GÜMÜŞPALA-17

Keyifli okumalar♥️

Hamza Mahir önde, Bahar arkada ele ele tutuşmuş daha doğrusu, Hamza Mahir Bahar'ın elini büyük bir sahiplenmeyle kavramış şekilde, merdivenlerden iniyorlardı. 

Ortama ateşkes ilanından sonra gelen sessizliğin huzuru hakimdi. 

Bahar gönlü alınmış çocuk gibi hissediyordu kendini. 

Hoş şimdiki çocukların gönlünü almak Bahar'ın gönlünü almaktan çok daha zordu ya neyse. 

Gerçi Bahar da çoğu zaman sırf inadından burnunun dikini indirmezdi ama bu adam kendini çabucak ikna ediveriyordu. 

Daha doğrusu Bahar, Hamza Mahir'e kanmaya dünden razıydı. 
Allahtan öyle kandırmacaya yalanla dolanla işi olan bir adam değildi. 

Henüz tanıyalı bir hafta bile olmamıştı dahası Bahar insan sarrafı olmaktan da çok uzak biriydi fakat onun öyle biri olmadığını anlamak için yalnızca kısa bir süreliğine aynı ortamda bulunmak yeterliydi. 

Genç kız kendini kontrol altında tutup gülümsememeye çalışırken merdivenleri inmişlerdi bile. 

Yiğit Ali elinde biraz önce Bahar'ın bizzat aşağıya fırlattığı kutuyla üstü başı ıslak bir şekilde oturuyordu. Koltuğu ıslatıyor olmak pek de umrundaymış gibi görünmüyordu. 

"Yiğit Ali keşke yüzmek için mayo giyseydin." 

Kendisi yüzünden havuza atlamak zorunda kalmıştı bir de dalga geçiyordu doktor hanım. 

"Alacağın olsun yenge ya senin fırlattıklarını topladık üstüne dalga geçiyorsun bir de." 

Yiğit Ali'ydi bu da durmazdı ki ele ele tutuşan çiftin ellerine doğru bakarak konuştu. 

"Abimle barış anlaşması imzalamış gibi göründüğünüz için yenge diyorum ama bir façada öbür kaşıma atmazsın inşallah?" 

Bahar adamın kanayan kaşını şuan farkediyordu. Tam sol kaşının bitim yerine denk getirmişti kocaman metal kordonlu saati. 

"Hiii Yiğit Ali onu ben mi yaptım?" 

Yakından görebilmek için hemen Hamza Mahir'in elini bırakıp Yiğit Ali'ye doğru gitti. 

"Yaa çok özür dilerim benim şey oldu..." 
Yiğit Ali sözün devamını getirdi 
"Gözün döndü?" 

Bahar mahçup mahçup baktı 
"Evet maalesef gözüm döndü." 

Üzgün bir şekilde yaraya bakıyordu sanki kendi canı acımış gibi. 

"Ulan üzmesene kızı! Yavrum gel sen de şuraya alışık o dingil." 

Yiğit Ali yavru kedi gibi bakıyordu. 

"Görüyorsun değil mi yenge? Biz kendimizi siper edelim olmadı havuza atlayalım adam bizi ayak üstü harcasın" 

Bahar uyarıcı bakışlarla Hamza Mahir'e döndü. 

"Mahiiir görmüyor musun çocuğun halini birimiz kaşını yardı diğerimiz için sırılsıklam oldu çok ayıp!" 

Yiğit Ali kızın yüzü kendine dönük olmadığı için keyifli keyifli sırıtıyordu. 

Ağabeyi de elbette bu sırıtmayı görüyordu çünkü direkt gözünün içine bakarak yapıyordu bu işi. 

"Küçülsün de cebime girsin bari ulan neresi çocuk bunun?" 

Bahar adama kınayan bakışlar atarken tekrar Yiğit Ali'ye döndü. Anında yüzündeki sırıtmayı silen adam yeniden acı dolu bakışlar atmaya başladı. 

"Kaşına pansuman yapmamız lazım Yiğit Ali ama önce şu ıslak üstünü değiştirmen lazım hasta olursun bak böyle" 

Hamza Mahir bu işe hiç memnun olmamıştı homurdanarak yerine oturdu. 

