GÜMÜŞPALA-33
Keyifli okumalar♥️
Kasım ayı kendini iyiden iyiye göstermeye başlamıştı.
Elinde kahve kupasıyla kış bahçesindeki koltukta, camekanın ardından yağan yağmuru izliyordu Bahar.
Epey kasvetliydi bugün hava.
Şakır şakır yağıp akıp giden yağmurla birlikte Bahar'ın da zihninden onlarca düşünce akıp gidiyordu.
Bu eve geldiği ilk gün hava nasıl da sıcaktı. İnsanı eriten o sıcaklar kaybolmuş yerini kışa bırakmak üzereydi.
İnsan hayatı ne de hızlı ilerliyordu.
Mevsim değişmişti bile.
Gök gürültüsüyle yerinden sıçradı. Oldum olası korkardı şu sesten. Yani öyle yalnız yatamayanlardan falan değildi fakat ne zaman hava böyle şiddetli olsa tüm açık pencereleri kapatırdı. Sanki içeriye giriverecekmiş gibi hissederdi.
Hamza Mahir gideli henüz çok olamamıştı ama şuan başını göğsüne yaslayıp yağan yağmuru birlikte izlemek gibi bir isteğe kapıldı. Nedensizce çok heveslenmişti.
Üzerine giydiği örgü hırkasının cebinden telefonunu çıkarıp adamı aradı. Biraz sonra karşı tarafın bariton sesi duyuldu.
"Güzelim"
Bahar bu sesi duyduğu zaman tüm huzursuzluğu geçiyordu.
"Sevgilim"
İşe giden adama gel denmeyeceğini genç kız da biliyordu fakat istemsizce aramıştı işte.
"Yavrum bir şey mi var?"
Hamza Mahir'i endişelendirmemek adına konuşmaya başladı Bahar.
"Yok bir şey olmadı merak etme. Kış bahçesine çıktım yağmuru izliyorum. Öyle işte seni aramak istedim."
Duydukları hoşuna giden adamın cevabı gecikmedi.
"Gel diyorsun yani?"
Bahar bir taraftan oturduğu koltuğa iyice yayılırken diğer taraftan saçıyla oynuyordu. Adamın sesini duymak bile rahatlatmasına sebep oluyordu.
"Gel dersem geleceksin yani?"
Flört ederken bile pazarlık yapan kıza içten içe güldü Gümüşpala.
"Sen bir dene bakalım."
Her ne kadar hoşuna gidiyor olsa da sesi oldukça ciddi bir şekilde komut veriyordu.
"Ya Mahiir keşke burada olsan birlikte izlerdik yağmuru. Ben senin kucağına yatardım ne güzel."
Genç kızın sesini nasıl hem bu kadar narin hem de böylece nazlı ve cilveli çıkarabildiğini merak ediyordu adam.
"Sen şimdi bana şiir de oku dersin?"
Bahar kıkırdadı.
"Cumhuriyet bayramı şiiri mi okuyacaksın?"
Hamza Mahir'in şiir okuması gibi bir durumu gözünde canlandıramıyordu genç kız, en fazla ilkokulda falandı heralde.
Tam o sırada biri arkadan gelip boynuna sokulunca Bahar'ın zaten şu günlerde gezintide olan aklının kalanı da kaçıp gitmişti. Korkuyla yerinden sıçradı.
"Hiiih a-aklım çıktı aklım aklım!"
Bir yandan da elini damağına götürüp kaldırmakla meşguldü.
"Böyle alırım aklını yavrum kocanla dalga geçmek neymiş görürsün."
Bahar henüz kendine gelemeden Hamza Mahir çoktan koltuğa kurulmuş kızı da kolunun altına çekmişti bile.
"Nerden çıktın sen acaba?"
İşte şimdi her şey istediği gibi olmuştu. Yağmur hala tüm hızıyla yağıyordu ve elleri Hamza Mahir'in elleri arasında, başı o en sevdiği ritmin tam üzerindeydi.
"Dediler gözü camlarda kaldı yolunu gözlüy..."
