GÜMÜŞPALA-27
Direksiyon dersleri almaya başladığı ilk gün Nejat'ın yanında gördüğü kızla tanışmayı kafaya koyan Bahar günlerdir Hamza Mahir'in ağzından laf almak için kavranıyordu fakat bir insan ancak bu kadar ser verip sır vermez olabilirdi.
Habire genç kızı geçiştiriyor işin aslını bir türlü anlatmıyordu. Bu durum Bahar'da fena halde merak uyandırıyordu.
Madem Hamza Mahir ve Nejat'tan öğrenemiyordu o zaman Yiğit Ali'den öğrenirdi?
Aklına gelen fikirle muzurca sırıttı.
Şimdi Yiğit Ali yine kendisiyle bıkkınca konuşup intihar etmek istiyormuş gibi davranacaktı ama olsundu Bahar da çaktırmadan bu işi halledecekti. O sır küpü kazma adamlara gösterecekti öyle gizli halleri.
Sabah Hamza Mahir'i yolcu ettikten sonra biraz daha kestirmek için yattığı yataktan kalkıp elini yüzünü yıkadı ve doğrudan telefonunu şarjan çekerek Yiğit Ali'yi aradı. İki üç çalışın ardından karşı tarafın tok sesi duyuldu.
"Efendim yenge"
Şu yenge lafına her seferinde göz devirmeden edemiyordu Bahar.
"Naber Yiğit Ali?"
Hal hatır sorulması karşısında bir miktar işkillensede bozuntuya vermeyen adam kızı cevapladı.
"İyilik çok şükür yenge asıl senden naber bi durum mu var?"
Bahar sesini olabildiğince sevimli çıkarmaya gayret ederek konuşmaya başladı.
"Yiğit Ali ya ben diyorum ki"
Bir an söyleyeceklerini toparlamak ister gibi durdu.
Bu süre zarfında kızın ses tonundan genç adam başına bir gelecek olduğunu anlamıştı çoktan.
'Bu gidişin sonu hiç iyi değil ya hadi bakalım' diye söylendi.
"Akşam hep birlikte yemek yiyelim ne dersin?"
Yok yok kesin Bahar'ın aklında kırk tilki dönüyordu şuanda.
"Cevap vermedin?"
Adamdan ses gelmeyince merakla sordu.
"Yiyelim tabii yenge çok güzel olur da biz daha çok başka bir boklar yani afedersin haltlar yiyecekmişiz gibi geldi bana?"
Soru sorar gibi değil de karşısındaki kıza onaylatır gibi konuşuyordu adam.
"Aşk olsun be kırk yılın başı mangal çekti canım ondan dedim ben."
Cidden tek derdi mangal olabilir miydi? O zaman ağabeyine neden söylememişti ki yani?
"Yok yenge olur mu öyle şey yaparız tabi akşama kurarız bahçeye güzel bi masa."
Bahar konuyu istediği noktaya çekmek için uğraşıyordu o sırada.
"Ben aslında sizin evleri merak ediyorum. Diyorum ki Nejat'ın bahçede yapalım mangalı olamaz mı?"
Kızın karın ağrısını anlayan Yiğit Ali içten içe Nejat'ın başına geleceklere gülüyordu.
"Benim bahçede de yapabiliriz?"
Bir taraftan da Bahar'ı zorlamaktan geri durmuyordu.
Genç kız aceleyle itiraz etti.
"Nejat'ın evde yapalım dedim Yiğit Ali neresini anlamadın acaba?"
Bahar'ın söylediklerine kahkaha atan adam
"Alo abi sen misin?" dalga geçmeye başladı kızla.
"Koçum sen benle dalga mı geçiyorsun?" sesiyle Hamza Mahir'i taklit ediyordu Bahar.
Kızın söylediklerine tekrar gülen Yiğit Ali ise boğazını temizleyerek ciddileşti.
"Önce abime söyleseydin bari emrivakileri sevmez şimdi gelmiyorum derse şaşırma."
Bahar elbette bunu da düşünmüştü.
"Ben her şeyi düşündüm canım sen merak etme. Şimdi senin görevin Nejat'ın eve gitmesini sağlamak akşama doğru. Diyeceksin ki abim senin evde toplanalım Bahar'ın canı istedi mangal yapalım diyor. Mahir de eve gelince kapıyı çalıp akşam Nejatla mangal yakalım dedik siz de gelin diyeceksin. Ben de o an ısrar edicem. Artık Nejat'a biraz emrivaki olcak ama bir araya geldikten sonra böyle şeylerin ne önemi var dimi?"