Yiğit Ali kızın bu anaç halinden oldukça memnundu fakat biraz daha durursa ağabeyi kendisini öldürebilirmiş gibi bakıyordu. 

"Ben bir yukarı çıkıp üzerimi değiştireyim" diyerek ortamdan kaçarcasına gitti. 

O sırada Gümüşpala da Bahar'ın elinden tuttuğu gibi kucağına çekti. 

Adamın kendisine bakışına daha fazla dayanamayan Bahar sordu.
"Nee?" 

Ses tonu yine eski cilvesine kavuşmuştu. 

"Ne diye ilgileniyorsun o zibidiyle?" 

Adamın huysuzluğu Baharda gülme isteği uyandırıyordu. 

"İlgiyi hep kendi üzerinde isteyen şımarık çocuklar gibisin." 

Adam kızı daha da kendine doğru çekip kulağıyla boynu arasındaki o hassas yere doğru fısıldayarak konuşmaya başladı. 

"Göstereceğim ben sana çocuğu." 

Sonrasında kulak memesini dişleyip boynuna ıslak bir öpücük bıraktı. 

Bahar yalnızca yutkunabildi çünkü bu adam böyle davranınca tüm sinir sistemi kısa devre yapıyordu. 

Nefesi hızlanıyor ve derinleşiyordu. 

Hamza Mahir bununla da kalmayıp kızın tişörtünün aktından elini soktu. Bir taraftan belini okşarken diğer taraftan boynunu öpüyor, kokluyordu. 

Bahar zaman ve mekan kavramını yitirmeden dursalar iyi olacaktı. Yakalanmaları an meselesiydi. 

"Mahir dur ne olur Yiğit Ali görcek şimdi." 

Adam duymuyor gibiydi. 
"Mahir diyorum!" 

Adamın tişörtün içindeki eli rahat durmuyor sütyenin de içine girmek istiyordu. 

"Hmm" 

Sırtı merdivenlere dönük olan Bahar adamın gelip gelmediğini de göremediği için iyice tedirgin olmuştu zaten göğsünde gezinen eller de kendisine hiç yardımcı olmuyordu. 
Güç bela adamın elini tutup kendinden uzaklaştırdı. 

"Odamızda değiliz farkında mısın acaba?" 

Hamza Mahir kızın tişörtünü düzeltmiş ve kendisinden bir miktar uzaklaştırmıştı. 

Arkasına yaslanıp başını koltuğun arkalığına dayadı gözleri kapalı bir şekilde duruyordu. 

Tahminen o da sakinleşmeye çalışıyordu. 

"Odamızda hiç itiraz etmiyorsun değil mi yavrum?" 

Odamız kelimesini özellikle vurgulayarak söylemişti. Bahar'ın yavaş yavaş artık bu evi benimsediği kurduğu cümlelerden anlaşılıyordu. 

"İtirazdan anlıyorsun da sanki" 

Adam gözlerini açıp konuşmaya devam etti. 

"Senin doktorluk diploman dümen olabilir diye düşünüyorum." 

Bahar adama gözlerini kısarak baktı 
"Allah Allah o ne alaka şimdi?" 

Hamza Mahir'in gözlerinde biraz sonra kızı utandıracağını bilmenin yaramaz pırıltıları vardı. 

"Güzelim sen biraz oynaşmayı sevişmek zannediyorsun. Ben size bu işin anatomisini, fizyolojisini okulda öğretiyorlar diye biliyordum." 

Adam resmen kendisiyle alay ediyordu. 
Hem utandırıyor üstüne bir de kızdırıyordu. 

Göğsüne bir şaplak indirip dizlerinden kalkmaya çabaladı.

"Hah çok komik! Teoriğimiz var canım ama keşke biraz da pratiğimizi geliştirip gelseymişiz." 

Gümüşpala'nın eğlenen gözleri anında kararmıştı. "Ulan illa damarıma basacaksın." 

Bahar kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzünü diğer tarafa dönmüş konuşmuyordu. Anlaşılan yine küsmüştü. 

