GÜMÜŞPALA-59
Mevsimin kış olmasından mütevellit sabah altı sularında güneş bir gözü kapalı günü selamlamaya çalışıyordu. Hava henüz aydınlanmış değildi.
Üç gündür kendi başına uyumak zorunda olmanın huzursuzluğu ile bir o tarafa bir bu tarafa dönerek uyuyordu Leyla. Sıcaklamış olacak ki pijamasının üst kısmı karnını tamamen açıkta bırakacak şekilde sıyrılmış, alt kısmı ise bacaklarından yukarıya doğru toplanmıştı. Yüz üstü yatağın tam ortasında yatmış, başını Nejat'ın yastığına koymuştu. Onun kokusuyla uykuya dalmak daha kolay geliyordu.
Odanın kapısı ortamın sessizliğinde ufak bir tıkırtıyla açıldı. Genç adam kızı uyandırmamak için mümkün mertebe sessiz olmaya çalışıyordu. İçeriye doğru ilerlediğinde yatağın tam ortasında yatan karısını görmesiyle dudağında bir tebessüm belirmesi bir oldu. Normalde sakin bir yapısı olan, dışarıdan prenses gibi görünen bu kız nasıl böyle deli uyuyabiliyordu? Her ne kadar bu konuda Leyla'yla uğraşıp dursa habire dalga geçse de hoşuna gidiyordu adamın.
Yatağın iyice yanına yaklaştığında Leyla aniden uyanıverdi. Uykusunun içinde garip bir hissiyatla sarsılmış ve gözleri açılıvermişti. Aniden toparlanıp oturur pozisyona geldi. Bir anlığına boş bulunup korkmuştu çünkü kocasını karşısında bulmayı beklemiyordu.
"Nejat"
Uykulu gözlerle, üstü başı ve saçları dağılmış halde kendisine seslenen karısı fazla sevimliydi.
"Sarışınım"
Leyla bir anda uyanıvermiş olmanın verdiği zaman ve mekan kavramı kargaşasıyla hala durumu idrak etmeye çalışıyordu.
"Rüya mı görüyorum sen mi geldin anlamıyorum."
Elleriyle gözlerini ovuştururken henüz aydınlanmayan oda hiç yardımcı olmuyordu genç kadına.
"Rüyalarında mı görüyorsun sen beni bakayım?"
Bu ses rüya olamayacak kadar gerçekçi bir alay barındırıyordu. Hızla doğrulup adamın boynuna sarıldı.
"Çok özledim seni."
Nejat da kızı sımsıkı sararken söylendi.
"Bu anın tam da böyle olacağını düşünüyordum sonunda sarılabiliniz Leyla hanım."
Leyla kollarını adamın beline doğru sarmış başı göğsünde sımsıkı duruyordu.
"Şaşkına çeviriyorsun beni. Yarın gelmeyecek miydin sen?"
Karısının sıcaklığını, saçlarının kokusunu özleyen adam hiç acele etmeden konuşuyordu.
"Yarın son bir işi de halledip gelecektim gitmişken ama Yiğit Ali zibidisi ortalığı karıştırmış ağabeyim barut gibi dolaşıyormuş etrafta. Sabah gebertmeden elinden alayım diye önden geldim."
Leyla merakla sordu.
"Ne yapmış Hamza ağabeyi bu kadar kızdıracak?"
Genç kadın başını kaldırmış merakla Nejat'ın gözünün içine bakıyordu.
"Yengeyle papaz etmiş."
Daha da meraklanmıştı Leyla. Maksimum ne yapmış olabilirdi ki? Hem Hamza ağabeyi aralarını açacak hiçbir şeye ve kimseye izin vermezdi.
"Aşkım düzgünce anlatsana ne olmuş? Merak ettiriyorsun ağzından laf kerpetenle alınıyor her zamanki gibi!"
Genç adam karısının belinden sımsıkı tutup iyice kendisine doğru yaslarken şu an konuşmak istediği tek mevzu vardı o da kendileriydi.
"Leyla'm zaten şimdi yenge enerji topluyordur yarın kızılca kıyamet kopar sen de tüm detaylarını öğrenirsin. Hem beni özlemedin mi bakayım sen aklın başka yerlerde?"
Adamın eli beliyle kalçaları arasında usul usul gelip giderken Leyla'nın aklına mukayyet olması gittikçe zorlaşıyordu.
"Sen benim için gelmemişsin ki..."
Hem böyle diyor hem de elleri adamın göğsünde nazlı nazlı dolaşıyordu.
"Benim her yolum sana bilmiyorsun sanki."
Yavaş yavaş kızın dudaklarına kapanırken aynı anda yatağa doğru geri geri ilerlemesini sağlıyordu. Leyla'nın sırtı yatakla buluştuğunda çoktan Nejat'ın akımına kapılmış gitmişti bile.
Karısının güzel dudaklarının keyfini çıkaran adam biraz sonra ayrılıp kalkmaya niyetlendi.
"Nejat nereye gidiyorsun yaa?"
Sesi o kadar memnuniyetsiz çıkmıştı ki bu kadar istenmek her erkeğin olduğu gibi Nejat'ın da çok hoşuna gidiyordu.
"Duş alayım sarışın yoldan geldim."
Leyla kocasının elinden tutup kendisine doğru çekiştirdi.
"Hayır çok güzel kokuyorsun hiç gerek yok bence gel yanıma."
Sesindeki tını şehvetten daha ziyade masum bir özlemdi. Genç kadının gözlerinin içine birkaç saniyeliğine bakan adam ikna olmuş gibiydi. Gömleğinin manşetlerini çözmeye başladı. O sırada Leyla da ayakta duran kocasına yetişebilmek için yatakta dizleri üzerine doğrulmuş bir yandan kendisi de gömlek düğmelerini açmaya koyulmuştu. Yalnızca baksırıyla kalan Nejat sevdiği kadının yanına uzanmış başını yatağın arkalığına yaslamıştı. Leyla ise adamın göğsündeki yerini hemen bulmuştu.
