GÜMÜŞPALA-50
Keyifli okumalar ♥️
Mezarlıktan çıkıp arabaya bindiklerinden beri Bahar başını Hamza Mahir'in omzuna yaslamış sessizce akıp giden yolu izliyordu.
Henüz yarım saat önce yaşadığı büyük sürprizi hazmetmesi epey zaman alacaktı besbelli. Yıllar sonra ilk defa bir mezar taşına da olsa anne diyebilme duygusunu tadan herkesi durgunlaştırırdı muhtemelen.
Özlem doluydu, burnunun ucu sızlıyordu genç kadının.
Çocukken bi bahane bulup annesine ağladığı zamanlar geçiyordu aklından, akan yol ile birlikte.
Diğer taraftan da mutluydu içi kıpır kıpırdı. Bir dahaki sefere kucağında çiçeklerle gelecekti annesine.
"İyi misin güzelim?"
Kocasının bariton sesiyle iç dünyasından gerçek dünyaya döndü genç kadın. Kafasını kaldırıp adamın soran gözlerine baktı sevgiyle.
"Mahir sence annemin hiç fotoğrafı var mıdır?" Hamza Mahir'in sorusunu es geçerek direkt aklındaki soruyu söyleyiverdi.
"Sen Zeliha hanıma sormadın mı bugüne kadar?"
Netice itibari ile ailenin özel hayatına en yakın kişi Zeliha hanımdı.
"Sordum ama yalnızca kundakta bebeği verip gitmiş Zeliha sultana babam olacak adam. Hiç eşya bile getirmeye zahmet etmemiş ki değil annemin fotoğrafı yani."
Bu konuyla ilgili Gümüşpala'nın kafasına yatmayan yerler vardı fakat Bahar'ı üzecek yada ikilemde bırakacak herhangi bir duruma sebep olmamak için susuyordu.
"Bırak sen şimdi bunları daha fazla üzme kendini aslanlarıma konsantre ol, eve gidince büyük tantana var belli."
Oğullarının bahsi geçince bile Bahar'ın yüzünde güller açıyordu.
"Oğullarımın mevlidinden tantana diye bahsetmezsen sevinirim canım."
Hamza Mahir'e havalanması bile nazlıydı Bahar'ın. Kocasına şımarıklık yapmak hoşuna gidiyordu.
Bıyık altından gülümseyen adamın cevabı gecikmemişti.
"Anne aslan"
Genç kadın kocasının her fırsatta oğullarını sahiplenici tavrıyla ufak ufak dalga geçmesine alışmıştı artık.
Kıkırdayarak yüzünü kocasının göğsüne daha da sıkı yasladı. Ne yapıp edip moralini düzeltmenin bir yolunu buluyordu bu adam.
Eve varıp arabadan indiklerinde Bahar'ın ağzı açık kalmıştı. Havuz başını öyle bir süslemişlerdi ki kadınların biri ikisi değil hepsi heveslisiydi bu işin.
Bir kere bu kocaman pasta ne zaman sipariş edilmişti? Çeşit çeşit tatlılar tuzlular da hemen pastanın yanındaki yerini almışlardı. Günün anlam ve önemi binaen sipariş edilmiş minik hatıra süsleri de gösterişli sepetlerde duruyordu.
Aslanlar aşağı aslanlar yukarı derken konsept elbetteki aslan figürüydü. Bebek mavisi saten masa örtüleri, beyaz danteller, onlarca balon derken muazzam işçilikti doğrusu.
Bir de abartmayın demişti. Demişti değil mi? Allahtan demişti bir de demeseydi havai fişek gösterisi yapardı bunlar.
"Yavrum daha şaşıracak mısın yanlarına gidelim mi?"
Hamza Mahir karısının belinden tutmuş hafif hafif itekleyerek götürüyordu. Bahar'ın kendisine bırakırsa pek hareket edecek gibi görünmüyordu.