Adamın sözünü tamamlamasına izin vermeyen kız gülerek elleriyle adamın ağzını kapattı.
Her fırsatta eğleniyordu kendisiyle.
Bir miktar yağmurdan nasibini almış saçlarına gitti eli sonrasında. Hafiften ıslak saçlarına elleriyle şekil verirken adam da sesini çıkarmadan usulca kızı izliyordu. Halinden memnun olduğu açıkça belliydi.
Tekrardan başını Hamza Mahir'in göğsüne koyduğunda bir müddet ses çıkarmadan yağmuru izlediler. Ortamda yalnızca yağmur damlalarının cama çarpma sesi duyuluyordu.
"Bahar bitiyor."
Ortamın sessizliği genç kızın sesiyle bozuldu.
'Kasım sonbaharın son ayıydı.'
"Benim Bahar'ım burada."
Adamın adını böyle hoş bir iltifata dönüştürmesiyle mest olmuştu kız. Tabii saçının üzerine kondurduğu öpücükleri de göz ardı edemiyordu.
Hamza Mahir'in kokusu ve sıcaklığıyla iyiden iyiye mayışan Bahar adamın sesiyle gözlerini açtı.
"Akşam katılmam gereken bir davet var."
Bahar soran gözlerle bakıyordu.
"Akşam evde olmayacak mısın yani?"
Başını kendisine doğru kaldıran kızın yüzünü seven adam ellerini üzerinden bir an olsun çekemiyor gibiydi.
"Sen de benimle geleceksin."
Bahar hala anlamazca bakıyordu.
"Ben de mi geleceğim? Herkesin içine?"
Her ne kadar öyle çok bir vakit geçmiş olmasa da neticede bu zamana kadar Hamza Mahir kendisini kalabalık bir ortama sokmamıştı. Bir miktar şaşkınlığı bu yüzdendi genç kızın.
"Biraz şaşırdım."
Adam kızın sorar gibi cümlesini es geçip dudaklarına bir öpücük kondurdu.
"Hazırlanman için birilerini göndersinler mi?"
Aklı geçen sefer gelen kadınlara kayan Bahar kaşlarını çatarak sordu.
"Nurbanu hanıma mı söyleyeceksin?"
Gümüşpala'nın bir kaşı anında kalkarken hesap mı soruyorsun bakışı atıyordu ki kız ondan önce davranıp koltukta dizlerinin üzerine doğrulup adama diklendi.
"Sen bana kimsenin parmağının ucuyla dokunmasına izin verme, selam verene öldürecekmiş gibi bak hatta ne mişi canım hastanelik et. Ben kim diyince o kaş hemen kalksın öyle mi Mahir bey?"
Bahar'ın arka arkaya saydırması üzerine kızın dudaklarına kapanan adam bir süre sonra sustuğuna emin olunca ayrıldı.
"Kim dokunacakmış sana bakayım?"
Cevap vermeyen kız büyük bir nazla omuzlarını silkti.
"Ulan taktığın şeye bak anasını satayım! İşinde gücünde kız."
Bahar hala tam olarak ikna olmuş değildi.
"Aranızda hiçbir şey geçmedi yani?"
Adam ise konudan ve bu şekilde hesaba çekilmekten sıkılmış gibiydi.
"Tövbe estağfurullah ne geçecek yavrum yanımda çalışan kızla aramda?"
Hamza Mahir'in kıza hiç başka gözle bakmadığına ikna olmuştu Bahar ama acaba Nurbanu hanım da öyle mi düşünüyordu?
"Hiç kendini göstermeye çalışmadı yani sana?"
Artık adam ters ters bakıyordu kendisine.
"Öyle üstten iki düğme açık da gezmiyor? Hayır eteği de pek kısacıktı geldiğinde de ne bileyim."
Hamza Mahir, genç kızı omzuna attığı gibi içeriye doğru yürümeye başladı.
"Ya Mahir beynim akacak indir!"
Adam umursamaz bir şekilde cevapladı.
"O güzel beynine biraz kan gitsin."