"Nejat"
Genç kadının belinde usul usul daireler çizen adam hiç istifini bozmadan cevap vermişti.
"Leylam'm"
Her seferinde böyle sahiplenilme ekiyle adının söylenmesi çok hoşuna gidiyordu Leyla'nın.
"Sence Yiğit Ali'nin ne derdi var?"
Nejat karısının başını kendisine doğru çevirerek gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı.
"Ben biliyorum senin o aklından geçenleri sarışın."
Leyla daha önce de kocasına bu konuyu ile ilgili birkaç tahmininden bahsetmişti ama ne yazık ki duygusuz kocası ilgilenmemişti bile.
Bahar'a söyleyecek olmuştu ama Bahar da haklı olarak Hamza Mahir'den çekindiği için bu konunun çok dillendirilmesini istemediğini açıkça dile getirmişti. Hadi ona hak veriyordu neticede kocasıydı ve evin içinde ondan gizli bir şeyler olsun istememişti peki ya kendi kocasına ne demeliydi?
Nejat o kadar kapalı kutuydu ki ağzından laf cımbızla alınırdı ve Leyla sevdiği adamla her konuda muhabbet etmek istiyordu. Heves ediyordu, ona her şeyi anlatmak istiyordu.
"Ne var Nejat ya seninle de hiçbir şey konuşulmuyor. İyi sen düşüncelerinle kendi hayatını yaşa ben düşüncelerimle kendi hayatımı yaşayım akşamları bu yatakta buluşuruz oldu mu?"
Doğrulmaya çalıştığı andan adam tarafından daha da sıkı sarılarak durduruldu.
"Allah Allah kızım ben onu mu diyorum?"
Leyla ters ters söylendi.
"Konuşmazsanız ne dediğiniz pek de anlaşılmaz Nejat bey!"
Kızcağız suratını asarken Nejat sırıtıyordu.
"Ne? Ne gülüyorsun?"
Genç adam karısının boynuna uzun bir öpücük kondurduktan sonra anın rahatlığıyla keyifle çıkan sesiyle devam etti.
"Sen beni paylamaya yer mi arıyorsun bana mı öyle geliyor?"
Bu gülüşü biliyordu Leyla ima doluydu.
"Gerçekten inanılmazsın Nejat. Gıcık edip edip sanki ben durduk yere yapıyormuşum gibi davranıyorsun. Hem ne alakası var neden yapayım böyle bir şey?"
Sesi yeterince kızgın çıkmamıştı alacağı olsundu.
"Sen birkaç gün benim kucağıma gelmeyince hırçınlaşıyorsun sarışın bunu ikimiz de biliyoruz."
Sesi dünyanın en normal tespitini yapıyormuş gibi çıkıyordu Nejat'ın. Dümdüz ve sakindi nasıl yapıyordu anlamıyordu.
"Ben mi hırçınım? Nerem hırçın uydurma şimdi."
Söylediği her söz Nejat'ı daha da güldürüyordu.
"Önceden de bana kızdığında hemen 'Nejat bey' derdin. Bak değişen bir şey yok."
Sesini incelterek taklitini yapması Leyla'yı da güldürmüştü.
"Çok takardın ya bey dememi."
Aralarındaki ilişki tam olarak başlamadan az tenhada köşede sıkıştırmamıştı kendisini Nejat.
"O zamanlar her Nejat bey dediğinizde aklımdan neler geçiyordu bir bilseydiniz Leyla hanım."
Odadaki atmosfer aniden değişmişti.
"Neler geçiyormuş?"
Adam usulca genç kadının yatağa doğru uzanmasını sağlarken gözlerini bir an bile ayırmıyordu gözlerinden.
"Sana neler yapmak..."
Üzerine doğru uzanan adamla aralarında mesafe yok denecek kadar azdı.
"Kaçırma öyle gözlerini sordun cevabını dinle."
Leyla'da daha şimdiden bir şey dinleyecek hal kalmamıştı ki. Kollarını sevdiği adamın boynuna dolayarak dudaklarına uzandı. Bazen harekete geçmek konuşmaktan daha kolaydı.
Nejat karısını öperken bir yandan da elleri pijamalarının düğmelerini bulmuştu bile. Her bir düğme açıldıkça adamın öpüşleri de daha hoyrat hale geliyordu. Boynundan aşağıya doğru kayan dudakları ayrı geçen birkaç günün özlemiyle dolanıyordu genç kadının teninde. Nefes alıp vermeler sıklaşmış odaya salt bir tutku hakim olmuştu.
Normal zamanda karısını usul usul sevmeyi tercih eden Nejat'ın bu sefer ki sevişmelerinde pek de sabrı yok gibiydi nihai hedefine ulaşmak için. Üzerinde son kalan parça iç çamaşırının çıkarılması üzerine gözleri hazla kapandı Leyla'nın. O an düşünebildiği tek şey kendisini zevkin doruklarına çıkaran kocasıydı.
Biraz sonra nefesleri düzene girdiğinde Leyla'nın başı yine hemen Nejat'ın göğsündeki yerini bulmuştu.
"Ben de uygulamalı görmeyi tercih ederdim."
Adamın kendisine takılması Leyla'yı güldürmüştü.
"Gittiğin toplantılara beni de götür sensiz vakit geçmiyor bu evde."
Nejat olmadığı zaman çok huzursuz hissediyordu kendisini. Bu durum sesine de yansıyordu.
"Bak işte bir çocuk olsaydı şimdi evde vakit nasıl geçerdi anlamazdın bile."
Leyla başını kaldırıp, ben ne diyorum sen ne diyorsun der gibi baktı adamın yüzüne.
"Sen beni de götür yanında orada yaparız belki."
Oyunbaz halleri Nejat'ın hoşuna gidiyordu.
"Leyla'm her toplantı seni götürebilmek için uygun olmayabiliyor ama malum baba olmak istiyorum söz her fırsatta birlikte gideceğiz."
Kocası söz demişse yapardı. Bu cümleyi duymak rahatlatmıştı genç kadını. Şakayla karışık her fırsatta baba olmak istediğini söylemesi Leyla'yı da annelik fikrine çoktan alıştırmıştı haberi yoktu.
