Kimin daha çok utandığı tartışılırdı çünkü genç kadına göre yerin en dibi her zamanki gibi kendisine rezerve edilmişti.
"Şey ben gitsem iyi olacak sonra konuşuruz abla."
O esnada Hamza Mahir ayağa kalkıp ceketini giydi. Bahar halen daha ayakta dikiliyordu.
"Hoşgeldin Esra."
Karşısındaki adamın rahat hali Esra'yı da bir miktar rahatlatmıştı.
"Hoşbulduk Hamza ağabey. Ben akşam için izin alacaktım da sen çıkmadan yakalamak istemiştim."
Bahar da o an konuyu bir yerlerinden yakalaması gerektiğini fark etti.
"Hayırdır ablacığım ne izni?"
Ebeveynlerinin karşısında izin koparmaya çalışan çocuk gibi hissediyordu Esra ama bu durumdan rahatsızlık hissetmiyordu. Aksine etrafında kendisiyle ilgili birilerinin olması güven veriyordu.
"Akşam arkadaş grubumuzun bir partisi var da hani tanışmak, kaynaşmak gibi düşünebilirsiniz. Ben de gitmek istiyorum."
Bahar da başını Hamza Mahir'e çevirdi.
"Siz bu konuları ablanla kendi aranızda daha iyi halledersiniz."
Bahar'a dönüp "Ben çıkıyorum güzelim." dedi.
Kısaca ben karışmıyorum siz bilirsiniz demişti.
"Teşekkür ederim görüşürüz ağabey."
Esra'nın, Hamza ağabeyinin kendisine böyle saygılı davranması çok hoşuna gitmişti. Aralarındaki ilişkiyi asla laçkalaştırmıyordu. Saygı mesafesini o kadar iyi ayarlıyordu ki bir kere daha hayran oldu ağabeyine.
Bahar, Esra'ya eliyle 'bir dakika hemen geliyorum' der gibi yapıp Gümüşpala'nın peşinden gitti.
Kapının önüne geldiklerinde Hamza Mahir bir öpücük çaldı karısının dudaklarından.
"Sevgilim sence ne diyeyim? Ben hiç buraları bilmiyorum ki nasıl sorumluluk alayım?"
Bahar'ın sesi abla edasıyla endişeli çıkıyordu.
"Güzelim Esra çocuk değil üniversiteye gidiyor. Çok sık boğaz etme onun da hakkı sosyalleşmek."
Genç kadın doğru mu duyuyorum der gibi kaşlarını çatarak baktı kocasına.
"Kocacığım acaba diyorum ben de mi yeniden üniversiteye başlasam?"
Gümüşpala gülerek iki eliyle kavradığı belini kendine doğru çekti karısının.
"Sen benim karımsın, benimsin. Aldığın nefese karışırım."
Ardından boynuna indi bakışları ve sonrasında burnu o çok sevdiği kuytuya sokuldu.
"Tam diyorum acaba bir adım ilerledik mi ama yok mağaranın çıkışından çok uzağız sevgilim."
Hamza Mahir karısının alaylı sözleriyle başını kaldırdığında kendi gülmese de gözlerindeki pırıltı görülüyordu. Gelecek cümleyi bekledi Bahar malum boşuna parlamazdı kocasının gözleri.
"Duralım işte mağaranın karaltısında, eğleniriz."
Ayıplar gibi gözlerini kısıp göğsüne vurdu kocasının.
"Edepsiz"
Paltosunu giyen adam usulca kapının arkasına doğru çekmişti Bahar'ı.
"Hadi hadi oyalama beni. Uslu dur ben gelinceye kadar."
Omuzlarından tutulmuş kolayca yer değiştirilmişti. Alnına konan öpücükle kocası çoktan kapıyı açmıştı.
Bir kere kim kimi oyalıyordu?
Yine çocuk gibi kendisini tembih edip gitmişti bu adam.
Hülyalı bakışlarla salak salak dikildiğini fark etti Bahar.