"İ-na-na-mı-yo-rum Mahir iki saat içinde neler yapmışlar?"
Genç kadın şaşıradursun Esra ve Leyla koşturarak yanlarına geldiler.
"Ayy nasıl buldun Bahar? Çok güzel olmamış mı minik aslanlara?"
Leyla'nın sesiydi heyecanlı heyecanlı çıkan.
"Çok.. çok güzel olmuş Leyloş da neden bu kadar zahmet ettiniz kendinizi yordunuz ne gerek vardı."
Bahar'ın sesi istemiyordan ziyade mahçup çıkıyordu. Netice de kendisi hiçbir şey yapmamıştı tüm bu hazırlık aşamasında.
"Aa olur mu öyle şey abla ne fotoğraflar çekeceğiz şimdi ilerde açıp açıp bakmak için.
Ama şu aslanlı pasta mükemmel olmamış mı yaa?"
Esra'nın heyecanı konudan konuya atlamasına neden olurken Bahar'ı da havaya sokmaya yetmişti doğrusu.
"Her şey öyle güzel olmuş ki ellerinize sağlık kızlar hayal bile edemezdim bu kadarını."
"Bırak şimdi teşekkürü sonra edersin üzerini değiştir hemen gel."
Leyla'nın cümlesinin üzerine sessizliğini koruyan Hamza Mahir karısının elinden tutmuş yukarıya doğru yönlendiriyordu.
Yukarı kata geldiklerinde bir an duraksayarak "Aşkım önce emzireyim öyle üzerimi değiştireyim acıkmışlardır miniklerim." kocasıyla birlikte bebek odasına doğru geçtiler.
Odaya girdiklerinde üç minik adam da aslan baskısı bulunan tulumlarıyla öyle tatlı görünüyorlardı ki Bahar'ın içindeki sevgi seli yutuverecekti üçünü de.
"Annemm siz hazırlandınız bizi mi bekliyorsunuz?" Günbegün çevreye karşı duyarlılıkları artan minik paşalar sesin geldiği yöne doğru bakmaya çalışıyorlardı.
Hamza Mahir içinse manzara yine seyirlikti.
Bahar hemen oğullarını emzirmeye koyulmuşken adam da karnı doyanlarla ilgileniyor ellerine öpücükler kondururken boyunlarından mis kokularını çekiyordu.
"Mahir bence Mirza biraz bana benzemeye başladı sevgilim baksana."
Bebekler her ne kadar tek yumurta olmasalar da henüz çok küçük olmaları sebebiyle birbirilerine aşırı benziyorlardı.
"Sarışın mavi gözlü olacak gibi haklısın güzelim."
Alenen dalga geçiyordu gıcık adam!
"Çocuklarımın biri de olsa bana benzeyecek bak görürsün. Geç dalganı sen canım."
Bahar'ı hırslandırmak Gümüşpala'nın çok hoşuna gidiyordu. Nitekim yine başarmıştı.
"Sen üçüne de hiç heveslenme yavrum önümüzdeki maçlara bakacaksın artık."
Pesti doğrusu hala çocuk istiyordu Mahir bey...
"Sevgilim esas sen hiç heveslenme olmayacak öyle bir şey."
Üçüncü oğlunu da yatağına koyan kadının elinden tutup yatak odalarına doğru giren Gümüşpala kapıyı kapattığı gibi karısının dudaklarına yöneldi. Sırtı kapıya yaslı Bahar daha ne olduğunu anlayamadan kocasının çekim alanında buluvermişti kendisini.
Tulumunun düğmeleri bir bir çözülürken çıplak kalan teni hemen kocasının dudakları tarafından örtülüyordu.Kalçasından tutulup yukarı kaldırıldığına bacakları hemen Hamza Mahir'in belini sarmış, kolları ise boynuna dolanmıştı.