O güzel burnunu dikmiş oturduğu yer kendi kucağı değilmiş gibi adama hava basıyordu. 

Kızın bu halleri Hamza Mahirde kucağına alıp yukarı çıkarma isteği uyandırıyordu. 

"Sen bana bi bak bakayım" 
Nazlı nazlı omuz silkmişti. 

"Küstün mü yine?" 

Böyle nefesi ensesinde sorarsa Bahar nasıl trip atsındı? 

"Senin sadece benim olman fikri varya kanımı kaynatıyor kızım!" 

Bahar alt dudağını dişleyerek adama doğru döndü. 

"Dişleme şu dudağını." diyen adam kendi dudaklarıyla kızın alt dudağını dişlerinden kurtardığı anda bir öksürük sesi duyuldu. 

"Öhöm öhöm! Ben gideyim isterseniz?" 

Bahar nasıl kalktığını bilemedi adamın dizlerinden. 
Hamza Mahir'in aklına uymuş ortalık yerde neler yapıyorlardı tövbe yarabbim! 

"S-saçmalama Yiğit Ali gelsene." 

Hamza Mahir'in yüzüne bakıyordu genç kız bir şey söylesin diye. 
"Valla iyi olurdu koçum ama geldin artık geç otur." 

Pes artık! 
Bu adamdaki rahatlık da kimsede yoktu doğrusu. 

Utancını bir kenara bırakıp kendini toparlayan kız Yiğit Ali'ye baktığında üzerindeki kıyafetlerin bedenine tam geldiğini görünce şaşırdı. 

Boyları yaklaşık aynıydı fakat Hamza Mahir daha kalıplıydı. Kızın şaşkınca üzerindekilere baktığını gören Yiğit Ali açıklama yapmak durumunda hissetti

"Benim eski odada bazı eşyalarım duruyordu onlardan birini giydim." 

Bahar bu evde odası olmasına şaşırmıştı. 
"Şey ben odan olduğunu bilmiyordum." 

Yiğit Ali açıklamaya devam etti. 
"Nejat'la bizim evler sonradan yapıldı. İnşaatı biter bitmez taşınmıştık buraya." 

Demekki Hamza Mahir gerçekten de aileden görüyordu bu iki adamı. 

"Anladım ben evin tamamını bilmeyince..." 
Yiğit Ali de onaylar gibi başını salladı. 

"Ee hani ilk yardım çantasını getirmemişsin?"

Yiğit Ali itiraz eder bir hali vardı. 
"Gerek yok yenge ya valla yakıyor o zıkkım iki güne iyileşir." 

Genç kıza kabul ettirmeye çalışıyordu. 

"Yok artık Yiğit Ali bir de korkuyorum de tam olsun! Mikrop kapar temizleyelim." 

Hamza Mahir'e döndü.
"Pansuman malzemeleri nerededir ki getirsem?" 

Bu evdeki her türlü lazım araç gerek Hafize hanımdan sorulurdu fakat bugün izinliydi. 
Hamza Mahir sadece yatak odasındakini biliyordu. 

"Bizim odadaki banyoda var ama dur sen çok yüksekte ben getireyim." 

Yiğit Ali ağabeyini ayağına kullanmış gibi hissetmiş mahçup olmuştu. 

"Abi valla gerek yok zahmet etme ya." 
Hamza Mahir bıkkınca soluk verdi. 

"Yapacağım dedi bir kere aslanım kaçışın yok." 

Kendisine laf mı sokmuştu o? 

Göz devirip Yiğit Ali'ye döndü Bahar. 

"Yiğit Ali sen sadece bu kutu için mi girdin havuza? Diğer eşyaları göremedim de ben." 

Genç adam ayakta ağabeyini bekliyordu. 

"Diğer eşyaları getirmedim bile abim senin öylece fırlatıp attığın şeyleri kesinlikle tekrar kullanmaz ama tesbihleri mühim rahmetli babasından hatıra gözü gibi bakar." 

Bahar durumu öğrenince tesbihleri attığına çok pişman oldu. 