Yukarı odalarına çıkana kadar Bahar 'Mahir' dedikçe aldığı tek cevap poposuna yediği şaplaklardı.
Hamza Mahir Gümüşpala kesinlikle fazla sorgu suale gelebilen bir adam değildi.
"Gelsin mi biri?"
Aldığı karşılık yine tam bir sessizlikti.
Anlaşılan bu da huy olmuştu. Daha neler çıkacaktı kimbilir?
Burnundan sesli bir soluk veren adam yatağa doğru yaklaşıp kızın yanına oturdu.
"Güzelim işinde gücünde kızın boş yere günahını alma. O bana ölen ağabeyinden emanet. Ben de onun ağabeyi sayılırım."
Ne yani Hamza Mahir kızı kardeşi gibi görüyor diye kızın da öyle düşündüğünün bir garantisi mi vardı?
Anlaşılan Hamza Mahir kızı gerçekten de kardeşi gibi görüyordu ve bu da demekti ki kız istese de adama yaklaşamazdı.
İçinin rahatladığını hisseden Bahar şöyle bir düşününce konu kıskançlık olunca içinden çıkan canavara söz geçiremediğini farketti.
"Ben kendim hazırlanırım birine gerek yok teşekkür ederim."
Kızın cevabı üzerine kendisiyle barış imzaladığını anlayan adam tebessüm edip kızın dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu ve doğrulup ayağa kalktı.
Hamza Mahir'in yanından kalkmasının ardından Bahar ise 'teşekkür edeceksen böyle et' mesajını çoktan almış yüzünde tatlı bir sırıtış belirmişti bile.
"Akşama nasıl bir yere gideceğiz? Nasıl giyineyim?"
Adamın için böyle şeylerin hiç önemi olmadığı açıkça belliydi.
"Yavrum beni deli edecek bir şey giyme de ne giyersen giy."
Gerçekten aşırı açıklayıcı bir cevap olmuştu.
"Bu kadar detay verme sevgilim boğulurum sonra."
Kızın sevimli sevimli kendisine laf sokmasına güldü adam.
"O kadar yüzme dersini boşuna mı verdik güzelim?"
Gözlerindeki o imalı pırıltı kızın aklına hiç de edepli şeyler getirmiyordu.
"Siz hep böyle edepli biri miydiniz Mahir bey?"
Hamza Mahir'in ağzından bir cık sesi çıktı. Devamında söyledikleri ise Bahar'ı hem utandırmış hem de oldukça memnun etmişti.
"Beni sen yoldan çıkardın."
Bahar yoldan çıkardıysa, bu adam kendisini freni boşalmış bir şekilde yokuş aşağı bırakmıştı. Haberi var mıydı acaba?
"Bak yine konuyu istediğin yere çekiyorsun Mahir bir cevap ver bana adam!"
Kızın isyanı üzerine gidecekleri yerle ilgili bilgi verdi.
"Güzelim davet adamın kendi evinde ama sen yine de kalın giyin yeni iyileştin."
İyileşeli en az iki hafta olmuştu ama Hamza Mahir iki ay daha tembih edecek gibiydi bu konu hakkında.
Akşam sekiz sularında Bahar elbisesinin fermuarını çekmeye çalışmakla meşguldü.
Lacivert elbisesi topuklu ayakkabısının büyük bir bölümünü kapatacak şekilde yere doğru uzanıyordu.
Oldukça pahalı bir kumaştan dikildiği belli olan ve ben buradayım diyen elbisenin tek detayı incecik askılarıydı. Herhangi bir dekoltesi bulunmayan elbisenin ön kısmı çok hafif bir şekilde göğüs oluğuna doğru v şeklinde geliyordu. Mümkün olabildiğince sade hazırlanmış elbisenin nasıl böylece iddialı durabildiği soru işaretiydi.
Odanın kapısı açılıp Hamza Mahir içeriye girdiğinde Bahar adamı aynadan görüyordu.
Kızın isteği üzerine koyu lacivert bir takım elbise giymişti ve Bahar adama siyahın mı yoksa lacivertin mi daha çok yakıştığına karar vermeye çalışıyordu.