"Söz verdiğin için bu konuyu gönül rahatlığıyla kapatabilirim artık. Nasıl geçti Londra'daki toplantın?"
Genç kadın kocasının her detayına özen gösterir merakla sorardı. Leyla gerçekten de uyumlu ve sahiplenici bir insandı. Nejat gibi kimsesiz bir adam için çok temel bir ihtiyaçtı sahiplenilme duygusu.
Yarım saat kadar sohbet etmişlerdi ve tabiki konu dönüp dolaşıp akşamki mevzuya gelmişti. O konu hakkında genç kadının söyleyecekleri henüz bitmiş değildi ve Nejat bu durumun oldukça farkındaydı.
"Yani sen şimdi diyorsun ki Yiğit Ali'nin canı büyük sıkkın olmasa bu gece yaptıklarını yapmazdı."
Nejat ters ters baktı karısına.
"Leyla'm ben ne zaman öyle bir şey söyledim?"
O ters bakışlara karşılık şımarıkça bir göz devirmeydi.
"E aşkım akşamki olaylar bir bakıma öyle demek zaten."
Kocasının üzerinden doğrulurken bir yandan da üzerindeki örtünün ucunu çıplak bedenine dolama derdindeydi. Yüzünü görmeden rahatça konuşamıyor konuyu yeterince ele alamıyordu genç kadın. Nejat'ın hala alev saçan bakışlarından habersiz ilgisini aşırı çok çeken konu için bedenini kapatmaya çalışıyordu.
"Şimdi Nejatcığım aşkım birtanem..."
O böyle dedikçe adamın aklına gerçekleştirmeye kendince daha değer meseleler geliyordu. Karısını kolundan tutup üzerine doğru çeker çekmez dudaklarına yapıştı. Uzun uzun öpüştükten sonra afallayarak doğrulan taraf Leyla olmuştu.
"Bir uslu durur musun artık? Asla konuşturmuyorsun ama yemezler canım."
Yakasını paçasını tekrar düzeltip asla usanmadan kaldığı yerden devam etmişti.
Nejat ise halinden memnun sırıtarak karısını izliyordu. Konuşmak için verdiği çaba taktire şayandı doğrusu.
"Şimdi diyorum ki ben seni defalarca kere Yiğit Ali'ye aba altından sopa gösterirken gördüm. Esra'ya olan tavırlarını dikkatli dikkatli incelerken yakaladım. Sen bu işin gayet farkındasın kocam ama nedense bana bile bilmiyormuş gibi davranıyorsun."
Nejat pes etmişti bu konu mecbur konuşulacaktı.
"Sarışın bakıyorum da arkamdan dedektif gibi çalışmışsın."
Adamın tespiti Leyla'yı güldürmüştü.
"Ne zannettin ben belki senden daha uzun zamandır ikisi arasında bir şeyler döndüğünün fakındayım ki defalarca sana söylemeye çalıştım ama ilgilenmedin bile."
Sona doğru biraz kırgın mı çıkmıştı karısının sanki?
"Leyla'm işin açığı ben Yiğit Ali'ye güvenemediğim için bu konu dillensin istemedim. Bu adamı çocukluğundan beri tanırım. Her konuda koşulsuz güvenirim ama bu mevzular hariç. Esra'nın yaşı daha küçük belki onun için de gelip geçici bir heves olacak ama ağabeyim öğrenirse iş büyüyecek. Kız daha yeni üniversiteye başladı bir yandan."
Kocasının mantıklı cümleleri bu konu hakkında aslında düşündüğünden daha fazla kafa yorduğunu gösteriyordu.
"Bahar da Hamza ağabey için yaklaşık bunları söylemişti bana."
Sonuçta biri karısı diğeri kardeşim dediği adamdı onlar daha iyi bilirlerdi huyunu.
"Tanıyor işte kocasını. Bana kalırsa şu an aynı evde yaşamaları da uygun değil ama ağabeyim bunu bilirken ses etmiyorsa demektir ki bizim oğlana güveniyor. Bunun üzerine bir şey demek de bana düşmez."
Anlaşılan Nejat çok çaktırmasada tespitleri vardı bu konuda.
"Aşkım sen Yiğit Ali'yi benden çok daha iyi tanıyorsun ama ben de artık Esra'yı az çok tanıdığımı düşünüyorum ve yaşına göre çok olgun bir kız. Neden kocaman adamla küçücük bir kızın birlikte olması gibi değerlendirelim, kötü bir şeymiş gibi algılayalım anlamıyorum ben. Üstelik bu durum Yiğit Ali'yi de kötü bir pozisyona sokuyor. Nihayetinde iki reşit insan yani istediklerini yapabilirler buna neden biz karar verelim üstünü örtmeye çalışalım ki?"
Leyla'nın konuşmalarını pür dikkat dinliyordu Nejat.
"Yetişkin insanlar ve istediklerini yapabilirler demek öyle mi?"
Göğsünün çevresine sardığı yatak örtüsünden tutup kendine doğru çekiştirdi kızı ani hareket karşısında örtü nerdeyse komple sıyrılmıştı.
"Biz yetişkin değil miydik sarışın bin yıl bekledik?"
Bekledik derken yalnızca kendisinden bahsettiği aşikardı.
Apar topar üzerine örtüyü yeniden sarınmaya çalışan Leyla kocasının çekiştiren eline bir şaplak yapıştırdı.
"Uslu dur bizimki aynı şey değildi canım."
Leyla bu eve çalışan olarak geldiği ilk günden beri Nejat aralarındaki ilişkinin o şekilde ilerlemesini istememişti. Leyla'nın patronu falan olmak istemiyordu. Kızı ürkütmemek için haliyle bu durum vakit almıştı ve adama göre nereden baksan vakit kaybıydı aralarındaki ilişkinin başlaması için. Her seferinde şaka yollu takılmadan geçemezdi bu duruma.
Genç kadın da artık alışmış olacak ki asla ciddiye almıyordu kocasının bu sataşmalarını.