Kısık kısık "Mahir" diye inlerken çok daha fazlasını istediği anlaşılıyordu. Dudaklarıyla adamın sırıtan dudaklarını hisseden Bahar bir an duraksayıp geri çekildi ve gözleri kendi göz hizasının biraz aşağısındaki adama soran gözlerle baktı.
"Ne var yaa ne gülüyorsun?"
Hamza Mahir'in fazla istekli oluşuna güldüğünü düşünen Bahar utanmıştı.
"Ben sana istesem on tane daha doğurturum haberin olsun yavrum."
Alenen libidosuyla dalga geçtiği yetmezmiş gibi bir de böbürleniyordu beyefendi. Aman ne güzel!
"Sen var ya sen.."
Hırsını alamayıp daha da kötüsünü ne diyeceğini dahi bilemeyip yumruğunu adamın omzuna geçirmişti Bahar.
"Tam bi odunsun sen"
Gümüşpala'nın gülümsemesi büyürken bir taraftan da kızın kendisine vurduğu elini dudaklarına götürüp öpmekle meşguldü.
"Gül sen gül.. Senden gencim libidom yüksek diye dalga geçiyorsun."
Adam Bahar'ın söylediklerini ciddiye alır gibi görünmezken sertliğini yeniden kıza doğru bastırmış kısık sesle kulağına fısıldıyordu.
"Ateşle oynuyorsun"
Bahar boğuk çıkan sesiyle cevap vermeye çabalıyordu.
"Ne olurmuş?"
Hamza Mahir'in sesi çok netti.
"Yakarım."
Genç kadın yalnızca yutkunabilmişti.
Biraz sonra az da olsa sakinleştiklerinde Gümüşpala üzerini değiştirmek için gömleğinin düğmelerini çözüyordu. Bahar'ın dikkatini ise yatağın üzerindeki elbise çekti.
"Aa bunu mu giyeceğim ben? Kızlar bunu bile düşünmüşler mi yok artık."
Beyaz tonu sade bir elbiseydi.Aynı zamanada çok şıktı. Minik dantel detayları öyle hoştu ki Bahar bayılmıştı elbiseye.
"Elbiseni ben seçtim saçma sapan bir şey alırlar şimdi durduk yere asabım bozulur."
Kocasının zevkine mi hayran olsun ettiği maço maço laflara mı kahrolsun bu Bahar ne yapsındı şimdi?
"Allah'tan zevkin çok hoş da maçoluklarını görmezden gelebiliyorum." Bahar havalı havalı konuşurken bir taraftan da üzerini çıkarıyordu. İç çamaşırlarıyla kaldığında elindeki elbisesini giyeceği sırada aynadan kocasının kendisini seyrettiğini gördü.
Gümüşpala gömleğinin düğmelerini çözmüş, yatağa oturmuş bir kolundan arkadan destek alarak öylece karşısındaki manzarayı izliyordu. Bahar konuşmaktan henüz farkına varabilmişti.
"Bu gece kaçırayım mı seni?"
Adamın istekli gözleri karşısında sesi titremeden konuşamadı Bahar.
"N-nereye?"
Hamza Mahir'in gözleri karısının vücudunda hiç acele etmeden dolaşırken en son gözlerinde sabitlendi.
"Çığlıklarını kimsenin duymayacağı bir yere."
Yok yok genç kadının artık dizlerinde derman falan kalmamıştı.
"Ay Mahir şöyle konuşup durma düşüp bayılacağım bak ben artık."
Adam gülerek Bahar'ın ellerinden yakalayıp dizlerine doğru çekti. Kocasının dizine yan bir şekilde oturan genç kadın hala nazlı nazlı sitem ediyordu.
"Bak valla daha önce hiç yapmamış gibi hissetmeye başladım ben heyecandan elim ayağım yerini şaşırıyor yapma şöyle."
Bahar'daki de candı yani!
Hamza Mahir karısının her tepkisini gülümseyerek izliyordu. Onun bu masumane ama aynı zamanda kadınsı halleri adamı büyülüyor gibiydi.