Hangisini seçse diğerinin hatrı kalacak gibiydi.
Gümüşpala'nın da içeriye girer girmez farkettiği ilk şey Bahar'ın güzelliğiydi. Yarım topladığı saçıyla tüm boynu daha da ön plana çıkmış bembeyaz teni göz kamaştırıyordu.
"Biz bu elbiseyi birlikte mi aldık?"
Kızın beline arkadan sarılmış, aynadan tüm bedenini süzüyordu.
"Evet sevgilim."
Adam hem hayranlıkla kızı izliyor hem de durumdan memnun olmadığını açıkça belli ediyordu.
"Benimleyken böyle bir şey almış olamazsın."
Bahar suçlu suçlu alt dudağını dişlerken mırıldandı.
"Sana omuzlarımda şal varken göstermiş olabilirim."
Hamza Mahir kızsa mı yoksa kızın üç kağıtçılığına gülse mi bilememişti.
"O zaman bana gösterdiğin gibi giyilecek bu elbise yavrum."
Yok artık boleroydu yani!
"Mahir ama ya! Bu elbise böyle daha güzel görünüyor. Hem ne var yani hiç dekoltesi bile yok? Allah bilir oradaki kadınlar neler giydiler kimsenin dikkatini bile çekmez ki bu elbise."
Bahar dur duraksız bir şekilde kendi istediğinin olması için konuşuyordu ki adamın bir parmağını elbisesinin incecik askısına taktığını görüp şaşkınlıkla sustu. Askısının biri omzuna doğru inmişti bile.
"Senin tüm mahremin benim. Bundan daha önemli bir şey yok. Gitmeyiz olur biter."
Gümüşpala o kadar netti ki bu kesinlik karşısında bütün cümleler gereksiz oluyordu.
Bahar ters ters bakarak giyinme odasındaki elbisesiyle aynı renkte olan incecik şalını omuzlarına örtmek için almaya gitti.
Oldukça uzun zaman sonra yabancı insanların bulunduğu kalabalık bir ortama çıkacak olan genç kız yine de hevesini kaçırmamak adına adamın kıskançlıklarını görmezden gelmeye çalışıyordu.
Tam odadan çıkacakları sırada Hamza Mahir'in elindeki siyah kadife kutuyu gördü Bahar.
Adam usulca kutunun kapağını açtığında içinden çıkan safir taşlı pırlanta mücevherlere hayranlıkla bakakaldı genç kız. Öyle narin duruyorlardı ki gözlerini alamadı.
"Yavrum aşkla bana bakacaksın onlara değil."
Hamza Mahir'in homurdanması üzerine kıkırdayan Bahar kolyeyi takabilsin diye saçlarını kaldırmıştı hemen.
Adam kolyeyi taktıktan sonra boynuna uzunca bir öpücük bırakmış dizlerinin bağını tamamen çözmüştü.
"Elbisenin rengini bilmiyordum ama şanslı adamım."
Şanslı adamım derken sanki asıl kast ettiği Bahar'dı. Öyle derin bir bakışla kurulmuştu cümle.
Topuklu ayakkabının sağladığı kolaylıkla adamın dudaklarına uzanan Bahar bu sefer tam da istenilen gibi etti teşekkürünü.
Evden çıktıklarında Yiğit Ali ve Nejat da kapıda bekliyorlardı.İki genç de jilet gibi giyinmişler sigara içiyorlardı.
Kapıdan çıkan çifti farkeden Yiğit Ali neşeli bir ıslık çaldı.
"Yeminle böyle yakışan çift görmedim. Sizin artık bu genlerinizi toplumla paylaşıp çocuk yapmanız lazım."
Yiğit Ali'nin lüzumsuzluklarına evvelden alışık olan Hamza Mahir yalnızca terçe bakmakla yetinirken Bahar utanmış genç adamdan gözlerini kaçırmıştı.
Etraftaki adamların uzak olmasından dolayı rahatça konuşabiliyorlardı.