Demek babası ölmüştü ve Hamza Mahir için oldukça kıymetliydi. Eğer bilseydi ne kadar öfkeli olursa olsun onlara dokunmazdı. 

"Ben bilmiyordum. Bilseydim asla dokunmazdım." dedi yüzü asılmış, sesi de üzgün çıkmıştı. 

"Ha diğerlerini yine harcardım diyorsun yani?"  
Kızın havasını dağıtmak için muzipçe sormuştu. 

"Senin abin olacak adam sonuna kadar haketti onu da şimdi olsa yine de o kadar adamın önünde yapmazdım. Odada makasla falan keserdim gömleklerini, kravatlarını. Parfümlerini ve saatlerini de muhtemelen duvara çarpar kırardım." 

Bunun üzerine Yiğit Ali kahkaha attı. Bahar da onunla birlikte güldü kendi söylediklerine.

Bu kız da az deli değildi. 

Anlaşılan ağabeyinin otoritesine saygı duyması gerektiği bizzat ağabeyi tarafından öğretilmişti. 

O sırada elinde küçük bir çantayla Hamza Mahir geldi.

Bahar teşekkür ederek malzemeleri alıp Yiğit Ali'ye döndü. 

"E sen öyle yalı kazığı gibi dikilecek misin?" 

Yiğit Ali  "Pardon yenge" diyerek koltuğa oturdu. 

Tam kaşının üzeri açılmıştı. 
"Burada iz kalırsa sana ayrı bir hava katacak benden söylemesi biz kadınlar bayılırız böyle serseriliklere." 

Bir taraftan da pamuğa tentürdiyot döküyordu. 

"Yavrum kimmiş o serseriler bakayım?" 

Hamza Mahir'in yan koltuktan kalın sesi duyuldu, huysuzca sormuştu. 

Bahar şirin olduğunu umduğu bir gülümsemeyle adama döndü. 
"Canım ben onu genel olarak söyledim." 

Tekrardan önüne dönüp Yiğit Ali'nin üzerine eğilmişti ki yine Hamza Mahir'in homurtusu duyuldu. 

"Ver eline kendi yapsın ne gerek var bu kadar dibine girmeye?" 

Bahar derince bir nefes alıp verdi. 
Adam resmen kendine iş yaptırmamak için diretiyordu. 

"Ayy Mahir bir iş yaptırmadın ama ya!" 

Yiğit Ali ağabeyinin bu haline gülerken Bahar aniden pamuğu yarasına bastırmıştı. 
"Ahh yenge" 

Bahar bir taraftan üflüyor diğer taraftan arkasındaki adamın sözlerine göz deviriyordu. 

"Serseri çocuk canın mı yandı?" 

Yiğit Ali'nin canının acısı geçmiş ağabeyine kötü kötü bakıyordu. 

Bahar bu arada yarayı küçük bir flasterle kapatmıştı bile. 

"İz kalmasın diye krem de sürdüm ama birkaç gün kullan bunu olur mu?" 

Yiğit Ali minnetle kıza baktı. 
"Sağol yenge eline sağlık." 

Genç kız gülümsedi.
"Rica ederim." 

İki gencin arasında oluşan ağabey kardeş bağının temelleri atılmıştı bugün.

Ortamda sessizliği bozan Bahar oldu. 
"Yiğit Ali?" 

Yiğit Ali kafasını çevirip kıza baktı. 
"Efendim yenge?" 

Bahar söyleyeceği şey için bir taraftan da alttan alttan Hamza Mahir'e bakıyordu. 

"Nejat'ı da çağırsan akşam yemeğini hep birlikte yesek diyorum ne dersin?" 

Yiğit Ali ağabeyine bakıp tekrardan Bahar'a döndü. "Hiç gerek yok yenge zahmet etme şimdi. Ben kalkarım birazdan." 

Bahar kocaman mavi gözleriyle o kadar ısrarcı bakıyordu ki işin aslı adam hayır demek istememişti. 

"Kırıyor musun yani beni?" 

Köşeye sıkıştırmıştı adamı. 
"Yok yenge estağfurullah" 

Ağabeyi de bir şey demiyordu ki ne yapacağını şaşırmıştı adam. 