"Senin o hallerini de biliyoruz güzelim yandık demektir."
Bahar dirseğiyle adamı dürtmeye çalışırken artık kendisi de gülüyordu.
"Hadi hadi aşağıdaki olay bitti sen hale kucağımda nazlanıyorsun." derken Bahar'ın eskiye nazaran daha toplu bacaklarına kalk manasında ağır ağır vuruyordu.
"Al işte senin yüzünden kendi çocuklarımızın organizasyonuna geç kalıyoruz Mahir, kalk hadi sana kıyafet seçelim." Hızla kocasının kucağından kalkarak elinden tutmuş giyinme odasına sürüklüyordu.
"Hmm bakalım hepi topu üç renk gömleklerinden hangisini seçsek."
Gümüşpala öyle renkli giyinen bir adam değildi ki mavi siyah ve beyaz renklerinin tonlarından oluşan gömlekleri nizami bir şekilde sıralanmış karşılarında duruyordu.
"Aşkım lacivert keten pantolon mu giysen üzerine de beyaz gömlek. Bence gayet uyumlu bir çift oluruz."
Seri hareketlerle kıyafet seçen ve aynı serilikte konuşan karısının belinden tutup aynadaki yansımalarını gösteren adam "Biz zaten mükemmel bir çiftiz yavrum" dedi.
Kocasının ancak omuz hizasına gelebildiği için önde kendisi arkada Hamza Mahir durduğu halde sağolsun hiç kapatamıyordu bile adamı.
"Sen benim boy kompleksimi tetikliyorsun Mahir seni neyle beslediler böyle ya?"
Aslına bakılırsa tezatlık yalnızca boylarında değildi. İç çamaşıyla vücudunun büyük kısmı gözler önündeydi ve Gümüşpala'nın esmerliğine tezat bembeyazdı kadının teni. Bahar ne kadar naifse Hamza Mahir o denli yıkılmaz görünüyordu.
"Ben kumral, bembeyaz tenli, mavi gözlü sürekli kucağımda taşıyabileceğim, minik kadınlardan hoşlanıyorum."
Bahar'ın kulağına doğru eğilmiş en ikna edici ses tonuyla konuşuyordu adam.
"Hıı tabi tabi öncesini de duyduk."
Bahar sevildiğinden ve beğenildiğinden elbetteki emindi ama bu Hamza Mahir'in hayatından geçen esmer uzun bacaklıları unutacağı anlamına gelmiyordu.
"Kıskanç"
Gümüşpala bu mevzuyu asla ciddiye almıyor ve de ciddi şekilde konuşulmasına izin vermiyordu.
Bahar hızlıca dönüp kocasının kolunu ısırıp kaçmıştı.
Ellerini bir türlü birbirinin üzerinden çekemeyen çift kırk beş dakikanın sonunda nihayet hazırlanabilmişlerdi.
Makyajının ardından saçlarına kıyafetiyle uyumlu incili bir taç takan Bahar görüntüsünden oldukça memnundu.
Hamza Mahir'in kol düğmelerini de kendisi seçmiş aynı şekilde elleriyle takmıştı.
"Sonunda hazır olabildik şükür" söylene söylene topuklu ayakkabılarını giyen genç kadın tastamamdı.
Karı koca oğullarının odasına girip kucaklarına almışlar en nihayet bahçeye çıkmışlardı.
Aşağı indiklerinde Nejat ve Yiğit Ali de gelmiş aile tamamlanmıştı.
"Ooo paşalarım gelmiş."
Yiğit Ali önden koşar adım Bahar'ın kucağındaki Han'ı alırken hemen ardından Nejat da ağabeyinin kucağındaki iki bebekten Alp'i almıştı; neşeli halleriyle dikkat çekiyordu adamlar.
"Yiğit Ali hoplatma el kadar bebeği ya!"
Ohoo Bahar kime diyordu ki?