"Lan Yiğit Ali sen sakın çocuk yapma lan. Oğlum sen böylesin senden olacak Allah bilir nasıl olur?"
Nejat'ın isyanı herkesi güldürmüştü.
"Benim yeni amca olma yaşım geldi lan dur daha baba falan demedik zaten."
Amca olmaya dünden hevesli olan Yiğit Ali'nin rengi değişmişti baba olmaktan bahsedince.
Bir taraftan da arabaya doğru yürüyorlardı hep birlikte.
"Oğlum ben mesela çocuğumu seninle görüştürmeyi düşünmüyorum açık konuşayım."
Nejat da bugün formunda gibiydi.
"Hayırdır lan sen üstüne mi alındın amca olmak istiyorum deyince? Varsa bir şeyler bilelim koçum?"
Yiğit Ali'nin imalı sözleri üzerine biraz önlerinde Hamza Mahir ile birlikte yürüyen Bahar kafasını çevirip aniden soruverdi.
"Leyla hamile mi?"
Hamza Mahir sırıtırken Yiğit Ali kahkahasını salıvermişti artık.
"Yok yenge öyle bir şey ya bakma sen bu dingile."
Bahar da biran heveslenmişti yani bebek geliyor diye.
"Ay Yiğit Ali ya sevinmiştim bebek seveceğiz diye yaptığın şeye bak!"
Bahar bir taraftan arabaya yerleşirken diğer taraftan da söylenmekle meşguldü.
Kızı göğsüne doğru çeken Hamza Mahir kimseye çaktırmadan kulağına doğru fısıldadı.
"Heveslendiysen çözümün bende yavrum."
Adamın bakışlarıyla içinin eridiğini hisseden Bahar yüzünde gizleyemediği tebessümüyle dalıp gittiği sırada karşı koltukta oturan iki genç adam kendisine sırıtıyordu.
Bir müddet yolculuk yaptıktan sonra geldikleri yer kocaman, gösterişli bir yalıydı. Işıl ışıl görünüyordu tüm aydınlatma sistemi açılmış gibiydi.
Kendilerini kapıda karşılayan ev sahibiyle birlikte içeriye girdiler. Yaklaşık otuz kırk konuğun bulunduğu bir davetti.
Böyle ortamlara alışık olmayan Bahar biraz şaşkın şaşkın baktığının farkındaydı fakat insanlardan gözünü almak gerçekten de zor oluyordu.
Erkekler de en az kadınlar kadar şıktı fakat kadınların güzelliği göz dolduruyordu.
Elleri Hamza Mahir'in avcunun içinde kendilerine ayrılan masaya doğru yürüdükleri sırada istisnasız her kadın kenetli ellerine bakıyordu haset dolu bakışlarıyla.
Ortamdaki kimseyi tanımıyordu Bahar fakat o gözlerin hiç de iyi bakmadığını anlayabiliyordu.
Özellikle esmer ve uzun boylu kadınlar daha mı kötü bakıyordu ne?
Saçmalama Bahar taktın sen de esmer uzun bacaklılara!
Ev sahibi olan kırklı yaşlarda olduğunu tahmin ettiği adamdan da pek haz etmemişti genç kız. Geldiklerinden bu yana bir paspas olmadığı kalmıştı Hamza Mahir'in önünde.
Ayaküstü bir çok kişiyle merhabalaşmışlar kısa da olsa konuşmuşlardı. Kendilerini el ele gören kimse Bahar'ın kim olduğunu sorgulamıyordu fakat Hamza Mahir de hiçbiriyle eşi olarak tanıştırma gereği duymamıştı. Yalnızca ismini taktim ediyordu.
Başka bir açıklama yapmıyordu.
İşin aslı genç kız bu duruma oldukça bozulmuştu. Sanki insanlar evlilik cüzdanlarını mı soracaklardı? Normal zamanda karım diyorsa pekala şimdi de diyebilirdi ama tek bir detay vermiyordu.