"Leyla'm şaka bir yana ben kardeşimden önce Esra'yı düşünüyorum. Kız bizim bu davarın yanında sürekli tedirgin farkında değil misin hep kavga dövüş halinde. Adam başka yollu bir iletişim yolu bırakmamış kıza demek ki. Evet Esra bizim ailemizin içinde yaşıyor onun güvenliğinden, namusundan kendimi sorumlu hissediyorum o nedenle Yiğit Ali'yi alttan alta uyarıyorum ama sadece Esra özelinde de konuşmuyorum şu an hangi kız olursa olsun farketmez önce bizim oğlanın kendine çeki düzen vermesi gerekir."
Leyla ne yapmış ne etmiş adama paragraf yazdırmıştı. Sonunda kocasının konu hakkındaki gerçek düşüncelerine erişim sağlamıştı.
"Yani Yiğit Ali senin değişinle adam olsa sen birlikte olmalarını desteklersin öyle mi?"
Nejat şöyle bir düşünerek cevapladı karısını.
"Neden köstek olayım destek oluruz kardeşimize ama tek mevzu Yiğit Ali değil. Belki de Esra'nın duyguları gelip geçicidir bilmiyoruz ki ne hissediyor bu kız."
İşin orası kolaydı Leyla öğrenirdi bir şekilde Esra'nın duygularını.
"Diyelim ki Esra çok aşık ve de Yiğit Ali düzenli bir ilişki için kendisini hazır hissediyor. O zaman ne olacak? Hamza ağabey izin verir mi onların burada sevgili olarak yaşamalarına?"
İş dönüyor dolaşıyor Hamza Mahir Gümüşpala'da kilitleniyordu.
"Ne bileyim sarışın öyle aynı evde yaşamalarına falan hayatta izin vermez zaten."
Leyla kıkırdayarak konuştu.
"Belki bir imam nikahı da onlara kıyar."
Karısının söyledikleri Nejatı da güldürmüştü.
"Yenge faktörünü de unutmamak lazım. İkna ederlerse yengeyi bir şekilde o da ağabeyimin altından girer üstünden çıkar ikna eder gibi geliyor."
Nejat haklıydı bu iş her ne kadar Hamza Mahir'de kilitleniyor olsa da o kiliti açacak tek anahtar Bahar'dı.
"Doğru söylüyorsun Bahar kritik bu konuda. Neyse sen şimdilik Yiğit Ali'yi gözden kaçırma nabzını yokla sürekli ben de Esra'yı yakın takipteyim."
Nejat gerçekten merak ettiği bir soruyu dile getirdi.
"Çöpçatan mısın dedektif misin sarışınım?"
Leyla havalı bir omuz silkmeyle cevapladı kocasını.
"Bakacağız orasına."
Sonrasında ciddileşerek devam etti.
"Kimsenin özel hayatını didiklemek değil amacım ama ben Esra'yı yaşının vermiş olduğu o heyecanda, mutlulukta göremiyorum. Kız sanki bedenen burada ama ruhen yok gibi gerçekten üzülüyorum ve içimden bir ses sebebi Yiğit Ali diyor. Yardımcı olmak istiyorum. Yanlış bir şey yapmak da istemiyorum o nedenle sen de bana yardımcı olacaksın kocacığım."
Nejat sevgiyle bakıyordu karısına. Kendisinin de hiç kolay bir hayatı olmamıştı ama hala başkalarının mutluluğunu düşünüyordu. Leyla gerçekten iyi niyetli bir kızdı.
"Gel buraya kaçtın hemen yanımdan seveyim seni biraz gideceğim birazdan."
Leyla memnuniyetle sokuldu kocasının göğsüne. Biraz sonra usul usul kolları arasında uykuya çekilmişti tekrardan. Nejat ise bir süre daha günün erken saatinin sessizliğinin keyfini çıkarmıştı sevdiği kadınla sarmaş dolaş halde. Sonrasında bol atraksiyonlu bir gün kendisini bekliyordu biliyordu.
Leyla'yı uyandırmamaya gayret ederek yavaşça yerinden doğruldu ve duş alıp üzerini giyindikten sonra evden çıktı adam. Arabasına bindiğinde hedefi direkt olarak Yiğit Ali'nin eviydi.
Yiğit Ali'nin evinde uyanık olan tek kişi Esra'ydı. Derse yetişebilmek için erkenden uyanmıştı. Daha doğrusu adam akıllı uyuyamamıştı bile.
Gece kapı çaldığında gelenin Yiğit Ali olduğunu tahmin etmiş ve zile bastığı için homurdana homurdana aşağı inmişti. Günlerdir doğru düzgün hiç eve uğramadığı için aslında şaşırmıştı da.
Kapıyı açtığında karşılaştığı tablo kesinlikle umduğu şekilde değildi. Izbandut gibi iki adamın kolunda kibrit çaksan infilak edecek kadar çok içmiş bir Yiğit Ali duruyordu karşısında. Adamlar hiç kendisine bakmazken doğrudan yukarıya doğru yönlenmek istediler.
Hemen arkalarından gelen Ferit'in sesiyle duraksadılar.
"Durun lan destursuz nereye böyle?"
Anında ayakları yere kilitlenmişti adamların.
"Tamam çıkın siz müsait ev."
Ev her ne kadar Yiğit Ali'nin de olsa genç bir kız yaşıyordu. Bu bahçenin sınırları içerisinde böyle mevzulara dikkat etmek zorunluydu. Edep adap bilmeyeni ağabeyi burada yaşatmazdı.
O sırada Yiğit Ali'nin sarhoş sesi duyuldu.
"Esra"
Genç kız anında yönünü adama çevirdi.
"Efendim Yiğit Ali"
Yiğit Ali zar zor konuşmaya çalışıyordu.
"Ben böyle olsun ist..."
Adamın kurmaya çalıştığı cümleyi Ferit'in kalın sesi bastırdı.
"Hadi duymadınız mı çıkarın yukarıya ağabeyimi bekletmeyin adamı bu halde."