"Yenge sen de hiç sevdirmiyorsun ama ya"
Yiğit Ali yine dokuz yaşında oğlan çocuğuna dönüşmüştü Bahar'ın karşısında.
"İyi, yeni emzirdim kussun üzerine de gör canım."
Gümüşpala bir taraftan Emir'i tutarken diğer taraftan da Bahar'ın belinden sımsıkı sarılmış müdahale etme gereği duymadan atışan gençleri izliyordu.
"Han aman bak aslanım çizme karizmamızı durduk yere." Minik Mirzat Han söylenenlerden habersiz açık havada etrafına bakmaya çalışıyordu yeni yeni açılan gözleriyle.
"Aman sevsinler karizmanı" Bahar alayla söylenirken Zeliha ve Hafize hanım da yanlarına gelmişlerdi.
"Maşallah benim güzel gözlü kuzuma çok yakışmış elbisen pek güzel olmuşsun."
Kızına övgü dolu cümleleri sıralayan Zeliha hanımdı.
"Maşallah Bahar kızım, Allah'ım beyimi de sizi de çocuklarınızla birlikte her türlü kazadan beladan korusun çok güzelsiniz. Mutluluğunuz daim olsun inşallah"
Hafize hanım her zaman çok ağzı dualı bir kadındı. Ne zaman olsa hep kendileri için iyi dileklerde bulunuyordu.
"Amin canlarım benim Allah sizleri de bizim başımızdan eksik etmesin." Bahar iki kadını da gönüllerken Hamza Mahir ve Yiğit Ali kucaklarında oğlanlarla biraz kenar tarafa geçmişler laflıyorlardı.
Nejat ise Alp ile birlikte Leyla'nın yanına gitmiş masaların orada tabakların hazırlanmasına yardım eden kızın yanında dikilmiş bir şeyler anlatıyor, ara sıra Leyla işini bırakıp minik paşanın ellerinden boynundan öpüyor bu arada Nejat'ın sevgi dolu bakışlarının tam olarak odağı haline geliyordu.
Dışarıdan işiyle meşgul görünen fakat içten bir o kadar üzgün olan kişi ise Esra'ydı. Kimsenin ağzının tadını bozmak istemediği için hep mutlu görünüyordu ama kırgındı. Kızgınlık birkaç güne geçiyordu ama kırgınlık insanın yakasını bırakmıyordu.
Ara sıra gözleri sanki hiçbir şey olmamış gibi neşeli neşeli ağabeyiyle konuşan Yiğit Ali'ye gidiyor hemen toparlanıyordu.
Aradan bir müddet zaman geçmiş genç kadınlar sonunda bir araya gelmişlerdi. Bebekler Zeliha, Sevde ve Hafize hanıma verilmiş kadınlar hallerinden memnunken genç hanımlar da kendi aralarında konuşma fırsatı yakalamışlardı.
"Kızlar ne kadar teşekkür etsem az kalır biliyorum ama yine de söylemek istiyorum her şey öyle hoş olmuş ki ellerinize sağlık. Bunca yaşanan olaydan sonra nasıl iyi geldi böyle bi organizasyon size anlatamam."
Leyla ve Esra da böyle düşünerek bu kadar cafcaflı bir işe girişmişlerdi doğrusu. Herkese iyi gelecekti. O nedenle mevlid adı altında daha çok bir kutlamaya dönüşmüştü durum.
"Bahar bırak biz de senin için bir şeyler yapalım kuşum hem bu paşalar için az bile."
Leyla'nın fikirlerine aynen katılan Esra söze girdi.
"Başta sen ve Hamza abi olmak üzere herkesin stres atmaya ihtiyacı vardı. Biz de iyi geleceğini düşündük abla iyi de oldu gerçekten."
Uzaktan Yiğit Ali'nin sesiyle kadınların konuşması bölündü.
"Yenge hadi kesmiyor musunuz şu pastayı yiyelim?"