"Bana ne bakıyorsun oğlum? Teklif eden yengen, istiyorsan kal." 

Gümüşpala'nın bu cümlesiyle Bahar kendisini yüceltilmiş hissetmişti. 

Sanki her şey normal seyrinde ilerlemiş, evlenmişler ve Bahar kocasının kardeşim dediği adamları yemeğe davet ediyor gibiydi içi sıcacık oldu. 

"Yenge seni kıracağımı kafamı kırarım biliyorsun." derken kaşını kasteder şekilde muzipçe çıkmıştı sesi. 

"Ben bi Nejat çakalını arayım." diyip ağabeyine baş selamı verdi ve dış kapıya doğru gitti. 

Bahar yerinden kalkıp Hamza Mahir'in yanına gitmiş yanağından hızlıca öpmüştü. 

"Teşekkür ederim" diyip kaçacağı sırada adam tarafından çekildi ve dudakları esir alındı. 

Kısa ama tutkulu bir öpüşmeden sonra konuşan taraf Gümüşpala oldu. 

"Teşekkür edeceksen böyle et yavrum." 

Bahar kızaran yanaklarına aldırış etmemeye çalışarak adama içten bir gülümseme sundu. 

Yine Hamza Mahir'in kucağında oturuyordu. 

Zaten hep bir şey oluyor Bahar kendini burada buluveriyordu. 

Asla şikayeçi değildi aksini iddia etse çarpılırdı fakat ulu orta hep dipdibe olmak alışık olmadığı şeydi doğrusu. 

"Sen şimdi o iki serseriyi yemeğe çağırdın da yemeğin vardır umarım?" 

Bahar bunu nasıl unutmuştu! Hafize teyze bugün hastaneye gitmişti tüm gün yoktu. Doğal olarak evde yemek de yoktu. 

"Hiiih Mahir ne yapacağız? Benim aklımdan tamamen çıkmış davet de ettim rezilliğe bak!" 

Kendi telaşının zerresi kadar telaş etseydi ya adamın kılı kıpırdamamıştı! 

"Davet eden sensin güzelim düşünecektin." 

Al işte erkek milleti değil miydi?

"Ya sen bende akıl mı bıraktın düşünecek?" 

Adam yine dibine sokulmuştu 
"Aklını başından alıyorum demek. Hmm başka napıyorum mesela?" 

Bu adam kendisini nasıl etkilediğinin öyle güzel farkındaydı ki bilerek yapıyordu. 

Şuan buna kapılıp gitmemesi acilen yemeği düşünmesi gerekiyordu ama o adam dudaklarına mı bakıyordu? 

Tam dudakları birleştiği sırada Yiğit Ali içeri girdi. 

Bravo yine aynı pozisyonda yakalanmışlardı! 

"Abi sizin bu salonun girişine bi zil koyalım diyorum valla siz de rahat edin ben de." 

Bahar bu sözler üzerine iyice utanıp başını Hamza Mahir'in göğsüne saklamıştı. 

"Ulan siktir git utandırma kızı!" 

Yiğit Ali küçük bir çocuğu kandırır gibi 
"Tamam tamam görmedim ben bir şey." diyerek yerine oturdu. 

"Nejat yarım saate gelecek." 

Gümüşpala yerinde kıpırdanıp Bahar'ın saklandığı yerden çıkmasını bekliyordu. 
"Bahar hadi güzelim sen mutfağa geç." 

Bahar el mahkum kafasını kaldırıp soran gözlerle adama baktı. 'Yemek yok ne hazırlayacağım' bakışıydı. 

"Ben halledeceğim." dedi Hamza Mahir kızın sözsüz iletişimini anlayarak. 

Bahar hızla doğrulup mutfağa gitti masayı hazırlamak için. Yarım saat içinde hazırlıklar tamamlanmıştı.

Genç kızın bu kadar kısa sürede nerden geldiğini anlamadığı ev yemekleri masadaki yerini almıştı. 

"Selamın aleyküm" Nejat da gelmişti. 

"Aleykümselam koçum." 