Ferit her ne kadar bu gece çok kızmış olsa da Yiğit Ali ağabeyini çok sayar çok da severdi. Sarhoşken yanlış bir şeyler konuşmasını önlemek amaçlı cümlesini bitirmesine izin vermemişti.
"Ferit ağabey ne oluyor ne bu hali?"
Esra, Yiğit Ali'nin olmadığı her yerde Ferit'e zaten ağabey derdi. Sırf onu gıcık etmek için demiyormuş gibi davranıyordu uzun zamandır.
"Ne olacak seninki zil zurna sarhoş. Kattı ortalığı birbirine."
Esra ve Yiğit Ali'nin birbirine olan davranışlarının en yakın şahiti Ferit'ti. Esra her ne kadar inkar etse de bu kadar yakınlarında olan birinin aralarındaki elektriği anlamamasına imkan yoktu.
"Nasıl kattı? Ne yaptı Allah aşkına?"
Zaten büyük olan gözlerini koca koca açmış şaşkınlık nidasıyla soruyordu.
"Hem seninki deme şuna sinirlerim bozuluyor!"
Yiğit Ali ile ilgili her şeye çok refleksif tavırlar gösteriyordu genç kız.
"Hamza ağabeyimin ocağına incir ağacı dikti. Yenge tefe koyup çalacak sabah hepimizi orası belli oldu da en çok da Hamza ağabeyimi."
Esra duyduklarını hazmetmeye çalışıyordu.
"Ne yapmış da aralarını bozmuş? Yok ya Hamza ağabeyim izin vermez ablamla arasının bozulmasına. Düzeltir o durumu."
Durumun tatsızlığı bir yana Ferit de böyle düşünüyordu ama yaşanmaması gereken şeyler yaşanmıştı.
"Dedikodu yapmam doğru olmaz nasıl olsa yengeden duyarsın. Gittiği meyhane gitmemesi gereken bir yerdi o kadarını söyleyeyim."
Esra az buçuk tahmin etmişti ucu ablasını bulduğuna göre.
"Hamza ağabeyin eskilerinden biri mi varmış orada?"
Esra adamın gözünün içine bakıyordu bir şey söylesin diye.
"Meyhane onun."
Genç kız derin bir nefes verdi.
'Eh be Yiğit Ali' diye söylendi ağzının içinden.
"Niye bu kadar içmiş peki onu söyle bari."
O konuyu da tam olarak bilen yoktu.
"Bilmiyorum. Senin benden daha çok fikrin vardır bence o konuda."
Adamın imalı cümleleri Esra'nın gözlerini kaçırmasına neden olmuştu.
"Nereden bileyim ben ağabey."
Ferit kendisine hiç de inanıyormuş gibi bakmıyordu. Tam o sırada korumalar dışarı çıkmak için yanlarına geldiler. İki genç de bir anlığına sessizliğe büründü. Adamlar çıktıktan sonra Ferit söze girdi.
"Neyse ağabeyciğim sen odanın kapısını kapat yat daha fazla olay çıkmasın bu gece."
Esra kapıdan çıkarken kendisini tembihleyen adamı baş sallayarak onayladı. Dış kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı. Elleriyle yüzünü kapatırken hala olayın idrakına varmaya çalışıyordu. Allah bilir ablası ne kadar üzülmüştü bu gece. Tam olarak neler yaşanmıştı?
Yukarı merdivenlere yöneldi. Bir baksa mıydı? Düzgün yatırmışlar mıydı acaba?
Ayakları kendisinden bağımsız bir şekilde Yiğit Ali'nin odasına doğru gidiyordu. Elini kapı kulpuna atarken bir an tereddüt etse de odaya girmişti. Üstüyle başıya öylece yatıp kalmıştı. Üzerini bile örtmeyi akıl edememişlerdi. Ev sıcaktı ama mevsim kıştı sabaha kadar donardı bu şekilde. Usulca yaklaştı yatağın yanına doğru.
Her şeyden bir haber mışıl mışıl uyuyordu. Çok fazla kıpırdatmamaya gayret göstererek ayakkabılarını çıkarmaya koyuldu. Hiç değilse ayakkabılarıyla uyumasındı. O işi hallettikten sonra örtünün içinde kalan yastığını alıp başının altına doğru yerleştirmeye çalıştı.
Kafası bile bu kadar ağırsa kaç kiloydu bu adam?
Üzerine doğru eğilmiş güç bela yastığı yerleştirirken Yiğit Ali'nin gözleri bir anlığına açılıverdi.
"Esra"
Sesi oldukça buğulu ve derinden çıkıyordu. Kendinde olmadığı sesinden belliydi.
Genç kız bir anlığına irkilerek doğruldu. Geri çekileceği sırada eli adam tarafında tutularak durduruldu.
Bir şey söylemek istiyormuş da söyleyemiyormuş gibi bir hali vardı. Bir müddet el ele bakışan ikili adamın tekrar uykuya dalması üzerine ayrıldı.
Esra getirdiği battaniyeyi üzerine örttükten sonra ışığı ve kapıyı kapatıp çıkmıştı.
Neden bu kadar içtiğine dair bin bir soruyla odasına dönen genç kız sabaha kadar bölük pörçük uykularla mücadele etmişti.
Sabahın yedi buçuğunda ise çoktan uyanmış sabah dersi için hazırlanıyordu. O sırada kapının çalınmasıyla geceden kalma düşüncelerden sıyrılıp aşağıya indi.
"Nejat ağabey hoşgeldin."
Kapıyı açarken diğer yandan da sesi şaşkınca çıkmıştı çünkü yurt dışında olduğunu Leyla'dan duymuştu.
"Hoşbulduk ağabeyciğim. Nerede bizim dan.."
Cümlesini tamamlamadan kendisini toparladı. Şimdi kızın yanında da kötü konuşmak istemiyordu.
"...oğlan?"
Esra yukarıyı işaret etti.
"Uyuyor sanırım hala hiç sesi çıkmadı. Normalde uyanırdı ben hazırlanırken."
Nejat tamam anlamında başını salladı.
"Sen dersine geç kalma çık istersen Ferit bırakır seni."