Evin en sabırsızı olarak tabi ki Yiğit Ali soracaktı bu soruyu.
Herkes masaya doğru toplanırken pastanın başına Hamza Mahir ve Bahar kucaklarında oğullarıyla geçmişti.
"Durun durun önce fotoğraflar çekilsin pasta bozulmadan."
Leyla'nın heyecanlı sesiyle fotoğraf çekme merasimi başlamıştı.
Öncelikle çekirdek aile; daha sonra evin büyükleriyle, Nejat ve Leyla çiftiyle ayrı ayrı derken fotoğraf albümüne eklenecek onlarca kare çıkmıştı.
"Gençler hep birlikte durun da şöyle bir çekeyim hepinizi tüm güzellikler bir arada olsun canım hepinizin maşallahı var."
Sevde hanımın isteği üzerine Mahir'in yanına Leyla ve Nejat geçerken Bahar'ın yanına duran Yiğit Ali'nin tarafına da mecburen Esra geçmişti. İstemeye istemeye durduğu için de biraz dışarıda kalmıştı.
"Esra kızım Yiğit oğluma doğru yanaşsana biraz geçerken uğramış gibi duruyorsun böyle."
Maksimum iki santim daha yanaşan kızı belinden tutup kendine doğru çeken Yiğit Ali'nin elleriyle kollarıyla da gizliden gizliye mücadele etmek zorunda kalıyordu.
"Çeksene elini ya ne işi var belimde."
Kısık sesle öfkeyle söylenirken adam kızı duymazdan geliyordu.
Girdiği mücadeleyi etrafa belli etmemeye çalışan Esra mecburen o şekilde poz vermiş bu anı da dışarıdan mükemmel görünen bir iç savaş şeklinde tarihe geçmişti.
"Yenge diyorum ki yeğenlerimizle erkek erkeğe bi poz versek hı ne dersin?"
Yiğit Ali'nin ricası üzerine Gümüşpala, Nejat ve Yiğit Ali kucaklarında üç paşa'yla poz vermişlerdi.
Karşıdan bakınca çok gülesi gelmişti Bahar'ın. Koca koca adamlar önlerinde aslanlı pastayla poz vermeler...
Hele ki kendi kocası...
Genç kadının eğlenen halleri Hamza Mahir'in gözünden kaçmamış olacak ki kafasını sağa sola ' sen görürsün eğlenceyi' manasında sallayıp göz kırpıp önüne dönmüştü.
Geride yutkunmak zorunda kalan bir Bahar bırakarak.
Sonraki birkaç saat boyunca dualar edilmiş,yenilmiş içilmiş, sohbetler edilmiş, bahçedeki gençlere pastalardan dağıtılmış hep birlikte muazzam vakit geçirilmişti.
İki kişi arasındaki hariç tüm gerginlikler geride bırakılmıştı.
"Bahar yavrum biz bu paşaları artık yukarı çıkaralım açık havanın fazlası çarpar daha çok küçükler."
Zeliha hanım havuz başında oturan gençlerin yanına gelmiş Bahar'a sesleniyordu.
"Tamam Zeliha sultan geliyorum."
Tam hareketleneceği vakit kadın tarafından durduruldu.
"Yok kuzum otur sen keyfine bak biz üçümüz hallederiz."
Bahar kadınların habire bakıcı gibi her işe koşturmaları karşısında utanıyordu.
"Siz de yoruldunuz kaç günden sultanım ben çıkar hallederim şimdi."
Zeliha hanım çoktan hareketlenmiş bile.
"Aa ne biçim söz o torunlarım onlar benim heralde yapacağım."
Genç kadın talimat üzerine yeniden kocasının yanına oturmuştu.
"Erkek erkeğe fotoğrafımızı instagrama atayım da millet yakışıklı görsün."
Yiğit Ali'nin sesi keyifli çıkıyordu.
"Kim kimi görüyor ya pardon?"