"Kendine gel kızım ya görmemişin kocası olmuş hayret bir şey!"
Söylenerek Esra'nın yanına doğru yürüdü.
"Hep ben şımartıyorum bu adamı sonra baş edemiyorum."
İçeri girdiğinde Esra'yı sandalyede otururken buldu. Bekle bekle yorulmuştu muhtemelen.
"Tam bir aşk kuşu oldun çıktın abla."
Esra'nın sesinde bir miktar özenme mi vardı?
Normalde hep alaycı çıkan sesi nereye gitmişti?
"Allah aşkına bu sabahı unutabilir miyiz zaten rezil oldum sana."
Esra gülüyordu.
"Esra ya!"
Bahar'ın isyankar sesi içine içine çıkıyordu.
"Bir şey soracağım abla."
Genç kadının bir kaşı kalkmıştı geleceği bekliyordu.
"Siz her sabah kahvaltınızı böyle mi yapıyorsunuz?"
Eline fırsat geçmeye görsün Yiğit Ali bir Esra ikiydi!
"Sen ablanla nasıl konuşuyorsun böyle?"
Üste çıkmak konusunda da Bahar'dı yani.
"Her şeye okey ama Hamza ağabey gibi bir adamın da elleriyle karısına kahvaltı yaptırması da büyüdür bence artık."
Esra ablasını duymazdan geliyor hala eğleniyordu.
"Abla doğru söyle sen ne yaptın bu adama? "
Dalga geçiyor gibi görünse de özeniyordu.
"Dur sen ilerde ben seninle nasıl alay edeceğim bak gör. Neyse şu parti işini konuşalım."
Bahar'ın kurduğu cümle tehtit gibi dursa da aslında geleceğe yönelik umutlar barındırıyordu genç kızın nezdinde.
"Abla sence gitmeli miyim?"
Tereddütte gibiydi hala.
"Nasıl bir partiymiş bu?"
Esra'nın da tam olarak haberi yok gibiydi.
"Klüp gibi bir yerin locası mıymış neymiş ben de tam anlamadım ama hep orda takılırız biz dediler. Orada büyük bir alanı kapatıyorlarmış."
Bahar'ın kulağına çok da hoş gelmemişti ama Cengiz ağabey götürüp getirecekti ve ev ortamı olmadığı için daha güvenli buldu. Annelik hormonları fazla mesai yapıyordu şu aralar.
"Anladığım kadarıyla Tolga'yla gideceksin."
Bahar'ı onayladı Esra.
"Aslında Elçin, Hande ve Bengü de gelecek ama Tolga biraz daha özel davet etti beni sanırım. Daha çok onun organize ettiği bir parti."
Esra'nın ruh halini çözmeye çalışıyordu genç kadın.
"Sen daha iki üç gün önce Yiğit Ali diye ağlamıyor muydun Esra ne ara Tolga'yla partiye gidecek kıvama geldin sen?"
Kızmak istemiyordu ama bu duygu geçişleri fazla fevriydi. Yaşına veriyordu Bahar.
"Yiğit Ali'ye gittim okul çıkışı. Bir kız açtı kapıyı keyfi gayet yerindeydi. Ben onun için üzülürken meğer tek üzülen benmişim."
Hiç bilmediği bir şehirde Yiğit Ali'nin evine gitmesine mi yoksa Cengiz beyi nasıl ikna ettiğine mi şaşırsın bilmemişti Bahar. Yiğit Ali'ye de şaşırmıştı doğrusu. Son zamanlarda ondan böyle bir davranış beklemezdi.
"Arkadaşıdır belki olamaz mı yani?"
Genç kız ablasına sanki tanımıyorsun der gibi baktı.
"Hem ya Yiğit Ali ya Tolga olacak hayatında diye bir şey mi var? Fazla aceleci değil misin?"
Sürekli sorgu sual eden, engel koyan ebeveyn rolüne de girmek istemiyordu Bahar ama kardeşim dediği kızı da korumaktı niyeti.