Kibarca bir an evvel evden çık diyordu anlamıştı Esra. Yarım yamalak hazırlanıp kendisini evden dışarıya atmıştı.
Nejat ise doğrudan Yiğit Ali'nin odasına yöneldi. Kapıyı çalmaya dahi gerek duymadan hızla açıp içeriye girdi.
Odanın tüm perdeleri kapalıydı ve leş gibi alkol kokuyordu. İlk olarak perdeleri kenara çekip tüm pencereleri açtı. Gün ışığının içeri girmesinden anında rahatsız olan Yiğit Ali söylenerek uyanmaya çalışıyordu.
"Ya Esra açma şu perdeyi ya of kızım ne yapıyorsun ya?"
Nejat kötü kötü bakarak yatağın yanına yanaştı.
"Esra ya Esra tabi! Kahvaltı da getirsin mi paşam ayağına?"
Yiğit Ali adamın sesini duyar duymaz dikleşti yatakta.
"Senin ne işin var lan benim odamda?"
Elleriye gözlerini ovuşturduktan sonra şakaklarına parmaklarıyla basınç yapıyordu. Belli ki alkolün etkisiyle başı fenaydı.
"Esra'nın odana girmesi normal benim ki mi anormal paşam?"
Az önce Esra mı demişti? Her bakımdan falsolu günler geçiriyordu.
"Aynı evde yaşıyoruz lan ne var?"
Hala yataktan kalkabilmiş değildi. Ne içmişti bu kadar hatırlamıyordu bile.
"Yiğit Ali kalk duşunu al iki dakikaya gel. Yerinde olsam bir de gusül alırdım birazdan ağabeyim gebertecek seni çünkü dingil herif."
Ne yapmıştı da ağabeyi kendisini gebertecekti?
"Hatırlamıyorsun değil mi lan dün yaptığın haltları?"
O kadar boş boş bakıyordu ki iki kilometre öteden anlaşılıyordu.
"Ne oldu oğlum ne yaptım lan ben?"
Nejat'ın söyledikleri soğuk duş etkisi yaratmıştı zaten bünyesinde.
"Dün Eleni'nin meyhaneye gitmişsin."
Genç adam hala 'Ee ne var bunda?' bakışı atıyordu.
"Küfelik olana kadar içmişsin. Eleni seni yukarı odaya çıkarıp ağabeyimi aramış. Telefona yenge çıkmış."
Anlatılanlar o kadar yokuş aşağı ilerliyordu ki her cümle Yiğit Ali'yi biraz daha şokluyordu.
"Bahar mekana mı geldi?"
Nejat Bahar'a asla yengeden başka bir kelime kullanmazken, Yiğit Ali ve Bahar daha çok arkadaş gibilerdi. Ağabeyinin yanı hariç ara sıra ismiyle hitap ederdi. Bahar ısrarla öyle istiyordu çünkü.
"Gelmez mi? Gelmiş tabi. Üstelik ağabeyim uyuyormuş kendi başına gelmiş. Bil bakalım seni nerede bulmuş?"
Yiğit Ali kendisini freni patlamış bir arabada son sürat gidiyor gibi hissediyordu. Tam karşısındaki duvara çarpacağı kesin olduğu için kaçınılmaz sonu gözleri kapalı bekliyordu.
"Eleni'nin kendi odasında bulmuş lan seni. Hıyar ne bok vardı o kadar içecek?"
Sımsıkı yumduğu gözlerini oflayarak açtı genç adam.
"Yengem nerede?"
Aklına gelen ilk soru buydu.
"Evde"
İlk aşama için rahat bir nefes verdi.
"Ağabeyim nerede?"
Telaşlı çıkıyordu sesi. Ancak ayılmıştı belli ki.
"Çıkmadıysa o da evdedir."
Bir rahat nefes daha veren adamın yüzüne anlamazca bakan Nejat olayı sonradan idrak etmişti.
"Oğlum sen daha geçen senenin travmasını atlatamamışsın gerizekalı herif ne bok yemeğe yanlış işler yapıyorsun?"
Yiğit Ali bir çıkış yolu arıyordu kafasında.
"Ne bileyim amınakoyayım iki kadeh içip çıkacaktım. Gidip o Eleni'nin kafasına sıkayım ben hiç değilse ağabeyim beni öldürmeden yengenin gözünde kendimi aklarım."
Ağabeyinin kayacağı azarı mı düşünsün, yiyeceği dayağı mı düşünsün yoksa Bahar'ın gönlünü nasıl alacağına mı kafa yorsun bilemiyordu. Kendisini o kadar köşeye sıkışmış hissediyordu ki pencereden kafasını uzatıp derin bir nefes alıp tekrardan Nejat'a döndü.
"Hay sikeyim öyle gecenin sabahını da ulan ne bok yiyeceğim ben?"
Ses tonu gittikçe artıyordu.
"Manyak manyak şeyler düşüneceğine otur adam gibi usturuplu bir çözüm ara."
Bu sefer de adama sarmıştı.
"Oğlum sen beni daha da telaşlandırmak için mi geldin lan?"
Nejat içinden sabır çekiyordu.
"Bak Yiğit Ali ağabeyimden önce ben döverim oğlum seni. Gecenin bir vakti senin götünü kurtarmak için kalktım geldim lan ben!"
Devamında yineledi.
"Git iki dakikaya duşunu al gel çıkalım bir an evvel."
Yiğit Ali sessizliğe bürünmüş bir şekilde baş salladı adama. Duşa doğru giderken sessizce hayıflandı.
"Çok başım ağrıyor lan."
Nejat bugünün bilmem kaçıncı sabrını çekerek mutfağa doğru indi genç adamın susuz kalan bünyesine içecek bir şeyler ayarlamak için.
İki adam da Hamza Mahir'den önce gidebilmek için yaklaşık on dakika içerisinde evden çıkmışlar Nejat'ın arabaya binmişlerdi.
"Simsiyah giyinmişsin cenazeye mi?"
En kötü zamanlarda bile bu ikili birbirleriyle uğraşmadan duramazdı zaten.