Bahar'ı karşına almak konusunda emin misin Yiğit Ali?
"Anladık tapusu sende de geçerken bakmak da mı yasak yanlış mıyım?"
İnadına inadına damarına basıyordu kızın.
"Tapu derken yanlış olmasın abi evlenme cüzdanı manasında."
Ay her şeyi doğruymuş gibi bir de bunu açıklıyordu ağabeyine.
"Ben kocama güveniyorum canım herkes sen değil."
Gümüşpala bıyık altından gülümseyerek karısının sinirlenmesini izliyordu.
"Yine de o fotoğrafı paylaş bakalım ne oluyor."
İşte tam olarak beklenen Bahar tepkisiydi bu.
"Lan Yiğit Ali dingil dingil konuşmasana. Yenge bakma sen buna ya zaten evden bir fotoğrafı asla paylaşmaz seninle uğraşıyor."
Yiğit Ali'nin kızla uğraşmasına dayanamayıp lafa girmişti Nejat.
"Nejat ya bu çocuk neden hiç sana benzemiyor?"
Ee koz Bahar'a geçmişti bir kere.
"Aşk olsun yenge neyimi gördün ya?"
Genç adamın sesi numaradan alınmış gibi çıkıyordu.
"Sen sus şımarık instaboy seni."
Bahar arada bir stalk yaptığı için konuya hakimdi çok şükür.
"Aa Yiğit Ali duyduğumuza göre instagramda milyonları peşinden sürüklüyormuşsun."
Leyla'nın bomba haberiyle ortamdaki diğer iki adam birbirlerine bakmışlardı. Öyle sosyal medyayla falan işleri yoktu ki Yiğit Ali'nin çok takipçili hesabından haberleri olsun.
"Hayırdır koçum?"
Hamza Mahir'in sorusuyla yerinde doğrulan genç adam yengeleri sayesinde iyice köşeye sıkışmıştı. Birken iki olmuşlardı Allah Yiğit Ali'ye kolaylık versindi.
"Abi biliyorsun seviyor kızlar bu suratı."
Gümüşpala'nın bir kaşını kaldırmasıyla mecbur açıklamaya girişmişti adam.
"Ben de anlamadım ki bi anda oldu valla abi özellikle yapmadım ya takipçi geldikçe de insan daha fazla fotoğraf atmak istiyor derken bi baktım fan sayfamı da açmışlar."
Bahar ve Leyla dayanamayıp kahkahalarla gülerken Nejat ağabeyine 'bizim oğlan işte her zamanki bildiğin' der gibi bakıyordu gülen gözlerle.
"Bahar yenge bitirdin beni sağol."
Öyle uğraşılmaz böyle uğraşılırdı.
"Bir daha benle uğraşırken iki kere düşünürsün artık paşam."
Bahar sırtını Hamza Mahir'in göğsüne yaslamış sırıtarak karşısındaki adama sataşıyordu.
"Leyla sana da eyvallah Bahar'ın yanında anında satış"
Leyla hiç alınmış gibi görünmüyordu. Keyifli olduğu yüzünün her santiminden okunuyordu.
"Kadın dayanışması abi her türlü alır ne yapayım."
Leyla da ilk zamanlardaki sessizliğini üzerinden atmış artık kendi gibi davranabiliyordu yanlarında.
Ortam neşeli bir sohbetle devam ederken konuşmayan tek kişi Esra'ydı.
Aslında herkesin dikkatini çekiyordu ama kadınlar erkeklerin yanında sormak istemiyor, erkekler de yanlış bir şey sormamak için ses etmiyorlardı.
Ses çıkarmayan erkekler kapsamına elbetteki Yiğit Ali girmiyordu çünkü o sebebi pekala biliyordu.
Genç adam kıza karşı ne kadar ayıp ettiğinin farkındaydı. Kendince böyle olması ikisi için de daha iyi olacaktı. Aralarındaki çekimin farkındaydı. Esra yaşına göre fazla kadınsıydı. Bakışları, vücudu, oturuşu kalkışı, yürüyüşü her şeyi alımlıydı.