Yiğit Ali'yle göz göze geldiklerinde olabildiğince içten bir şekilde gülümsedi. Kimsenin gecesini de bozmak istemiyordu genç kız.
Bir ara Hamza Mahir gelen bir adamın ricası üzerine masadan ayrılmıştı.
Üç genç havadan sudan muhabbet ederken Yiğit Ali telefonunu çıkartmış bir müddet bir şeylerle uğraşmış ve izin isteyerek yanlarından ayrılmıştı.
Buraya gelmeden önce aslında bugünün aynı zamanda bir iş toplantısı olduğu bilgisi bizzat Hamza Mahir tarafından verildiği için Bahar da yadırgamamıştı bu durumu.
Yiğit Ali'nin de iş görüşmesi için çağrıldığını anlamıştı.
Anlamadığı şey neden bu kadar gösterişli bir davette bu tip iş toplantılarının yapıldığıydı. Hamza Mahir'in bu karanlık yüzü kimi zaman genç kızın korkmasına yol açıyordu.
Ortamda oluşan sessizliği bozmak adına sordu.
"Ee Nejat neden Leyla'yı da getirmedin?"
Konuşmayı pek de sevmeyen adam bugün nedense konuşmaya meyilliydi.
"Aramız biraz limoni yenge sorma."
Hayret hiç de konuyu kapatmaya çalışmamıştı.
"Hayırdır?"
Genç adamın sesinde bariz bir isyan vardı.
"Neymiş babasını bulacakmış. Kendi başına Urfa'ya gönderecek adam mıyım ben Allah aşkına yenge? En sonunda delirtecek beni adım deli olacak yeminle."
Bahar gülmek istiyordu ama Nejat böyle dertliyken de gerçekten çok ayıptı. Leyla ne yapmış etmiş koskoca adamı madara etmişti anlaşılan.
"Yani Nejat kızın babasını bulmak istemesi normal sonuçta babası. Sen istersen bulursun o adamı tabi hala bulmadıysan. Biraz yokuşa sürüyormuşsun gibi geldi?"
Karşısındaki kızın cin gibi bakışlarından da bir şey kaçmıyordu ki.
"Söylemeye utanıyorum ama hayatımda ilk defa korkuyorum yenge. Ellerimden kayıp gidiverecekmiş gibi geliyor ailesiyle tanışınca."
Bu zamana kadar hep resmiyetle kendisiyle muhattap olan Nejat'ın içini açması Bahar'ı çok etkilemişti.
Dışarıdan ne kadar sert olursa olsun herkesin bir kalbi vardı neticede.
"Benim bildiğim Nejat ne yapar eder kolundan tutar geri getirir sevdiği kızı. Hem sen Leyla'nın hayır dediğine çok da takılma bence."
Kızın söyledikleriyle kafası karışan adam istediklerini duyabilmek için üsteledi.
"Nasıl yani aslında kalmak mı istiyor?"
Bahar adamın gözlerinin içine gülümseyerek uzunca baktı. Söyleyemiyorum ama anla işte der gibiydi.
Mesajı alan Nejat ise gülümseyerek önüne dönüp içkisini yudumladı.
Leyla'ya söz vermişti Nejat'a hiçbir şey söylemeyecekti ama kendilerinin de bir şey becerdiği yoktu ki!
Ölümlü dünya diye düşündü Bahar.
Gerek var mıydı sevgimizi bu kadar saklamaya?
Eğer onların gelecekteki yaşantıları için bir katkısı olacaksa biraz etik dışı davranmanın bir mahsuru yoktu.
Hamza Mahir de bir türlü gelmemişti ve Bahar'ın lavaboya gitmesi gerekiyordu en acilinden.
"Nejat ben lavaboya gidip geliyorum."
Adam da kendisiyle gelecek gibi olsuyda da engelledi genç kız.
"Evin içerisindeyiz zaten Nejat hemen gider gelirim merak etme."
Nejat kararsız kaldıysa da sıkboğaz etmemek adına başıyla onayladı.
Bahar garsonlara sorarak evin lavabosunu bulmuştu hele şükür.