Herkes yerine oturmuş muhabbet ortamında yemeğini yiyordu. 

İki genç adamın da kendisine içten davranması, sanki yıllardır tanıyormuş gibi kabullenmeleri Bahar'ı çok sevindiriyordu. 

"Nejat ye koçum unutmuşsundur sen Türk yemeklerini." konuşan Yiğit Ali'ydi. 

"Neden Nejat zaten Türkiye'de değil miydi?" diye merakla sordu Bahar. 

Nejat kaş göz işareti yapıyordu ama Yiğit Ali anlamamazlıktan geliyordu. 

"Evde yardımcısı Ukraynalı da." Yardımcı derken masaya bakıp gülmemeye çalışıyordu genç adam.

"Şimdi o gavur yemekleri yapıyordur. Hasret kalmıştır kardeşim benim." diyip arkadaşının sırtına vurdu.

Bahar bu ses tonunu hiç beğenmemişti acayip işkillenmişti. 

Nejat'a dönüp "Nataşa mı aldın evine Nejat?" 

Nejat'ın suyu boğazına kaçmıştı. 

Yiğit Ali'den de bir kahkaha sesi yükseldi. 

"Yok yenge tövbe estağfurullah o nasıl söz." 

Bahar hala gözlerini kısmış Nejat'a bakıyordu ki Yiğit Ali söze girdi tekrardan. 
"Ben diyim bir seksen sen de bir seksen beşlik sarışın bir hatun." 

Yiğit Ali kızı yumuşak karnından vurmuştu.

Bahar Hamza Mahir'e bakıyordu. 
"Senin haberin var mıydı Mahir?" 

Gümüşpala yemeğe oturduklarında beri sessiz kalmayı tercih etmiş, genç kızın iki adamla sohbetini izliyordu. Karşılıklı birbirlerini tanımalarına müsade ediyordu ki konu dönüp dolaşıp kendisine gelmişti. 

Küçük cadı kendine hesap soran gözlerle bakıyordu. 

Bugün başını yastığa huzurla koymak istiyordu ve bu ancak Bahar ile araları iyiyken mümkündü.

"Vardı güzelim." 

Demek Hamza Mahir bu tip konularda oldukça açık fikirliydi. 

Allah bilir kendisi ne çeşit mercimekleri fırına vermişti? 

Nejat'a dönerek "Abiniz esmer sever ona da şöyle Güney Amerika güzellerinden falan bir yardımcı bulsaydınız!" diyip hışımla tabakları toplayıp mutfağa gitti. 

Nejat gidişatı kabullenmiş bir şekilde elini alnına yaslamış dirseğini de masaya dayamış bir şekilde dururken, Yiğit Ali kızın laf sokup gidişinin ardından bakakalmıştı. 

Gümüşpala ise gözleri sımsıkı kapalı, göz pınarlarını sıkarken aynı zamanda belli ki dişlerini de sıkıyordu. 

"Ulan adapsız herif bir kadın olan masada hele ki karımın olduğu masada karı kız muhabbeti yapılır mı?" 

Yiğit Ali'ye de o an dank etmişti ama iş işten geçmişti. 

Hiç aile ortamı nedir bilmeyen adam aniden patavatsızca konuşuvermişti. Bu yüzden esip gürlememişti Gümüşpala da. 

"Abi afedersin ben hayvanlık ettim alışık olmayınca." 
Hamza Mahir kısık ve net bir sesle konuştu. 

"Bu evde artık Bahar da yaşıyor, kapının dışında ağzınızı çalkalayıp öyle gireceksiniz." 

Mesaj iki adam tarafından da çok net anlaşılmıştı.

Bahar biraz sonra tepside dört tane kahveyle geldi. "Ben hepinizinkini sade yaptım. Öyle içiyormuşsunuz gibi geldi ama şekerli isteyen varsa benimkini alabilir." 

Hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. 

Nejat uzatılan tepsiden kahvesini alırken 
"Eline sağlık yenge doğru tahmin etmişsin." dedi. 

Biraz önceki yaşanılan şeylerden dolayı kendini suçlar gibi bir hali vardı. 