Tüm bunlar Yiğit Ali'nin fazla dikkatini çekiyordu. İşin kötü yanı ise kendisi de kızın dikkatini çekiyordu farkındaydı.
Bir gün olmaz iki gün olmaz üçüncü gün mutlaka bir şeyler yaşanırdı bu tansiyonla aralarında.
Buna dur demesi gereken taraf kendisiydi çünkü aşk meşk mevzularında kendine hiç güvenmiyordu. Yapamazdı biliyordu. Bağlanmak, tek bir kadına sözler vermek vaatlerde bulunmak onun kalemi değildi.
Özellikle Esra gibi hayatın zorlu koşullarından çıkan kendine yeni yeni bir düzen oluşturmaya çalışan bir kızı kendine oyuncak edemezdi.
Tüm bunları aklından tekrar tekrar geçirirken göz altından kızı takip etmeyi de ihmal etmiyordu adam.
O esnada Esra'nın telefonu çaldı. Kız usulca yerinden kalkıp telefona cevap verirken herkesin gözü bir anlığına ona kaymıştı.
Yüzünde tebessümle geri dönen Esra yerine oturduğunda Yiğit Ali kıza tip tip bakıyordu.
'Neye gülüyordu bu kız?'
'Kendisi için bozulan moralini kim düzeltmişti?'
Ağzının içinden "sikeyim böyle işi" diye söylenen adamın keyfi kaçmıştı.
Ne zamandır böyle uzun uzun oturmamışlar sohbet etmemişlerdi. Vakit neredeyse akşam olmuş herkes evlerine dağılmıştı.
Bahar üzerini değiştirmiş, oğullarıyla ilgilenmiş kocasının çalışma odasına uğramıştı.
"Sevgilim gelebilir miyim?"
Kapının önünde durmuş çalışan kocasını izliyordu.
"Gel güzelim."
Gümüşpala sandalyesini geriye doğru çekmiş kendisine yaklaşan Bahar'ın ellerinden tutarak dizlerine doğru yönlendirmişti.
Saçlarını bir tarafına toplayıp burnunu boynuna bastırmış karısının güzel kokusunu içine çekiyordu.
"Oğlanları uyuttum sıkıldım kendi başıma sen de hiç çıkmadın buradan."
Kocasının işkolik olması bazen sinirlerini bozuyordu.
"Sabret dosya bitsin kaçıracağım seni."
Şaka yapmıyormuş Bahar yine kendi ayaklarınla aslanın kafesine girdin hadi bakalım.
"Ya Mahir gece gece nereye gideceğiz Allah aşkına çocuklar evde nasıl çıkayım ben?"
Hamza Mahir'in boynuna kondurduğu öpücükler genç kadına hiç yardımcı olmuyordu.
"Bakıcısı çok onların merak etme, sen bana lazımsın."
Kalbi yine iki bin sınırına dayanmıştı Bahar'ın.
"Ağlarlarsa durdurmazlar olmaz."
Gümüşpala kucağındaki kadın ne derse desin kararlı görünüyordu.
"Olur güzelim olur"
Bahar her zamanki gibi şansını deniyordu.
"Bari nereye gideceğimizi söyle"
Hamza Mahir kızı hiç duymamış gibi yaparak bir dizinde otururken dosya okumaya döndü.
En fazla iki dakika dayanan Bahar'ın eli dursa ayağı durmuyor dikkat çekmek için çabalıyordu. Nihayetinde canına tak etmiş olacak ki kocası tarafından kucaklanarak merdivenlere doğru götürülmeye başlamıştı.
"Ayy Mahir dur bi bak bu şekilde gidemeyiz"
"Mahir kime diyorum ben?"
"Bir gören olacak çok ayıp ama ya"
"Mahir!"
...
Yorumlar
Yorum Gönder