"Bembeyaz mı giyinseydim?"
İkisi de ters ters konuşuyordu.
"O da olurdu kefenimle geldim derdin ağabeyime. Perde kapanırken daha sanatsal bir sonun olurdu."
Nejat bıyık altından gülüyordu.
"Beyazdan kan lekesi zor çıkıyor ondan simsiyah giyindim."
Artık Yiğit Ali de sırıtıyordu. Nasıl olsa biraz sonra sırıtacak yerleri ağrıyacaktı.
Hamza Mahir'den dayak yiyecek olma fikri zerrece canını sıkmıyordu. Hatta hiç konuşmadan direkt o fasla geçselerdi keşke. Ön açıklama kısmı için çok gergindi adam.
"Ağabeyim çok mu sinirli lan?"
Nejat şöyle bir olayı tartar gibi yapıp cevapladı.
"Ben henüz kendisini görmedim sabah uçaktan indim zaten. Ferit'ten dinledim olayları senin kapının önünde. Yenge Eleni'nin odasındaki ağabeyimin eşyalarını falan yakmış meyhanenin önünde."
Nejat cümle kurdukça Yiğit Ali'nin gözler fal taşı gibi açılıyordu.
"Bir sürü olay çıkmış. Kucağında bağıra çağıra girmiş eve. Hamza ağabey ateş püskürüyormuş etrafa."
Nejat olayları kasti bir şekilde köpürterek anlatıyordu.
"Lan seni yengeyle birlikte dövecek olmasınlar?"
Yiğit Ali avcunun içine alıp sıktığı yüzünü aniden Nejat'a çevirdi.
"Olabilir mi oğlum öyle bir şey?"
Nejat en sonunda kahkahasını bırakıvermişti.
"Siktir git Nejat. Derdimi espiri malzemesi yapıyorsun amınakoyayım ya!"
Konuşa konuşa kendi aralarında özel toplantılarını yaptıkları iki katlı villaya varmışlardı. İçeri bahçesi oldukça korunaklıydı. Kendi evlerindeki aşılmaz bahçe duvarları buraya da inşaa edilmiş, birçok koruma güvenliği sağlıyordu. Oldukça ıssız bir yerdi.
"Ağabeyim beni bu sefer şuraya gömse o da rahatlasa ben de rahatlasam."
Bıkkınca konuşarak bahçede yürüyordu genç adam.
Görünürlerde kimse yoktu. Henüz Hamza Mahir Gümüşpala teşrif etmemişti. Gelmiş olsaydı bahçede bir hareket olurdu mutlaka.
Normal zamanda bu saate kalmaz evden çıkardı Gümüşpala fakat bugün geceden beri sinir harbi yaşanıyordu.
Sabah gözlerini açtığında yatakta yalnızdı. Kucağında getirerek yerine yatırdığı karısı gece oğlanlara bakmak için kalkmış geri gelmemişti. Kendince büyük bir sabır örneği gösteren adam yaklaşık yarım saat sonra hiç üşenmemiş kalkıp bebek odasına gitmiş oğullarını emzirdikten sonra koltuğa uzanıp uyuyan karısını tekrardan kucağına alıp odaya dönmüştü.
Bahar bu gece Hamza Mahir'le uyumak istemiyordu fakat ne ara uyusa gözlerini hep yatağında açıyordu. Çok öfkeli olduğu için üçüncü kere gidip koltuğa yatmıştı.
Hamza Mahir söylene söylene kalkıp önce duşa girdi ardından takım elbisesinin gömleğini ve pantolonunu giyinip oğlanların odasının yolunun tuttu.
Bebekleriyle birlikte sessizlik içerisinde uyuyan Bahar kapının gürültüsüne uyanmıştı.
"Köşe kapmaca mı oynayacağız böyle yavrum?"
Sesi oldukça hoşnutsuz çıkıyordu. Bahar'ın sıcaklığı olmadan uyanmaktan nefret ediyordu adam.
"Ben oyun oynamıyorum Mahir oldukça ciddiyim."
Kocasıyla göz göze gelince yattığı yerden esneyerek doğrulan Bahar oğullarını uyandırmamak için sessizce konuşuyordu. Adamın bakışlarından anladığı kadarıyla pek de sakin konuşmaya meyilli değildi. Usulca odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Hamza Mahir de karısının arkasından odalarına doğru takip ediyordu.
"Bahar güzelim de ki Mahir şunu yap yapayım ama olmuş bir şeyi geri alamam ki ne yapabilirim ben söyle yapayım?"
Yatak örtüsünü düzelten Bahar sinirle güldü.
"Ne güzel olurdu değil mi pahalı bir hediye isteseydim de konuyu kapatsaydım sen de rahat bir nefes verseydin?"
Yatağın üzerinden doğrulduktan sonra Gümüşpala'nın önüne geçip doğrudan gözlerinin içine bakarak konuşmaya devam etti.
"Damarına basmak için söylemiyorum ama dün gece benim gördüklerime sen şahit olsaydın benim yüzüme bile bakmazdın Mahir. Sen ki benim arkadaşım dediğim adamı öldüresiye dövmüş birisin."
Hamza Mahir'in en çok gerildiği mevzu Bahar'ın söylediklerinde haklı oluşuydu. Nefes alıp verdiği sürece karısından asla vazgeçmezdi fakat aynı durumda kendisi olsa kim bilir neler yapardı.
"Bana diyebilirsin sen beni geçmiş yaşantımda ilişkilerim olduğunu en başından bilerek kabul ettin Bahar diye. Evet haklısın ama geçmiş dün bana film şeridi gibi izletildi Mahir beni aldatmadığın halde kendimi aldatılmış gibi hissettim.
Bitmiş bir şeyi sürdürmek o kadının hastalıklı ruh hali olabilir ama benimle iletişim kurabilmesi senin ihmalin."
Karısının bu denli üzgün çıkan sesi Gümüşpala'yı kahrediyordu. Hiç konuşamadan içindeki bütün irini dökmesini bekledi.