İnsanın yer yön bilgisi sıfır olmayagörsün evin içinde bile kaybolurdu vallahi.
Gerçi ev de evdi hani. Daha önce hiçbir yalının içine girmemişti. Hakikaten de ne kadar büyüktü öyle.
Kendi kendine güldü genç kız şuanki yaşadıkları ev farklıymış gibi milletin evine yorum yapıyordu.
İşini hallettikten sonra merdivenlerden inip Nejat'ın yanına döneceği sırada ev sahibi adam ve yanındaki birkaç kişiyle karşılaştı genç kız.
"Gümüşpala'yı mı arıyorsunuz Bahar hanım?"
Adının Özgür olduğunu öğrendiği adam kendisine seslendi.
"Ben lavabonuzu kullandım salona geçiyordum. Sanırım Mahir bir görüşme yapıyor."
Adamın sinsi biri olduğuna yemin edebilirdi Bahar. Kendisine karşı oldukça nazik ve saygılıydı fakat sevmememişti işte.
"Az evvel bitirdik toplantımızı. Kendisi Yiğit bey ile hemen koridorun sonundaki odadalardı. Dilerseniz yanlarına gidebilirsiniz siz de."
Bahar adama zoraki gülümseyerek teşekkür mahiyetinde bir şeyler sıraladı. Merak etmişti kaç dakikadır ortalarda yoktu iki adam.
Nejat'ın yanına gideceği sırada karar değiştirip koridorda ilerlemeye başladı.
Tüm koridor halı döşeliydi ve ciddi anlamda zor yürüyordu genç kız. Acaba hangi akla hizmet böyle yapılmıştı anlam veremedi.
Kapıdan girdiğinde aslında iki kapının açıldığı küçük bir hole girdiğini anladı. Kapılardan biri kapalıydı ama açık olandan Yiğit Ali ve Hamza Mahir'in sesi geliyodu.
Yanlarına gireceği sırada insani bir refleksle adının geçtiği duyunca duraksadı.
"Abi bu durumu yengeden daha ne kadar gizleyeceksin?"
Ses Yiğit Ali'ye aitti.
"Bilmiyorum aslanım benim de canım sıkılıyor bu işe."
Hamza Mahir'in sesi biraz sıkkın çıkıyordu.
"İnsanların bakışını gördün hemen ilişkinizi didiklemeye başladılar. Mutlaka fark etmişsindir yenge de üzülüyor."
Yiğit Ali gerçekten de Bahar için üzülüyor gibiydi.
"Milletin gözü sürekli üzerinizde"
Gümüşpala'nın konuyu kapatmak ister gibi bir hali vardı sanki.
"Aslanım burada konuşulacak mevzu mu?"
Bahar neyden bahsettiklerini anlayamadıkça meraktan deliriyordu.
Kötü bir şey vardı sanki. Eli ayağı olduğu yerde buz kesmişti boşuna değildi.
"Abi haklısın değil de başka yerde konuşturuyor musun sanki?"
Durup bir süre karşısındaki adamı tartıp bir cesaret devam etti Yiğit Ali.
"Mevzu onu da ilgilendiriyor sonuçta. Evli olduğunu bilmeye hakkı yok mu bu kızın?"
Gümüşpala'nın sesi biraz öncekinin aksine öfkeliydi.
"Aslanım şu mevzuyu kapat bizim de bir bildiğimiz var amınakoyayım nesini anlamadın!"
Ağabeyinin kestirip atması üzerine mecburen susmuştu genç adam.
"Hadi yürü gidelim artık."
O sırada Bahar ise başından aşağı kaynar sular boşalıyor gibi hissediyordu. Gözünün önü kararmış ayakları olduğu yere çivilenmiş gibi kalakalmıştı.
İnsanın bütün kasları aynı anda işlevini yitirebilir miydi?
Daha fazla dengesini sağlayamayacağını hissetti.
Yapabildiği tek şey bir eliyle yanındaki duvardan destek alıp ötekiyle ağzını kapatabilmek oldu.
Yorumlar
Yorum Gönder