Makinalı tüfek gibi konuşan kızın planına göre filmin sonunda Yiğit Ali ölüyordu yada en azından temiz bir dayak yiyordu.
"Yenge sen benim başımı yakmaya niye bu kadar meraklısın? Yanlış anlama sadece merakımdan soruyorum."
Adamın çocukça ve bir o kadar bezgince çıkan sesine gülmeden edemedi Bahar.
"Ben sana niye hep ağlıyorsun Yiğit Ali diye soruyor muyum?"
Yiğit Ali'nin bu yarı numaradan halleri Bahar'ı çok eğlendiriyordu.
Adam oflayarak konuştu
"Altı gibi hazır ol patron."
Bahar zafer kazanmış gibi kıkırdarken Yiğit Ali telefonu kapatmış kendi kendine söyleniyordu.
"Gül tabi gül abim sana kıyamaz kabak bizim başımıza patlar nasıl olsa."
Bahar, akşamüstüne doğru üzerini değiştirip hazır olduğu sırada odanın kapısı aniden açıldı.
Hamza Mahir yatak odasının kapısını asla çalmadığı için gelenin kim olduğunu anlamak için başını çevirmesine gerek bile yoktu genç kızın.
Saçlarını tararken arkasından beline sarılan adamın güçlü kollarıyla ait olduğu huzura kavuşmuştu.
Hamza Mahir, kızın sırtından aşağı doğru dökülen saçlarını bir omzuna doğru toplayarak burnunu narin boynuna gömdü.
Uzunca bir süre kokusunu içine çektikten sonra derin bir öpücük kondurdu.
Adamın kendisine dokunuşunu karşısındaki aynadan izleyen Bahar dengesi şaşmış bir şekilde zar zor gövdesiyle birlikte yüzünü de Hamza Mahir'e doğru çevirdi.
"Hoşgeldin sevgilim."
Kızın bebek gibi yüzünün her santimine kıymetli bir mücevheri incelermiş gibi göz gezdiren adam dudaklarına eğilirken,
"Fazla hoş buluyorum" diye fısıldadı.
Hamza Mahir'in öpücükleri ve rahat durmayan elleriyle planı programı boşverme aşamasına gelen Bahar son bir irade kırıntısıyla adamın elinden kurtulmaya çabalıyordu.
Uzandıkları yatakta yanıbaşında dirseğinin üzerine doğrulmuş adamın, göbeğinden tişörtünün içine doğru kayan elini tutarken kendine küfretmekle meşguldü Bahar.
Ne vardı yani azıcık daha geç buluşalım deseydi Yiğit Ali'ye?
Karşısında kendisine sorgulayan gözlerle bakan adamın dudaklarına hızla doğrulup bir öpücük kondurdu.
"Sevgilim hadi sen üzerini değiştir ben de akşam yemeğine bakayım." diyerek sıvışmayı denediyse de Hamza Mahir'in koluna yapışmasıyla aniden durmak zorunda kaldı.
"Bir sorun mu var güzelim?"
Bu yalan söyleme ve de bilumum kıvırma işlerinde neden bu kadar kötüydü ki sanki?
"Ne sorunu olabilir ki aşkım acıktım sadece."
Yüzündeki eğreti gülümseme bile Bahar'ı ele verirken Hamza Mahir gibi kaçın kurası bir adam elbette ki kızın tuhaf halinden işkillenmişti.
"Aşkım?"
Ayy Bahar vallahi de bayılacaktı. Bu neydi canım sorgu memuru gibi?
"İçimden geldi söyledim. İstemezsen demem."
En iyisi trip atıp üste çıkmaktı.
Kızı kenarına oturduğu yatakta dizlerinin üzerine doğru çekti adam.
"Ulan içini ayrı dışını ayrı sevicem şimdi senin."
Hamza Mahir'in takımının yeleğindeki düğmeyle oynamakta olan Bahar duyduklarıyla başını kaldırdı.
"Edepsizsin işte hep söylüyorum."
Kızın kocaman gözlerle kendisine ayıplar bakışlar atması adamı eğlendiriyordu.
"Lafın gelişiydi be güzelim senin için fesat."
Devekuşu misali kafasını adamın göğsüne gömen Bahar an itibariyle her düşündüğünü söylemeyi kendisine yasak etmiş bulunuyordu.
"Sen yaptın beni böyle dalga geçiyor bir de!"
Kısık sesi isyan eder gibiydi ama umursayan kimdi Allah aşkına?