Pek konuşkan değildi fakat Yiğit Ali'ye nazaran daha ince düşünceli biri olduğunu tahmin ediyordu genç kız.

Kendisi de adama belli belirsiz gülümsedi. 
"Afiyet olsun."

Kahvesini mahçupça alan Yiğit Ali
"Yenge afedersin ben böyle senin gibi birine alışık olmayınca patavatsızlık ettim." diye kendini açıklamaya ve de özür dilemeye çalışıyordu.

Bahar iki adama da gülümseyerek baktı. 
"Aile arasında olur böyle şeyler." 

Gümüşpala Türk kahvesinin tadına bakarken aynı zamanda taktir dolu gözlerle genç kızı izliyordu. 

Bahar ise izlendiğinden habersiz iki genç adamla tekrardan şen şakrak muhabbet ediyordu. 

Nejat ve Yiğit Ali evden ayrıldıklarında ikisinin de aklında aynı düşünce vardı. 

Bahar yıllardır eksik olan ailelerini tamamlayacak kişiydi.

Yemekteki hareketiyle iki adamın da hayranlığını kazanmıştı. 

Ağabeyleri adına mutlu olarak evlere dağıldılar. Akıllarındaki ortak soru ise ağabeylerinin Bahar ile olan bu ilişkisinin akıbeti hakkında nasıl bir karar alacağıydı.

Bahar mutfağı toplamış, dişlerini fırçalayıp, duşunu almıştı. Duş almanın verdiği rahatlamayla uyku bastırmış bornozuyla yatağa doğru enlemesine uzanmıştı. 

Bacakları aşağı doğru sarkıyordu fakat pek de umrundaymış gibi görünmüyordu.
Biraz sonra odaya giren Hamza Mahir kızı o halde bulunca kaldırmak istemişti. 

"Yavrum kalk giyin hadi ıslak bornozla yatma." 

Uykusu vardı fakat Hamza Mahir'e sorulacak bir takım soruları da vardı. 

"Sen bu evde hiç esmer Nataşa'lardan çalıştırdın mı Mahir?" 

Gümüşpala gömleğinin düğmelerini açmakla meşguldü. 
"Bahar saçmalama yavrum." 

Bahar hala üsteliyordu. 
"Sevgili gelmedi tamam ama öyle genç, güzel hizmetçi de gelmedi dimi?" 

Hamza Mahir gömleğini sabırsızca sıyırıp attı. Sıkılmıştı bu konudan.  
"Ben sana senin bu evde olmadığın günlerin video kayıtlarını göstereyim sen de rahatla ben de." 

Bahar'ın uykulu gözleri heyecanla açıldı ve yerinde doğruldu. 
"Ciddi misin var mı öyle kayıtlar?" 

Adam kıza 'asıl sen ciddi misin' bakışı atıyordu. 

"Ulan yok tabiki tövbe tövbe gecenin bir vakti adamı günaha sokacak." 

Hayır ne vardı yani bu kadar tepki verecek şansını denemek istemişti sadece.

Adam giyinme odasına giderken Bahar'a direktif vermeyi ihmal etmedi. 
"Kalk çabuk değiştir o ıslak bornozu!" 

Bahar kandırılmanın vermiş olduğu üzüntüyle tekrardan yatağa attı kendini. 

Hamza Mahir alt eşofmanını giyip geldiği sırada genç kız hala yatıyordu. 

Gözleri kapalı bir şekilde uzanan kızın yüzünü sevmeye başladı adam. 

"Bahar" 

Kız iyice gevşemiş sesiyle "Hmm" diyebildi. 

"Yarın baban buraya gelecek." 

Bahar'ın aniden gözleri açıldı ve yerinde doğruldu. Kalkarken baş havlusu da yatağa düşmüştü. Endişeyle gözleri iri iri açıldı. 

"Beni babama geri mi vereceksin?"

Yorumlar

  1. Ahh bahar ahhh seni mu masumlukla çok üzerlerdi Hamza Mahir ile yırttın o da öküz falan ama seviyor

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜMÜŞPALA-66

GÜMÜŞPALA - 1

GÜMÜŞPALA-14