"Tolga'dan hoşlandığımı söyleyemem belki ama onun arkadaşlığını, sohbetini, kibarlığını seviyorum. Bana iyi geliyor. Değerli hissettiriyor. Sanki daha çok dost gibiyiz hiçbir taşkın davranışta bulunmuyor.
Zaten öyle üzülüp kırılacak biri değil ki elini sallasa ellisi görsen etrafındaki tipleri ne demek istediğimi anlarsın."
Bahar aslında Esra'yı çok iyi anlıyordu. Yalnızlığını paylaştığı bir arkadaştı belli ki Tolga daha çok. Zamanında tıpkı Ercüment'in kendisini el üstünde tuttuğu gibiydi. Endişe duyduğu konu Tolga'nın nasıl bir insan olduğunu bilmeyişiydi. İstanbul gibi bir kentte büyümüştü ve muhtemelen Ercüment'e göre çok daha gözü açıktı. Üstelik çok çok daha zengindi. Paranın cüretinin nereye varacağı hiç belli olmazdı.
Ercüment'i ne kadar özlediğini düşündü Bahar.
Onun sağlığı için arkadaşlıklarından vazgeçmişti. Biliyordu ki Hamza Mahir hele ki aşk itirafından sonra onu sağ bırakmazdı. Hayatında hiç var olmamış, tüm üniversite dönemleri boyunca arkadaşlık etmemişler gibi silmişti genç adamı.
Ne yapıyordu acaba şu anda?
Onun arkadaşlığını çok özlüyordu ama biliyordu ki kendisine aşık olduğunu söyleyen bir adamla evli barklı bir kadın olarak görüşmeye devam etmesi ahlaki açıdan da doğru değildi.
O itirafı yapmamış olsaydı bir ihtimal hala arkadaş kalabilirlerdi. Elini kolunu bağlamıştı Bahar'ın.
"Sen böyle daha iyi hissedeceksen tamam git partiye. Yalnız bak böyle yerlerin yabancısısın ne yediğine ne içtiğine dikkat et. Gece Cengiz ağabeyi ara mutlaka saat kaç olursa olsun getirsin seni."
Esra izni kopardığı için gülümsemişti.
"Merak etme abla sana mahcup olacağım her şeyden uzak dururum. Teşekkür ederim."
Esra ablasını öpüp çıkacağı sırada koluna dokunularak durduruldu.
"Benden sana bir tavsiye bu hayatta birinin açtığı boşluğa başka kimsenin parçası uymaz. Zorlarsan da karşısına geçip baktığında güzel durmaz. Zamana bırak çok güzelsin, çok gençsin yaşayacağın çok güzel yılların var önünde. Tadını çıkar biraz kendini sakın dibe çekme."
Esra gözleri dolu dolu sarıldı ablasına.
"İyi ki varsın abla iyi ki..."
Bahar ortamın havasını dağıtmak için terslendi.
"Ağlaya ağlaya partiye mi gidilir kızım hadi ya!"
Esra alelacele evden çıkıp derse gitmek için koşturdu.
Sabahın bu saatindeki yoğun trafikten sonra derin bir nefes veren Bahar'da uyku muyku kalmamıştı. Oğullarının yanına çıkmak için merdivenlere yöneldi.
'Bu Yiğit Ali'nin yanındaki kız kimdi acaba?'
Genç adamın hızına çoğu zaman yetişmek pek mümkün olmuyordu ama daha birkaç gün önce gördüğü adam oldukça durulmuş haldeydi. Öyle hemen eve kız atmaya kalkıştığına nedense ihtimal vermiyordu Bahar.
Yine de Yiğit Ali'ydi bu kesin yapmaz denilebilir miydi?
Tüm gün oğullarıyla vakit geçiren Bahar akşamüstüne doğru yorgunlukla kitabını okuyordu. Oğlanlar artık çok daha fazla vaktini alıyordu. Üçü de ayrı ayrı ilgi bekliyorlardı.