"Ben sendeki potansiyeli keşfettim yavrum hakkını yeme şimdi."
Aman ne güzel hala eğleniyordu beyefendi. Kafasını zerrece kaldırmadan adamın omzuna bir şaplak indirdi. Kızın kendisine vuran elini alıp dudaklarına götüren adam bir taraftan da homurdanıyordu.
"Bu şiddet potansiyelin de benimle birlikte çıktı."
Hamza Mahir'in elinden zar zor kurtulan Bahar, Yiğit Ali'nin gelmesini bekliyordu.
Bir yandan da gözü merdivenlerde Hamza Mahir'i gözlüyordu.
"Allah'ım nolur Yiğit Ali kulunu önce gönder. Ortada ne yemek var ne masası var."
Bugün özellikle Hafize hanıma yemek yaptırmamıştı Bahar nasıl olsa mangal yapacaklardı. Hatta bir de kadıncağızı da akşama çağırmıştı sanki kendisinin yeri garantiymiş gibi.
Hamza Mahir merdivenlerin başında göründüğü sırada Bahar şansına tükürmekle meşguldü.
Adam nemli saçlarına elleriyle şekil verirken salondaki koltuğa oturmuştu bir yandan da.
"Ee güzelim hani yemek?"
Bahar tatlı tatlı adamın yanına otururken beyni üçe bölünmüş hayata tutunmaya çalışıyordu.
Bir yandan nasıl bir bahane uyduracağını düşünürken diğer yandan kulağı kapıda Yiğit Ali'yi bekliyordu ama gözlerini Hamza Mahir'in günlük kıyafetlerinden alamıyor oluşu tamamen beklenmedik bir durumdu.
Lacivert keten pantolonu ve içine koyduğu beyaz keten gömleğiyle çok yakışıklı ve de genç görünüyordu. Beyaz renk adamın esmer tenine gerçekten de çok yakışıyordu.
"Mahir diyorum ki sen bundan sonra hep böyle mi giyinsen acaba?"
Kızın pür dikkat kendisini incelediğini fark eden adamın dudağının köşesi belli belirsiz kıvrılmıştı.
"Ne o hoşuna mı gitti?"
Kendini beğenmişin tekiydi ama yiğidi öldür hakkını yemeydi yani yapacak bir şey yoktu.
"Hımm çok hoşuma gitti."
Kızın söyledikleriyle gittikçe aralarındaki mesafeyi kapatan adam tam öpeceği sırada kapının tokmağına vuruldu.
"Sikeyim"
Homurdanan adama kıkırdayan Bahar "Ben bakarım" diyip hızlıca kapıya yöneldi.
Kapıyı açacağı sırada her zamanki gibi Hamza Mahir engeline takıldı ve adamın bir seksen yedilik iri cüssesinin arkasına çekilip ekarte edildi.
Bir de 'anlayamadın gitti' bakışı üzerinin cabasıydı.
Göz deviren Bahar, Yiğit Ali'nin sesinin duyulmasıyla rahat bir nefes aldı.
"İyi akşamlar abi."
Yiğit Ali normal zamanda dolabın her türlüsünü tek parmağında döndüren bir adamdı fakat ağabeyini ufakda olsa kandırmak fikri tedirgin ediyordu işte.
"Hoşgeldin aslanım hayırdır?"
Bahar da o sırada adamın arkasından çıkmış gözleri ikilinin arasında gidip geliyordu.
"Abi Nejat'ın bahçesinde mangal yapalım dedik epeydir yapmıyoruz. Sizde gelirseniz birlikte yeriz akşam yemeğini."
Bahar daha Hamza Mahir'in konuşmasına fırsat vermeden olaya balıklama atladı.
"Aa ne güzel düşünmüşsünüz geliriz değil mi Mahir?"
Nejat'ın kendi evinde şu sıralar mangal yapmak isteyeceğinden pek de emin değildi Hamza Mahir.
"Nejat'ın bahçesi?"
Ağabeyinin şüpheyle bakan gözlerinden anladığı üzere sıçmışlardı ve Yiğit Ali sıvamak üzere lafa girdi.
"Nejat çağırdı abi zaten. Sen o ara toplantıdaydın şirketten çıkarken beni tembih etti ben sana söylemeyi unutmuşum."
Nejat'ın ağabeyine söyleyeceği bir şeyi başkasına söyletmeyeceğini iki günde Bahar bile öğrenmişti yani aferin iyi halt yedin Yiğit Ali'ydi!
Bahar bir kere daha şansını zorlamak adına Hamza Mahir henüz söze girmeden hızlıca konuştu.
"Benim canım çok mangal istedi gidelim lütfen"
Adam bu sefer de kızın kedi yavrusu gibi bakan gözlerine döndü.
"Canın çok istedi?"
Genç kız hevesle hızlıca başını salladı.
Gümüşpala karşısındaki ikilinin kendisini oldu bittiye getirmesine göz yumarak onayladı.
Nejat'ın evine geldiklerinde mangalın başında buldular genç adamı.
Kırk yılın başında ağabeyi bahçesinde mangal yapalım demişti sonuçta boynu kıldan inceydi.
Gerçi evde Leyla'nın olduğunu bildiği halde neden böyle bir şey talep etmişti pek anlamamıştı ama sorgulamak olmazdı.
Gelmeyin der gibi olurdu o da çok ayıptı.
"Kolay gelsin aslanım."
Ağabeyinin sesini duyan Nejat elindeki ateşi yellediği aparatı kenara bırakarak yanlarına doğru yöneldi.
"Hoşgeldin abi." Bahar'a doğru başını çevirerek "Sen de hoşgeldin yenge." dedi.
"Bize hoşgeldin yok mu lan?" diye soran Yiğit Ali'ydi.
Nejat tersçe söylendi.
"Senin burdan çıktığın mı var lan zaten?"
Yiğit Ali pis pis sırıtarak cevapladı.
"Rahatsız ediyoruz herhalde koçum."
Nejat'ın öfkeyle karşısındaki adama ağzının payını vereceği sırada bahçe kapısından sarışın bir kız göründü elinde pişirilmesi için getirdiği etlerin olduğu tabakla.
Hedefe kilitlenmiş olan Bahar geçen gün arabada bahsi geçen kızın bu olduğuna emin oldu bir anda nereden geldiğini anlamadığı bir hissiyatla.
Herkesin sus pus olup kendisini izlemesinden rahatsız olan ve etrafa çekinik gözlerle bakan kızın imdadına Nejat yetişti.
"Getirdin mi etleri Leyla ver bakalım hadi."
İşte bu doğru tahmindi!
Kızı göz hapsine alan Bahar'ı dikkatle takip eden kişiyse Hamza Mahir'di.
Etleri aceleyle karşısındaki adama veren Leyla yine aynı acele tavırlarla içeriyle kaçmıştı.
"Ben bi mutfağa bakayım yardım lazımdır belki." Bahar içeriye doğru adımlayacağı sırada Nejat'ın sesi duyuldu.
"Sen zahmet etmeseydin yenge Leyla halleder."
Durumdan en çok gerilen kişi şüphesiz Yiğit Ali'ydi. Kabağın başına ne vakit patlayacağını hesap etmekle meşguldü.
"Elime mi yapışır canım hem Leyla çok tatlı bir kıza benziyor gidip tanışayım."
Bahar cevap beklemeden bilmiş bir gülümsemeyle yanlarından ayrılırken olayı üçüde farklı şekillerde bilen adamlar birbirlerine bakıp kalmakla yetinmişlerdi.
Bahçe kapısından mutfağa giren Bahar kendisi gibi ufak tefek kızın yanına doğru ilerledi.
"Merhaba ben Bahar yardım edilecek bir şeyler var mı diye bakayım dedim."
Kızın samimi davranışını oldukça içten bulan Leyla da tebessüm etti.
"Ben de Leyla. Teşekkür ederim ama ben hallettim sayılır her şeyi."
Bahar o sırada Leyla'yı inceliyordu halen. Bir kere en başta sarışındı bu kız, bildiğin altın sarısı saçları vardı. Kendisi kadar olmasa da beyaz tenliydi ve çok güzel ela gözleri vardı. Ağzı burnu maşallahı var yerli yerindeydi. Biraz o da kendisi gibi boydan fukaraydı ama yine de kendisinden az da olsa uzundu.
"Leyla ben seni bu evde daha önce hiç görmedim?"
Sen bu eve acaba kaç defa girdin Bahar?
"Şey ben yeni çalışmaya başladım."
Leyla karşısındaki kadının emin duruşundan anladığı kadarıyla bu eve fazlaca girip çıkıyordu ve ağabey dedikleri adamla birlikteydi belki de evliydiler bile. Mutfak penceresinden adamla el ele geldiklerini görmüştü. Açıkçası biraz tedirgin oldu.
"Zaten bu evde uzun bacaklı bi Nataşa vardı ona noldu ki?"
Bahar'ın sorusunda adı geçen Nataşa ve uzun bacakları hiç hoşuna gitmemişti Layla'nın.
"Uzun bacaklı?" İstemsizce soruverdi.
"Evet hatta sarışın, bir seksenlik seksi bir uzun bacak. Neyse karşılaşmadınız sanırım."
Bahar bu kıskançlık dolu bakışları nerde olsa tanırdı malum kendi damarlarında bol miktarda geziyordu.
"Nejat bey biraz çapkın herhalde?"
İki dakika önce tanıştığı ve güvenip güvenemeyeceğini dahi bilmediği birine sorduğu soruya hayret etti Leyla ne oluyordu kendisine böyle?
"Yok sarışınlara zaafı var onun."
Leyla'nın gözleri kocaman açıldı. "N-nasıl yani?"
Kızın kekelemesinden doğru yolda olduğunu anlayan Bahar tam gaz devam etti.
"Ohoo bilmeyen mi var? Kendine dikkat et derim valla sonuçta yakışıklı adam kandırıvermesin seni de."
Bu adam kimleri kandırmıştı da kendisini de kandıracaktı?
"N-nasıl yani?"
Nasıl yaninin altındaki esas soru günlerdir yanında yaşadığı bu adamı yanlış tanımış olabilir miydi gerçekten?
"Ay nasılını da ben söylemeyim istersen?"
Hala kendisine şaşkın şaşkın bakan kıza hayretle söylendi Bahar.
"Yani diyorum ki bakmışsın kendini Nejat'ın koynunda buluvermişsin diyorum aman dikkat et diyorum." Göz kırparak devam etti. "Anladın?"
Bahsedilen mevzuda hali hazırda taze bir yarası bulunan Leyla'nın eli ayağına dolanmıştı.
Kendini oyalamak istercesine yemek masasının üzerinde duran bardağı tezgahın oraya diğer bulaşıkların yanına koyacağı sırada telaşlı hareketlerinden dolayı bardağı yere düşürdü.
Bahar, Leyla'nın hızla değişen ruh haline bir anlam verememişti doğrusu. Yalnızca ağzından laf almak için öylesine konuşmuştu ama anladığı kadarıyla istemeden de olsa hassas bir noktaya değinmişti. Söylediklerine pişman oldu genç kız.
"Leylacım iyi misin canım?"
Leyla yere eğilmiş kırılan bardaktan etrafa saçılmış cam parçalarını topluyordu.
"Dur öyle çıplak elinle toplama kesiceksin bir yerini."
Bahar'ı hiç duymayan Leyla hızla yeri temizlemeye çalışmakla meşguldü. Bahar istemeden de olsa kendisini saçma sapan ilişkiler yaşayan kadınlarla aynı kefeye koymuştu. Elbetteki Nejat'la aralarında geçen şeyi bilemezdi ama ortaya böyle bir laf konuşulması bile genç kızın gocunmasına yetmişti.
Cam parçasının parmağını kesmesiyle hızla elini ağzına götürdü ve ağzından bir ah sesi çıktı.
Bahar eli kesilen kızın yanına eğilerek kendisiyle birlikte onu da kaldırdı.
"Ben sana dedim ama hiç söz dinlemiyorsun ki bakayım çok mu kesilmiş?" derken Leyla'nın elini avucunun içine almıştı.
"Çok derin değil Allah'tan. Yara bantı var mı bildiğin yerde?"
Kızın yüzüne baktığı andan gözlerinden süzülen yaşları gördü.
"Leyla? Neden ağlayorsun çok mu acıdı canın?"
Leyla olumsuz anlamda başını sallarken Bahar durumdan iyice şüphelenmişti.
"Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?"
Karşısındaki kızın tereddütle ve korkuyla bakan gözleri o kadar tanıdıktı ki Bahar'ın da gözleri doldu.
"Biliyorum daha yeni tanıştık ama inan ki bana güvenebilirsin belki sana yardım bile edebilirim ne dersin?"
Leyla'nın dudaklarında gerçek olamayacak acı bir gülümseme belirdi.
"Artık çok geç" Ağlamaklı sesiyle fısıldar gibi konuştu.
"Neymiş bakayım o geç olan sen anlat bir önce?"
Leyla henüz tanıştığı bu kadına istemsizce bir güven duydu o an yada duymak istedi tam olarak kendisi de bilmiyordu. Belki de anlatıp biraz olsun hafiflemek istemişti.
Bahar kızı sandalyeye yönlendirdi öncelikle bir bardak su verdi sonrasında elini temizleyip sardılar.
Devamında Leyla başına gelenleri usul usul özetledi. Yaklaşık on beş dakika boyunca Leyla anlattı, Bahar dinledi.
O gecenin detaylarını anlatmaktan utanan Leyla birlikte olduklarından üstü kapalı bir şekilde bahsetmişti ama pek hoş anıların olmadığını Bahar anlamıştı.
"Leyla çok özür dilerim ipsiz sapsız konuştum ben de bir ton."
Bahar'ın sesi pişmanlıkla çıkıyordu. Leyla anlayışla gülümsedi.
"Nerden bilecektin saçmalama lütfen, önemli değil."
Kızın kendisini olgunlukla karşılaması Bahar'ın gözünde bir kere daha taktir toplamıştı. Yine de mahçubiyetle konuşmayı sürdürdü.
"Ne yapmayı düşünüyorsun peki şimdi?"
Leyla çaresizce omuz salladı.
"Hiç bilmiyorum gidecek bir yerim olmadığı için burada kalıyorum işte."
Leyla belki bilmiyordu ama Bahar artık bal gibi de biliyordu. Nejat istemese kızı bu evde bir dakika tutmazdı hatta gider babasını bulur orada gül gibi yaşamasını sağlardı ama yapmamıştı.
Sarışınlara olan zaafı ilk defa bir işe yaramış pırlanta gibi bir kıza tutulup kalmıştı.
Aklına gelen soruyu yöneltti kıza.
"Peki sen hoşlanıyor musun bakalım Nejat'tan?"
Leyla böyle bir soru karşısında çok utanmıştı. Nejat onun ilk erkeğiydi zaten bu bile başlı başına etkilenmesine yol açıyordu. Üstelik adamın özellikle yapmadığı her halinden belli olan yakınlaşmaları bile Leyla'nın kalbininin kuş gibi atmasına sebep oluyordu.
Evet önceleri ona çok kızmıştı ama onunla aynı evde yaşamaya başladığı günden beri bir tek hatalı davranışını görmemişti aksine kendisine çok saygılı davranıyordu. Tüm bunlar zaten hali hazırda duran duygularını ateşliyordu.
"Ohooo daldın gittin be kızım. Sen çoktan abayı yakmışsın."
Bahar'ın seslenmesiyle kendine gelen Leyla hemen toparlandı.
Karşısındaki kız cin gibiydi zaten nasıl saklayacaktı ki? Yattı balık yan giderdi.
"Aramızda değil mi Bahar kimseye söylemezsin?"
Bahar anlayışla başını salladı. O damdan kendisi çoktan düştüğü için zavallı Leyla'nın halinden elbetteki çok iyi anlıyordu.
"Sen merak etme sırrın bende güvende."
İki genç kadın da birbirlerine samimiyetle gülümserken kapıdan Yiğit Ali girdi.
Bahar'ın çoktan amacına ulaştığını anlayan adam başını sağa sola doğru sallarken, ağabeyinin daha çok çekeceği olduğunu düşünüp iç geçirdi.
"Hanımlar nerde kaldınız ya etler pişti?"
Yerinden önce doğrulan Bahar oldu.
"Lafa dalmışız geldik hemen."
Ağabeyi de kendisine dalacaktı az kalmıştı yakındı.
"Hadi acele edin soğumasın" diyerek yanlarından ayrıldı.
Yiğit Ali'nin bahçeye çıkmasıyla Leyla'ya dönen Bahar "E hadi ne duruyoruz gidelim." dedi ama genç kızın pek niyeti yok gibiydi.
"Bahar ben gelmesem oradaki herkes biliyormuş gibi hissediyorum utanıyorum."
Leyla'nın elinden tuttuğu gibi kalkmaya zorladı Bahar.
"Sakın bir daha böyle bir şey söyleme sen utanılacak hiçbir şey yapmadın. Şimdi kendinden emin halde gidip oraya oturacaksın. Anlaşılmayan?"
Genç kızın desteğiyle daha güçlü hisseden Leyla denileni yapmış ve Baharla birlikte herkesin oturmuş kendilerini beklediği, bizzat kendisinin özenle kurduğu masaya doğru yönelmişti.
Masada baş köşeye kurulmuş Gümüşpala'nın ve henüz etleri servis etmekte olan Nejat'ın gözleri anında karşıdan kendilerine doğru gelen kadınları bulmuştu.
Yorumlar
Yorum Gönder