Sonrasında büyük bir ciddiyetle yatağın ayak ucuna oturarak Bahar'ın elinden tutup yanına oturttu. Yüzleri birbirlerine dönük olacak şekilde kendisine doğru döndürdü başını.
"İlk olarak, pahalı mücevherleri sus payı olarak kabul eden birisi benim aşık olduğum kadın olamazdı. Seni, sen olduğun için seviyorum başka türlüsünü zaten istemem. Ne kendine ne de bana yakıştır böyle rüşvetçiliği."
Günlük akışlarındaki bir konuşmada hem aşık olduğunu hem de sevdiğini söylese erir giderdi Bahar. Nitekim ne kadar öfkeli olursa olsun gözlerinin içine bakarak bu cümleleri kuruyor oluşu bile kalbinin kanatlarında hemen açılma isteği uyandırıyordu.
Dalıp gittiği düşüncelerden Gümüşpala'nın davudi sesiyle sıyrıldı.
"Sonrasında, adamlarıma bir daha oraya gitmemelerini tembih etmemem suçsa eyvallah ben suçluyum. Telefonunu rehberimden silmemek suçsa eyvallah ben yine suçluyum. Fakat dün geceden beri düşünüyorum ne zaman gittim, kaç kere gittim?"
Tane tane konuşuyordu ama oldukça otoriter bir tavrı vardı.
"İlki senin bu eve gelişinden iki yada üç gün sonraydı. İki kadeh içip eve geldim. Sen gözümde düşmanımın kızı olduğun halde yanlış hiçbir şey yapmadım çünkü dini nikahlı karımdın. Ki hatırlatırım kocan olduğumu dahi henüz kabul etmediğin zamanlardı.
İkincisi asistanlık başvurun için tartıştığımız gündü. Yiğit Ali ve Nejat'ı sordum çocuklara orada olduklarını söylediler. Sinirliydim yanlarında kendi kendime içtim ve eve geldim. Çalışma odasında sabahladım.
Sonrasında o mekana ayak basmışlığım dahası aklıma gelmişliği dahi yok."
Gümüşpala tüm bunları kendini aklamak için anlatmıyordu. Biliyordu ki karısı merak ediyordu. Aklında en ufak bir soru işareti kalıp da kendi kendini yiyip bitirmesini istemiyordu.
Bahar, Gümüşpala'nın en kıymetlisiydi.
"Beni aldattığını düşünmüyorum ki Mahir. Bazı konuşmalarım dünün öfkesiyleydi. Bunu yapmayacak kadar karakter ve prensip sahibi bir adam olduğunu zaten biliyorum.
Bence bir süre oğlanlarla Konya'ya gideyim ben yada başka bir yere bilmiyorum. Kafamı toparlayıp uzaklaşmak belki iyi gelir."
Gümüşpala burnundan soluyarak güldü. Bu gülüş oldukça fazla anlam ve dahası öfke barındırıyordu içinde.
"Yavrum beni delirtme. Bak sana açık açık söylüyorum beni delirtme."
Hamza Mahir karısının kendisini özellikle delirttiğinin pekala fakındaydı ama o kadar iyi yapıyordu ki başarıyordu.
Kocası tamam dese gönlü daha çok kırılırdı genç kadın da bunu gayet iyi biliyordu fakat dün gece o kadar canı yanmıştı ki Hamza Mahir'in canını sıkmak istiyordu.
Geceden beri düşünüyordu. Hamza Mahir'in kendisine olan sadakatinden emindi. Dahası yalan söylemeye tenezzül dahi etmezdi söylediği her şey doğruydu buna da tamamdı. Yine de o kadının yaptığı o şeyin acısını çıkaracaktı kocasından. Dahası ortada bir ihmal vardı, can sıkıcı ve gönül kırıcı bir ihmal.
"Delirebilirsin Mahir. Birkaç parça eşya da sen yakarsın olur biter."
Adam oturduğu yerden eliyle yüzünü sıvazlıyordu. Konu şirazeden çıkmıştı artık müdehale etmesi gerektiğini hissediyordu.
Sinirle yerinden doğruldu.
Kaldırmıştı o güzel burnunu yukarıya tamamadı artık geçmiş olsundu.
Hamza Mahir sesini çıkarmadıkça Bahar saydırmaya devam ediyordu.
"Ay çok da sinirlendirmesek mi şimdi seni maazallah yine içmeye falan gidersin."
Hep söylerdi Gümüşpala iğneleme konusunda çok başarılıydı karısı fakat içinde bulundukları durumda oklar kendisini gösterdiği için her cümle daha da körüklüyordu adamı.
Bahar'ın iyice yanına yaklaşıp belinden kavradığı gibi kendi bedenine yapıştırdı kızı. Aynı saniye içerisinde dudaklarına kapandı.
Ne kadar itiraz ederse etsin mengene gibi tutmuştu belinden bırakmıyordu.
O kadar hoyratça öpüyordu ki genç kadın kontrolü kaybetmişti. Yine Hamza Mahir'in egemenliğine girmişti tüm vücudu. Nafile bir çabayla dudaklarını aralamıyor adama ısrarla geçit vermiyordu. Biraz sonra alt dudağında hissettiği dişlerle ufak bir sızlama eşliğinde ağzından bir inilti kaçmıştı ve fırsattan istifade adam çoktan buyur edilmişti bile.
Bahar, Hamza Mahir'in baskınlığı ile mücadele etmekte zorlanıyordu. Bunun adı öpüşmek değildi. Kocası adeta kendisine ait olduğunun mührünü vuruyordu dudaklarına.
Ayrıldıklarında ayakta durmakta zorlandığını hissetti genç kadın. O kadar sarsılmıştı ki bir yanı daha fazlasını isterken diğer yanı bu etkiye sahip olan adama bir tane vurmak istiyordu.
Her zaman olduğu gibi önce toparlanan taraf Hamza Mahir'di.
"Senin yerin benim yanım. Önce bu konuda mutabık kalalım sonra ne eziyet edeceksen et."
Kızın konuşmasına fırsat vermeden ceketini alıp kapıyı çarpıp çıkmıştı.
..
Yorumlar
Yorum Gönder