Ne de olsa babasının oğullarıydı.
Bu düşünce yüzünde bir tebessüme neden olmuştu.
Yanıbaşındaki komodinde duran telefonunu alıp kocasını aradı. Sesini duyası gelmişti.
"Yavrum"
Telefonun karşı ucundan gelen kalın ses genç kadının tüm dünyasıydı.
"Sevgilim"
Her ne kadar bu sefer genç kadın aramış olsa da genellikle gün içerisinde arayan taraf Gümüşpala olurdu. Bu da Bahar'ın Hamza Mahir'in hayatına yerleştirdiği alışkanlıklardan biri olmuştu.
"Canım çok sıkıldı da sesini duymak istedim. Ne yapıyorsun?"
Gümüşpala yaklaşık iki saat süren bir toplantıdan yeni çıkmıştı ve işin aslı kendi de çok bunalmıştı.
"Toplantıdan çıktım. Şimdi odama geldim güzel karımı düşünüyordum."
Bahar cilveli cilveli güldü.
"Yalan söyleme kocacığım eminim toplantıda konuşulanları süzgeçten geçiriyordur senin o beynin."
Hamza Mahir de gülmüştü karşılığında. Karısı tanıyordu artık kendisini.
"Benim seni aklımdan çıkardığım bir an yok yavrum orası yalan değil."
Kocasının son günlerdeki hali şaşırtıyordu Bahar'ı. Üzgün geçirdiği günler boyunca demek ki o da gerçekten pişman olmuş ve üzülmüştü. Ekstra hassasiyet gösteriyor gibiydi.
Acaba kaç gün sürecekti bu halleri?
Gülesi geldi genç kadının.
Elbette ki çok uzun sürmeyecekti Hamza Mahir'di bu.
"Sevgilim ne zaman geleceksin?"
Derin bir nefes verdi adam. Bu nazlanmaya olumsuz cevap vermek çok zordu.
"Geleyim mi hemen?"
Bahar hevesle onayladı kocasını.
"Hemen gel."
Yerinden doğruldu Gümüşpala işi bitmişti zaten genelde ekstra çalışır öyle giderdi eve. Bugünlük bekleyebilirdi.
Emir büyük yerdendi.
"Sinema odasına git bir film seç geliyorum."
Bahar heyecanla ayaklandı.
"Bu evde sinema odası mı var?"
O kadar çok oda vardı ki yetişmekte güçlük çekiyordu.
"Ohoo Bahar hanım yaşadığınız yerden haberiniz yok."
Haklıydı vallahi ama üç bebek büyüten de kendisiydi. Vakit mi oluyordu sanki?
"Şu çocukları teker teker yapsaydık sevgilim benim de zamanım olurdu keşif için."
Bu kadar sevgi tonu barındırınca sesi isyankar çıkamıyordu maalesef.
"Sen iste yeter yavrum bundan sonra tek tek yaparız."
Yok artık daha nelerdi!
"Kocacığım aklından bile geçirme artık böyle bir şeyi."
Gümüşpala'nın o anki halini gören biri Bahar'ın boşuna konuştuğunu hemen anlardı.
"Sineme odasında baş başa masaya yatıralım bu konuyu geliyorum."
Telefonun karşı ucundan nasıl olurda dizlerinin bağını titretebilirdi anlamıyordu Bahar.
"Film izleyeceğiz Mahir!"
Hamza Mahir sanki hiç farklı bir imada bulunmamış gibi cevapladı.
"Tamam yavrum ben de film izlemeye geliyorum zaten."
Bahar o ses tonunun anlattığı filmi iyi biliyordu. Malum kaç kere çevirmişlerdi.
Telefonu kapatır kapatmaz koşturarak çıktı odadan. Az önceki karamsar halinden eser kalmamıştı. Yine bahar dalları açmıştı kalbinde.
Seviyordu
Çok seviyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder